SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünürler

Konu: Nietzsche

Sayfa: [ 1 ] 2 3

09.07.2004 12:12:31
Nietzche



(1927 - 1986) 19. yüzyılın diğer düşünürlerinden birçok noktada farklılaşan Alman düşünür Nietzsche, batı düşünürlerinin Sokrates’ten bu yana gerçeği çarpıttıklarını, aklı da, duyuların tanıklığını yanıltmak için kullandıklarını belirtir. Nietzsche’ye göre, modern insanı korkunç yıkımlar beklemektedir. Bu yıkımın nedenlerini de daha çok yeni çağda insanların Hıristiyanlığa duydukları inançsızlığa bağlar. Bundan dolayı Darwin’in ‘evrim teorisini’ insanlık için büyük bir tehlike olarak değerlendirir. Yaygın düşünüşe karşın Nietzsche, insanı özü itibariyle yetkin ve iyi bir varlık olarak değil, ‘kaplanın sırtına atlamaya can atan, merhametsiz, tatminsiz ve kötücül bir varlık olarak tanımlar. İnsanın, bu gerçek durumunu gizlemek için, yüzyıllardan beri, Tanrı’nın insanı özel bir varlık olarak yarattığı yanılsamasında olduğunu belirtir. Ama kuşkusuz Nietzsche’de yeni olan, “üstinsan”a ilişkin düşünceleridir. Her varlık nasıl ki kendisinden üstün bir şey yaratmışsa, insanın da kendisini aşması gerekir. Onun üstün insanı da insanlar arasından çıkıp topluma hükmeden üstün yeteneklere sahip bir kişidir. ‘Üstün insan’ın, doğal yollarla değil, ‘doğa üstü bir yoldan, yani inancın sıçrayışla, insanın kendisini Tanrı’ya teslim etmesiyle’ doğacağını belirtir. İnsanın temel amacının güç isteği ya da çevreye egemen olma olarak gören Nietzsche, üstinsan olarak tarif ettiği kişiliğe yaklaşan örnekler olarak, Büyük İskender, Sezar, Napolyon gibi devlet yöneticilerini gösterir. Nietzsche’nin üstün insan teorisi, kendisinin ölümünden çok sonra, Naziler tarafından felsefi bir dayanak olarak kullanılmıştır. O’nun bu görüşüne Naziler dört elle sarılmıştır. Ne var ki, Alman ulusunun dünya üzerindeki diğer tüm uluslardan daha yetenekli ve önemli olduğunu söyleyerek barbarlığa girişen Nazilerden farklı olarak, Nietzsche, pek çok kez Almanlar ile alay etmiş ve sık sık onları aşağılayarak, ‘Almanların üstinsana en uzak ulus’ olduğunu söylemiştir.

deniz 09.07.2004 12:19:28
Nietzsche Yahudi asıllı mıydı? Hatılayamadım.

Eğer öyle ise üstüninsan fikrine yahudi bilinci de etkili olmuş mudur?

09.07.2004 12:35:02
Nietzche yahudi asilli degildi dostum...hatta ailesi birazda yahudi dusmaniydi....

13.08.2004 13:30:01



Nietzsche

 

Geleneksel kavramlarımıza karşı protesto Alman bireycisi Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900) öğretisinde bir doruğa ulaşır. Nietzsche Amerikan pragmatizminin ortaya çıkışından önce yazmış olsa da, bütün hoşnutsuzluk deviniminin enfant terrible’ı [haşarı çocuğu] olarak görülebilir. Yalnızca eski kuramlara ve yöntemlere karşı çıkmakla kalmaz, ama eski değerleri süpürüp atar ve modern uygarlığımızın bütün eğilimini kınar, tarihsel tutumu çağımızın zayıflığının nedeni olarak görür; güçlü, saygılı, sorumluluk duyan insan geçmişin çok fazla ağır, tuhaf sözlerini ve değerlerini sırtında taşır. Tüm değerleri dönüştürmek (Umwertung aller Werte), yeni değerler, yeni idealler ve yeni bir uygarlık yaratmak, diye bildirir, felsefenin işlevidir.

Nietzsche Schopenhauer’ın istencin varoluş ilkesi olduğu yolundaki temel anlayışını kabul eder, ancak bu istenci yalnızca yaşama istenci olarak değil ama güç istenci olarak tasarlar: yaşam özsel olarak gücün artırılmasına yönelik bir çabalamadır, ve bu taşkın içgüdü iyidir: Alles Gute ist Instinkt. Anlama yetisine — bilgiye, bilime, felsefeye ve gerçekliğe — ilişkin görüşünü bu düşünce üzerinde temellendirir. Anlık ya da anlak yalnızca içgüdünün, yaşama ve güç istencinin elinde bir araçtır; beden tarafından yaratılmış “küçük us”tur; beden ve içgüdüleri “büyük us”tur. “Bedeninizde en bilge bilgeliğinizde olduğundan daha çok us vardır.” Bilginin ancak yaşamı koruduğu ve ilerlettiği sürece ya da türü koruduğu ve geliştirdiği sürece değeri vardır; bu yüzden yanılsama gerçeklik denli zorunludur. Gerçekliği yanılgı ve yanılsamanın üzerine koymak, gerçekliği bir yaşam aracı olarak sevmek yerine kendi uğruna sevmek şeyleri başaşağı çevirmektir, hastalıklı bir içgüdüdür. Aslında bu gerçeklik uğruna gerçeklik ideali yalnızca çileciliğin bir başka biçimidir: başka birşey için yaşamın yadsınması ya da olumsuzlanmasıdır.

Dahası, diye sürdürür Nietzsche, evrensel gerçeklik diye birşey yoktur. Evrensel gerçeklik olarak önerilmiş önermeler yanılgılardırlar. Düşünme gerçekte sağın olmayan algıdır: benzerlikler arar ve ayrımları gözardı eder, böylece yanlış bir olgusallık görüntüsü üretir. Doğada kalıcı hiçbirşey, hiçbir töz, hiçbir evrensel nedensel bağ, hiçbir amaç yoktur, hiçbir belirli hedef yoktur; evren mutluluğumuza ya da ahlakımıza aldırmaz, ve evrenin dışında bize yardım edebilecek hiçbir tanrısal güç yoktur. Bilgi bir güç aletidir: sakınım için yararlık bilgi örgenlerinin geliştirilmesinin ardında yatan güdüdür. Düşüncelerimizde dünyayı varoluşumuzu olanaklı kılacak bir yolda düzenleriz, bu yüzden kalıcı ve düzenli olarak yineleyen birşeye inanırız. Bize sunulan karışık deneyimler çoğulluğunu uydurduğumuz formüller ve imler aracılığıyla ussal ve yönetilebilir bir şemaya indirgeriz; bunun amacı yararlı bir yolda kendimizi aldatmaktır. Bu anlamda gerçeklik istenci duyumlar çoğulluğunu denetleme, — görüngüleri belli kategoriler üzerine sıralama —istencidir. Bu yüzden mantık ve usun kategorileri yalnızca dünyayı yararlık-amaçlarına göre düzenleme, onu kullanabileceğimiz bir yolda düzenleme aracıdırlar. Ama felsefeciler bu kategorileri, bu formülleri, bu kullanışlı biçimleri gerçeklik ölçütleri olarak, olgusallık ölçütleri olarak görme yanılgısına düşmüşlerdir; şeylere sakınım uğruna bakmanın bu insansal yolunu — bu insanözeksel ayrıksılığı — naif bir şekilde şeylerin ölçüsü, “olgusal” ve “olgusal-olmayan”ın ölçünü yapmışlardır. Ve bu yolda dünya bir olgusal dünyaya ve bir görünürdeki dünyaya bölündü; onda yaşamak için insanın usunu icadetmiş olduğu dünyanın kendisi — bu değişim, oluş, çoğulluk, karşıtlık, çelişki, savaş dünyası — güvenilmez görülüp karalandı; olgusal dünya bir benzerlik dünyası, salt bir görünüş, yalancı bir dünya diye adlandırıldı; ve uydurulmuş yapıntısal dünya, sözde kalıcılık dünyası, değişmeyen, duyulurüstü dünya, yalancı dünya gerçek dünya olarak tahta çıkarıldı.

Doğrudan doğruya bildiğimiz herşey isteklerimizin ve içgüdülerimizin dünyasıdır; ve tüm içgüdülerimiz temel içgüdüye — güç istenci — indirgenebilir. Yaşayan her varlık başka varlıkları yenerek gücünü artırmaya çabalar; bu yaşam yasasıdır. Hedef üstün insanların, daha yüksek bir tipin, bir kahramanlar ırkının yaratılmasıdır; bu savaşım, acı, sıkıntı ve zayıflara zarar verme olmaksızın bu gerçekleştirilemez. Bu yüzden savaş barışa yeğlenebilirdir; aslında barış bir ölüm belirtisidir. Hazzımız, mutluluğumuz için burada değiliz; herhangi bir amaç için burada değiliz; ama burada olmakla kendi gücümüze dayanmalı, kendimizi ileri sürmeliyiz yoksa yeniliriz. Öyleyse Schopenhauer’ın tüm ahlakın kaynağı yapmış olduğu acıma duygusu kötüdür: vereni de alanı da yaralar; güçlüyü de zayıfı da zayıflatır, insan ırkının gücünü tüketir ve kötüdür.

Yaşamın korkunç olduğu doğrudur ama bu kötümserlik için bir neden değildir. Aslında kötümserlik ve vazgeçme hastalıklı ve yozlaşmış bir ırkta olmanın dışında olanaksızdır, çünkü yaşama isteği sağlıklı bir kafada acı ve savaşımın altedemeyeceği denli güçlüdür. Yaşam bir deneydir, iyilerin kötülerden ayırdedildiği bir deneme sürecidir. Seçicidir, aristokratiktir. İnsan doğasındaki eşitsizlikleri göz önüne serer, insanların eşit olmadıklarını gösterir. Kimi insanlar başkalarından daha iyidir, beden ve anlıkça daha güçlüdür. Daha iyi olan insanların, doğuştan aristokratların daha çok ayrıcalıkları olmalıdır çünkü aşağı olanlardan, ayaktakımından daha fazla ödevleri vardır. En iyi olan insanlar yönetmelidir. Bu yüzden kamuerki, toplumculuk, ortakmalcılık, anarşizm, tümü de olanaksızdır, tümü de ideal ile çelişirler, tümü de güçlü bireylerin gelişimini önlerler. Kölelik şu ya da bu biçimde her zaman varolmuştur ve her zaman varolacaktır. Modern işçi yalnızca antikçağ kölesinin yerini almıştır. Ne de kadınlar erkeklerle aynı haklara iye olabilirler, çünkü insiyatif, erke ve istençte erkeklere eşit değildirler. Bugün bizim için en büyük tehlike eşitlik manyasında yatmaktadır.

Geleneksel ahlakımız da Nietzsche tarafından reddedilir çünkü acıma üzerinde temellenmiştir ve güçlüye karşı zayıfı ve yoz olanı kayırır. Din de, özellikle Hristiyanlık, aynı nedenle reddedilir; ve Nietzsche’nin bilim ve felsefeyi hor görmesi aynı yolda açıklanmalıdır — güç istencini yüceltmesi yoluyla. Barış, mutluluk, acıma, kendini-yadsıma, dünyanın hor görülmesi, kadınsılık, dirençsizlik, toplumculuk, ortakmalcılık, eşitlik, din, felsefe ve bilim, tümü de yaşamla çeliştikleri için reddedilirler; ve bu şeyleri değerli ve kendileri uğruna çabalanmaya değer olarak gören tüm düşünce dizgeleri ve tüm kurumlar yozlaşma belirtileridirler.*

Aşırı bireyci Max Stirner (Kaspar Schmidt, 1806-1856; Birey ve Mülkiyeti [Der Einzige und sein Eigentum], 1845) Nietzsche’nin öncelleri arasında yer alır.

Nietzsche’nin yapıtları: Tragedyanın Doğuşu [Die Geburt der Tragödie], 1872; Böyle Dedi Zerdüşt [Also sprach Zarathustra], 1833, ss.; İyinin ve Kötünün Ötesi [Jenseits von Gut und Böse], 1886; Ahlakın Soykütüğü [Zur Genealogie der Moral], 1887.

Notlar
*Bkz. Thilly, The Philosophy of Friedrich Nietzsche, Popular Science Monthly, December, 1905. Yukarıdaki açıklamanın kimi bölümleri bu kaynaktan alınmıştır.


 

13.08.2004 20:07:31
fikir önderi mi_?
ben  ona  fikir üretme tanrısı diyorum oysa..

13.08.2004 22:43:11
Smiley bende ona Aykiri Yoldas-yalniz bir bas diyorum. ama baslik böyle napalim  

11.02.2005 11:42:45
Benim olimpiyatlarda konumdu.. Daha doğrusu ben onu konu yaptım!

paradoks 05.10.2005 18:42:21
bilgi donanımı,düşünebilme ve üretebilme kapasitesiyle yeryüzüne gelmiş nadir insanlardan biri.onu aykırı,anlaşılmaz ve farklı yapan özellikler onu yalnızlaştıran ve anlaşılmasını güçleştiren nedenler aynı zamanda...

16.12.2005 15:49:56
bu arada mesajını görmemişim plastik..
nietzsche asten polonyalı,
kendisine almanyalı değilde - polonyalı denmesini isterdi..!!

25.12.2005 14:12:11
nietzche nin felsefesiyle nazi felsefesi arasında bir bağ var mı?

deniz 25.12.2005 16:42:18
var Smiley

26.12.2005 13:10:37
sanki bir yerlerde görmüş gibiydim de emin değildim...

teşekkürler deniz... afro

26.12.2005 13:31:34
aslında çok spekülatif bi konu..
hitler in nietzche yi götünden anlamış olması da denebilir..
 buck2

26.12.2005 15:47:19
Nietzsche'nin üstün insan felsefesini üstün ırk olarak anlamıştı o alçak.
 uglystupid2   

KARGA 26.12.2005 17:08:24
Nietzsche'nin üstün insan fikrini üstün ırk olarak tasavvur ettiğini düşünmememe rağmen, Nietzsche ile Nazi felsefesi arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum.

Nietzsche, sisteme ve dolayısıyla bu sistemin yarattığı ahlak değerlerine karşı çıkarken, örneğin "Zerdüşt böyle buyurdu" adlı eserinde bu değerlere sahip "ayak takımını" pis sulardan beslenenler diye aşağılayıp yererek, böylece "üstün insan" ile bilinçsiz "ayak takımı" arasında bir pislik-arilik karşılaştırması yaratıyor; burada bence bir perspektif zayıflığı var, zira "ayak takımı" ayak takımı olmuşsa, bu da tepedeki zenginlerin sistemi yüzündendir. Bu durumda onlar bence aşağılanmayı, hor görülmeyi, pis görülmeyi haketmezler. Ancak faşist bir felsefe ya da politik ufku zayıf birinin böyle bir zihniyeti olur.

Diğer taraftan, Nietzsche'nin bir Aryan toplumu sempatisi vardır. Üstün insan fikri konusunda açık bir tasavvura giriştiği "Deccal" adlı eserinde üstün insandan bahsederken Nietzsche, üstün insanın kuzeyden gelme olduğunu söyler. Hatta kitaplarında sürekli bir buz, soğuk hava ve sert soğuk rüzgar imgeleri hakim. Bilen bilir, zamanında Aryan toplumunun kuzey kutbuna yakın yerlerden güneye göçüp, şimdiki Afganistan ile İran sınırı civarına yerleştikleri bilinir. Dahası, bu toplumun dini de Zerdüştilik. Üstün insanı tasavvur ederken dolaylı olarak Aryan toplumuna atıflarda bulunması, "saf olan Aryanlar" ve "diğerleri" olmak üzere insanları iki kutuba ayırmıştır. Bu da bence düşündürücü...

Nazi felsefesinin Nietzsche'ye dayandığı fikirleri, Nietzsche'nin Nazi sempatizanı kızkardeşi Elizabeth'in eserlerini filozofun ölümünden sonra kurduğu Nietzsche enstitüsü vesilesiyle olmuştur. Bu enstitüde Nazilerin hoşuna gitmeyecek birçok yazıların ve mektupların yok edildiği, birçok kitabında cümlelerin saptırılıp değiştirildiği bilinir (bu kitaplar arasında Deccal da var). Hatta Nietzsche'nin "Güç İstenci" adında bir kitabı da yoktur. Nietzsche, tüm felsefesinin özünü oluşturacak olan Güç İstenci, asla tamamlanmamıştır. Nietzsche'nin kendisi kime yolladığını unuttuğum bir mektubunda, o eserini yazdığı takdirde felsefesinin en üst zirveye, yani sona ulaşacağını, dolayısıyla görevinin de bitmiş olacağını, bu yüzden de onu yazıp bitirmekten korktuğunu, bunu yapamayacağından bahseder. Güç İstenci adlı kitabın ilk basımları, Nietzsche enstitüsünün filozofun yazmaya başladığı esere bir de çeşitli yazılarını ekleyip yapıştırarak oluşturulmuştur (Nazi felsefesine uygun olarak tabii). Türkçe basılmış olan Güç İstenci ise, yeniden okunup Nietzsche'nin kendi yazısı olduğu düşünülen metinlerin diğerlerinden ayıklanarak basılan baskının çevirisidir.

Nietzsche'nin çok çarpıtılmış olduğu kuşku götürmez, fakat bu da kendisinin çok masum biri olduğu anlamına gelmez. Nietzsche tüm mevcut ahlaki değerleri reddedip bireyin kendi ahlakını küllerinden doğarak yaratması fikriyle ne kadar devrimci görünse de (sanırım bu yüzden anarşist deniliyor ona), bence dar bir politik ufuğa, hatta bu konuda düpedüz ufuksuz olmasından dolayı toplumda yukarıda bahsettiğim tarzda ayırımlar ve güce tapması ile, faşizme daha yakın duruyor, ya da en azından açık kapı bırakmıştır diyebiliriz... Ama her şeye rağmen, Nietzsche'nin ahlak eleştirisine en büyük darbeyi vurup onu tuzla buz edip bireye kendisi olma konusunda yol göstermesi bağlamında, önemi tartışılmaz bir filozoftur.


Sayfa: [ 1 ] 2 3