|
||
| "Gökhan Özgün (Taraf) (24.07.2008) Ben, Yaklaşık bir buçuk senedir buralarda yazıyorum. Yazmak için düşünüyorum, düşünebilmek için yazıyorum. Çünkü bence yazı, lafın bittiği yerde başlıyor. Lafın bittiği yerde kelime beliriyor. Lafın bittiği yerde, ben beliriyorum. Bir fani varlık beliriyor... Yazarak, en azından yokluğa, yok edilişe karşı mücadele ediyorum. Hem fani hem de üstüne, yok olmak istemiyorum Yazarak deniyorum. Varlığımı ortaya çıkarıyorum, ortaya koyuyorum. Birey olmayı deniyorum, çünkü bireye inanıyorum. Bu inancın Edirne’den Ardahan’a, Müslümanlıktan sosyalizme beni hangi lafta hangi rafa kaldırdığı da hiç umurumda değil. Ordinaryus çakalların dikkatine! Bireyin kutsallığına inanmıyorum. Tam da tersine, kutsal olma kabiliyetine sahip olmayan tek şeyin, bireyin, yok edildiği her tertibin terkibini varlığımı öne sürerek, ortaya koyarak bozmaya çalışıyorum. Bu tertibin kutsal sağda, ya da kutsal solda olması benim için farkedemiyor. Bilgiye şahsi bir ilgim var, ama tâbiyetim yok. İnanca büyük saygım var, ama aidiyetim yok. Amma ve lakin, kutsal olanla işim olmaz. Kutsallaştırmanın pagan bir vahşet olduğunu düşünüyorum. İçine şu veya bu kutsal girmiş her toplumsal sözleşmenin başından sonuna karşısındayım. Önce inanıp sonra diz çökenleri rahatlık ve huzur içinde anlayabiliyorum. Fakat bunun tam tersi, yani önce diz çöküp sonra inananlar ise tabiatıyla bana dehşet veriyor. Zira onlar, kendileri dahil her şeyi yok ediyor. Bunu da bana hiç kimsenin işaret etmesi gerekmiyor. İnanır mısınız, bunu kendi kendime görebiliyorum. Yazarken mümkün olduğu kadar kendi dünyama, kendi dimağıma referansla yazmaya dikkat ediyorum. Bunu yazarlığın namusu telakki ediyorum. Bunun için bu köşeyi işgal ettiğimi düşünüyorum. Karşımızda duran koskoca dağların, mesela bir Ergenekon’un, varlığı ve yokluğu metafizik bir mesele gibi sabah akşam tartışılmaya ihtiyaç duyulmadığı gün, benim gibi gazeteci olmayan yazarlar da bu köşeleri işgal etmeyecekler. O günü ben de sizin gibi iple çekiyorum. Yoksa Marks’tan Troçki’ye, Kemal’den Atatürk’e, Ertuğrul’dan Ertuğrul’a, icazet alarak serpme yazı yazmanın, yukardan ilim irfan ikbal, taktik strateji saçmanın tekniklerini, inceliklerini, dahası protokolünü hasbelkader öğrenmiş biriyim. Enikonu maalesef ben de bir ‘okumuş Türk çocuğuyum’. Ama okuduklarımla sizin canınıza okumayı, basit olanı zaafla karmaşıklaştırarak, dibi görüneni lafla derinleştirerek, sıradan insanların ve bireyin beş duyusuna ve aklına hakaret etmeyi en büyük sahtekârlık sayıyorum. Eğer yazdıklarımla ola ki bünyenizi, aklınızı, vicdanınızı zaman zaman köşeye sıkıştırıyorsam, bunu kimseyi arkama almadan, tek başıma yapmaya çalışıyorum. Yaptığımı büyütmeyin ve daha da elzemi, beni ve sıradanlığımı sakın ha küçümsemeyin diye... Yazarın derdi, becerebiliyorsa, hiçbir şeye dayanmadan yaslanmadan, kendini ortaya koymaktır. Yani, sıradan bir insan olmaktır. Sıradan insan kim midir? Türk aydını koşup bir bilene sormadan ben cevap vereyim. Sıradan insan, beş duyusunu ve aklını gerektiğinde hiç bir referansa ihtiyaç duymadan hemen kullanabilen insandır. İçgüdülerini kaybetmemiş insandır. Yangından hangi güdüyle kaçıyorsa, özgürlüğün kokusunu aynı güdüyle alabilen insandır. Sıradan insan, bir gece muhtıra verilince, Ertuğrul’lar, Aydın’lar, Kemal’ler uyanmadan, ne düşüneceğini, daha da önemlisi ne hissedeceğini tek başına bilen insandır. 27 Nisan muhtırasının ertesi günü gazete köşelerine bakın, medyamızdaki sıradan insanları saymaya başlayın. Sıradan insan, yediği ikinci darbede ilk darbeden daha büyük tepki veren, sesini daha da yükselten insandır. Abdurrahman’ın davasından sonra tepkisini ikiyle çarpma cüretini gösterenlere bakın, kaç sıradan insan kalıyor geriye, artık parmaklarınızla sayabilirsiniz. Sıradan insan, Veli Küçük ismi geçtiğinde Hrant Dink’in vücut kimyasının bozulduğunu, ölmeden öldüğünü, ne yapsa bir türlü unutamayan insandır. Ben ve benim gibi sıradan insanları babalarınızı arkanıza alıp kovalamaya çalışabilirsiniz. Ama artık beceremezsiniz. Çünkü biz, kazandık. Bize yer açacaksınız. Bize alışacaksınız. Evet, haklısınız, sizin için tehlikeliyiz. Çünkü biz varoldukça, zamanla siz de sıradanlaşacaksınız. Sıradanlık, bulaşıcı sağlıktır. Bize bulaşmazsanız, bir ihtimal sıradanlık size bulaşmayabilir. Ama bize bulaşmadan sıradan olmadığınızı nasıl ispatlayacaksınız, nasıl sergileyeceksiniz? Di mi? İşte, iş burada sizin için bir çıkmaza giriyor. Hem de çok sıradan bir çıkmaza. Maalesef." Evet, böyle yazmış Gökhan Özgün. Ya siz sıradanlık hakkında ne düşünüyorsunuz? Kendinizde sıradan yanlar buluyormusunuz? Buluyorsanız nelerdir? Kendi sıradanlıklarınızla nasıl yüzleşirsiniz? |
||
|
||
| Tıpkı normallik gibi, sıradanlıkta, sanki çoğunluğu ifade ediyor gibi bir izlenim veriyor. Özünde ikisi de, benliğini kaybetmemiş insanın doğal davranış şekilleridir. Sıradanlık veya normallik, sürünün dışında olmaktır aslında. "Anne bak kral çıplak" diyebilmektir. Bu sıra kirlenmiş sistemin hizaya soktuğu sıra değil, insanlığın şirazesidir. |
||
|
||
Basınımızda kendime en yakın hissettiğim iki üç yazardan biri olan G. Özgün “sıradan olma”yı “sıra”dan çıkarmış. İyi de yapmış. ![]() Herkesin sıradışı olduğunu ileri sürdüğü bu düzende, evet ben sıradanım. Sıradan olduğumu söylediğimde çoğu insan karşı çıkar bana, bazısı da espri yaptığımı düşünerek gülümser. Oysa gayet ciddi olarak sıradan olduğumu düşünüyorum. Sıradanlık insanın sahte görüngüsünün, yani göstermeye çalıştığının altında yatandır bence. Sıradanlık sürünün içinde bile olsa gerçeğiyle yüzleşecek kadar farkındalığı olandır. İnsanın en zor yapabildiği şeydir aynanın içinde öz'ünü görmesi, tüm yoksunluk, eksiklik ve fazlalıklarıyla, kendisiyle yüzleşebilmesi. Bunu görmeyi başarabilen insan zaten dışarısını da fark edebilendir. Biliyorum ki o aynada göremediğim, görmekten kaçındığım daha çok yanım var ve tüm korkularıma, canımı yakmasına rağmen son anıma kadar çabam aynanın ötesine geçmek olacak. Belki sonunda olduğumu sandığım basitliğimin en alt düzeylerine de ineceğim ama gerçeğimi gördükçe daha da sıradanlaşacağımı, "ben" olacağımı da biliyorum. |
||
|
||
| benim içinse, sıradan veya değil, önemli olanın kendin olabilmek diye düşünüyorum.. | ||
|
||
| izafiyette eşi benzeri çok olan insanlar sıradandır | ||
|
||
| Sıradanlık henuz delırmedıgının kanıtıdır .. Ya da herkesin delırdıgının ... Aynı olmak , benzemek mutlu edıyor ınsanı bazı hallerde . Ve bu hallerde ben sıradan oldugum ıcın sukredıyorum ... |
||
|
||
| sıradanlar tanrının gazabı dışında kalanlardır | ||
|
||
| Özel olmak için ''tek'' olmak gerekir,övünülen ve özel hissettiren özellik ne ise o özeliğin başkası tarafından kullanılmaması gerekir,en yüksek mevkide bulunan insan'da özelliikleri itibariyle benzerleri olan insanlardır,ee benzerin hatta aynın varsa senin ne özelliğin kalıyor geriye? Sıradanız işte, insanoğlu kendi kendisini pışpışlayan,kendisini şımartan yücelten yerlebir eden bir varlık,ne ediyorsa kendi ediyor,diğer insanlara veya kendisine fazla anlamlar yüklemesi sonucu bu zanna kapılıyor,yani bizler sıradanız ve küçücüğüz kendimizi yahut etrafımızdakileri anlamlandırdığımız ölçüde büyük(zannederiz)ve çok özel görürüz. Hz.Ali'nin bir sözü vardır''kendisini beğenen insanın,hücrelerinin çokluğu ile övünen bir cesetten farkı yoktur'' ne kadar güzel demiş değilmi? ![]() Göz adil değilse,kalbi ile aklı arasında adil bir denge sağlamadan bakmış ise olanı ya abartır yahut olduğundan aşağı görür,insan için en büyük hastalıklardan biri değilmidir?Onu her daim geriye götüren,fark etme yeteneğini körelten,teşhiste adaletsiz olmasına yol açan,küçülten küçülten küçülten yok eden insanlıktan çıkartan!... Yalnız ice şunu ifade etmeden geçmek istemedim,sıradan olma düşüncesini ben sadece tevazu ile özdeşleştirirdim,oysa yazar çok fonksiyonlu açıklamış bu kavramı,özellikle haklı olarak tepkisel davranma konusu ile bağlaması içok hoşuma gitti ve ufkumu açtı,teşekkürler paylaşımın için
|
||
|
||
| Gökhan Özgün yine sıradan insana gündeme de göndermeler yaparak yer vermiş Taraf gazetesinde dün yayınlanan yazısında. Büyük Klüp Ben hayatımda ‘sıradan insanı’ temsilden bu kadar uzak bir medya görmedim. Masumiyet savaşları başlayınca Büyük Klüp müdavimleri teker teker ortaya dökülüyor. O Büyük Klüp, ‘sıradan insanların’ bir türlü giremediği Büyük Klüp’tür. O Büyük Klüp’ün kapısından içeriye girince, kimler birbiriyle sarmaş dolaş olur, aklınız şaşar. Hepsi ayrı kapılardan kabul edilirler Büyük Klüp’e. Ama, sen, ben, o, her zaman her kapısında enseleniriz. Çünkü parolayı bilmeyiz. Parolayı bilsek, dışarıda kucaklamadığımızı içerde kucaklayamayız. Bünyemiz el vermez. Yapmaya kalksak üzerimizde sırıtır. Yüksek ahlakımızdan değil, beceriksizliğimizden diyelim, bir türlü olmaz. Sıradan insanı bu Büyük Klüp’ün üyelerinden ayıran nedir bilir misiniz? Büyük Klüp’ün üyeleri, masumdur. Temizdir. Prensiplidir. Sportmendir. Ahlaklıdır. Çeviktir. Yolsuz değildir. Yolludur. Onlar zemzemle yıkanmıştır. Hadi bütün ‘sıradan insanlar’ adına konuşmayayım, kendi adıma konuşayım. Ben masum değilim. O yüzden masumiyet peşindeyim. Ben temiz değilim. O yüzden temizlik peşindeyim. Arzu ettiğim ahlaka da sahip değilim. O ahlakın zeminini bulamıyorum. O yüzden arıyorum. Siyasete ilgim bu yüzdendir. Kendimi pislik içinde hissettiğimdendir. Ne yaparsam yapayım, bu pisliğin bana bulaşmasını engelleyemediğim içindir. Kendimi bu pisliğin dışında görsem, çıkarım dağın tepesine derviş olurum. Ya da en azından veririm yüzümü sabaha karşı rüzgâra, bir an olsun hiçbir şeye aklımı takmadan hayatın tadını çıkartırım. Ben ‘sıradan insan’, benim maruzatım, büyük pisliğin bana bulaşıyor olmasıdır. Büyük pislikten kaçamıyor olmamdır. Nereye yüzümü dönsem, üzerime pislik sıçramasıdır. Ben ‘sıradan insanın’ içerisinde tertemiz olacağı, her şeyden arınacağı bir Büyük Klüp’ü yoktur. Ben ‘sıradan insan’ pislik içinde yüzerim. Akşam eve gelince üzerimde tatsız tuzsuz ekşi bir duygu vardır. Bugün ne bulaştı bana acaba diye aynanın karşısına geçerim. Biçare tercihlerimi teker teker yaparken kimin iktidarı sıçradı yine üzerime, kimin iktidarsızlığını taşıyorum yine omzumda diye kendimi kolaçan ederim. Çocuğuma okul seçerken hangi pisliğe bulaştığımı, çocuğumu da bulaştırdığımı merak ederim. Bankadan tahvil alırken, doları yüzde 20 faizle hangi çulsuzun cebinden çaldığımı ister istemez en azından aklımdan geçiririm. Birinin dilinde rant denizi içinde yüzdüğümü, birinin dilinde haramdan nefes alamadığımı hep hissederim. Siz Büyük Klüp üyeleri masumiyetinizi bu kadar kolay kazandıkça, nedense ben kendimi daha da kirlenmiş hissederim. Kendini benim kadar pislik içinde hissetmeyen beni temsil edemez. Üzerine hiçbir pislik bulaşmadığını iddia eden benim dilimi konuşamaz. Benim sığınacak sağım solum kalmamıştır. Sağım solum pisliktir. Ortada da zaten kuburun en büyüğü durmaktadır. Oradan oraya telaşla koşuştururum. Ve hayretler içinde izlerim, Aydın Doğan’a bir türlü toz kondurmamalar. Büyük Klüp raconudur bu. Her şeyi ama her şeyi Ertuğrul Özkök’e yüklemeler. Bu adam ne kazansa yeridir. Ertuğrul Özkök’ten söz ediyorum. İsa gibi bir şey oldu kendisi. Bütün bir âlemin günahlarını tek başına taşıyor ve altından kalkıyor. Sırtında çarmıhla dolaşıyor. Bu arada, Ertuğrul Özkök, bal gibi Aydın Doğan’ın sesi. Üstüne, Aydın Doğan da kendinden çok daha büyük bir kesimin memleketi çıkmaza sokan çıkarlarının megafonu. Bu bilgi çocuklara belgesiz veriliyor. 18 yaşını geçenlerden belge isteniyor. Derken, Türkiye’yle birlikte fırtınalı burnu dönünce Deniz Feneri’yle karşı karşıya kalırım. Zemzemle yıkanmalar. Sanki Kanal 7 Çemişgezek camii vakfı. Kendinden başka hiçbir şeyi temsil etmiyor. Her şeyden o kadar uzak yani. Kanal 7 Ertuğrul Özkök’ün bir ikizi olmalı. O da tek başına bir başka âlemin bütün günahlarını taşıyacak besbelli. Hazır bu ikili herkesin günahlarını yüklenip göğe yükselirken, benim gibi ‘sıradan insanlara’ sağdan soldan, bu topraklarda yaşamaktan bulaşmış pislikleri de sırtlansalar bari. Ama sırtlanmıyorlar. Onlar yalnızca Büyük Klüp’ün günahlarını taşıyabiliyorlar. Peygamber değiller, istiap hadleri bu kadar. ‘Sıradan insan’ artık kendi masumiyetine inanamıyor ki sizinkine inansın. Benden söylemesi. Ama tabii unuttum, siz ‘sıradan insanın’ ‘marjinal’ olduğunu düşünüyorsunuz. Sonra halı ayağınızın altından çekilince kim çekti diye merak ediyorsunuz. |
||