SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: kaybedilenle gelen özgürlük

Sayfa: [ 1 ] 2 3

asya 17.07.2008 01:28:42
yaşamın dayatmaları; sınavlar, yarışlar, mücadeleler...
her yerde ve her şeyde bir savaş, bir kazanma tutkusu...

kazanma tutkusu güçlü olma isteminde,
güç ise yaşamsal güdülerde kaynağını buluyor.

yaşamak için güç, güç için mücadele ve kazanımlar...

sonuçta ise ellerimizle hazırladığımız bir tutsaklık...

insan kazandıklarının kölesidir
ancak her şeyi kaybettiğinde istediğini yapma özgürlüğüne ulaşır

Ruler of the Ruins 17.07.2008 01:49:04
Nasıl bir kazanımdan söz ediyorsun aslında ona bağlı..

Bir insan edinebilme gücünü bilmeli ki, kaybettikleri konusunda rahat olsun. Yoksa kaybetmek kesinlikle insanın önünü açmaz, psikolojik saplantılara ve dahasına yol açar. İnsan herşeyi kaybettiğinde hayatla ilgili ağlayıp zırlayan bir gerzeğe dönüşebilir.
Güçlü olmak neye sahip olduğunla alakalı değildir tabi ama kendini sadece hayatın kollarına bırakmakta insanı güçlü yapmaz, bir şeyi istiyorsan uzanıp onu alacaksın. Arzuları kötülemek güçlü olamamanın bir tezahürüdür olsa olsa..

Özgürlük, beklentisiz ve umarsız olmakla eyleyebilme gücünün farkında olmak arasında bir yerde..

fikir 17.07.2008 08:30:29

insan kazandıklarının kölesidir
ancak her şeyi kaybettiğinde istediğini yapma özgürlüğüne ulaşır


Aslında bu son cümle, belki de sadece özgürlüğün, mutluluğun değil, yaşamın anahtarı.

Yaşamsal gereçler dışında bir şeye ihtiyaç duymayan insan özgürdü. Fakat bunun farkında değildi. Daha fazlasına sahip oldukça, daha fazla özgürlüşebileceğini sanarak, sürekli fazlasını istedi. Sahip olduğu her fazlalık onun özgürlüğünü biraz daha kısıtladı. Sebebi çok basitti; sahip oldukları korunmak istiyordu. Ve bu korunmanın bedeli, güvenlik, tehlike, risk, savaş olarak dönüyordu. Bunları yapmak içinse insani özgürlükten taviz vermekten başka yol yoktu.

Düşünen insan bunu farkettiğinde, sahip olduklarından arınabildikçe, tekrar özgürleşilebileceğini keşfetti. Bunu belki toplumsal olarak yapmak henüz mümkün değil, ama bireysel olarak, yapmak zorunda olanlar veya bilinçli yapanlar bunun olabileceğini olabileceğini gösterdi.

Buradaki karmaşık ve "erdem" isteyen bölüm şurası. Sahip olduğun zamaki insani olmayan fakat anlık zevkleri yaşadığın duygulardan vazgeçilebilecek mi? Bu vazgeçişleri kayıp olarak mı, yoksa insan olmanın verdiği özgürlüğü, mutluluğu tatmanın bir yolu olarak mı görecek?

Bu kaybedişi sadece maddi olanaklar açısından değil, ihtiyaç olmaksızın kazanılmış her türlü duygu, güç, meta gibi şeylerde düşünülmesi gerekir.

Aklıma Çoban Sülü geldi; Başbakanlık yaptığı dönemlerde, gazetecilerle ya çok az konuşur, ya da hiç konuşmazdı. Cumhurbaşkanlığı dönemimde, daha fazla konuşmaya başladı. Çünkü yumurta küfesi küçülmüştü. Cumhurbaşkamlığı dönemi bittikten sonra ise, yaptığı konuşmalar ve açılımlar nedeniyle bazı çevrelerin idolü haline geldi. Siyaseti felsefi olarak yorumlamaya başladı; Çünkü "özgürleşmişti". Bu onun düşüncelerinin doğru olup olmamasıyla ilgili değil. Fakat, iktidarken düşünüp, bilip söyleyemediklerini, artık çok rahat söyleyebilmesi önemli.

Aslında popüler örneklemeyi sevmiyorum fakat, "Ferrarisini Satan Bilge" kitabının yazarı, Robin Sharma, bu konuya örnektir. Bu işte bilgelik falan da yoktur, sadece gereksiz ihtiyaçların insandan aldıklarıyla, kaybedildiğinde gelecek olanların hesaplanacağı basit matematiktir.

Yine bireysel olarak, bir çok şeye sahip olan tanıdığım, hayatım özünü keşfetmiş insanlar, işlerini tasfiye edip daha mütevazi bir hayat sürdürdüklerinde, daha özgür, daha mutlu olduklarını anlatmışlardır.

Tüm bunlardan yola çıkarak şu çözümlemeyi doğru buluyorum: İhtiyaç fazlası her şey insandan, karşılığında özgürlük ve mutluluk alır. Bunlardan bilinçli olarak vazgeçebilmek, özgürlük ve mutluluk kazandırır.

Mayapan 17.07.2008 10:09:31
Özgürlük bir aldatmaca ama yine de şunu söylemeden edemiyeceğim:

İnsan kazandıkları ile bir köle haline geliyorsa asıl özgürlük kazandıklarıyla birlikte köleleşmeden yaşayabilmesi değil midir?

şarkısı_beyaz 18.07.2008 12:34:11
insan kazandıklarının kölesidir..
insan kazandıklarının efendisidir..
.....
kazanmayı dilediysen...kölelikte efendilikte kutsaldır...(senin için)

zeynep_r 18.07.2008 14:31:24
İnsan kazandıkları ile bir köle haline geliyorsa asıl özgürlük kazandıklarıyla birlikte köleleşmeden yaşayabilmesi değil midir?

bu ne kadar mümkün ?  çok zor köleleştiğimizin farkındalığında olmak bile ayrıcalık bence .. beklentilerimizi ne kadar sağlıklı seçebilirsek kazanımlar bi adım öteye götürür ..

Mayapan 18.07.2008 14:38:19
köleleştiğinin farkında olmanın ayrıcalığı olmaz ona boyun eğmek için bunun arkasına gizlenirsin.

zeynep_r 18.07.2008 14:43:23
işte bu o sanmalardan Mayapan .. Smiley sorgulamk düşünmek bir ayrıcalıktır ve buna sahip olan zaten gizlenmez arkasına ..fakat  insan hakkında kesinlik yoktur ..bir sürece girilir ve ne olduğunu anlayamadığımız zamanlar olur burda kazanımlardan başımız dönebilir..

Mayapan 18.07.2008 14:47:04
köleleştiğinin farkına varabilecek insan ya da varan insan o köleliği niçin devam ettirir?
ettiriyorsa bunun farkına vardım yeter deyerek kendini avutmuyormudur?

zeynep_r 18.07.2008 14:51:26
bende köleliğin farkına varabilecek insan _ sınıflandırmasıyla ilgili şunu anlatmak istedim insanın kesinliği yok ..ve tüketim bu kadar deli gibiyken etrafta kendini alım gücüyle mutlu edebilecek şartlar oluşturulmuşken bunun ne kadar zor olabileceğini düşünüyorum

depresif 19.07.2008 13:25:08
Maddesel seyler icin daha cok gecerli sanirim kaybedilenle gelen ozgurluk kavrami. Kaybedecek hicbirseyi olmayan kiside ozgurlukten gelen gozu karalik..Ya da gozu karaliktan gelen ozgurluk.

asya 19.07.2008 14:41:11
Nasıl bir kazanımdan söz ediyorsun aslında ona bağlı..

Bir insan edinebilme gücünü bilmeli ki, kaybettikleri konusunda rahat olsun. Yoksa kaybetmek kesinlikle insanın önünü açmaz, psikolojik saplantılara ve dahasına yol açar. İnsan herşeyi kaybettiğinde hayatla ilgili ağlayıp zırlayan bir gerzeğe dönüşebilir.
Güçlü olmak neye sahip olduğunla alakalı değildir tabi ama kendini sadece hayatın kollarına bırakmakta insanı güçlü yapmaz, bir şeyi istiyorsan uzanıp onu alacaksın. Arzuları kötülemek güçlü olamamanın bir tezahürüdür olsa olsa..

Özgürlük, beklentisiz ve umarsız olmakla eyleyebilme gücünün farkında olmak arasında bir yerde..

Burada sözünü ettiğim maddi kazanımlar Ruler.

Edindiğimiz malvarlığını korumak, yitirmemek ve hatta çoğaltmak için didinir dururuz. Hatta çoğumuz birçok yaşamsal tadı hiçe sayarız bu uğurda. Yaşamsal gereksinimler tabii ki kazanılacaktır, yaptığımız da bu.

Ama kabul edilmesi gereken de şu: Bu yolda attığımız adımlar, kendimizi ve sorumlu olduğumuz kişilerin geçimini sağlamak ve standardı korumak, özgürlüğümüzü de kısıtlayan etken olarak ortaya çıkmaktadır.

StranGe_PassenGer 20.07.2008 02:19:40
Özgür olup ne yapacağız ki? Bu ruh bu bedene hapsolduğu sürece istediğim an istediğim dağın tepesinde olsam ne , istediğim an primatilerin tepesinde güneşin batışını izlesem ne...Ben özgürlüğün sahip olduklarınla tya da sahip olduklarının sana sahip olması tanımlanamayacağını düşünüyorum. Bu anlamda gerçekleşecek mutlak özgürlük mutlak yalnızlığı da beraberinde getirir zaten. Böylesi bir özgürlüğün içine eminim bir çoğu da turp sıkacaktır. Kimsenin özgür mözgür olmak istediği yok. Tabi özgürlüğün getireceği yalnızlığa selam edip razı olacaklar ayrı... Bence özgürlük sadece hislerde yaşatılabilecek bir şeydir. Bu hisler de benim açılayamadığım bir şekilde bana hakim olduğuna göre özgür olan yanım benim anlayamadığım ve hükmedemediğim yanım olduğuna göre... Çok fazla tırmalamaya gerek yok. İşime giderim. Faturamı öderim.  Kendime yeni kotlar alırım. Ve bunları nefes almak gibi otomatik olarak yaparım. Getirisini ve götürüsünü çok fazla düşünmem. Eylemlerim, kazanımlarım,elde ettiklerim sadece "olan"dır. Ve benim bu hayatta edindiğim en sağlam bilgi olanı yaşamaktan başka çıkar yolun olmadığıdır.

son tango 20.07.2008 03:17:25
aç kalma,yoksullaşma korkusu olduğu sürece bu böyle devam edip gidecektir..maalesef , orhan abimizin dediği gibi ''biraraya gelemeyiz''

data_grrr 20.07.2008 06:10:30
kaybetmek insanı dürtülerini farklı yorumlaya iter...bunun olumlu ya da olumsuz bir özellik olduğunu düşünmüyorum. isteklerin oluşma sürecinde kişinin güdülerini oluşturan doğuştan, yetiştirilişinden, deneyimlerinden vs gelen temel özellikler taşınmaya devam ediyor.

dramatik bir örnek olması açısından beklenmedik şekilde yoksullaşan zengin bir şahsın intihar eylemini düşünün. intiharın kazandığı yeni özgürlükle pek az bir ilişkisi olacaktır. kişi aslında sahip olmadığı şeyleri (insanların kendisine duyduğu sevgi ya da saygı dahil) kaybettiğine dair saplantılı düşüncesinden vazgeçmemiştir. açlık gibi temel dürtüler bile reklamların da söz sahibi olduğu güdülenme sonucu birer çatışma kaynağı haline gelmiştir.

bir de bu kişinin intihar etmediğini düşünelim. dürtülerini kontrol edebilme kabiliyetinin daha yüksek olduğunu hemen söyleyebiliriz. fakat bu esaretten kurtulabildiği anlamına gelmiyor yine de. kişi bu sefer de onu başarıya sürüklemiş olan özellikleri sebebiyle bize sadece daha iyi adapte olabildiğini gösteriyor.

ya da bu kişinin kaybetmediğini, kaybetmeyi tercih ettiğini düşünelim. artık bir dayanak noktası mevcut. travmatik bir etki söz konusu değil ve kişinin yeni bir ödüllendirmeye ihtiyaç duyduğunu söyleyebiliriz. yeni bir ödül arayışı, fakat ödüle nasıl ulaşacağı, ne kadar gayret edeceği ve neler hissedeceği büyük oranda belirlenmiş. çünki kişi büyük oranda hala kendisi.

insanın istekleri söz konusu olduğunda uzun vadede özgürlüğün pek bir anlamı kalmadığını sanıyorum. insanın gönüllü esaretten başka çıkar yolu yok gibi. insan özgürlüğe mahkumdur diyordu sartre. tam da uydu aslında. hoş, başka bir canlının, ağaç örneğin, bizim gibi özgür olmaması neden daha fena olsun ki... tanrı tarafından test edilen deneklerden başka bir şey değilsek olup olacağımız da budur aslında :=) ya da zaten cehennemdeyiz..

iyi tarafından bakarsak insanın özgürlük kabiliyeti sonuç olarak bir umut kapısı aralıyor: o da özgürlük-esaret ikiliğinin bile alt edilebileceği.


Sayfa: [ 1 ] 2 3