|
||
| milan kundera'nın kitap başlığı "varolmanın dayanılmaz hafifliği"..bu başlıktan yola çıkarak sizlere sormak istiyorum : varoluşumuzda hangisi daha çok acı verir insana; ağırlık mı, hafiflik mi? kitabın bir bölümünde teresa kavramları sorguluyor.tomas için "hafiflik" dayanılmaz bir acıyken, teresa "ağırlık" olarak algılıyordu yaşadıklarının dayanılmazlığını..ve oysa bu kelimeler günlük yaşamımızda olumlu da kullanılıyor olumsuz da...ağırlığın ya da hafifliğin ölçütü kişiden kişiye değişir elbet; peki siz neye göre belirliyorsunuz bu ölçütü? |
||
|
||
| Ağırlık, yüklü olmaktan kaynaklanır; fazla düşünmek, fazla bilmek, fazla yapmak gibi temel davranışlar insanı ağırlaştırır. Bu nedenle ağırlık insana olumlu ve olumsuz daha fazla duygu yaşattırır. Bu duygulardan en önemlisi de "acı"dır bana göre. | ||
|
||
| bu cümle iki değişik anlamda yorumlanabilir. 1. varoluşun cazibe ve dolayısyla rahatlama merkezi olması. 2. hafif olmaya meylettiren varoluşa sahiplenmek. şimdiye kadar hep ilk anlamı ile düşünmüştüm. senin tanımını görünce önce biraz şaşırsam da aslında ikisinin de aynı kapıya çıktığını sanıyoum. çünkü senin tanımın üzerinden hafiflik ile ağırlığın hangisinin daha acı verici olduğu sorgulanıyor. ilk tanımda ise varoluşun rahatlama için cazibe merkezi olması söz konusu. hafiflik acıyı dindiren bir varoluş sonucu olduğu gibi tersinden bakıldığında varoluşu belirginleştirmek de acıları dindirir. bu çözümleme sanırm dolaylı olarak senin soruna da yanıt verebilir. |
||
|
||
bu cümle iki değişik anlamda yorumlanabilir. açıkçası ben de hiç, bu iki şekilde düşünmemiştim.mesela birinci açıklamada "varoluşun cazibe ve dolayısyla rahatlama merkezi olması" derken aslında bir çelişki oluşturmuş oluyorsunuz;çünkü varoluşu, "rahatlama merkezi" olarak düşünürsek böyle bir şeyin neden "dayanılmaz" olduğunu da açıklamak gerekir..olumlu bir cümle, olumsuz bir cümleyi açıklayabilir mi?1. varoluşun cazibe ve dolayısyla rahatlama merkezi olması. 2. hafif olmaya meylettiren varoluşa sahiplenmek. şimdiye kadar hep ilk anlamı ile düşünmüştüm. senin tanımını görünce önce biraz şaşırsam da aslında ikisinin de aynı kapıya çıktığını sanıyoum. çünkü senin tanımın üzerinden hafiflik ile ağırlığın hangisinin daha acı verici olduğu sorgulanıyor. ilk tanımda ise varoluşun rahatlama için cazibe merkezi olması söz konusu. hafiflik acıyı dindiren bir varoluş sonucu olduğu gibi tersinden bakıldığında varoluşu belirginleştirmek de acıları dindirir. bu çözümleme sanırm dolaylı olarak senin soruna da yanıt verebilir. ikinci cümleyi tam olarak anladığımı iddia etmemekle birlikte, ilk cümledeki bir olumlama ve dolayısıyla bir çelişki olduğunu düşünüyorum. |
||
|
||
| Milan Kundera; “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” adını taşıyan unutulmaz romanında Çekoslovakya’nın Sovyetler tarafından işgali sürecinde Prag’da bir cerrahın yaşadığı karmaşık duygusal ilişkileri anlatır. Yerleşik etik değerlerin savunucusu olan başrol karakterlerinden Tereza; duruma göre değişen dengesiz değerleri temsil eden diğer baş karakter Tomas’a yazdığı ayrılık mektubunda, şöyle der: “Artık dayanamıyorum. Çünkü yaşamak bana çok ağır geliyor, sana ise çok hafif.” alıntı sanıyorum 'dayanılmaz' kelimesini yanlış yorumluyorsun. "varolmanın dayanılmaz hafifliği" cümlesindeki 'dayanılmazlık' bir zorluk karşısında direnç gösterememek anlamında değil, "ben çikoltaya dayanamam" cümlesindeki ilgiye benzer bir anlamı ifade ediyor. "varolmanın dayanılmaz ağırlığı" denmiş olsaydı dayanılmazlık senin dediğin anlmaıyla kullnaılmış olurdu. ama varolmak "dayanılmaz hafiflik" olarak betimlenirse varoluş cazibe mekezi olarak görülebilir. |
||