SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: cahit koytak

Sayfa: [ 1 ]

UGraSHAMAN 16.07.2008 12:29:22
"...vıdı vıdı vıdı vıdı
bunca sözü nereden buluyorsunuz
ne kadar çok şey istiyorsunuz
ne kadar çok şey biliyorsunuz
mezar taşlarından kitabelerden çok

ayıp ayıp
tanrı konuşmak için
sizin susmanızı bekliyor."

-------------------------------------------------------------------------------------

1949 yılında erzurum'da doğan şairimiz, ilk ve orta öğrenimini de bu kentte yaptı. istanbul teknik üniversitesi kimya fakültesi'nden 1973 yılında mezun olmasından sonra, kısa bir süre mühendislik yaptı ve ardından serbest ticarete başladı. çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir, görünürde ticaretle uğraştı.

yazı hayatı, yirmi iki yaşında üstat karakoç'un diriliş'inde yayınlanan ilk şiirleriyle başladı. sonraları ürünlerini 1977'den başlayarak kriter, yönelişler; kelime ve yedi iklim gibi dergilerde yayınladı. cahit koytak'ın kendisi; "ilk atlas'tan sonra çeşitli dergilerde (dergah, defter, kayıtlar, kaşgar v.b) yayınladığı, 2-3 kitap olabilecek hacimdeki şiirlerinin, yeni bir atlas olarak kitaplaşması için, bazı haritalara, bazı zayice planlarına ait kayıp parçaların ortaya çıkmasını beklediğini" ifade etmektedir. daha ilk şiirlerinden başlayarak bir özgünlük ve yoğunluk sundu okurlarına. ilk şiirlerinin yayınlandığı adres olan diriliş bile tek başına bize o'nun şiirinin kalite düzeyi hakkında bilgi verebilir. otuz yıla yakın bir süredir şiir yazan / yayınlayan bir şair olan koytak, tek şiir kitabı olan ilk atlas' ı 1990 yılında, ahmet kot'un yönettiği yazı yayıncılık' tan çıkardı.

şairliğinin yanı sıra, koytak aynı zamanda usta bir çevirmen olarak karşımıza çıkıyor. ingilizce ve fransızca'dan önemli çevirileri bulunan koytak, 1988'de türkiye yazarlar birliği tarafından "yılın mütercimi" seçildi. frantz fanon'un "siyah deri beyaz maskesi" burada anmadan geçemeyeceğimiz değerli bir yapıtıdır. fanon çevirisinden daha önemli bir çalışması ise ahmet ertürk ile birlikte hazırladığı muhammed esed'in the message of the qur'ân'ıdır. kuşkusuz bu yapıt ile türkçe kur'an çevirilerinde yeni bir döneme girilmiştir. esed'in ingilizce'ye çevirirken gösterdiği titizliği onlar da dilimize aktarırken gösterdiler. on yıla yakın bir süre üzerinde çalışıldığını belirtirsek ne kadar titiz olduklarının anlaşılmasında kolaylık sağlamış oluruz.

cahit koytak şiiriyle kendini çoktan kanıtlamış usta bir şairimiz. daha ilk şiirlerinden başlayarak rüştünü kanıtlamış. az yazıyor; ama, sıkı ve has şiirin güzel örneklerini sunuyor bize. şiirlerinin vazgeçilmez unsurları ise; yüzyılımızda çağdaş(?) yaşamın ve makinenin egemenliği ile bunun sonucunda insanın düştüğü yoz durumdur.

m. taha özalp
biyografi.net'ten

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

ben yokum beni karıştırmayın

odalar dolusu kitap
bunca basılı kağıt
akıl ve selüloz karışımı
hamurdan yoğrulmuş kafalarımız ;
mezarlarınıza kapanmış konuşuyorsunuz
vıdı vıdı konuşacaksınız

melekler perçemlerinizden tutuncaya kadar
kurtların , böceklerin çeneleriyle…

ben yokum beni karıştırmayın:
kulaklarımı balçıkla sıvadım ben ,
-yukarıdakiler de
dualarınıza, aminlerinize…


-----------------------------------------------------------------------------------------------

oturmak istiyorum
biraz sıkışır mısınız
bakın ellerim dolu
ellerim ceplerim ve kafam
yolcuyum/sorulur mu/nereye gidiyor bu gemi
biraz sıkışır mısınız

ruhumu kurtarmaya calışıyorum
dualarla perhizlerle susarak somurtarak
ve gizlenerek kıyı bucak
- biz zavallı küçük sırlar -
biz zavallı sırlar
(küçük)
biraz sıkışır mısınız

öleceğim, efendim
bir gün mutlaka öleceğim
ama beşkırkbeş vapuru
- kim durdurabilir onu -
beşkırkbeşte kalkacak yine
biraz sıkışır mısınız

günahlarım
tövbelerim sadakalarım
heveslerim erdemlerim başarılarım
kağıtlarım muskalarım madalyalarım
traşlı fotoğraflarım traşsız fotoğraflarım
ruhum cesedim gözyaşlarım
burda büyüğüm burda küçüğüm
burda büyüğüm
buraya sığarım buraya
sığarım buraya sığarım
biraz sıkışır mısınız biraz
sıkışır mısınız
biraz
sıkı
şır


n
ı
z

------------------------------------------------------------------------------------------------------

önden yirtilan gömlek

iktidar, yol üzerinde bulduğun şu tekeş ayakkabı,
en belalı sınavıdır, tanrı'nın.
gözünü açıp da, çalıların, dikenlerin arasında
onun yitik eşini, adaleti de bulup giymezsen öteki ayağına,
yandın, ey kral, yandın ey başkan, yandın ey petrol şeyhi!
bu durumda, seke seke gitmektense,
cehenneme kadar yalınayak koş daha iyi!
ve siz, benim yoksul, benim aziz dostlarım, kardeşlerim,
siz, yüksek oktanlı refah ve demokrasi için kanları petrole katılanlar
bakın, "uygarlık ve barış" diyor bu kuzeyliler,
"özgürlük ve refah" diyor romalı kayzer,
halkın, celladını kendisinin seçmesi falan feşmekân…
söyleyen onlar olunca, on sefer düşünüyorum, ben,
kırk sefer düşünüyorum ve yalan diyorum,
'hakikat olsa da', yalan!
peki, ya sen ne diyorsun, kardeşim moritanya?
peki sen ne diyorsun fas, sen ne diyorsun cezayir,
sen ne diyorsun mısır, sen libya, sen ürdün,
sen katar, sen yemen, sen sükutî arabistan?
onların senin ağzının kenarına iliştirmek istedikleri
bu kirli karanfiller, bu, barut ve üre kokan yapay süs çiçekleri,
sömürgeli muhbirlerin sonunu hatırlatmıyor mu sana?
hani şu önce tüyleri dolar rengine boyanıverip av tazılarının, polis köpeklerinin arasına katılan
sonra, ya sınır tanımayan oburluklarından
ya da rahimlerinde döllenen şeytanın büyüklüğünden karınlarını taşıyamaz hale gelince
şakaklarına seksen sentlik bir kurşun sıkılan yahut ipe çekilen
şu zavallı, çaputsu hainlerin sonunu, hatırlatmıyor mu sana,
ne dersin, sen yoksul darfurlu, yoksul nouakhottlu,
yoksul bağdatlı, yoksul felluceli, yoksul beyrutlu?
peki, ya siz ekselansları, ya siz majesteleri,
sizler ne buyururdunuz? özgürlük, eşitlik, tarz-ı şûravî?
a evet, evet, sizler omuz silkiyorsunuz,
susma hakkınızı kullanıyorsunuz, doğal olarak…
pekâla… pekâla… sizler susmaya devam buyurun!
şu kovulmuş melekle fiskoslarınıza yani,
iyidir, iyidir, kaht-ı ricalden iyi, fitneden iyi, ölümden iyi!
sürdürün sabır kürlerinizi, dua kürlerinizi, uyku kürlerinizi sizler,
ben kalkıp bağdat'a gideceğim, filistin'e gideceğim
mezarından kaldırmaya insanlığı;
ama romalı lejyonerlerin yaptığı gibi
kefenini, altın dişlerini, iç organlarını soymak için değil, hayır,
önden yırtılmış günah gömleğini,
şu kapkara vicdanını söküp göğsünden,
kürsüsünün önüne atmak için, yargıçlar yargıcının.
tabii, roma'nın korkunç cinayetleri,
roma'nın ve siyon'un efelikleri karşısında
tam da ölülerden bekleneceği gibi
sustuğu, susmayı seçtiği için,
o 'insanlık' dediğimiz tabansız hortlak
utançtan ve korkudan yerin yedi kat
dibine tüymemişse, doğal olarak…





Dede Korkut Sisifos'un köyünde

Yiğite yiğit olmak yaraşır,

Yiğitlik taslamak değil, Han’ım!

Yiğit olmak da, pusatsız adem yanında

Pusatından hicap duymaktır,

Palanın ucunu göstermek değil, şahbazım!

Budur töresi, bahadırlığın.





Silahı omzundayken yiğidin,

Obanın seçilmiş beyleriyle

Ya, ana bir, baba bir kardaş gibi,

Yolu bir, izi bir yoldaş gibi danışmak,

Ya da taş gibi susmak

Düşmez mi, yiğide?



İki kardeş dilleşirken meydanda

Birine gözünü kırpman,

Hee, deyip cesaret vermen,

Ötekine hançer göstermen

Sığar mı bahadırlığa?



Diyelim ki, edepli edebinden,

Yüreksiz korkusundan pustu da

Sesini kısıverdi bugün;

Sessizliğin çığa dönüşüp yarın

Tepene inmesinden korkman mı?



Diyelim ki, bugün kılıcın zoruyla

Köylüye hükmün geçirdin,

Kapıları kapadın, yolları kestin,

Obanın başına da, deli Hatçenin

Bez bebeğini diktin Han diye;



Peki, gülmekten kırılmaz mı buna,

Komşu köylerin kızları, kızanları?

Gülerse kime güler el, gülerse kime

Güler yolda yolcu, mezarda ölü

Ve ana karnında daha doğmamış bebe?



Köyde bir yangın çıktı diyelim,

Kundakçıyla bir imecen yoksa, korucu başı,

- Ki bu elbette düşünülemez -

Dişini gıcırdat, saçını yol, tamam!

Ama, uyar mı, koç yiğitliğe

Tutup karargâhı köye indirmen?



Sana dağda kovalamak düşmez mi

Çakalı da, domuzu da, eşkıyayı da?

Beş tuğlu bahadırları da katıp yanına

Kırk yıllık itfaiye çavuşu gibi

Senin yangın yerinde işin ne?



Hadi bunu da geçtik, “Başka yerlerde, başka

Yangınlar da çıkar haa!” diye konuşuyorsun;

Oldu mu şimdi, a Han’ım? Sormalı değil mi ama,

Kundakçının niyeti başka nedir ki,

Dedirtiverip bunu havasa

Ortalığı telaşa vermek değilse?


UGraSHAMAN 17.07.2008 14:45:40
Örtücü Entelijensiya

bir gazeteyle her şeyi örtebilirsiniz,
ağaçları, çiçekleri, çimenleri örtebilirsiniz;
boydan boya bütün bir manzarayı,
baştan sona bütün baharı,
bir uçtan ötekine tüm memleketi,
hatta efsane tadına ulaşıncaya kadar
gerilere doğru tekmil tarihi
bir gazete kâğıdıyla örtebilirsiniz,
sahipsiz bir cesedi örter gibi,
gün ortasında
kalabalık bir kaldırımda…

ama kuş seslerini örtemezsiniz,
ezan seslerini, çan seslerini örtemezsiniz,
rüzgârın uğultusunu, göğün gürültüsünü,
rahmetin çatılarda, kaldırımlarda,
taşların ve kalplerin üzerinde şakırdayışını,
örtemezsiniz, beyler,
örtemezsiniz gazete kâğıdıyla!



halkın, meydanlarda, sokaklarda
- ne korku projeleri,
ne görüntü efektleriyle değil -
kendi cismi, kendi sesi, kendi elleri,
ayaklarıyla çoğala çoğala
ve değil darbeci generalleri,
şeytanı bile deliğinden söküp çıkaran
“bre yetti! bre yetti! bre yetti” seyelânını
örtemezsiniz, efendiler,
örtemezsiniz gazete kâğıdıyla!

her şeyi örtseniz, her sesi örtseniz,
sarhoşların naralarını örtemezsiniz,
şairlerin uyanık sayıklamalarını
ve umudunu, yoksulların,
örtemezsiniz asla,
örtemezsiniz, gazete kâğıdıyla!

ne gazete kâğıdıyla,
ne gazete mürekkebiyle boyanmış
sahte gecelerle, kirli gecelerle!


UGraSHAMAN 20.07.2008 13:43:14
Avluda Oturan Şizofrenler



Bir daha giymemek üzre
Devirip taçlarını
Şuuraltında,
Karanlıkta oturuyor küskün krallar



Bunların ruhlarına ne olmuş?
Kartallar delip göğüslerini
Yedi kat göğe mi çıkarmış?

Burada ayaklarına keçe
bağlamış Şimdiki Zaman
Ki uyuyan Geçmiş uyanmasın:
suyun başındaki dev,
bin başlı ejderha,
kapıyı tutan gardiyan.
Kiremitler birbirine nasıl
aktarırsa yağmur suyunu
Onlar da öyle aktarıyor
-kendilerinden bir şey katmadan-
Yüzlerine, içlerine yağan
ve artık onların olmayan hüznü:

Kimseyle konuşulmayacak kadar,
Tanrı’yla konuşulmayacak kadar dipte,
derinde kalan şeylerin hüznü.

Kaderin çöküp tortulandığı,
Meleklerin, şeytanların dolaşmadığı,
Işığın ve düşüncenin ulaşmadığı yerler…
Usun ve ruhun dibi
Serin ve tozlu bilinmezlik:

Bazen boğulmuş bir çığlık,
Çözülüp gitmiş bir maske,
Bazen bir hançer
(kötü huylu bir yarada paslanan
Ya da bir kemik
(vicdanın eritemediği
Salına salına iniyor aşağı,

Tozutarak
(dipte uyuyan Zaman’ı

Sonra herşeyi,
herşeyi yeniden örtüyor balçık.

II

Bu vadinin Mesihleri de yorgun
Uykuda geziniyor
çöl vurgunu yalvaçlar
Üryan haberciler

Tanrı’nın açtığı kuyuları
-susuz yolcuların önünde-
Taşla dolduruyor ifritler

Ve yutuyorlar sivri burunlarıyla
Sükuna ermek için aklın
katettiği mesafeleri.

Düşüncelerle dolu
kederle dolu başını
Kaldırıp yakarıyor
Hurcuna belalı ganimetler
devşiren yolcu:

Yarab, kanımda dolaşan iğne
Ruha dayandı!
Eti geçip,
Uluyan aklı geçip…

Tutku elimde kırık
(bir kılıç gibi işe yaramaz oldu
Ama fırlatıp atamıyorum onu:
Elime yapışık
kalbime yapışık!
Ve koynumda serin
(bir su kırbası gibi
Gezdirdiğim imanım
Delinmiş bir post şimdi;
Bir köşede, gelip solucanların
yuva kurmasını bekliyor.

III

Kimse fark etmedi
gıcırdayarak, birden
kapandığını büyük kapının.

Ve köprü de kaldırıldı. Her şey
hesaplı kitaplı
Kuş uçurulmuyor.

-Surların dışında
sıcacık evlerimizi
ve tüyden ve dumandan çocukluk günlerimizi
oyuncaklarımızı, bineklerimizi
bıraktığımız bahçe
yanıyor şimdi
yanıyor güzelim tarlalar ve asmalar
ve sularında, sevgilinin
beyaz topuklarını
yıkadığımız pınar.

UGraSHAMAN 23.08.2008 11:43:28
GENERALLER NİÇİN SOKAĞA ÇIKAMAZ

bir general herşeyi göze alıp
biz ölümlüler gibi
sokağa çıkarsa
bastonunu kaçırır hemen
sokağın küçük oğlanları
damdan dama damdan dama
ve rüzgarlı kahkahalarıyla
küçük kızları sokağın
şapkasını uçurur bulutlara




bir general herşeyi göze alıp
biz ölümlüler gibi
sokağa çıkarsa
bembeyaz barikatlarına takılır
generalin dikenleri madalyaları
bulut kokan akasya ruhu kokan
çivit ve cesaret kokan
sonsuz çamaşırların

bir general herşeyi göze alıp
biz ölümlüler gibi
sokağa çıkarsa
sokağın ortasında
büyük bir ayna
bir yüzde sayın general
ötekinde mahalle bekçisi

bütün bunlar
ve buna benzer nedenlerden ötürü
generaller sokağa çıkamazlar
sokağın üstündeki sahanlıktan
geçip gider
helikopterle teyyareler


1980

UGraSHAMAN 18.09.2008 12:07:45
Poesie Demoniac


Bir insan boyu yukardan geçiyorum toprağı,
Dünyanın ışığı arkamda kalıyor hep:
Yanlışlar ve doğrularla boyanmış dünyanın.

Şeylerin titreyen örtüsü üzerinde
Dayanmak ve durmak bilmeyen
'Düşünce'yim ben.

Çıplak kuru bir kemik,
Üzerine söz yazılmış deri,
İnsan beyniyle beslenen ejderim.

Saf olmayan,
Ama saflığa çağıran sanat,
Acı veren tutkuyum,
Maskeler çizen sözlerle.
Yüzlerin ve maskelerin birliğiyim.

Kusursuz bir cinayet tasarlar gibi
Ölçerek atıyorum adımlarımı.
Dokunduğum şeylerde,
Bozduğum sûretlerde
Yok ederek parmak izlerini
Küçük, sıradan hayatımın.

Varım, çünkü yoğaltıyorum dünyayı.
Kader yetişemiyor bana:
Çünkü tırmandığım yolları,
Çıktığım her zirvede zekayı
O örümcek ağırdan merdiveni
Dönüp yukarı çekiyorum hemen.

Ve arkamdan üst üste koyarak
Güzel ve çirkin demeden milyonlarca hayatı
Tırmanıyor kader,
Hatır gönül dinlemeyen avcı,
Almak için boynumu kıran ipten
Ta burçlara astığım
Bu cansız silueti.


Sayfa: [ 1 ]