SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist TEORİLER

Konu: Şiddet

Sayfa: [ 1 ]

deniz 18.06.2004 21:41:36
Şiddet:

Godwin: Godwin, ihtilalci şiddeti, baskıcı otoritenin nedenlerinden biri olarak görüyor ve benimsemiyordu. Bu hususlarda da ılımlı ve iyimser olan Godwin, tartışma ve iknanın sonuçta devletsiz bir toplumu gerçekleştireceğine inanıyordu. Ona göre eğitim ve aydınlatma yolu ile halk kitleleri özel mülkiyetsiz ve devletsiz bir toplumun mümkün olduğu kanısına ulaşabilirler. Ancak bu toplumun gerçekleşmesi özgür ve erdemli bir uygarlığın oluşmasını sağlayabilecektir.

Bakunin: Bakunin, I. Enternasyonal'dan dışlandıktan sonra özellikle Rus, Polonyalı, Romen genç anarşistlerle ilişki kurarak devrimci örgütler kurmak için çalıştı. Bu esnada tanıştığı ünlü Rus anarşisti Neçayev'le birlikte, anarşistlerin el kitabı alacak "Bir Devrimcinin Anahtar Kitabı"nı hazırladı.
Anahtar Kitab'a göre: "Devrimci mahkum olmuş bir insandır. Kişisel çıkarları, işleri, duyguları, bağlılıkları, mülkü, hatta kendi ismi bile yoktur. Ondaki herşey yalnızca ve yalnızca tek bir düşünceye ve tutkuya adanmıştır... Devrimin zaferine yarayan herşey ahlakidir, engelleyen şeylerse ahlak dışı... Her türlü şefkat belirtisi, akrabalık, dostluk, sevgi, minnettarlık, hatta onur duyguları devrimci davaya duyulan soğuk tutkuyla tamamen söndürülmelidir. Devrimci için yalnızca tek bir doyum, avunma ve sevinç nedeni vardır: Devrimin başarısı. Gece gündüz tek bir düşünceyi, amacı taşımalıdır: Aman dinlemeyen yoketmek eylemi. Son derece soğukkanlı ve hiçbir tereddüt göstermeyen bu amaç uğruna çalışırken,kendini mahvetmeye, amacın gerçekleşmesini engelleyen herşeyi kendi elleriyle ortadan kaldırmaya hazır olmalıdır.
Bakunin devrimi gerçek leştirmek için bir diktatörlük kurmaktan söz eder, ama bu kollektif bir diktatörlüktür ve devrimin akabinde hemen dağıtılmalıdır.
Anahtar Kitap, terörcü anarşistlerin el kitabı olacaktır. Kara Panterler, Kızıl Tugaylar, Symbiones Kurtuluş Ordusu, Japon Kızıl Ordusu bu kitabın etkisiyle kurulan örgütlerdir.

Kropotkin: Kropotkin, amaçların araçları kutsallaştırdığı ya da mubah kıldığı tarzındaki Neçayevci anarşizmi reddeder. "Canlı ve sağlam hiç bir şey Cizvit hileleriyle inşa edilemez; başarmayı amaçladığımız devrimci eylemler için bayağı ve küçük tutkulardan destek aranmamalıdır. Yüce, insanca ve iyi düşünülmüş fikirler olmadan hiç bir devrim başarı gösteremez" der. O halde Kropotkin ahlaki bir devrimcilik önerir. Gizli şemaları, yönetici komiteleri, ve demir disipliniyle profesyonel devrimcilerden oluşan gizli örgütleri yararlı bulmaz. Halktan kopuk, kendi içine kapalı devrimci örgütler kendi içlerinde otoriter tohumlar taşımaktadır. Devrimci diktatörlük kavramı ise Kropotkin açısından asla kabul edilemezdir. Tüm bunlara karşın eylem yoluyla propogahdayı ve müstebitlerin şiddet yoluyla ceza-landırılmasını reddetmediği gibi, yeri gelince de destekler. Nitekim I. Dünya savaşında Alman otoriterliğinin durdurulması için itilaf devletlerim desteklemesi, anti-militarist yandaşlannın pekçoğunu kaybetmesine neden olacaktır.
Kropotkin, Bakunin'in devrimci bir diktatöre itaat edilmesini gerektiren gizli devrimci parti fibrini, toplumsal kurtuluşu diktatoryal araçlarla sağlamak istediği ve bunun da geleceğin özgürlükçü toplumun doğasını etkileyeceğinden ötürü reddetmekteydi. Onun devrimciye bakışı varolan düzeni yıkmak amacıyla suç işlemeye ve ihanet etmeye hazır olan Bakunin ve Neçayev'in fanatik ahlaksızlığından çok uzak, ahlakçı bir bakıştı.
Kropotkin, Tolstoy un kötülüğe direnmeme öğretisini kabul etmiyor, sömürü ve tiranlığa şiddetle karşı konulmasını da gerekli görüyordu. Ancak zamanla şiddete karşı duyduğu sempati azalacak ve şiddetin anarşizmi bayağılaştırarak gerçek amaçlarından uzaklaştıracağım söylemeye başlayacaktır.
 

deniz 26.08.2004 08:48:35
Enternasyonal İşçi Birliği’nin Juralı, İspanyol ve İtalyan federasyon ve kesimleri, ve de Fransız, Alman ve Amerikan Anarşist grupları daha sonraki yıllarda Anarşist düşünce ve propagandanın başlıca merkezleri oldular. Parlamenter siyasete her türlü katılımdan uzak durdular ve her zaman emek örgütleriyle yakın ilişki içinde oldular. Ancak, 1880’lerin ikinci yarısında ve 1890’ların başlarında, sekiz saatlik iş günü için genel grev fikrini harekete geçirdikleri grevlerde, Bir Mayıs’ta ve ordudaki anti-militarist propagandada Anarşist etki hissedilmeye başlandığında, özellikle Latin ülkelerinde (Barcelona kalesindeki fiziksel işkenceler) ve Birleşik Devletler’de (1887’de dört Şikagolu Anarşistin infazı) anarşistlere karşı şiddet yüklü kovuşturmalar başlatıldı.

Anarşistler bu zulümlere şiddet yüklü eylemlerle karşılık verdiler ve sırasıyla bunları yukarıdan daha fazla infaz ve aşağıdan yeni intikam eylemleri izledi. Bu durum kamuoyunda şiddetin Anarşizmin esası olduğu izlenimini yarattı; anarşizmi destekleyenler bu görüşü reddederek, gerçekte şiddete, açık eylemleri baskı ile engellendiği ve olağanüstü yasalar ile yasadışı kılındıkları ölçüde bütün gruplar tarafından başvurulduğunu kabul ederler.

Anarşizm kısmen Proudhoncu mutuellisme yönünde, fakat çoklukla Komünist Anarşizm olarak gelişmesini sürdürdü; Leo Tolstoy tarafından bir üçüncü yöneliş, Hristiyan Anarşizmi eklendi ve yazınsal anarşizm olarak tanımlanabilecek dördüncü bir yöneliş ise, bazı önde gelen modern yazarlar arasında gelişmeye başladı. Özellikle Josiah Warren’inkilere denk düşen mutual bankacılıkla ilgili olan Proudhon’un fikirleri, başlıca yazarları Stephen Pearl Andrews, William Grene, Lysander Spooner (1850’de yazmaya başladı; bitirilmemiş yapıtı, Natural Law ümit vericiydi) olan bir okul yaratacak denli Birleşik Devletlerde önemli taraftar buldu.

Benjamin R. Tucker, ABD’de bireyci Anarşistler arasında göze çarpmaktadır. Liberty dergisini 1881 yılında çıkarmaya başladı; kavramları Herbert Spencer ile Proudhon’unkilerin bir bileşimiydi. Kesin konuşursak, anarşistlerin egoistler olduğundan, ve her birey grubunun ister birkaç kişinin gizli bir ittifakı isterse de ABD Kongresi olsun, yapacak gücü olduğu takdirde tüm insanlığı baskı altına alma hakkı olduğundan, herkes için eşit özgürlük ve mutlak eşitliğin yasa olması gerektiğinden yola çıkarak, “herkes kendi işine baksın” Anarşizmin biricik ahlaki yasası oldu.

Tucker, bu ilkelerin genel ve tam bir uygulamasının yararlı olacağını ve her bireyin gücünün, başkalarının eşit haklarının uygulanması ile sınırlanması nedeniyle, tehlike oluşturmayacağını kanıtlamayı sürdürür. Spencer’i izleyerek, birisinin hakkına tecavüz ile böyle bir tecavüze karşı koyma arasındaki, yani tahakküm ile savunma arasındaki farklılığa işaret etmiştir: ister bir suçlunun bir bireye tecavüzü ya da bir kişinin bütün diğerlerine tecavüzü ya da tüm diğerlerinin biri kişiye tecavüzü olsun, tecavüz eşit ölçüde mahküm edilirken; tecavüze karşı koyuş savunulmalıdır ve zorunludur.

Öz-savunmaları açısından hem yurttaşlar hem gruplar, ölüm cezası da dahil, her türlü şiddete başvurma hakları vardır. Ayrıca bir sözleşmeyi koruma yükümlülüğünü uygulamak için de şiddet mazur gösterilmektedir. Böylece Tucker, Spencer’i izlemekte ve onun gibi, Devletin tüm işlevlerini “savunma” başlığı altında, yeniden kurmanın yolunu açmaktadır. Onun mevcut Devlet eleştirisi çok keskindir ve bireyin haklarını savunusu da çok güçlüdür. Ekonomik görüşlerine gelince, Tucker Proudhon’u izlemektedir.

Ancak, Amerikan Proudhoncularının bireyci Anarşizmi işçi kitleleri arasında sempati toplamadı. Bunu itiraf edenler --çoğunlukla entellektüeller-- bu kadar çok övdükleri bireyleşmenin bireysel çabalarla elde edilemeyeceğini ve Anarşist saflarının terkedilip liberal bireyciliğe ya da klasik ekonomilere sürükleneceğini ya da bir çeşit Epikürcü amoralizme veya Stirner ya da Nietzsche’ninkine benzer bir üstün insan kuramına saplanılacağını çok geçmeden anladılar.

Anarşist işçilerin büyük bir bölümü, Enternasyonal İşçi Birliği’nin Anarşist kollektivizm görüşünden giderek gelişmiş Anarşist-Komünizmi tercih ettiler. Bu yöne ait olanlar --sadece Anarşizmin en iyi bilinen temsilcilerini sayarsak-- Fransa’da Elisée Reclus, Jean Grave, Sébastian Faure, Emile Pouget; İtalya’da Errico Malatesta ve Covelli; İspanya’da R. Mell, A. Lorenzo ve pekçok mükemmel bildirinin çoğunlukla bilinmeyen yazarları; Almanlar arasında Johann Most; ABD’de August Spies, Albert Parson ve onların izleyicileri; Hollanda’da ara bir konumda bulunan Domela Nieuwenhuis. 1880’den beri yayımlanmış başlıca Anarşist makaleler bu yönelişe aittir; bu yönelişten çok sayıda Anarşist Avrupa’da çok belirgin olan sözde Sendikalist harekete (kapitalizmle doğrudan mücadeleye yönelmiş, siyasal olmayan emek hareketinin Fransızca adı) katılmıştır.

Kaynak: Pyotr Kropotkin (1842-1921) tarafından, The Encyclopedia Britannica'nin 1910 yılında yayımlanan onyedinci baskısı için yazılmıştı. Bu metin, seksen yılı aşkın bir süredir The Encyclopedia Britannica'nın edisyonlarinda yer alan özgün Anarşizm maddesidir.

deniz 04.09.2004 16:27:52
Emma Goldman, 1921 yilinda Rusya'dan kacarken sunlari soyluyordu: "Siddetin kacinilmaz oldugunu asla reddetmedim, bu gercegi bugun de inkar etmiyorum. Ancak, bir savas sirasinda bir savunma yontemi olarak siddete basvurmak bir sey, terorizmi ilke edinmek, onu kurumsallastirmak, toplumsal mucedelede onu merkeze yerlestirmek tamamen baska bir seydir. Boyle bir terorizm karsi-devrimi dogurur ve karsiliginda kendisi de karsi-devrimci hale gelir."

Narcotic 11.09.2004 16:05:15
KENDİNİ SAVUNMA

Anarşistler her türlü şiddete karşıdırlar; bunu herkes bilir. Şiddetin insan ilişkilerinden soyutlanması Anarşizmin temel dayanağıdır. Bu jandarma'nın herhangi bir müdalesi olmadan, bireyin özgürlüğüne dayanan bir yaşamdır. İşte bu nedenle biz, işçilerin kendilerinin sömürülmesini [kabullenmeye] mecbur kalmaları için --hatta onları sömürmek patronların çıkarlarına olmadığı zamanlarda onları boştagezer ve aç bırakmak için, jandarmanın korumasına dayanan kapitalizmin düşmanlarıyız. İşte bu nedenle, biz toplumun zorbaca ve şiddetle örgütlenmesi olan Devlet'in düşmanlarıyız.

Ama eğer onurlu bir insan çıkıp da, [sadece] elinde bir sopa [varken] arzularını başkalarına silah zoru ile dayatan birisiyle, bunun [bu yaptığının] adaletsiz ve şeytanca olduğunu tartışmanın aptalca ve kaba olduğunu inandığını belirtirse; bundan muhtamelen bu centilmenin kendisine dayak atılmasına, ve kendisini savunmak için daha şiddetli araçlara başvurmadan başkalarının iradesine kendini tabii kılınmasına müsade edeceğini çıkarsamak mantıksal mıdır?

Şiddet, ancak kendini ve başkalarını şiddete karşı savunmak gerekli olduğunda savunulabilir. Gerekliliğin sona erdiği yerde suç başlar ...

Köle her zaman geçerli bir savunma durumundadır, ve bu nedenle onun patrona, zulüm yapana karşı uyguladığı şiddet her zaman ahlaki olarak savunulabilir; ve [bu] yanlızca insan çabası ve insan ıstırabından meydana gelen en iyi ve en ekonomik kullanım gibi şeyler gözönüne alınarak kontrol edilmelidir. [01]

Aynen aramızdaki en iyilerimizin sahip olduğu gibi, samimi bir şekilde genel iyilik'den [etkilenerek] hareketlenen başka bazı insanlar, partiler ve düşünce okulları vardır. Fakat Anarşistleri diğerlerinden ayıran şey gerçekte onların insan ilişkilerindeki şiddete [karşı] olan nefretleridir ... Ama o zaman, Anarşistlerin, ilan edilmiş nihai amaçlarına ters olmasına rağmen, neden bugünkü (Faşizme karşı) mücadelede şiddeti savundukları ve kullandıkları sorulabilir. Bu eleştiriler o kadar ileri bir noktaya varmakta ki, çok azı iyi niyetle ve çoğunluğu kötü niyetle [olmak üzere], bazıları Anarşizmin ayırd edici özelliğinin gerçekte şiddet olduğuna inanmışlardır. Soru sıkıntı verici gibi gözükebilir, ama bir kaç kelime ile cevaplanabilir. İki insanın barış içinde yaşaması için her ikisinin de barışı arzulaması gerekir; eğer birisi diğerini, kendisi için çalışmaya ve hizmet etmeye mecbur kılmak amacı ile şiddet kullanmakta ısrar ederse, işte o zaman diğeri, insan olarak onurunu korumak ve sefil bir köle durumuna düşürülmemek istiyorsa, barışa olan düşkünlüğüne rağmen uygun araçlarla güce karşı koymaya mecbur olacaktır. [02]



Hükümete karşı mücadele son kertede fiziki ve maddidir.

Hükümetler yasa yaparlar. Bu nedenle, yasayı yürülüğe koymak için maddi güçlerini (polis ve ordu) kullanmak zorundadırlar, aksi takdirde ona [yasaya] sadece isteyenler itaat edecektir; ve [bu durumda da] bu artık yasa olmayacak, herkesin kabul ya da reddine açık bir öneriler manzumesi olacaktır. Hükümetler bu güce sahiptirler, ve kendi gücünü sağlamlaştırmak için olduğu kadar; emekçileri baskı altında tutarak ve sömürerek, yönetici sınıfların çıkarlarına hizmet etmek amacıyla da, bunu [bu gücü] yasa aracılığı ile kullanırlar.

Hükümetin zulmünün karşısındaki tek sınır, insanların kendi kendilerine buna karşı çıkma yetisine sahip olduklarını gösterdikleri güçleridir.

Çatışma açık ya da örtük olabilir; ayaklanma tehlikesi ile karşılaşıldığı zamanlar hariç, hükümet memnuniyetsizliği ve halk direnişini dikkate almadığı için, [çatışma] her zaman vardır.

İnsanlar ayak sürüyerek [de olsa] yasaya uyduklarında, ya da protestoları zayıf ve kelimelerle sınırlıyken, hükümet kendi çıkarınca çalışır ve insanların gereksinimlerini gözardı eder; protestolar canlı, ısrarlı ve tehditkar olduğunda ise, anlayışının az ya da çok olmasına bağlı olarak, [hükümet] ya taviz verir ya da bastırma yoluna gider. Eğer hükümet taviz vermezse bu insanların ayaklanmasına yol açacağı için; ve [aksi durumda] da, yani eğer hükümet taviz vermenin önünü açarsa, yine insanların kendilerine olan güveni artacağı ve giderek daha fazla taleplerde bulunmaları, ve özgürlük ile otorite arasındaki uyuşmazlık iyice açık bir hale gelip, şiddet içeren mücadelenin işin içine girmesi kaçınılmaz olduğu için, ayaklanma hep olacaktır.

İşte bu nedenle, [ayaklanma] olduğu zaman insanların zaferle çıkması için, ahlaki ve maddi olarak hazırlanmak gerekir.[03]

Her ne kadar şiddetin kendisi bir şeytan olsa da, bu devrim zorunlu olarak şiddet içerecektir. Bu şiddet içerecektir, çünkü insanlığın büyük bir kısmını hizmetkarlık altında tutmak için kullanılan çok daha büyük ve kalıcı şiddete son vermenin tek yolu geçici ve devrimci şiddettir. [04]

Burjuvazi (Üst Orta Sınıf - kapitalist sınıf) asla mücadele etmeden kendisinin tasfiyesi edilmesine müsade etmeyecektir; ve yasal olmayan araçlarla yasal düzenin ihlal edilmesine, yani coup de force [güç kullanımı kaynaklı şiddetli bir darbe, saldırı] başvurmak zorunda kalınacaktır. [05]

Biz de bu şiddet içeren mücadele gereksiniminden son derecede mutsuzuz. Sevgiyi kutsallaştıran, ve insanlar arasında anlaşma ve sevginin mümkün olduğu bir toplumsal durumu başarmak için mücadele eden bizler; yönetici sınıfların şiddetine karşı kendimizi şiddet kullanarak savunma mecburiyetinde kalan bizler, herkesten daha çok acı çekmekteyiz. Ama bu, insanlığa eziyet eden, her gün yaşanan acıları ve vahşice kasaplığı sona erdirmenin tek yoluyken, özgürleştirici şiddetten vazgeçmek; onaylamadığımız sınıf karşıtlıklarını [ing. antagonisms] ve onlardan kaynaklanan şeytanlıkları görmezlikten gelmek olacaktır. [06]

Biz ne bir şeyi zorla uygulatırız, ne de şiddet kullanılarak yapılan dayatmalara teslim oluruz.

Biz hükümete karşı şiddet kullanma eğilimindeyiz, çünkü hükümet tarafından güç kullanılarak köleleştiriliyoruz. Biz mülk sahiplerini mülksüzleştirme eğilimindeyiz, çünkü onlar güç kullanarak hammaddeleri ve insan emeğinin meyveleri olan refahı ellerinden tutuyorlar, ve onu [şiddeti] kendi çıkarları için diğerlerini çalışmaya zorlamakta kullanıyorlar.

Kendi iradesini dayatmak ya da diğerlerinin emeğini sömürmek, gerekli araçları elinde bulundurmak veya tekrar ele geçirmek amacıyla kim güç kullanırsa, biz de güç kullanarak direneceğiz.

Devrimde kendini kitlelerin üstünde yükseltmek isteyen her güce, her "diktatörlüğe" veya (Komünistler veya Faşist) "bileşenine" karşı direneceğiz. Ve nasıl iktidara gelmiş olursa olsun, eğer cumhuriyetle insanları itaat ettirmek için yasalar yapan, askeri ve cezai güçlerini kullanan bir hükümet [ifade ediliyorsa], nasıl monarşiye karşı savaşıyorsak, cumhuriyete karşı da savaşacağız.

Güce karşı savunma amacı ile güç kullanımının geçerli olduğu bu durumlar haricinde, biz her zaman şiddete karşıyız, ve özbelirleme [kendi kaderini tayin hakkı, ing. self-determination] taraftarıyız.[07]



Şeytandan kaçınma ve onu yoketme amacı ile uyuşmaması nedeni ile teorik olarak; ve insan dayanışmasının ve bundan kaynaklanan zayıf ve baskı altında olanı savunma görevinin reddedilmesi nedeni ile pratikte ahlaki olarak; her tür olası ve uygun yoldan şeytana karşı "aktif" bir şekilde direnç göstermemenin manasız olduğunu daha önce binlerce defa tekrar ettim. Şiddetle doğan ve şiddetle varoluşunu sürdüren bir rejimin bunu karşılayacak uygun bir şiddet olmadan yıkılabileceğini sanmıyorum; ve [aksini savunanların] ya aptal ya da zulüm edenlerin kendi amaçlarıyla uyumlu şekilde yasaları değiştirebileceği yasallığına güvenen aldatılmışlar olduğunu düşünüyorum. Ama insanlar arasında barışı, herkes için adalet ve özgürlüğü amaçlayan bizler için, şiddetin özgürlüğün kazanıldığı anda --yani savunma ve güvenliğin artık tehdit altında olmadığı bir noktada-- sona erdirilmesi gereken hoş olmayan bir gereklilik olduğuna; aksi takdirde ise insanlığa karşı bir suç haline geleceğine, ve yeni baskıların ve adaletsizliklerin kaynağı olacağına inanıyorum. [08]

Biz ilke olarak şiddete karşıyız, ve bu nedenle de toplumsal mücadelenin olabildiğince insani yürütülmesini arzularız. Ama bu bizim onun daha az belirgin, daha az derinlikte [ing. throughgoing] olmasını arzuladığımız anlamına gelmez; aslında yarım [uygulanan] tedbirlerin sadece mücadeleyi uzatacağına, kaçınmak istenen şiddet biçimini daha da cesaretlendirirken, onu [mücadeleyi] etkisizleştireceğine inanıyoruz. Bu ne de süregiden ve olası saldırılara karşı kendini savunma hakkımızı sınırlamamız anlamına gelir. Bize göre tahakküm altındakiler her zaman geçerli bir savunma durumundadırlar ve ateş açılmadan ayaklanma konusunda tamamen haklıdırlar; ve saldırmanın genellikle en iyi savunma olduğu gerçeğinin de tamamen farkındayız ...

Üstesinden gelindiğinde yenilene karşı intikam, hiç bitmeyen bir nefret, acımasızlık anlaşılabilir tepkilerdir; ve hatta çatışmanın en ateşli zamanında, onuru acımasızca çiğnenenler ve en derin duyguları ayaklar altına alınanların [bu yaptıkları] bağışlanabilir. Ama vahşi insani olmayan duyguları mazur görmek ve bunu bir ilke seviyesine yükseltmek, onları hareketin bir taktiği olarak tavsiye etmek (aynen Faşistlerin yaptığı gibi) hem şeytanidir, hem de karşı-devrimcidir.

Bizim için devrimin anlamı bir zorbanın başka bir zorba ile, onun [uyguladığı] tahakkümün bizimkiyle yer değiştirmesi değildir. Biz insanın maddi ve tinsel gelişmesini, yenen ile yenilen arasındaki tüm ayrımların ortadan kalkmasını, tüm insanoğlu arasında candan bir kardeşliğin sağlanmasını istiyoruz --bu olmadan tarih, aynen geçmişte olduğu gibi, gerçek ilerlemenin zararına ve yenilenden hiç de az olmamak üzere yenenin de, yani tüm herkesin zararına olacak şekilde tahakküm ile isyanın birbirini takip edip durması şeklinde sürüp gidecektir. [09]

Düşmanın şiddetine direnmek için şiddetin gerektiği oldukça açıktır; ve eğer insanlığın büyük bir kısmının etkisi altında bulunduğu bugünkü örtülü kölelik durumunun devam etmesini ve daha da kötüleşmesini arzulamıyorsak, onu [şiddet kullanımını] desteklemeli ve hazırlanmalıyız. Ama şiddet kendi özünde hiçbir ülkü ışığı kalmadan ve hiçbir faydalı sonuç elde edilmeden, devrimi vahşi bir mücadeleye dönüştürme tehlikesini barındırır; ve işte bu nedenle, hareketin ahlaki amaçları ve şiddeti kesin gereklilik sınırları içinde yapma gereği ve görevi vurgulanmalıdır.

Biz şiddetin biz kullandığımızda iyi, başkaları bize karşı kullandığında kötü olduğunu söylemiyoruz. Biz şiddete inananların talepleri karşısında, kendisini ya da diğerlerini savunmak amacı ile kullanıldığında şiddetin geçerli, iyi, "ahlaki" ve aynı zamanda bir görev olduğunu; [ama] eğer diğerlerinin özgürlüklerini ihlal etmeye hizmet ederse şeytani ve ahlaksız olduğunu söylüyoruz ...

Pasifist değiliz, çünkü barış her iki tarafça istenmedikçe mümkün değildir.

Biz şiddetin savunma amacı ile, ama yanlızca savunma amacı ile kullanılmasının bir gereklilik ve görev olduğunu düşünüyoruz. Ve biz [bunu] sadece doğrudan, ani, fiziksel saldırılara karşı bir savunma anlamında değil, aynı zamanda da insanları hizmetkar konumunda tutmak için güç kullanan tüm kurumlara karşı savunma anlamında kullanıyoruz.

Faşizme karşıyız ve onun şiddetine daha büyük bir şiddetle karşı çıkarak gücünün zayıflatılmasını arzuluyoruz. Ve her şeyin ötesinde, kendisi kalıcı şiddet [demek] olan hükümete [devlete] karşıyız. [10]

Bana göre şiddet kendini savunmanın ötesinde de geçerlidir, [yani] bize karşı kullanıldığında da geçerlidir, ve bunu protesto etmemizin hiç bir bahanesi yoktur. [11]



İnsanların sözde yetersizliğine konusunda, biz kendimizi eski zorbaların yerine geçirme şeklindeki bir çözümü (Komünist ve Sosyalistlerin yaptığı gibi) önermiyoruz. Ancak özgürlük veya özgürlük için mücadele, özgürlüğün okulu olabilir.

Ama diyeceksiniz ki, bir devrimi başlatmak ve onu sonuçlandırmak için silahlı olan bir güç [zor] gerekecektir. Bunu kim inkar ediyor ki? Ama silahlı güçler ya da birçok silahlı devrimci gruplar, eğer insanları özgürleştirmeye hizmet ederlerse ve otoriter bir hükümetin tekrar ortaya çıkmasını engellerlerse, devrimci bir görev yapmış olacaklardır. Ama belirli bir toplumsal örgüt biçimini ya da belirli bir partinin programını dayatmak amacıyla kullanılmak için hazırlanmışlarsa, onlar tepkinin araçları olacaklardır ve kendi başarılarını bizzat yok edeceklerdir ... [12]

Şeylerin gerekliliği itibari ile [doğası itibariyle], bir şiddet eylemi olan devrim, şiddetin ruhunu sönümlendirmekten ziyade geliştirme [arttırma] eğilimindedir. Ama Anarşistlerce anlaşıldığı şekli ile devrim, en az şiddetli olanıdır; hükümet ve Burjuvazinin [şiddetine] karşı koymak için [kullanılan] güç kullanma gereksinimi sona erer ermez, tüm şiddeti durdurmayı amaçlar.

Anarşistler şiddeti sadece geçerli [geçerliliği savunulabilir] bir savunma aracı olarak kabul ederler; ve eğer bugün şiddetin tarafındaysalar, bu tamamen kölelerin her zaman geçerli bir savunma durumunda olduğuna inanmalarındandır. Fakat Anarşist ülkü şiddet faktörünün ortadan kaldırıldığı bir toplum içindir; ve onların bu ülküsü fiziksel bir eylem olarak devrimin geliştirme eğiliminde olduğu intikam ruhunu sınırlamaya, düzeltmeye ve ortadan kaldırmaya yardım eder. Ne olursa olsun, çözüm asla şiddetin hükümet veya diktatörlüğün elinde örgütlenmenmesi ve konsolidasyonu, yani kaba kuvvet ve polis --ve ordu-- güçlerinin otoritesinin kabul edilmesi değildir. [13]

"PASİF DİRENİŞ"E KARŞI

... Teröristlerin yaptıklarının tersi olan, başka bir hata Anarşist Hareketi tehdit etmektedir. Kısmen son yıllarda şiddetin istismar edilmesine tepki olarak, kısmen de hristiyanlık fikirlerinin yansımasının bir sonucu olarak, ve her şeyin üstünde de popülaritesini ve prestijini yazarının zekası ve yüksek ahlaki niteliklerine borçlu olan Tolstoy'un mistik öğretilerinin [etkisi ile]; Anarşistler temel ilkesinin saldırgana zarar vermektense bireylerin kendilerinin ve diğerlerinin cezalandırılmasına ve hor görülmesine razı olması olduğu, pasif direnişe ciddi derecede önem vermeye başladılar. Bu "pasif anarşi" olarak adlandırılan şeydir.

Benim yararsız ve zararlı şiddetten kaçınmamdan hayal kırıklığına uğrayan bazılarının benim Tolstoycu eğilimler gösterdiğimi belirtmeleri nedeniyle bu fırsatı kullanarak belirtiyorum ki, bence bu doktrin ne kadar fedakarca gözükürse gözüksün, aslında içgüdülerin ve toplumsal görevlerin bir yadsımasıdır. Bir adam, eğer çok iyi bir ... hristiyansa, elinin altındaki her türlü silahı kullanarak kendini savunmazsa her tür kışkırtmadan zarar görebilir, ve hala bir ahlak adamı olarak da kalır. Ama eğer diğerlerini savunmak için hiç bir çaba harcamadan onların cezalandırılmasına --bilinçsizce olsa bile-- müsade ederse, bu halde pratikte en aşırı egoist olmayacakmıdır? Örneğin, eğer o bir sınıfın mutlak sefillik [koşullarına] düşürülmesini, saldıranın kanının dökülmesindense insanların istilacılarca boğazlanmasını, insanın yaşamının ya da hürriyetinin çiğnenmesi gerektiğini tercih ederse?

"Pasif Direniş"in etkin bir silah olduğu durumlar olabilir, bu durumda en iyi silah olacaktır; çünkü [bu] insanın acı çekmesi [açısından] en ekonomik [yöntem] olacaktır. Ama çoğunlukla, "pasif direniş"i öne sürmek yanlızca zulmedenlerin [hissetikleri] isyan korkusunu yatıştırmaya hizmet eder, ve bu nedenle de tahakküm altında olanların amacına ihanet eder.

Her ikisinin de mistik olması açısından, hem teröristlerin hem de Tolstoycuların, az veya çok benzer sonuçlara varmaları ilginçtir. İlk bahsedilenler [teröristler], ülküleri zafere ulaştığı müddetçe insanlığın yarısını yoketmekten çekinmeyecektirler; sonrakilerse [Tolstoycular], ilkelerini ihlal etmektense tüm insanlığın büyük bir acının boyunduruğu altında kalmasına razı olacaklardır.

Ben kendi adıma bir insanı kurtarmak için dünyadaki tüm ilkeleri çiğneyebilirim; buysa aslında şu ilkeyle [ilgili bir] sorunudur, bence tüm ahlaki ve sosyolojik ilkeler şu tek bir ilkeye indirgenmektedir: insanlığın iyiliği, tüm insanlığın iyiliği.

deniz 11.09.2004 17:15:58
Alıntı
Ben kendi adıma bir insanı kurtarmak için dünyadaki tüm ilkeleri çiğneyebilirim; buysa aslında şu ilkeyle [ilgili bir] sorunudur, bence tüm ahlaki ve sosyolojik ilkeler şu tek bir ilkeye indirgenmektedir: insanlığın iyiliği, tüm insanlığın iyiliği.

bu tavıra siyasi literatürde makyavelizm deniyor. anarşizm de anarşist yöntemden başka bir yöntem kullanılamaz. kullananlar ona ihanet etmiş olurlar.

....

hadi şiddeti kullanalım diyelim, peki neye karşı şiddet kullanılacak.

şiddet devlete karşı mı, sermayeye karşı mı, sokaktaki insana karşı mı?...

hadi kullandık. bunun devamını getirmek lazım. yani sonuna kadar bu işi götürebilmek lazım. o kadar büyük gücü nasıl elde edeceksiniz?

hadi sonuca vardınız. sonsuza kadar karşı devrimlerle nasıl mücade edeceksiniz?

deniz 12.09.2004 12:55:06
Şiddet kullanımı çaresizliğin veya kolaycılığın bir sonucudur.

En kolay yönetim şekli bolca ve katı yasaklar koymak ve uymayanlara düşünsel veya fiziki şiddetle bu yasalara uymaya zorlamaktır.

Şiddeti muhalif güçsüz taraf güçlü tarafa uyguluyor ise yine bir çaresizlik ve kendi kurallarını dayatma güdüsü vardır.

12.09.2004 14:07:33
Alıntı
Bakunin devrimi gerçek leştirmek için bir diktatörlük kurmaktan söz eder, ama bu kollektif bir diktatörlüktür ve devrimin akabinde hemen dağıtılmalıdır.
Anahtar Kitap, terörcü anarşistlerin el kitabı olacaktır. Kara Panterler, Kızıl Tugaylar, Symbiones Kurtuluş Ordusu, Japon Kızıl Ordusu bu kitabın etkisiyle kurulan örgütlerdir.

Alıntı
Onun devrimciye bakışı varolan düzeni yıkmak amacıyla suç işlemeye ve ihanet etmeye hazır olan Bakunin ve Neçayev'in fanatik ahlaksızlığından çok uzak, ahlakçı bir bakıştı.
Çok yanlış. Bakunin - Neçayev ayrılığı tam da ahlak konusunda yaşanmıştır ve Neçayev fazla "uçmuş" biri olduğu için araları bozulmuştur. Bakunin, Neçayev'in "ahlaksızlığını" her zaman eleştirmiştir, devrimcinin anahtar kitabı ise daha çok Neçayev'in etkisini taşır, Bakunin'de bu denli sert ve uçuk bir düşünceye rastlamadım şahsen.

Bu arada o kitaptan esinlenenler arasında Lenin de vardır; zira Lenin'in abisi "Halkın İradesi" örgütü mensubuydu ve Çar 2 ya da 3.ncü (tam olarak hatırlamıyorum) Aleksandır'a yapılan suikasta katılmış ve tutuklanarak idam edilmiştir. Lenin abisine her zaman hayran kalmıştır çocukluğunda ve ileride kuracağı devrimci örgüt modeli kesinlikle Neçayev'in örgüt modelinin izlerini taşır (o kadar katı da değil ama)


Sayfa: [ 1 ]