|
||
| trt 2 de bu konuda belgeseller yayınlanıyor bugünlerde. tehcir esnasında ermenilerin mallarını gaspetmeye çalışan bazı türk komutanlarının kurşuna dizilmesi gibi bilgiler ilginç geldi bana.. izlemek isterseniz: TRT’den, Ermeni diasporası ve Batılı ülkeler tarafından sürekli önümüze sürülen sözde soykırım iddialarına cevap veren ve bu iddiaların iç yüzünü ortaya çıkaran yepyeni bir belgesel… “Soykırımın İç Yüzü”… Şimdiye kadar aynı konuda yapılan belgesellerden farklı olarak 1914-1919 yılları arasında öksüz ve yetim kalan çocukların dramı üzerinde duran belgesel, vaktiyle çocuklar üzerinden oynanan çirkin oyunları gözler önüne seriyor. Belgeselde, savaş ve tehcir dolayısıyla kimsesiz kalan çocuklarla ilgili Mustafa Kemal Paşa’nın mütareke döneminde İstanbul’da başına gelen bir olaydan, İtalyan jandarmasının Şişli’de kaldığı evi aramak istemesinden de bahsediliyor. Belgesel, Ermeni diasporası ve Batılı ülkelerin boşuna önümüze getirdiği sözde soykırım iddialarına insanın içini sızlatan toplu mezar görüntüleri ve canlı tanık ifadeleriyle cevap veriyor. Böylece, soykırım iddialarının iç yüzü ortaya çıkıyor. Belgesel, Türkiye’ye “Tarihinizle yüzleşin” diyen Batılı siyaset adamlarına belge ve tanıklarla cevap verirken, Ermeni diasporasını da dedelerinin geçmişiyle yüz yüze getiriyor. Neler yapıldı? İstanbul’dan Iğdır’a, Hatay’dan Kars’a kadar olayların yaşandığı bölgelerde çalışan belgesel ekibi, 80’li yıllardan bu yana TRT haber ve belgesel ekiplerinin olayları bizzat yaşayanlarla yaptığı ve Kurum arşivinde bulunan röportajların bir kısmını kullanırken, halen hayatta olan oldukça yaşlı birkaç tanıkla da görüştü. Ayrıca tanık yakınlarıyla da temas kurularak onlara intikal eden bilgilerden yararlandı. Bu arada, Türk-Ermeni ilişkileri konusunda çalışma yapan akademisyenler ve özellikle yerel araştırmacıların bilgilerine başvuruldu. Ermeni Diasporasının Türkiye aleyhindeki faaliyetleri ve Batılı ülkelerin bunu kendi çıkarları için kullanmasından Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlarımızın nasıl etkilendiği araştıran belgesel ekibi, Türkiye’deki Ermeni cemaatinin, Batılı ülkelerin sahte korumacı ve iki yüzlü politikaları karşısındaki tepkileri değerlendirdi. Başta Ermeni Patriği II. Mesrob Mutafyan olmak üzere, çeşitli meslek gruplarından Ermeni vatandaşlarımızla bu çerçevede röportaj yapıldı. Belgeselin anlatımını güçlendirmek üzere bazı olaylar dramatize edildi. Yapım ve yönetimini Veysi Kayıran üstlendiği belgeselin drama sahnelerini ise, yönetmen Davet Atabey çekti. Drama sahneleri Gölbaşına bağlı Çayırlı köyü ile bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan I. TBMM binasında ve Ankara Kalesi’ndeki bir konakta çekildi. Yayın 24.04.2007 22:30 / TRT2 24.04.2007 02:05 / TRT2 25.04.2007 07:25 / TRT2 |
||
|
||
| turkiye turklerindir deniliyorsa hala, turkiye de turk olmamak suctur, ayni zamanda musluman olmamakta... | ||
|
||
| Az önce TRT'de sanırım Deniz'in de bahsettiği bir "Ermeni Soykırımı", pardon "Sözde" Ermeni Soykırımı ile ilgili bir oturum vardı, tartış-ı-yorum gibi bir şeydi adı ama tabi Devlet kanalı olduğu için farklı bir "ses" yoktu. Sanırsın Çok Sesli Koro... İnsan bari nezaketen karşı görüşten birini çağırır ve iki laf ettirir, ama haklarını yemeyeyim ben bir yerden sonra dayanamadım kapattım. Belki vardır da ben göremedim. Gerçi farklı bir laf eden olursa, sözde değil özde bir linçe uğrayacağı kanaati doğdu bende. Forumda da böyle bir yazıya denk gelince bir-iki kelam edeyim dedim. Gerçi farklı bakış açısı ile bakanlar olmuş, misal...: Tehcir için kanun çıkarılmış, göçedecek Ermenilerin ihtiyaçlarının karşılanması için yasal çeşitli önlemler alınmıştır. Ancak savaş şartları, Kürt çetelerinin saldırıları, salgın hastalıklar ve kıtlık nedeniyle çok sayıda Ermeni yolda hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 100.000 civarında olduğu sanılmaktadır. Türk araştırmacılardan bu rakamı 400,000'e kadar çıkaran olmuştur. Ancak Ermeni Diasporası ve Ermenistan bu rakamı 600.000'den 2,5 milyona kadar geniş bir yelpazede yorumlamaktadır. Ancak o dönemde Ermeni Kilisesi kayıtlarına göre dahi Ermeni nüfusu dahi 2,5 milyon yoktu. Osmanlı arşivlerine göre bu dönemde Ermeni nüfusunun 1-1,5 arasında olduğu ve nüfusun hiç bir vilayette çoğunluğu oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Eğer böyle bir okuma ile okursanız içinizden "Ya bu Ermeniler'de ne kansızmış, o kadar yol tepip ölmekle bize ihanet etmişler" gibi bir anlam çıkartırsınız. Halbuki Devlet bütün konforlarını düşünmüş, ne var ölecek?Tehcir edilenlerden en az 650.000 kadarı geri dönmüşlerdir. Ancak Kurtuluş Savaşı esnasında işgalciler ile olan işbirlikleri bir çok Ermeni cemaatine pahalıya patlamış ve bir kez daha göç etmek zorunda kalmışlardır. Ermeniler 1915 Göç'ünü 'soykırım' olarak adlandırırlar. Zaten altı-üstü 100 bin kişi imiş ölenler...(!) Sanırım sayı saymasını bilmiyorsunuz? Ya da rakamların neyi nitelediğini bilmiyorsunuz? Ama her zaman ki gibi TORQ'un nitelikli yazısı hemen kendini göstermiş...: Bir genelge yayınlandı ve ermenilerin ismi geçmeden bazı grupların yer değiştirme adı altında yok edilmesi sağlandı. Bu konuda bazı kitaplar ve tanıklar resmi tarihin söylediklerinin tersini söylemekte ancak ermenilerin topluca sürgüne gönderilmesi sırasında ölen insanların varlığı tartışılmaz bir gerçek olarak duruyor. Bu insanlar ölüme giderken, çocukları bazı müslüman aileler tarafından alınıp kurtarılarak müslüman yapılmıştır. Bu konuda benim görüştüğüm ve bizzat bilgilendiğim insanlar da oldu. Ama böyle davranarak hiç bir yere varamayacağımız ortada. Dünyanın her yerinde insanların söyediklerini yoksayıp, hepsinin yalan söylediğini kabul ediyoruz. Sonuç kısmında kendisiyle hemfikirim.Her olaya tek taraflı bakıyoruz, bu da bizim geleneğimiz olsa gerek; daha doğrusu resmi tarih ne diyorsa biz onaylamaya ve bunun için kellemizi vermeye hazırız. Tehcir Kanunu çıkarılmış vakti zamanında... İstanbul ve İzmir dışındaki bütün Ermeniler sürgüne yollanmış; gerekçe malum bunlar bizi satacaklar... Birincisi neden İstanbul ve İzmir dışındakiler; çünkü bu bölgeler Yabancı Devletlerin gözetimi altındadır ve buralarda yabancılara dokunamıyor Osmanlı. İkincisi neden "satıyor bunlar"; çünkü Müslüman değiller ve Ermenlier Doğu Anadolu'da sayısal olarak çoklar ve Wilson 'un o bilinen yasaları uyarınca tehlike arzediyorlar. Turancı Enver Paşa'mız da başta zaten, Turancı bir fikriyat olarak öncelikle Gayri-müslimlerin "temizlenmesi" gerekiyor, sonra da ver elini Kafkaslar... Bir diğer sorun da bilindiği gibi Doğu Anadolu'da kolordu var, ve Hamidiye Alayları adı altında sewrtlikleri ve isyan bastırma şekilleri ile ünlü bir ordu var. Tüm bunlara rağmen, kıçıkırık Ermeni çeteleri bir kaç yıl boyunca geleni gideni kesiyorlar ve onlara yardım edecek bir Rusya bile yokken arkalarında. Zira bilindiği gibi Rusya o zamanlar kendi derdinde, Bir yandan İttifak Devletleri bir yandan Bolşevikler sıkıştırmışlar ve kendisini kurtarma derdinde... Böyle bir ortamda nasıl oluyorsa çeteler böyle bir şeyi gerçekleştirebiliyorlar? Sakın ola ki Ermeniler Türkleri öldürmemişler anlamı çıkmasın bundan... Soykırım'a gelince... Çok çetrefilli bir kavram. Osmanlı, ayrılma taraftarı olan ve Wilson ilkelerini uyarınca kopmak isteyen Ermenileri önce Techir ile sonra da Doğu'daki Hamidiye alayları vasıtasıyla katletti. Bu savaşı ilk başlattı pek önemi yok bence, ama sonuçta her iki taraftan bayağı bir kayıp oldu. Ama siz bir halkı bu gibi nedenlerle sürgün edip cezalandırır ve bir de kendi askeri gücünüzle güç kullandırarak öldürürseniz bu katliamdır. Ve de soykırımdır. Biz bunu yapmış bir toplumuz ve bu bir insanlık ayıbıdır. Ninem anlatırdı, Murat nehri kan akardı burada derdi, kesip kesip nehre attılar Ermenileri derdi... Biz bu ayıpla yaşamak zorundayız kesinlikle. turkiye turklerindir deniliyorsa hala, turkiye de turk olmamak suctur, ayni zamanda musluman olmamakta... Bu cümle sanırım bizi en iyi anlatan cümle olsa gerek.Geçmişte de böyle imiş şimdi de böyle... |
||
|
||
Alıntı Tehcir Kanunu çıkarılmış vakti zamanında... İstanbul ve İzmir dışındaki bütün Ermeniler sürgüne yollanmış; gerekçe malum bunlar bizi satacaklar... Birincisi neden İstanbul ve İzmir dışındakiler; çünkü bu bölgeler Yabancı Devletlerin gözetimi altındadır ve buralarda yabancılara dokunamıyor Osmanlı. bu bilgiden şüpheliyim. aslen kayserili olan bir ermeni tanıdığım var. onlar etkilenmemişler mesela. |
||
|
||
Alıntı bu bilgiden şüpheliyim. aslen kayserili olan bir ermeni tanıdığım var. onlar etkilenmemişler mesela. Kuşku duymak iyidir tabii ama bu tip toplumsal olaylarda tek tek tanıkları birleştirerek daha büyük ölçekli araştırmalara başvurmak gerekir düşüncesindeyim. Bu olayda her iki tarafın da ölen insan sayısını propogandif amaçlarla abarttığı kanısındayım. Ortada 100 yıldır devam eden ve daha da devam edecekmiş gibi görünen bir husumet var. Bir yanda Hınçak ve Taşnak partilerinin gerilla grupları öte yanda da buna karşı düzenli bir savaş yerine aynı şekilde paramiliter örgütlenmeye giden kendi silahlı milislerini oluşturan ittihatçı yönetim bulunmakta. Osmanlı kendi devlet deneyimi içinde açıktan ermenileri katletmemiş olabilir ama bu silahlı milis gurupların gidip ermeni köylerini yakıp yıkmadıkları toplu katliam yapmadıkları anlamına gelmez. Milliyetçi Ermeni komitalarının da gaddarlıkta türk-kürt milisleri ile yarıştıklarını biliyoruz. Yakın tarihte devlet-sivil milis işbirliğinin toplu katliamlarda nasıl olabileceğini ve engin devlet deneyiminin nasıl uygulanabileneceğinin örneklerini K.Maraş ve Çorum katliamlarında gördük yaşadık. Toprağı bol olsun sevgili Hrant'ımızın bir deyişi vardı; "iki toplum arasında bir travma oluşmuş bunu aşmak için mücadele etmek gerekir". Durum böyle ki aynı travma bugün aradan 70 yıl geçmiş olmasına rağmen İspanya'da Cumhuriyetçiler ile kralcılar arasında, Kuzey Irlanda'da katoliklerle protestanlar arasında hala yaşanmakta. Etnik temelde halklar bir kere birbirine kırdırılırsa bunun onarılması ve toplumsal hafızadan kazınması çok güç oluyor. sağlıcakla, |
||
|
||
| Bu konuya her girdiğimde düşüncelerim doğrultusunda görüşleri okudukça ferahlıyor, ancak olaylara at gözlüğüyle bakan arkadaşlarımı okudukça da içim sızlıyor, yaram kanıyor. İçtenlikle söylemem gerekirse "objektif bir değerlendirme mi yapıyorum acaba?" dediğim konulardan biri, "Ermeni sorunu". Tarihsel verilerin ve bilgilerimizin yetersiz olduğu, konuyla duygusal bağı bulunmayan araştırmacıların bile % 100 net bilgilere ulaşamadığı bir konuda kesin sonuçlara varmak, "soykırım olmuştur" ya da "olmamıştır" demek bana yanlış geliyor. Annesi müslümanlarca tecavüze uğramış ve öldürülmüş, ailesinden kimsenin yapılan işkencelerden ve katliamdan kurtulamamış, malvarlığına elkonulmuş ve müslümanlaştırılmış olduğu bir anneannenin torunuyum. Benim ailem gibi yüzlercesinin tanıklık yaptığı bir konuda, hala tek yanlı düşünmeleri, önyargıları görmek anlaşılır gibi değil. İki tarafın da birbirlerine karşı birtakım olumsuz eylemlerde bulunduğu, insanların birbirini kıyıma uğrattığı doğru olabilir, ancak olayın vehameti, bir halkın hedef alınması ve yapılanların tümüyle, hiçbir açık kapı bırakılmadan reddedilmesi. |
||
|
||
| TARİHİN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRMEK Bu toprakların kültürlerinden biri temel ahlak kuralı olarak "özünü dar'a çekmekten" söz ediyor; özümüzü ne denli dar'a çekebiliyoruz? "Bilgiden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" diyor, bilgiye ne denli değer veriyoruz? Dahası, "Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan / Kırk yıl müderris olsa hakikatte asidir" diyen 750 yıl öncesinin Yunus'una ne denli yaklaşabiliyoruz?.. Bu toprakların, yani sevgili yurdumuzun tarihsel karmaşasını, kültürel zenginliğini, değişim, kırılma ve yenilenme dinamiklerini ne kadar tanıyoruz? Yurdumuzu sevmekten, uğruna ölmekten söz ediyoruz, ama ona giydirdiğimiz tek rengin ötesinde, renk cümbüşündeki kendi gerçekliğiyle de seviyor muyuz gerçekten? Bana böyle düşündüren şey, Aras Yayınları tarafından hazırlanmış olan, Rene Grousset'in "Başlangıcından 1071'e Ermenilerin Tarihi" ve Boğos Levon Zekiyan'ın "Ermeniler ve Modernite" adlı kitapları oldu. "Uzun bir geçmişe dayanan Türk-Ermeni ilişkilerinde 20. yüzyıl, kuşkusuz en karanlık dönemi oluşturmuştur" diye yazıyor Zekiyan, "Ermeniler ve Modernite" adlı kitabında. 19. yüzyılın sonlarından başlayıp 1915-16'da doruğuna ulaşan vahim olaylar, ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın, o uzun ve çoğu zaman samimi ilişkiler tarihinde bir uçurum yaratmıştır. Fakat tarihin herhangi bir evresinde yönü değiştirilemeyecek bir nokta yoktur. Aksi taktirde tarihin en vahim durumlarından bile daha vahim bir durumla karşı karşıya kalırdık. O halde tarihin akışına yeni bir yön verme çabalarına girişmemekte karşılıklı ısrar, hataya hata eklemek olacaktır. Alman devlet adamı Konrad Adenauer, "Tarih, önüne geçilebilecek, fakat geçilememiş veya geçilmek istenmemiş hataların toplamıdır" sözünde haklıysa, bunun sorumluluğunu tarihin kendisi, insanlık, evren ve eğer inanıyorsak Tanrı huzurunda yüklenmek zorundayız. Başka çıkış yolu yoktur. Bu tür çabaların hareket noktasını, kanımca söz konusu toplumların birbirlerini tanımasında aramalıyız. Çok basit, hatta hatırlatılması bile fuzuli sayılabilecek bu zorunluluğun, maalesef, tüm bir yüzyıl boyunca farkına varılamamış, daha doğrusu her iki taraf da kendi gölgesine sığınmak istemiştir. "Bu küresel dünyada milli önyargılarımızın, artık altına sığınılabilecek bir gölgesi kalmamıştır. Dolayısıyla daha fazla zaman kaybetmeden, en doğru noktadan, bu toprakların gerçek tarihini ve bizden hiç de farklı kana, farklı gene sahip olmayan diğer kimliklerden insanları öğrenmeye başlamamızda sayısız yarar var. Atalarımız diye sunulan egemenlere teslim olmadan, takım tutar gibi onların hatalarını savunma kompleksi duymadan, insanı ve halkları eksen alan, barışı ve hakları kutsayan yeni bir öğrenme sürecine gereksinimimiz var. Bunu yaptığımız oranda emperyalizmin istismar olanaklarına da ket vurduğumuzu göreceğizZekiyan'ın da belirttiği gibi, "20 yüzyılın gerek Türk gerek Ermeni tarihçiliğinde belirgin bir tekyönlülük hüküm sürmüştür. Bu tekyönlülük bugün artık yerini daha dengeli, daha ussal, daha gerçekçi bir tutuma bırakmalıdır. Türk tarihçiliği genelde Osmanlı İmparatorluğu'nu Ermeniler için bir 'dünyevi cennet' görünümünde takdim etmeyi adeta bir görev bilmiştir. Aslında hiçbir devlet için böyle bir taktirde bulunulamayacağı açıktır. Buna karşın 20. yüzyılın Ermeni tarihçiliği de, yaşanan travmatik şokun etkisiyle, Osmanlının Ermeni ulusuna sunduğu imkânları unutabilmiş ya da bilinçaltına itelemiştir. Toplumlar düzeyinde koşullanmalardan ve hissi tutumlardan arınıp, tarihsel araştırmaları da bunlardan arındırmakta geçkalınmış olsa bile, çalışmaya koyulmak için hiç de geç değildir". ACILARDA VE BAĞIMLILIKTA ORTAKLAŞMAK Türkçede "Bozkır İmparatorluğu" kitabı da yayımlanmış olan ünlü Fransız oryantalisti Grousset, "Ermenilerin Tarihi" adlı bu son kitabında, Ermeni halkına, bu halkın tarihine dair bize oldukça kapsamlı bir fotoğraf sunuyor. Bu fotoğrafın önemi, sadece çok geniş bir kaynakçadan hareketle Ermenilere dair, Milattan Önce 3. bin yıllara uzanan bilebildiğim en kapsamlı çalışma olmasıyla sınırlı değil; çünkü Grousset, Ermenilerin öyküsü içinde ve bazen Ermenilerin gözüyle Bizans'ı, Sasanileri, Emevileri, Abbasileri, Selçukluları, Gürcüleri, Kürtleri, Süryanileri de anlatıyor. Böylece ortaya Ermenileri merkezine alan ancak bölge halklarının bütününü kucaklayan bir tarih çıkıyor. Bu tarihin içinde bütün halkların tarihlerinde olduğu gibi yükseliş ve düşüşler, kahramanlık ve çürümeler bir bir gözümüzün önünden geçiyor.Birbirimizden koparılamaz taraflarıyla öylesi ilginç öğeleri var ki bu tarihin... Örneğin Malazgirt'e gelen Bizans ordusunda Hazarların, Kıpçakların, Komanların ve Uz /Oğuz Türklerinin varlığına karşılık, Kürtlerin ve bir kısım Ermeninin de Selçuklularla mevzilenmesi söz konusu ki, bunlar bizim milliyetçi koşullanmışlığa uğramış bilincimizin öyle kolayca hazmedemeyeceği gerçekler. Selçukluların kazanması sonrasında Alpaslan'ın, Diyojen'e gerçekten de "şövalyece bir nezaketle" davranışı ise, o günlerden çok daha geriye savrulmuş şovenlerimiz açısından, içselleştirmemiz gereken bir ders niteliğinde. Zekiyan'ın kitabı, Grousset'nin tarihini, belli bir kesintiyle günümüze taşıyarak adeta tamamlıyor.Ermeniler ve Modernite'nin ilginç anekdotlarından biri, daha düne kadar, İstanbul'dan Siirt'e iç içe yaşadığımız Ermenilerin, modernite ile çok erken bağ kurmuş olmasına yapılan vurgudur. Bırakalım Anadolu'nun bozkırlarında iç içe yaşadıkları bizleri, kendilerinden çok daha batıda yaşayan Balkan Hıristiyanlarından bile çok daha derin ve erken bir şekilde modernite ile tanışmalarındaki giz, gerçekten de araştırılmaya değer; ki Zekiyan'ın kitabı bu konuda bize ipuçları veriyor. Tabii buradan hareketle, Anadolu'yu zamanının ilerisine taşıyabilecek bu ilginç dinamiğin, sürgünü yerine içselleştirmesini öngören hümanist bir devlet vizyonunun, hem dünkü hem de bugünkü hayatlarımıza etkileri üzerinde düşünmeye değer. Oysa bizim o dönemki egemenlerimiz, adeta emperyalistlerle yarışarak tersini yapacak, hem Anadolu'nun Ermeni yerlilerine hem de Türk-Kürt Müslüman halka büyük travmalar yaşatan çözümleri tercih edeceklerdi.Sonuç, onlardan yoksun ama bizlerin de bağımlılık ve gerilikte yaşadığımız bir tarih ve coğrafyadır. Hep birlikte yoksullaşarak, hep birlikte acılar çekerek çıktığımızı sandığımız bu tarihin biricik gerçeği ise, emperyalizmin kazandığı, bizlerin ise hep birlikte kaybettiğimizdir. http://www.alevihaber.org/v2/index.php?option=com_content&task=view&id=1426&Itemid=79 |
||
|
||
| Bugün gazetelerde okuduğum bir habere göre Türkiye, dünyadaki büyük gazetelere ilanlar vererek arşivlerini sonuna kadar açmayı, Ermenilerle ortak bir çalışma için hazır olduğunu duyurmuş. Bu duyurunun asıl amacının bugünün 24 Nisan olması nedeniyle özellikle ABD'ye ve konunun ilgililerine bir parmak bal çalmak olduğunu düşünsem de Ermeni diasporasının buna olumlu yaklaşmayacağını da biliyorum. Ama inanmak, güvenmek istiyorum; sadece bu konuda değil, tarihi gerçeklerin her bakımdan ortaya çıkmasını diliyorum. |
||
|
||
| böyle bir katliam olmuş veya olmamış olsa da türkiye olmuş gibi hareket etse ne olur ? mesela almanlar bunun çok daha şiddetlisini ve barizi yaptılar. şimdi alman halkı dünyanın en ırkçı, barbar halkı diye mi anılıyor ?? bence türkiye bu konuda rahat olmalı. tüm tarihi gerçeklerle yüzleşmeli ve hesabını vermelidir. bundan zararı değil karı olur. aksi durumda bu konu her zaman suistimal edilir. |
||
|
||
| kesinlikle haklısın; tarhimizle yüzleşmememiz, kafaların kuma gömülü kalarak bedenlerin debelenmesi demek. bunun ise bir şeye yaramadığı çok açık. her konu için geçerli değil mi bu? gerçeklerle yüzleşilmediği oranda var olduğumuzu iddia etmek neye yarar? |
||
|
||
| PEKİ, BU UNUTULUR MU ? Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi. Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanlı Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar. Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi... Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, .İngilizlerin işine gelmiyordu. Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti. Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözler yanmıştı... Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Tabiî ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işi de unutuldu gitti. Ama onlar unutmuyorlar... Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması... ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DIYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK. |
||
|
||
| sivastada yaralı askerlerimizi hasteneye getiriyolar doktor ermeni daha sonra askerler ağı yaralı olmadıkları halde birer birer ölüyolar nedenini bulamıyolar sonra doktor itiraf ediyo sorumlu benim diye artık omu öldürmüş yoksa tedavi mi etmemiş orasını bilmiyorum ama şimdi o askerlerin şehitliği var hafikte sanırım | ||
|
||
böyle bir katliam olmuş veya olmamış olsa da türkiye olmuş gibi hareket etse ne olur ? mesela almanlar bunun çok daha şiddetlisini ve barizi yaptılar. şimdi alman halkı dünyanın en ırkçı, barbar halkı diye mi anılıyor ?? bence türkiye bu konuda rahat olmalı. tüm tarihi gerçeklerle yüzleşmeli ve hesabını vermelidir. bundan zararı değil karı olur. aksi durumda bu konu her zaman suistimal edilir. Ama bu son derece anlamsiz bir davranis bicimi olmaz mi? Almanlar yaptilar evet belgelerle vs. ispatli.. Kaldi ki Turkiye techir yaptigini hicbir zaman inkar etmiyor ki...Ama soykirim cok farkli birsey.. Eger buradaki amac etnik temizlik olsa idi bu olayin tum Ermenileri kapsamasi gerekirdi. Niye bir bolumu? Kanada'nin soykirimi nasil kabul ettigini (neye dayanarak) biliyor musunuz? Sadece birkac kitap dayanak olarak gosterildi ve kabul edildi. Turkiye arsivlerine veya Osmanli arsivlerine yonelik tek bir basvuru yapilmadan...Tarihi belge karsilastirilmasi dahi yapilmadan...Mantiken iki tarafin hatta o doneme iliskin baska ulkelerin de yardimci anlaminda arsiv acmasi gerekmez mi? Bu olayin bir kismi tamamen politik oyundur. Evet insanlar oldu bunu kimse inkar etmiyor ama soykirim kelimesi o kadar kolay giyilecek bir gomlek olmasa gerek... |
||
|
||
| Etnik temizliği Ermeniler yaptı 16 Haziran 2008 Nerdun HACIOĞLU / MOSKOVA Moskova’daki Askeri Tarih Devlet Arşivi’ni (RGVİA) araştıran akademisyen Mehmet Perinçek, Tuğgeneral Bolhovitinov’un 11 Aralık 1915’te karargahına gönderdiği 65 sayfalık raporu buldu. Rus komutan raporda, "Ermeni gönüllü birlikleri ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara girişti" diyor. RUSYA’nın başkenti Moskova’da bulunan Rusya Askeri Tarih Devlet Arşivi’nde (RGVİA) çalışmalar yapan İstanbul Üniversitesi araştırma görevlisi Mehmet Perinçek, Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas cephesinde görevli Tuğgeneral Leonid Bolhovitinov’un karargahına gönderdiği raporu buldu. Diğer adı ’Çarlık Rusyası Askeri Arşivi’ olan merkezde bulunan tarihi belge, günümüzde Erivan hükümeti ve diasporanın sloganı haline gelen "Türkler 1915 yılında 1.5 milyon Ermeni’yi öldürdü" iddiasını ilk elden çürüten bilgiler içeriyor. Sorumlu kendileri 11 Aralık 1915’te Rus karargahına gönderilen 65 sayfalık rapor, "Gerçek durum. Düzeltme" başlığını taşıyor. Taşnak Partisi’nin, "Kafkas cephesinde Ermeni gönüllü çetelerinin faaliyetleri" başlıklı bir mektubu Rus Çarı’na iletmesinden iki ay sonra yazılan raporun girişinde, Ermenilerin kaleme aldığı bu mektuptaki bilgilerin "siyasi amaçlı" olduğu uyarısı yapıldıktan sonra, bölgedeki "gerçek durum" özetleniyor. Bölgede patlak veren hadiselere, "Ermeni problemi olarak tabir edilen mesele" tanımını uygun gören Rus general, Osmanlı içinde istenmeyen unsur haline gelmelerinde sorumluluğu Ermenilere yüklüyor. Raporda, "Ermenilerin verdiği ölü sayısına güvenmemek gerekir. Taşnak partisi bildirilerinde belirtilen kayıp rakamları devamlı surette abartılıyor ve bunların siyasi amaç taşıdıkları şüphe götürmüyor. Bu kayıpların sorumluları da, kırımı ateşleyen Ermeni çetelerinin kendisidir" ifadesi yer alıyor. ... http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9188892.asp |
||
|
||
turkiye turklerindir deniliyorsa hala, turkiye de turk olmamak suctur, ayni zamanda musluman olmamakta... yok denmiyor zaten, Türkiye çinlilerin. ingilterede , kenyalıların.. ermenistanda , arjantinlilerin.. ![]() laf olsun torba dolsun işte.
|
||