|
||
| tapalim mi? | ||
|
||
| bu tamamen sana kalmış Sn. Salmanyus... | ||
|
||
| 1965'den sonra Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas'da, liseyi İstanbul'da okudu. Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'de Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında isçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. 7 Kasım 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı. TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüşünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı. İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart 1969'da girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı. Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürdü. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulundu. Kaçırılan erler daha sonra serbest bırakıldı Yakalanışı ve İdamı: 12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekte iken motorsikletleri bozulur. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Yusuf Aslan ile birbirlerini kaybederler. Yusuf Arslan o esnada Deniz Gezmiş ise 16 Kasım 1971 salı günü Sivas'ın Sarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde yakalandı ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya götürüldü ve zamanının İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun makamına götürüldü. Mahkeme 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı. Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde,sabah saat 1'de Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi.Nabzı 50 dakika sonra durdu.İlmek 2 kat yapıldığı için idam daha acılı gerçekleşti(Kendi sandelyesini de kendisi devirmiştir). İdam edilmeden önce son isteğinin Rodrigo'nun Aranjuez konçertosunu (muhtemelen Adagio'sunu) dinlemek ve bir bardak demli çay içmek olduğu söylenir, ama bu isteğinin yerine getirilmediği bilinmektedir. İdam kemendi boynundan geçirilirken de, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediğini belirtmişti. Son sözleri: Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk Halkı, Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm! |
||
|
||
| Deniz Gezmiş Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Deniz Gezmiş 1965'ten sonra Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini çeşitli kentlerde, liseyi İstanbul'da okudu. 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'te Türkiye İşçi Partisi(TİP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında isçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu(TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6.Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüsünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M.Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı. İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart'ta girişmis olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş , bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürmeyi planladı. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Sarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı. 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı. 6 Mayıs 1972'de idam edildi. |
||
|
||
| DENİZLERİN DALGASI OLMAK BAĞIMSIZLIĞI, DEMOKRASİYİ VE SOSYALİZMİ savunan , emperyalizme, faşizme ve her türlü gericiliğe karşı mücadele veren, DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN ve YUSUF ASLAN 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edildiler. Onlar bir dönemle anılan, 68 gençlik hareketinin baş eğmez önderlerindendiler. 68 gençliğinin önderlerinin diğer büyük bir kesimi de katledildi. Gençler, işçiler köylüler zindanlara atıldılar, işkence tezgahlarından geçirildiler , sokak ortalarında öldürüldüler. Aradan 34 yıl geçti. Ama, ne idamlar ne 68 gençliğinin katledilişi, ne yalanlar, ne karalamalar, gerçeği değiştiremedi. Bugün emperyalizm ve işbirlikçiklerin tüm çirkinlikleri , yadsınamaz, yalanlanamaz, saklanamaz bir şekilde HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE sergileniyor. Dün, daha gerçekler bu kadar açık seçik görülemezken; ABD emperyalizmin , yüzü bu kadar ortada değilken, bu çirkinliği tüm çıplaklığı ile ortaya seren, hiçbir çıkar gözetmeden , her türlü baskıyı, işkenceyi, ölümü göze alarak ülkesinin bağımsızlığı, halkının mutluluğu için mücadele eden 68 ve 68 gençliği bugün daha iyi kavranıyor. Bugün Denizlerin, 68 mücadelesinin, doğruluğu , geçerliliği VE HAKLILIĞI TARİHİN TANIKLIĞINDA KANITLANIYOR. 68 hareketi ABD EMPERYALİZMİNİN haksız ve vahşi saldırılarının en acımasızlarından Vietnam işgalinin yaşandığı , Ho Shi Min önderliğinde ki Vietkongun, ABD’ye kafa tuttuğu onu dize getirdiği bir ortamda yeşermişti. Che Gueveralarla, Fidel Kastrolarla Güney ve Latin Amerika halklarının başkaldırılarının, ezilen dünya halklarını cesaretlendirdiği bir dünyada var olmuştu. Emperyalizme karşı, ulusal kurtuluş savaşı veren halkların yanında, kurulu düzene bir başkaldırıdır 68. Türkiye 68 gençlik hareketi ise, 68’in bu uluslar arası niteliğinin yanında, yanlızca emperyalizme değil, haksızlığa, yolsuzluğa, yoksulluğa ve sömürüye karşı da bir isyandır. 1968 ile başlamayan, öncesi ve sonrası olan kendini yalnızca gençliğin özgül talepleriyle sınırlamayan, işçiler ve köylüler başta olmak üzere, tüm ezilenlerin sömürülenlerin mücadelesiyle birleşmeye ve tüm olanaklarıyla desteklemeye yönelen bir harekettir. Türkiye’de 1960'lı yıllar özgürlükler ve haklar konusunda bir uyanışın yaşandığı yıllardır. Bu yıllar sosyalizm ile ilgili hareketin çığ gibi büyüdüğü, yabancı dillerden kitapların çevrildiği, sol teorinin dergilerde, kürsülerde, kantinlerde hararetle tartışıldığı ve Türkiye İşçi Partisi'nin Millet Meclisi'nde 15 sandalye kazandığı yıllardır. O güne kadar mevcut sistem içerisinde klasik, düzenden yana iktidar ve düzenden yana muhalefet, ikilemine paralel olarak oluşturulan, devletten maddi destek gören yarı resmi öğrenci derneklerinin yanı sıra, Fikir Kulüplerinin kurulmasıyla, kurulu düzene emekten yana bir bakışla eleştiri getirecek gençlik örgütlerinin temellerinin atıldığı, DEV-GENÇ’İN oluştuğu yıllardır. Dev-Genç’te örgütlenen DEVRİMCİ GENÇLİK, devrimci potansiyeli ülkenin tüm köşesine ve tüm kesimlerine taşımak için her yolu denedi. Her türlü özveriyi gösterdi. 1968 devrimci gençliğinin eylemleri; üniversite işgalleri, Amerikan aleyhtarı mitingler, 6. Filo erlerinin denize atılması, Komer’in arabasının yakılması ile, işçi eylemlerini desteklemek, gecekondu çalışmaları yapmakla sınırlı kalmadı. Kırsal kesimlere de ulaşmak, yoksul köylüleri de harekete geçirmek için yollara düştüler. Ağalarla, topraksız ve az topraklı köylülerin mücadelesinde, köylülerden yana; toprak sahipleri ve tüccarlarla, üreticiler arasındaki mücadelede üreticilerden yana tavır aldılar. Tam da bu noktada, yani gençlerin artık halkla buluştuğu noktada, onlarla bütünleştiği noktada önceleri öğrenci eylemlerine sessiz kalan iktidar ve egemen güçler, öğrencilerin üzerine saldırmaya başladılar. CIA sıyla, MİT’iyle, kontr-gerillasıyla, Ülkü Ocaklarıyla, polisiyle, faşistiyle, şeriatçısıyla, yurdunu ve halkını seven gençliğin kitlelerle kurduğu bağları koparmak, gençliğin verdiği mücadelenin doğru kavranılmasını önleyebilmek için gençliğin üzerine saldırdılar. Bu saldırılar üniversite gençliğinin kitlesel ve örgütsel tepkisiyle püskürtüldü. Bu defa aynı kadrolar polis desteğinde saldırtılarak , yurtsever ve devrimci gençler sokak ortalarında kanlı elleri günümüze kadar ulaşan “kontr-gerillanın” tetikçileri tarafından öldürülmeye başlandı. 23 Eylül 1969 da Taylan Özgür katledildi. Taylan Özgür, ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü üyesiydi ve Sosyalist Fikir Kulübünce düzenlenen “köy çalışmaları”na ilk katılan ve başarılı sonuçlar elde eden arkadaşlarımızdandı. Kitlelerin güvenini kazanmayı bilen, özveri sahibi ve mücadelen kaçmayan atak ve yiğit bir kişiliği vardı. Taylan, 6 Ocak 1969'da Amerikan elçisi Komer’in makam arabasını ODTÜ’de yakan devrimci gençlerden biriydi. TAYLAN ölen ve öldürülen ne ilk ne de son 68’liydi . 68’liler, Taylan’ın öldürülmesinden yaklaşık bir yıl önce, Amerikan 6 Filosunun İstanbul’a gelişi sırasında çıkan olaylarda öldürülen VEDAT DEMİRCİOĞLU ile vermişti ilk şehidini Taylan ölen ve öldürülen ilk 68’li değildi. Ama, CIA’nın, 1952’den itibaren NATO’YA bağlı tüm Avrupa ülkelerinde “ gladio” “kontr gerilla” “özel harp dairesi” adı altında kurduğu ve “komünistleri” yok etmeyi amaçlayan örgütlerin tetikçileri tarafından , “bilinçli” ve “planlı” bir şekilde öldürdüğü ilk 68’li devrimciydi. Taylan Özgür emperyalist güçlerin, “öldürülecekler” listesine rasgele seçilmemişti. Tıpkı Deniz gibi, Yusuf gibi, Mahir , Hüseyin, Ulaş gibi, Kaypakkaya, Cevahir gibi asılarak, vurularak, işkence yapılarak öldürülen yüzlerce binlerce devrimci kardeşimiz gibi, varlıklarıyla, eylemleriyle, halklarıyla kucaklaşarak emperyalizme karşı örgütlenmeleriyle emperyalistleri ve işbirlikçilerini tedirgin ettikleri için verilmişti “ölüm” emri. Emperyalistler ve işbirlikçileri, oyunlarının açığa çıkartılmasından, sömürü ve talanlarının engellenmesinden, çıkarlarının zedelenmesinden korkuyorlardı. Devrimci gençler Türkiye’nin emperyalist güçlerce nasıl kuşatıldığını, ikili anlaşmalarla, üslerle , nasıl ülke topraklarının ABD’ye peşkeş çekildiğini görüyorlar ve halka anlatıyorlardı. Emeğin sömürüldüğünü, köylünün özellikle Doğu Anadolu’da ağa baskısı altında ezildiğini, üretici köylünün ürününün tüccarlarca nasıl gasp edildiğini görüyor ve bütün bunlara karşı halkı mücadeleye çağırıyorlardı. Yer yer, halkla birlikte mücadele ediyorlardı. Gençliğin halkla kucaklaşması önlenmeliydi. Devrimci gençlik halktan uzaklaştırılmalı, yalnız bırakılmalı ve yok edilmeliydi. Emperyalizme ve sömürüye karşı ülkesinden ve halkından yana tavır alanları bir bir vurmaya başladılar. Vedat, Taylan ve Mehmet (Cantekin) (19.9.1969 ’ten sonra, bir gece bir başka Mehmet, Mehmet Büyüksevinç (9.12.1969); sonra bir gece bir başka yiğit Battal Mehetoğlu (14.12.1969). Bitmedi Cinayetler birbirini kovaladı İlker Mansuroğlu, Nail Karaçam, Koray Doğan ve onlarcası , teker teker katledildi. Gençler; aralarına ajan provokatörler sokularak, sokak ortasında öldürülerek, meşru müdafaa için silah bulundurmak zorunda bırakıldı. Silahlı çatışma ortamlarına sürüklendirildi. Egemen güçler, Amerika’nın ve bir avuç işbirlikçinin çıkarları için ülkenin geleceğini, gençliğini feda ettiler. ”Anayasayı tebdil ve ilgaya teşebbüs” ettikleri gerekçesiyle , Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnanı astılar. Ne yaman bir çelişkidir ki, Denizler “tebdil ve ilgaya teşebbüs” ettikleri iddia edilen 27 Mayıs Anayasasını son nefeslerine kadar savundular. Asıl, 27 Mayıs Anayasasını “tebdil ve ilgaya teşebbüs edenler”, hatta “tebdil ve ilga edenler” 9 Martı tetikleyenler, 12 Martçılar ise yargılanmadılar bile. Her iki hareketinde içerisinde yer alan dönemin Genel Kurmay Başkanı Faruk Gürler de; Hava Kuvvetleri Başkanı Muhsin Batur da cezalandırılmak bir yana yönetime getirildiler. “Devrimci cunta” yapacağız diyerek, sanal bir cunta ortamı hazırlayarak, birtakım sivil ve asker devrimciyi oyuna getirerek, tespit ve tasfiyelerini sağlayan “sahte solcular” Orhan Kabibay’lar, Şadi Koçaş’lar ve diğerleri ödüllendirildiler. Egemenler ve onların iktidarları Denizleri asarak, devrimcileri katlederek emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı verilen mücadeleyi bastırmayı hedefliyorlardı. Ancak bunu başaramadılar. Denizleri fiziki olarak yok edenler, Onların halkın gönlünde taht kurmasına engel olamadılar. Onun için her türlü kara propagandayı sürdürdüler; anarşist-terörist dediler, bir avuç çapulcu dediler, bölücü dediler, kökü dışarıda vatan hainleri dediler. 34 yıl sonra bugün; kimlerin terörist, vatan haini, bölücü ve bir avuç olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Şimdi soruyoruz; Kimdir Vatan haini ? İdam Sehpasında “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir kere ölüyorum. Sizler, bizleri asanlar şerefsizliğinizce hergün öleceksiniz, Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerikanın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler kahrolsun faşizm.” diyerek yiğitçe sonsuzluğa ulaşan Yusuf Aslan’mı vatan haini? Yoksa ; Ülke Ekonomisini yi IMF-Dünya Bankası gibi emperyalist finans kuruluşlarına teslim edenler mi? Uyguladıkları politikalarla ülkemizi gırtlağına kadar borca batıranlar mı? Kendi koydukları yasaya uymayıp darbeler yaparak silahların gölgesinde yeni yasalar yapanlar mı? Evet, kimlerdir vatan hainleri ? Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerini özelleştirmelerle yerli ve yabancı tekellere peşkeş çekenler mi? Tarımı ve hayvancılığı yok ederek köylüyü işsizlik ve yoksulluğa mahkûm edenler mi? Emperyalistlerle yapılan ikili anlaşmalarla ülkeyi daha da bağımlı hale getirenler mi? Kısacası ülkeyi parça parça satanlar mı? Ülke başbakanını, “aman biraz daha kullanın, sizin işinize daha yarar, delikten süpürüp atmayın” diye pazarlayanlar değil de, kimdir vatan haini? Soruyoruz; terörist kim? İdam sehpasında; “Ben şahsen hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler , köylüler ve devrimciler.” diyerek haykıran, ölümü kucaklayan Hüseyin İnan mı terörist ? Evet kim terörist ? Halkın büyük çoğunluğunun karşı olmasına rağmen, Amerikan emperyalizminin çıkarları için Afganistan’ın, Irak’ın işgalini onaylayanlar ; Şovenizmi sürekli körükleyerek Kürt ve Türk halkını birbirine düşmanlaştıranlar ; 12 yaşındaki Uğur’a 13 kurşun sıkanlar, çocukları öldürenler: 17 yaşında Erdal’ı darağacına gönderenler; 3 bin faili meçhul cinayeti, toplu mezarları, Susurlukları, Şemdinlileri yaratanlar ; Çorum’da, Maraş’da, Sivas’da, Gazi’de katliamlar yapanlar , Sokaklar da linç girişimlerine seyirci kalanlar Değilde Hüseyin İnan’mı terörist ? Kimmiş bölücü ? Sorgusunda : “İddianamede Türkiye halkının bir takım etnik gruplardan teşekkül ettiği iddiaları ve bunu bizim yaptığımız, ortaya attığımız ithamları mevcut bulunmaktadır. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararında ve Misak-ı Milli'de şu vardır, Misak-ı Milli sınırları içinde iki kardeş kavim yaşar. Türk ve Kürt kavmi yaşamaktadır. Birinci Büyük Millet Meclisi'nin kararı böyledir. Türkiye'de iki kardeş kavmin ve unsurun yaşadığını kabul etmektedir. Bunu kabul etmek bölücülük değildir. Bölücülük olarak kabul edildiği takdirde Birinci Türkiye Millet Meclisi ve Mustafa Kemal'i de bölücü olarak kabul etmek gerekir. Bu iki kardeş unsur Birinci Kurtuluş Savaşı'nı müştereken başarmışlardır. Güney cephesinde düşmanla omuz omuza savaşmışlardır. Bu ikisine birden biz Türkiye halkı diyoruz ve bu iki kardeş unsur ikinci bağımsızlık savaşını da müştereken başaracaklardır. Asıl bölücüler bu gerçeği kabul etmeyenlerdir. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede, bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Ayrıca memleketin huzurunu bizim bozduğumuz iddia ediliyor. Memleketin huzurunu kimlerin bozduğu ortadadır. Ve kimler 30 milyon çalmıştır? Kimler Devlet hazinesini kardeşlerine peşkeş çekmiştir? Memleketin madenlerini peşkeş çekmiştir, Anayasayı uygulamamıştır? Bunlar ortada iken, bilinirken bunlardan bahsedilmeyip, memleketin huzurunu bozduğumuz iddiaları değersiz ve mesnetsizdir. Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet-hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir? Bunu evvela tespit etmemiz gerekir. Karakollarda işkence gören bizler olduk, meydanlarda kurşunlanan gene bizler olduk. Bakanların emri ile hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz, yukarıda anlatılanlar, asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır. Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkiyet hakkım toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. Elli köye sahip bir toprak ağasını Anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkmakla itham edilmekteyiz. Asıl egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede, bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. 35 milyon metrekare vatan toprağı işgal altında iken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı, iddianame baştan beri arz ettiğim gibi sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymetten ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir. Ben şunu iddia ediyorum ki hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasanın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz,” Diyen, Fidan boyuyla dimdik, ölüme meydan okuyan; “Yaşasın Marksizmin, Leninizmin yüce ideolojisi; Ya¬şasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi;Kahrolsun emperyalizm, Kahrolsun faşizm…” diye haykıran sesi günümüze kadar yankılanan, Deniz Gezmiş mi bölücü? Yoksa; emperyalizme karşı kardeşçe birlikte mücadele ederek Türkiye Cumhuriyetini birlikte oluşturan, Türk ve Kürt halkının birlikteliğini, yıllarca “Kürt” yoktur diyerek bir halkı yok sayarak, inkar ederek ülkeyi kardeş kavgasına sürükleyenler midir bölücü ? Alevi-sünni diyerek, dinli-dinsiz diyerek, ülkeyi tarikatlara bölerek halkı birbirine düşürenler; “iti ite kırdırıyoruz” diyerek , ülkücü-komünist diyerek gençleri vuruşturanlar, değil de Deniz Gezmiş’ midir bölücü ? Evet, bugün çok açık görülüyor, kimin vatan haini-kimin yurtsever, kimin terörist-kimin devrimci, kimin bölücü- kimin birleştirici olduğu. Kimin kökünün dışarıda emperyalistlerle işbirliği içerisinde, kimin ayaklarının vatan toprağında yurt savunmasında olduğu, kimin emek karşıtı ve emekçi düşmanı : kimin emekten yana ve emekçinin yanında yer aldığı çok daha iyi görünüyor. Bu nedenle, Emperyalizmin dizginsiz bir biçimde dünyanın her köşesinde dilediğince davranma özgürlüğünü elde ettiğini sandığı, günümüzde: Denizlerin adı anti-emperyalist gençlik ve halk mücadelesinin bayrakları arasında dalgalanmaya devam ediyor. Bunu egemen güçler de çok iyi algılıyor. Piyasaya sahte “sol” yayınlar, sahte “solcular”, sahte “yurtseverler” sürülüyor. Denizler, Mahirler , Mustafa Kemaller içi boş, içeriği boşaltılmış masal kahramanları gibi sunuluyor. Sanal “Polat”lar, sanal ”milliyetçiler” sözüm ona emperyalizme karşı çıkartılıyor. Dünün faşistleri, eli kanlı katilleri, “ bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” diyenler; “din istismarının duayenleri” camilerde namaz kıldırtıp , kışkırtılmış kitleleri devrimcilere saldırtanlar, “yurtsever” pozlarda, “demokrasi kahramanı” pozlarında makyaj tazelenerek tekrar önümüze sürülüyor. Gerçek yurtseverlerin, gerçek devrimcilerin önü kesilmek isteniyor. Dün ülkenin “ışıklarını” söndürenler, ülkeyi bugünkü karanlığına mahkum edenler, “dini siyasete alet edenler” , “müslüman kardeşlerin” sırtını sıvazlayanlar;bugün “karanlıktan”, “dinin siyasallaşmasından” yakınıyor. “Atatürk” maskesi takınarak ortalıkta dolaşıyorlar. Işıkları söndürenlerin, Mustafa Kemalleri yok edenlerin karanlıktan şikayet etmeye hakları var mı ? Ama hayır, bugün artık Denizler bir masal kahramanı değiller. Onlar bugün “6. filoyu unutmayın” diyen gençlerle, SEKA’DA, TEKEL’DE direnen işçilerle, Bergama’da köylülerle, emperyalist işgale ve savaşa karşı meydanları dolduran kamu emekçileriyle, halkımızla birlikte nefes alıyorlar. Onların mücadelesinde yaşıyorlar. Bugün Türkiye halkının çoğunluğu tavrını vatanı satan, işbirlikçilikte sınır tanımayanlardan yana değil, Denizlerden yana koymuştur. Bugün bu iradeyi örgütleyerek parçaları birleştirerek, halkı sahte “liderlerin” sultasından kurtararak, iktidara taşımak , bir görev olarak önümüzde duruyor. Bu nedenle, bugün birleşmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Denizleri anmak, yalnızca mezar başlarında, kapalı salonlarda onlara methiyeler düzmekle olmuyor. Onların mücadelesini irdelemek, günümüze taşımak ve sürdürmek gerekiyor. Denizlerin açtığı yoldan ilerleyerek, onların anti-emperyalist mücadele geleneklerini devam ettirmek için; Emperyalistlerle yapılan ikili anlaşmaların iptali için, Üslerin kapatılması ve NATO’dan çıkılması için, Savaşa ve işgale hayır demek için, Halkların kardeşliği için, İşbirlikçilerin yargılanması ve demokratik bir anayasa için, Bağımsız demokratik bir Türkiye için güçlerimizi birleştirmek ve kitleleri örgütlemek için seferber olmalıyız. Tuncay Çelen |
||
|
||
| Deniz Gezmis Belgeseli - Oradaydim Bolum 1 Deniz Gezmis Belgeseli - Oradaydim Bolum 2 Deniz Gezmis Belgeseli - Oradaydim Bolum 3 Deniz Gezmis Belgeseli - Oradaydim Bolum 4 |
||
|
||
| ekilir ekin geliriz- bir gider bin geliriz..... | ||
|
||
|
||
| infazı zor olmuş boyundan dolayı. | ||
|
||
onlar emperyalizme karşı mücadelellerinde inançları uğruna ölüme gitti.dünyanın en eski devleti türkiye,sermaye çevresi ve mollalarla birlikte bağımsızlığımızı ABD ve AB ye satmıştır.asıl dayak yiyen sizlersiniz.ülkede terör önlenemiyor,insanlar açlık sınırının altında gelirle yaşıyor,sağlık ve eğitim sistemi çökmüş,yolsuzluk artık kapalı kapılar ardında değil açıkça yapılıyor.siz bu dayaklara razı olabilirsiniz,ama bizler olmayacağız.sonuna kadar insanlık mücadelemizi sürdüreceğiz. ![]() infazı zor olmuş boyundan dolayı. öldürürken bile korktular,son sözlerini bitirmeden tabureyi çektiler.ama kafataslarında beyin yerine et parçası olduğu için boyunu hesap edemediler. |
||
|
||
| 6 mayıs 1972 sabahı idamından önce idam karardamesinin kabulu şekline ve pişman olduğunu belirtiği zaman idamının olmıyacağını söyleyen kendince akıllı geçinen emperyalist in kulları na cevabı idam anından bir kaç dakika öncesinden olduğu bigi ''KABUL ETMİYORUM'' olmuştur. idamından önce babasına mektup yazmıştır. öldüğü zaman yoldaşı taylan özgürün yanına gömülmeyi vasiyet etmiş. parkasının babasına bırakılmasını kitaplarınında küçük kardeşine bırakılmasını vasiyet etmiştir. yoldaşları yusuf aslan ,hüseyin inan ile vedalaştıktan sonra ...... SÜRÜNEREK YAŞAMAKTANSA AYAKTA ÖLMEK YEĞDİR..... idam edilmeden önceki son sözleri... yusuf aslan: "Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerikanın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm, ". hüseyin inan: "Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm!" deniz gezmiş: " Yaşasın tam bağımsız Türkiye.Yaşasın Marksizm- Leninizm. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği. Yaşasın İşçiler, köylüler. Kahrolsun emperyalizm," |
||
|
||
| deniz gezmiş’in avukatı halit çelenk ‘bir türlü unutamıyorum’ dediği o idam gecesini anlattı. bugün 87 yaşında olan, 5 yıldır kanser ve astım tedavisi gören, bir dönemin tanığı avukat halit çelenk, ankara bahçelievler”deki evinin kapılarını akşam”a açtı. 68 kuşağının önderleri, deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan”ın, 6 mayıs 1972 sabahı ankara ulucanlar cezaevi”nin avlusunda darağacına gidişlerine avukat mükerrem erdoğan”la birlikte tanıklık eden çelenk, “idam gecesi anıları” adlı kitabında dahi söz etmediği önemli bir olayı akşam”a anlattı. çelenk”in “bir türlü gözümün önünden gitmiyor” dediği saatler şöyle: yusuf pencereden izledi ulucanlar cezaevi”nin avlusunda kurulan darağacı, başgardiyanın odasının penceresinden net bir şekilde görülüyordu. biz cezaevine geldiğimizde deniz bu odaya alınmıştı ve pencerenin tam karşısındaki koltukta oturuyordu. deniz”in biraz sonra can vereceği darağacı, tam karşısında duruyordu. hazırlıklar tamamlandıktan sonra deniz”i darağacına çıkardılar. infaz sürerken, odaya yusuf”u getirdikler. yusuf, pencereden deniz”in son nefesini verişini izledi. yusuf infaz edilirken de, hüseyin”i odaya getirdiler ve o da, yusuf”un infazını saniye saniye gördü. bunu kitabımda bile yazmadım, sadece yusuf aslan”ın, “duydum deniz”in sesini” sözlerine yer verdim. biraz sonra aynı darağacında ölecek birine, arkadaşının infazını seyrettirmekten daha ağır bir işkence olabilir mi? 25 dakika can çekişti infaz kesinleşince darağacında can vermenin ne kadar süreceğini düşündüm. hukuk fakültesi”nde okuduğumuz “adli tıp” kitabında, asılarak ölümün birkaç dakika içinde gerçekleşeceği yazıyordu. deniz”in infazını unutamıyorum. deniz”in can vermesi tam 25 dakika sürdü. 87 yıllık yaşamda geçirdiğim en kötü zaman dilimi olan o dakikalardaki çaresizliğimi anlatamam. avukat arkadaşım mükerrem erdoğan”la birlikte cezaevi doktoru ile tartışmaya başladık. bunu fark eden cellat yanımıza yaklaştı ve “deniz çok ağır olduğu için ip kopmasın diye çift ilmik kullandım. infaz çift ilmik kullandığım için uzadı” dedi. birkaç dakika içinde sona erecek olan infazın, çift ilmik atılarak 25 dakika sürmesinin adı da, “işkencedir”. cellatın açıklamasından sonra duruma itiraz edince, yusuf ve hüseyin”in infazlarında tek ilmik kullanıldı. 87 yılımın en zor anı halit çelenk idam gecesini “87 yıllık yaşamda geçirdiğim en kötü zaman dilimi olan o dakikalardaki çaresizliğimi sizlere anlatamam” sözleriyle ifade etti. çelenk idamın üzerinden 35 yıl geçmesine karşın o geceyi dair her şeyi çok net hatırlıyor. mahkeme başkanı sigara içti denizlerin idamı sırasında gözümün önünden gitmeyen bir başka sahne ise, idam cezasını veren mahkemenin başkanı ali elverdi”nin, bir ağaca dayanarak sigara içmesidir. deniz, yusuf ve hüseyin darağacına doğru yürürlerken elverdi, sigarasını tüttürüp havaya üflüyordu. ben bu davranışı da, bir işkence olarak tanımlıyorum. çünkü o sigara acı değil, bir keyif sigarasıydı. deniz”in ayakları masaya değdi deniz, sehpaya çıkarıldıktan sonra ayaklarının altındaki tabureyi kendisi tekmeledi. tabure masanın üzerinde bir süre döndükten sonra düştü. ancak deniz boşlukta asılı kalmadı. çünkü boyu uzun olduğu için ayakları masaya değiyordu. bu durumu gören savcı yardımcısı veysi sami, cellatı uyararak, “masayı çek, masayı çek” diye bağırdı. bu süre içinde deniz”in bilinci büyük bir ihtimalle yerindeydi. darağacındaki kişinin o saniyelerde neler yaşadığını düşünebiliyor musunuz? deniz”in boyunun uzun olduğunu bile bile, ayaklarının değeceği bir masa konulması, “işkence”den başka hangi sözle açıklanabilir? akşam gazetesi 2007-01-11 |
||
|
||
| Devrim Gazetesi’nin Deniz Gezmiş’le Yaptığı Röportaj Atatürk’ün, “Tam bağımsızlık” ülküsünü kendilerine şiar edinen devrimci gençleri sindirmek için cinayet tedbirlerine kadar varan planlar yapılıyor şu günlerde. Tertipçilerin baş hedeflerinden biri de gençliğin önde gelen liderlerinden Deniz Gezmiş, son olayları şöyle yorumladı: - Türkiye ekonomisi tam bir çıkmaz içindedir. Zamlara rağmen, bütçenin açığı 2,5 milyardır. Bu, tutucular koalisyonunun iflasını açıkça ortaya koymuştur. Tutucu güçler, egemenliklerini uzun süre devam ettiremeyeceklerini anlamış olmanın telaşı içindedir. Devrimci gençlik eylemini engellemek için tertiplere girişmeleri bundandır. Fakat umduklarının tersi olmuş ve bu olaylar bizi daha örgütlü, daha disiplinli ve daha güçlü eylemlere hazırlamıştır. Tertipleriyle gençliği ordunun karşısına düşürmek hedefine ulaşamadıkları gibi, devrimci gençlik eylemi, Mustafa Kemal’ci zinde güçler saflarını biribirlerine kenetlemiştir. Mustafa Kemal adı, geniş öğrenci kitlelerinde daha fazla ağızdan ağıza dolaşır olmuş, forumlarda Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe tekrarlanmış ve bunlar uygulanmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, Gazi Mustafa Kemal’in çizgisinin geniş kitlelerde ve bütün zinde güçlerde yankılanmasından korkmuşlardır bugün. - Gençlik eylemleri içinde önemli bir yerin var ve tutucu güçler senin okuldan atılmış olmanı sürekli istismar konusu ediyorlar. Bu durumda senin söyleyeceklerin neler? - Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri biraraya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır. - Mustafa Kemal’in gençliğe yüklediği devrimci görevler nelerdir, biraz daha açıklar mısın? - Türkiye ilk Kurtuluş Savaşı’ndan 50 yıl sonra tekrar yarı-sömürge durumdadır. Ve Kemalist bir Cumhuriyetin başına anti-Kemalist politikacılar geçmiştir. Politikacı, anti-Kemalist karşı devrim hareketine yeşil ışık yakmaktadır. Bu koşullarda gençlik, emperyalizme ve anti-Kemalist gidişe karşı verilen savaşta somut olarak ön safta bulunmaktadır. Elbette tarihi önderlik sorunu ayrı bir konudur. Bugün için gençlik, mümkün olduğu kadar geniş halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için devrim ci eylemde bulunacaktır. Kemalist Devrim tamamlanacak ve onun emperyalizmle çelişen bütün milli sınıf ve tabakalara maledilmesi sağlanacaktır. Gençlik bütün Kemalist güçlerle yek vücut olmak zorundadır. - Halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için gençliğin dayanışma içinde bulunacağı Kemalist güçler kimlerdir? - Bugün Türkiye’de Kemalist Devrim’in bekçiliğini yüklenen güçler arasında başta ordu, 27 Mayıs’ı yapan güçlerin önemli bir yeri vardır. Anti-Kemalist karşı devrim hareketine karşı gençlik bütün zinde güçlerle eleledir. Emperyalizmin işbirlikçileri gençlik ile öteki zinde güçlerin arasını açmak istemektedir. Fakat aynı inançta olan, yani emperyalizmi kovmuş, feodal unsurları tasfiye etmiş bir Kemalist Türkiye isteyen bu ilerici güçlerin arasını anti-Kemalist karşı devrimi tezgahlayanlar açmayı başaramayacaklardır. - Emperyalizme karşı nasıl bir mücadele verilecektir? - Bugün Amerikan emperyalizmi saldırganlık yolunu seçmiştir. Buna karşı biz de, emperyalizmin parmağının bulunduğu her yerde ona karşı aynı silahlarla mücadele yolunu seçtik: tıpkı Mustafa Kemal’in 50 yıl önce yaptığı gibi. Emperyalizm bugün millici güçleri tasfiye etmek için listeler hazırlamakta ve bütün kurumlarımıza elini uzatmaktadır. Bizse onları defterden sileli çok oldu. Milli kurumlarımıza uzanan elleri de kırmakta kararlıyız. - Bazı çevreler bu görüşleri, “devrim yobazlığı” sayıyorlar. Bu sence nasıl açıklanabilir? - Devrimcilik demek halk dalkavukluğu demek değildir. Her şeyden önce devrimcilerin görevi halkın önünde gitmek, halkın gerçek özlemleri için mücadele etmektir. Halk için düzen değişikliği isteyen gençliğe halk karşıdır gibi saçma bir iddiayla Kanlı Pazarları görmezlikten gelen ve gerçek devrimciyi yobazlıkla suçlamaya kalkışan tatlısu devrimciliğine özenmiş politikacı, aslında tutucu güçler koalisyonunun usta propagandalarının esiri olmaktadır. Politikacı, “halk kızar” diye, halk düşmanlarının uşaklığını yapmaktadır. Değirmenköy, Elmalı, Göllüce köyleri, davalarını desteklediğimiz bu topraksız köylüler bize hiç kızmadı, aksine gençliği bağrına bastı. Demir Döküm işçileri de öyle yaptı. Devrimci gençliği halkçı görünüp, egemen sınıflara göz kırpan tatlısu devrimcisi politikacı anlamaz ama işçi ve köylü anlar. Devrimci gençlik de onlara dalkavukluk etmez, gerçek kurtuluş yolunda onlarla birlikte mücadele eder. Hem egemen sınıflara göz kırpan oy goygoyculuğu, hem devrimcilik olmaz. Bugün bizi devrim yobazı olarak nitelendiren birkaç CHP yöneticisi Ortanın Solu tabanını temsil etmemektedir. Anti-Kemalist karşı devrimcilerin yanında yer alan bu birkaç yöneticiyle ortak bir mücadele söz konusu değildir. Fakat şuna inanıyoruz ki, tam bağımsızlık isteyen dürüst Ortanın Solu tabanı Kemalist bir Türkiye’nin kurulması için bizimle birlikte mücadele edecektir.” (Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim Gazetesi - 23 Aralık. 1969 -sayı: 10 - sayfa: 2-7) |
||
|
||
| Bu röportajdan sonra Deniz Gezmiş nasıl komünist kimliklerin içine sokulabilir anlamıs değilim yada Deniz Gezmişe komünist denir. Deniz Gezmiş: " Yaşasın tam bağımsız Türkiye.Yaşasın Marksizm- Leninizm. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği. Yaşasın İşçiler, köylüler. Kahrolsun emperyalizm," Ama bunun yanında darağacında bu cümleleri sölemiş birisi,biraz zorluk çekiyor insan bu celiskiyi anlamakta.Bu cümleyi sölediği net değildir,bir sürü yorum getiriliyor...Deniz Gezmişe şimdi her kesim sahip çıkıyor.Ulusalcı sitelerde,komünist sitelerde herkes sahipleniyor,libareller bile işte Denizin bugün yasayan yoldası Yavuz Yıldırımtürk Yol Tvde Deniz Gezmişin anıldığı bir programa konuk oldu ve tamda benim bahsettiğim soru geldi buyrun cevabı ... Videolarda arada Petek ve Can Ali Türkmenin yorumuyla şiirler,türküler var onlarıda dinleyin Benim bahsettim bölümü konusuyorlar bu 3 videoda.Tamamını izlemek isterseniz bu adresten izleyebilirsiniz :http://gunebakandusleri.blogcu.com/3224936/ Bana sorarsanız Deniz Gezmiş Kemalist-Sosyalistti Röportajdanda anlasıldığı gibi amacı ilk önce Anti-Emperyalizm yani MDD Tam Bağımsız Türkiye daha sonrasında işçilerin egemenliği sosyalizm...Deniz Gezmiş büyük bir devrimciydi,o insanca yasamak için mücadele verdi ve bıraktığı bayrağı tasıyan insanlar olacaktır.Onun değerini bilmeliyiz,davasına sahip çıkmalıyız.
|
||
|
||
| Kemalist-sosyalist nedir? Mustafa Kemal Osmanlı imparatorluğu dağılırken oluşan emperyalist sömürgeciliğe karşı anadolu halkının örgütlenmesindeki başrol oynamış bir kişidir ama sosyalist bir ideolojisi yoktur sol söylemler açısından. Tamamıyla emperyalizm karşıtı değildir Türkiye cumhuriyetinin kurulmasını hızlandırıp farklı etnik kökenlere dayalı, batının tam hakimiyetinde minyatür bölgesel devletlerin kurulmasına engel olmuştur. Kapitalizme geçişi hızlandırmıştır bu açıdan her ne kadar bu süreç zor olsa da bu kısmen başarılmış, ancak hakim devlet örgütlenmesi üretimi ve demokrasiyi ikinci plana itmek zorunda kaldığı içinde gayri müslim azınlık dışındaki mülkiyeti olmayan etnik unsurların çelişkilerini doğurmuştur. Neresinden bakılırsa bakılsın bir burjuva devrimidir. Özellikle 80 darbesi başta olmak üzere askeri cuntaların tezgahlanmasından ve halen kınama ve yaftalama mekanizmalarınca medyanın da desteği ile süren sol fraksiyonların içini boşaltma girişimi nasyonal sosyalist görüşleri sosyalizm diye yutturmaya kalkıştığı için bir de ortaya ulusal sosyalistler çıkmıştır. Bu tuhaf kitle, Türkiye Cumhuriyetini bozmadan, sosyalizmi üniter devlet yapısı ve hakim sınıflar açısından yorumlar. T.C. yi ele geçirme stratejisi de militerdir bunların. Yani devrim i emekçi sınıf yerine ulusal devlet i baz alarak gerçekleştireceğini ileri sürmektedir. Hatta sınıflara dayanmadan, Türk ulusu adına Kürt ulusuna zeytindalı uzatır bunlar sözde Türk Kürt kardeşliği adına. Ancak o militer ve tek ırka dayalı ulusal kimliğin bu çelişkiyi yaratıp sürdürdüğünü de aniden unutuverir. Üstelik kapitalizmin kendisi olan cumhuriyeti de ilericilik görüp ulusalcılık yapar ve bunda çelişki görmez. Böylesi bir devrim anlayışı da mevcut değildir. Bu sadece buyurgan-askeri-polis devletinin istediği ve kabul ettiği devrimci anlayıştır. Yukarıdaki videolarda da sorulan sorulara gerekli açıklamalar yapılmıştır o bakış açılarını eleştirmek adına. Ulusalcıların katledilen eski liderleri propaganda malzemesi olarak kullanması da ilk değildir. Bu gruplar halk da oluşan sempatiyi hakim ulusal anlayışlarla sınırlandırarak kendi propagandalarını yürütmektedirler. Yavuz Yıldırımın açıklamaları açık ve net olarak Deniz gezmiş in ideolojisini de, sağ iktidarlar ve devlet ilişkisini de , ulusalcı sözde sosyalistleri de, şeriat devlet ilişkisini de cunta yı da açıklamıştır zaten. Anlayana. |
||