|
||
| Deniz Gezmiş 1947 yılında Ankara;da doğdu.Liseyi İstanbul;da okudu.1966;da İÜ Hukuk Fakültesi;ne girdi.Kısa sürede gençlik eylemlerinde öne çıktı.TİP;de çalıştı.1968;de Devrimci Hukuklular Örgütü;nü kurdu.Amerikan 6.Filosu;nu protesto eylemlerine katıldı ve İstanbul Üniversitesi;nin işgaline öncülük etti.DÖB;ün kurucuları arasında yer aldı.Samsun;dan Ankara;ya Mustafa Kemal Yürüyüşü;nü tertipledi.1969;da Filistin;e gitti, gerilla eğitimi gördü.THKO örgütünü kurdu.Örgütün ilk eylemi olan İşbankası Ankara Emek Şubesi soygununa katıldı.Yine Ankara;daki Balgat Amerikan Üssü;nden dört Amerikalının kaçırılması eylemine katıldı.Sivas Gemerek;te çatışmada yakalandı.Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevinde idam edildi. http://www.kizilyildiz.tk/ __________________________ İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ile Deniz Gezmiş arasında geçen konuşma Menteşoğlu: Neden yola çıktın bu genç yaşta? Deniz: İnandığım dava uğrana mücadele veriyorum. Sizin yüzünüzden mücadele veriyorum. Menteşoğlu: Nereye gidiyordunuz? Deniz: Devrime Menteşoğlu: (Eliyle duvardaki haritada Sivas’ı işaret ederek) Devrim o tarafta mı? Deniz: Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur. Her taraftan gelir. Menteşoğlu: Parayı ne yaptın? Deniz: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu paranın gereğini yapacaktır. Menteşoğlu: Halk Kurtuluş Ordusu nedir? Türkiye’de bir tek ordu vardır o da Cumhuriyet ordusudur Deniz: Hükümetinizin istifasından belli. Menteşoğlu: İşte bu pejmurde adam Türkiye Halk Kurtuuş Ordusu’nun kahraman kumandanıymış. İyi bakın kılığına kıyafetine suratına. Deniz: Kahramanım tabii. Menteşoğlu: Kimin kahraman olduğu belli olmadı mı? Deniz: Belli oldu. Kahraman olduğunuz için istifa ettiniz değil mi? ____________________________ Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü düzenleyen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Türk halkına çağrısı Büyük Türk Milleti! Atatürk için toplanalım! Mustafa Kemal’in Milli Kurtuluş idealini yaşatmak için, Mustafa Kemal devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için, Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için, Tam bağımsız geçekt-en demokratik Türkiye için, Gazi Mustafa Kemal’in Milli Kurtuluşçu saflarında toplanalım.! Yaşasın Türkiye! Yaşasın yarının bağımsız Türkiyesi için mücadele! http://www.turksolu.org/ ![]() |
||
|
||
| Mustafa Suphi 1883 Giresun 1920 de Türkiye Komunist Partisi (TKP) kurucusu ve ilk başkanı. Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı 29 Ocak 1921 de Trabzon Sürmene açıklarında bir takada boğularak katledildi.. Yusuf Aslan 1947 Yozgat Ortaöğrenimini dindar bir çevrede tamamladı. 1966'da ODTÜ'ye girdi. Dev-Genç içinde çalıştı. ODTÜ işgalinin örgütçülerinden oldu. İlk defa, Amerikan Büyükelçisi arabasının yakmaktan yargılandı. 1969 Filistin‘de helikopter ve uçak pilotluğunu öğrendi. 970 THKO'nun kurucularında olan Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş'le birlikte Nurhak'a gerilla grubuna katılmaya giderken, Şarkışla'da yaralı olarak yakalandı. 6 Mayıs 1972'de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan'la birlikte idam edildi. Hüseyin İnan 1949 Kayseri Bozhüyük 1966 ODTÜ , SFK, dev-genç,TIP’e girer. Ögrenci eylemleri, işgalleri örgütler. 6.Filo vb. eylemlere katılır; 1968 de Kırgerilası THKO fikrini ileri sürer 1969 arkadaşları ile FKÖ el-fetih Kampında eğitim görür İsrail karakollarını basarlar. 1970 Diyarbakır da tutuklanır, Ardından THKO lideri olarak Denizlerle birlikte birçok eylemde bulunur. 24 mart 1971'de kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinde yakalanır. Alevi kökenli ve bilinçli birisi olduğu için arkadaşlarınca DEDE olarak hitap edilen Hüseyin İnan. 6 mayıs 1972'de Yusuf ve Deniz’le birlikte idam edildi. İbrahim Kaypakkaya 1949 Çorum doğumlu 24 Ocak 1973 Vartinik mezrasında çatışmada yaralandı Ali Haydar Yıldız şehit düşerken Kaypakkaya yaralı kurtuldu, ancak beş gün sonra bir ihbarla yakalandı. Dört ay süren işkenceden sonucu 18 Mayıs 1973'de şehit düştü. nı basarlar. 1970 Diyarbakır da tutuklanır, Ardından THKO lideri olarak Denizlerle birlikte birçok eylemde bulunur. 24 mart 1971'de kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinde yakalanır. Alevi kökenli ve bilinçli birisi olduğu için arkadaşlarınca DEDE olarak hitap edilen Hüseyin İnan. 6 mayıs 1972'de Yusuf ve Deniz’le birlikte idam edildi. ![]() Ölenler dövüşerek öldüler; güneşe gömüldüler. Vaktimiz yok onların matemini tutmaya! Akın var güneşe akın Güneşi zaaaptedeceğiz Güneşin zaptı yakın! |
||
|
||
Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz. Sayın Savcı, 1. Amerikan emperyalizmi gayrî millîdir. 2. Ona ortaklık edenler ulusumuza ihanet etmişlerdir. 3. Emperyalizme karşı mücadele suç değildir, silahlı mücadele ise Anayasayı ihlâl değildir. 4. Gayrî millî olan emperyalizm ve ortaklarının sömürüsü, Anayasaya aykırıdır. Buna göre iki şey var: 1. Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütalaayı hazırladınızsa, dikkatli olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız… 2. Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz; yolunuz açık olsun. -------------------------------------------------------------------------------- Deniz Gezmiş 1965'ten sonra Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 24 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini çeşitli kentlerde, liseyi İstanbul'da okudu. 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine giren Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'te Türkiye İşçi Partisi(TİP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında isçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu(TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6.Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim(MDD) görüsünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M.Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı. İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart'ta girişmis olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş , bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürmeyi planladı. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Sarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı. 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı. 6 Mayıs 1972'de idam edildi. |
||
|
||
| son mektubu, baba; mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum.ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. fakat bu durumu metanetle karşılamani istiyorum, insanlar doğar,büyür,yaşar ölürler,önemli olan cok yasamak degil,yaşadiğı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.bu nedenle ben erken gitmeyi normal karsiliyorum.ve kaldı ki benden evvel giden arkadaslarim hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın,oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu olduğunu biliyordu.seninle düşüncelerini ayri ama beni anlayacagini tahmin ediyorum.sadece senin degil, türkiye’de yasayan kürt ve türk halklarının da anlayacagina inaniyorum.cenazem için avukatlarıma gerekli talimati verdim.ayrica savcıya da bildirecegim.ankara’da 1969’ olen arkadasim taylan özgür’un yanina gömülmek istiyorum.onun icin cenazemi istanbul’a götürmeye kalkışma, annemi teselli etmek sana düşüyor.kitaparımı küçü kardeşime bırakıyorum.kendisine özellikle tembih et,onun bilim adami olmasini istiyorum,bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir,son anda yaptiklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi,abimi,kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarim. oğlun deniz gezmis |
||
|
||
| En büyük suçu: devleti; devletten çok sevmesiydi. | ||
|
||
| darağacında 3 fidanda '' biz,hiç olmazsa sevgilimizle bira yudumlarken hayattan zevk almasını da beceriyoruz,ama bizden sonraki kuşaklar bunu da yaşamayacaklar...'' gibi bir cümlesi beni çok etkilemiştir,çünkü öngörüsü doğru çıkmıştı... | ||
|
||
darağacında 3 fidanda '' biz,hiç olmazsa sevgilimizle bira yudumlarken hayattan zevk almasını da beceriyoruz,ama bizden sonraki kuşaklar bunu da yaşamayacaklar...'' gibi bir cümlesi beni çok etkilemiştir,çünkü öngörüsü doğru çıkmıştı... - savaşın şekli değişti sadece dostum.... olay aynı olaylar - ideoller aynı ideoller... |
||
|
||
| deniz ve arkadaşları sis bombası (yanlış hatırlamıyorsam) atarak ülkücülerin toplantısını sabote edecektir. bir arkadaşı atar. millet dağılır falan deniz sorar neden ortalarına atmadın diye çocuk orda arkadaşlarının olduğunu söyler deniz de güler -Deniz- adlı kitaptan.. böyle devrm mi yapılır fransızlar ihtilalde kardeşlerini öldürdüler bile bile. bunlar arkadaşları var diye sis bombasını atılması gereken yere atmıyorlar.............. |
||
|
||
http://www.youtube.com/watch?v=56bnf53M8js En uzun kosuysa elbet Turkiye'de de Devrim O, onun en guzel yuz metresini kostu En sekmez luverin namlusundan firlayarak ... En hizlisiydi hepimizin, En once gogusledi ipi... Aciyorsam sana anam avradim olsun Ama ask olsun sana cocuk, Ask olsun http://www.youtube.com/watch?v=ptx2mjRumvI&mode=related&search= |
||
|
||
| "O gün erken doğdu kıpkızıl güneş 6 Mayıs günü üç darağacı..." Onlar bu topraklara doğmuş; düşündüğü gibi söyleyen, söylediği gibi eyleyen,temiz nadir insanlardandılar... |
||
|
||
| İnsan insana benzer... Annem çok sever Deniz Gezmiş'i... Bir gün tv'de maç izliyorum, annem de yanımda ve futbolcunun birine bakarken gözleri doldu. "Bil bakalım bu futbolcu kime benziyor" dedi, bakıyorum ama benzetemedim birine... Sonra annem "bu futbolcu DENİZ GEZMİŞ'e benziyor" dedi ve bir daha baktım, hakikaten bu kadar benzerlik şaşırtıcı dedim... Sonra baktım futbolcunun doğum tarihine... 4 Kasım 1972... Deniz'den 6 ay sonra doğmuş, reenkarnasyon var mıdır acep? Bakın bakalım benziyor mu? http://foto.girlpower.it/cgi-bin/foto/imageFolio.cgi?action=view&link=Sportivi/Sportivi_Stranieri/Luis_Figo&image=Luis_06.jpg&img=12&tt= http://foto.girlpower.it/cgi-bin/foto/imageFolio.cgi?action=view&link=Sportivi/Sportivi_Stranieri/Luis_Figo&image=Luis_34.jpg&img=12&tt= |
||
|
||
| ben de figo' yu her gördüğümde bu benzerlik gelir aklıma. ayrıca da çok efendi bir insandır kendisi. hak ettiği değeri görmediği sdüşüncesindeyim. neyse burası deniz gezmiş başlığı.. bozmayalım. | ||
|
||
evet benziyor gerçekten, arkadaşların karşılaştırması için bu resmi de ben ekliyorum.
|
||
|
||
| Ölümlerinin 32. Yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan “... bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.” Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in ölümünün üzerinden 32 yıl geçti. Deniz Gezmiş’in idam sehpasına çıkmadan önce yazdığı yukarıdaki sözler hâlâ unutulmadı. Sürgitinde gerçekleşen, sol hareket açısından birçok olumsuz gelişmeler bile o dönemin gençlik önderlerinin hatırasını silemedi. Sol cenah bir kenara, muhafazakâr veya sağcı kesimler bile onu sahiplenmeye çalıştı. Birileri için ateşli delikanlılık yıllarında anarşik faaliyetlere katılmış bir “fidan”; kimileri için bir masal kahramanı derekesine indirgenen bir film malzemesi olsa da, biz devrimciler için sorun, tereddüt etmeksizin mücadeleye atılmış bu önemli insanların siyasal hayatından gerekli dersleri çıkarmak ve bunu sınıf mücadelesi bağlamında değerlendirmek olmalıdır. 68’ler Türkiye’si ve dünyası Türkiye, kapitalizmin eşitsiz ve bileşik gelişimi sonucu, ileri kapitalist ülkelerin yaşadığı sanayileşme ve proleterleşme sürecini 2. Dünya Savaşı sonrasına sarkıtmıştı. Buna koşut gerçekleşen bir diğer süreç de kentleşmeydi. Kırsal alanda doğup büyüyen kuşak bir müddet sonra soluğu şehirde alıyordu. Kırın kapitalizm-öncesi pastoral hayatından çıkıp gelen insanlar, kapitalizmin sömürgen meta ekonomisi doğası karşısında doğal olarak yalpalıyordu. Diğer yandan, bu dönem burjuvazi için de bir semirme dönemiydi. Sanayileşmenin beraberinde getirdiği aşırı sömürü, toplumdaki kutuplaşmayı da billurlaştırıyordu. Ne var ki, palazlanan, palazlandıkça da horozlanan burjuvazi karşısında işçi sınıfı da varlığını hissettiriyor, kendisini görmezden gelenlere ya da yeterli görmeyip yardımcı kuvvetler arayanlara, fiiliyatta bir yanıt vermeye hazırlanıyordu. Burjuva cumhuriyetinin ilk 30 yılında burjuvazinin kesinlikle görmezden geldiği işçi sınıfının ekonomik-sosyal talepleri, kendi niceliksel ve niteliksel artışıyla yasalarda da yansımasını bulmuştu. Görece demokratik ’61 anayasasının yarattığı ortamla ilk kez (kelimenin gerçek anlamıyla) nefes alan toplum, sol yayınlardan nasibini alıyor, parlamentoya temsilcilerini gönderiyor, 200 bin kişilik Saraçhane mitingleri düzenliyordu. Uluslararası arenadaysa iki kutuplu dünyanın batı yakası, savaş-sonrasından itibaren yaşadığı ekonomik büyümenin son damlalarını tadıyordu. Savaş-sonrasında devrimci fırsatlar kaçırılmış, “refah devleti” de hareketin yavaşlamasına etkide bulunmuştu. Doğu yakasıysa 1960’lara kadar yaşadığı sıçramalı ekonomik yükselişleri bitirmişti. Artık dolmakalemin bile karaborsaya düşeceği günlere giden yolun önü açılmıştı. Bürokratik-despotik sınıf, bir on yıl önce Macaristan’da yaptığını bu kez de Çekoslovakya’da uyguluyordu. Yine arızi gelişmeler olarak ele alınması gereken başarılı gerilla-köylü mücadeleleri de devrimci mücadele açısından gündemdeki ağırlığını hissettiriyordu. ’68 olayları işte bu koşullar altında patlak verdi. İşçi sınıfıyla yan yana mücadele ettiğinde kendi gücünü katmerleyeceğini gösteren gençlik hareketi dünyanın dört bir yanını kasıp kavurdu. Düzenden bir şekliyle rahatsız olan kitleler bir kez daha görüşlerini kapı arkasında değil, sokak ortasında gösterdi. Gelgelelim, tıpkı önceki ve sonraki sayısız devrimci kabarış gibi bu da aynı kapıya çarptı: devrimci önderlik sorunu. Bu topraklardaysa gerçek “68 olayları” diğer ülkelerde inişe geçtiğinde geldi ama pir geldi. 15-16 Haziran ile işçi sınıfı devrimciliği yapmak isteyenler açısından sapla saman ayrılmıştı. “âlâ” kuramsal çatışmaların çözümüne yine pratikte ulaşılmış, burjuvazi pılıpırtısını bile toplayamadan şehir dışına kaçmıştı. Ancak düzenden rahatsızlık duyan, değiştirmek için bir şeyler yapmak isteyen genç insanlar açısından bir alternatif olduğu bile söylenemezdi. Bu durumda, TİP’in düzen-içi yollarla kerte kerte ulaşılacak ve bir ucu güleryüzlü sosyalizm anlayışına dek uzanan parlamenter “sosyalizm” çizgisine de haliyle sıcak bakmayan veya o çizgiden kopan devrimciler için arayışlar söz konusuydu. Bu direngen enerjiyi yanlış yollarda heba etmeden sınıf mücadelesinin meşakkatli rotasında değerlendirecek, devrimci kadrolar haline dönüştürecek enternasyonalist bir partinin yokluğu bu süreçte sonuca götürücü bir rol oynadı. Tıpkı o gün olduğu gibi bugünün de temel sorunu budur. Ve bunun farkında olan bizler bugün çok daha şanslıyız. En ufak bir örnekle, bilimsel sosyalizmin kaynaklarına birinci elden ulaşabilmek artık mümkün. Kulaktan duyma veya ikinci kaynaklardan alıntı üzerinden devrimcilik yapmak zorunda değiliz. Sınıf mücadelesinin deneyimleri ışığında bugün bir an önce bir şeyler yapmanın anlamını, yani, önce bunu gerçekleştirecek, katalizör rolünü oynayacak o aracı yaratmak gerektiğini biliyoruz. Keza bu devrimci partinin yaratılması tıpkı o gün olduğu gibi bugün de yakıcı bir sorundur. Bizim için bir diğer önemli çıkarımsa, öğrenci liderlerinin bu denli ön plana çıkmış olmasının yarattığı veya yaratabileceği yanılsamalardır. Tarihin çeşitli vesilelerle gösterdiği üzere kendinden menkul bir öğrenci hareketi düşünülemez. Biz komünistlerin görevi, Marx ve Engels’in uyardığı üzere, her türlü muhalefeti sınıf mücadelesi içerisine kazanmak olmalıdır. Aksi takdirde bunların yalıtık ve güdük kalacağı muhakkaktır. İşçi sınıfı hareketinden kopuk olmayan öğrenci hareketi gerçek gizil gücünü ancak bu şekilde gösterecektir. Biz devrimciler açısından Deniz, Yusuf, Hüseyin ve diğer devrimcilerin mücadeleci hatıralarının yaşatılması da mücadele etmek anlamına gelmelidir. Zira bu devrimci değerlere sahip çıkmak da yine ve ancak fiiliyatta mümkündür. İstanbul Üniversitesinden Marksist Tutum okuru bir öğrenci 4 Mayıs 2004 |
||
|
||
| 30 yıl önce, 1972’de, 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, devrimci gençlik hareketinin en önde gelen liderleri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edildiler. O günden bugüne geçen 30 yıllık süre içinde Denizler unutulmak bir yana, giderek daha da hatırlanır oldular. İdamlarının 30. yıldönümüne gelindiğinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının isimleri onurlu bir kuşağın gurur duyulan isimleri haline geldi. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durum ve bunun karşısındaki çaresizlik, Türkiye’yi bu duruma getiren sürece daha en başında direnen devrimci gençlik hareketini ve onun önderlerini daha da değerli kılıyor. Devrimci Gençlik Ne İstedi? Düşmanı Kimdi? Denizlerin idamının ne anlama geldiğini bugün Türkiye daha iyi anlıyor. Devrimci gençlik hareketi o dönemde ne istediğini açıkça belirtmişti: Emperyalistlerin tahakkümünden kurtulmuş, kendi halkının iradesiyle yönetilen bir Türkiye. Yani “tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye”. Bu devrimciler bu fikirleri savunmaktan ve mücadele etmekten başka bir şeyle suçlanmadıklarına göre idam fetvası verilen de bağımsız Türkiye özlemidir. İkinci olarak, Denizler amaçlarına ulaşmak için Türkiye’deki siyasal mekanizmadan herhangi bir beklenti içine girmeyerek, tarihsel bir geleneğe yani Kuvayı Milliye geleneğine dayandılar. Güvendikleri toplumsal kuvvet ise parlamentarizm içinde asla özlemine ulaşamayacak olan emekçi halktı. Yani Denizlerin idam kararı, aslında, Batıcı ve gerici bir siyasal düzeni sürdürme çabasından başka bir şey değildi. Deniz Gezmiş gençliğin kavgasını “antiemperyalist” kavga olarak adlandırmıştı. Denizler ulusal kurtuluş savaşçıları olarak emperyalistlerin düşmanıdırlar. Devrimci gençlik andında “sayımızın azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan” diye belirtilen bir bölüm vardır. İşte bu sefer düşman, sayılarına bakmaksızın ne olursa olsun onları yoketmek gerekliliğini kavramış olarak saldırmıştı. O dönemin devrimci liderlerinin büyük çoğunluğu şehit edildiler. Çünkü bu savaş sadece devrimciler için değil, devrimcilerin ve halkın düşmanı olan emperyalistler için de ölüm kalım savaşıydı. |
||