|
||
![]() Evet Sanat'ı ayakta tutan nedir ? *** Sanatın Ayakta kalabilmesi toplumun bilincinden geçer; toplum sanata ne derece değer veriyorsa buda sanatın ayakta kalabilmesi yetişip gelişebilmesi konusunda birer naif adımdır. Öyle bir hal söz konusudur ki sanatla toplum birbirinden beslenen iki ana kaynak gibidir. Toplum olmadan sanat büyümez; Sanat olmadanda toplum ilerlemez. Toplum ve sanat sürekli bir ''DENGE'' içindedirler, taşlardan biri eksilse diğer taraf ağır basacak böylelikle eksilen taraf kaybedecektir ; fakat bu tam olan tarafın kazanacağı anlamına gelmez, biri düştüğünde diğerinide çeker.. Denge dediğimiz sistem işte alt üst olma hali.. |
||
|
||
| Sanat'ın toplumla bir bağı olmadığı aşikar olmalıdır. Sanat, bireyin kendini evrene sunumunun birey hususunda uyarımıdır. Bu uyarım sonucu kalma, hayatı ele geçirme, doygunlaşma mevcuttur. İnsanı hiçe indirgeyen, yaratımı ile insanı unutturan sanat, tanrı'laşmanın izidir. Tanrılaşmak bizatihi sonsuzlaşmaktır. Sonsuz olmak, hiçlikten kudretesirdir. |
||
|
||
| sanat toplumsal değil,bireyseldir..toplum un talebi sanatcının da umrunda olmamalıdır.. yoksa iş ticariye gider.. bu yüzden dengeinin söz konusu bile edilmemesi gerekir..sanatın ayakta kalması ise,snatcının sıkıntıları ile doğru orantılıdır..sıkıntısı,derdi olan üretir,mutlu adamın sanatla ilgisi olamaz.. | ||
|
||
| Sanatla toplumun bağımsız olması sanatı yıkıma götürmez mi? Aynı yukarıdaki kareye eş değer bir nitelikte.. Yani hiç izlenmeyen bir tiyatro mesela daha ne kadar yaşamını sürdürebilir? işin ticariye gitmesi bi yana ihtiyaç kısmını karşılaması anlamında dahi sanata ihtiyaç yok mudur ? |
||
|
||
| sanat sadece eşittir tiyatro demek sanata haksızlık olur..eğer tiyatro ya seyirci gitmiyorsa tiyatro oturup kendini yeniden sorgulamalıdır..hatta gerekise perdelerini de kapatır.. toplumdan bağımsız olması meselesine gelirsek,asla yıkıma götürmez.biri resmini,diğeri müziğini yapar ..bu işlerde arz talep meseledir yine de..arz azaldıkça doğal olarak talep artmış görünecektir..kısaca sanatta para düşünülmez ama zaten karşılanacaktır..kimsenin endişesi olmasın.. |
||
|
||
| sanatı ayakta tutmak zor nedenmi sanata değer verilimiyormi ki ayakta dursun. | ||
|
||
sanat sadece eşittir tiyatro demek sanata haksızlık olur..eğer tiyatro ya seyirci gitmiyorsa tiyatro oturup kendini yeniden sorgulamalıdır..hatta gerekise perdelerini de kapatır.. Zaten sanatı tiyatroyla sınırlamıyorum; o sadece dallarından biri,örnekle açıkladım sadece. Fakat sanatı icra etmek için maddiyata gereksinim hiç mi yok? Elbetki var ilgi görmeyen birşey yok olur diye düşünüyorum .. |
||
|
||
| soytarılıkla sanat arasındaki farkı kavrarsak..sanat ayakta durabilir sanırım.. | ||
|
||
| Aslında ben karikatürdeki izleyicilerle oyuncuların yerinin hatalı olduğunu düşünmeye başladım. | ||
|
||
| Bu kıyaslama yanlış. Sanatı yapanlar izleyiciler için yapmıyorlar. Kendini asansör gibi yukarı çeken yüksek bilincinin alkışlanmasını ve tanınması için yapıyor. Tamamen kendinin hiçe indirgenmesi ile sonsuzlaşmasını sağlayan etkiler dizininde bir seri algoritma... bir serinin sıfıra yakınsaması ile sonsuza yakınsamasını aynı anda sağlayan fonskiyonlar vardır ya.... Bir insanın sanata gereksinimi varsa, o insanın seyirciye değil, kendini yüksekte tutan araçlara ihtiyacı vardır. Araçlardaki bu yadsınan olgu, kendinde asla yadsımadığı bir şeydir. İnsanın "kendi" egemenliği altında araç gibi kullanılabileceği sorunudur, bu şeyin getirimleri... Neden? Çünkü bireyin "kendi" olgusu dışındaki herşey bireyin yaratımıdır. Birey gözüyle, duyularıyla yarattıklarını metalaştırır. Bir diğer bireyin de onu metalaştırdığını gözönünde bulundurmaz. Yaptıkları ve yapacakları tamamen kendini tüm bu araçların üzerine çıkarmak, ya onlardan soyutlanmak, yada onlara dahil olmaktır. Burada sıfır veya sonsuzdan bahsediyoruz. Neticede hedef, amaç, serimleme, basamak kendisidir. Nihilist bakış açısıyla baktığımda sıfır ve sonsuz kümesi aynıdır. |
||
|
||
| Toplum ve sanat sürekli bir denge içinde değildirler, büyük ihtimalle sanat dalgalandırır, bunun yanısıra küçük ihtimalleri gerçekleştirerek topluma yansıtır fakat toplum onun dengesizliğinin farkında olmaksızın her şeye rağmen bir denge kurmaya çalışır. Dengesizliğin adıdır sanat. ve yine bu dengesizliğin çekirdeğinde kendisi yer alır, toplum kabuk bağladıkça onun çekirdeğinin üzerinde hatta bazen bırak ayakta tutmayı ayaklarını kırar. Bir desteğe gerek yok.Aç kokanın ağzına yaklaşan tokların sürekli midesi bulanır. |
||
|
||
| Sanat dengesizliğin adıdır. Hayır, bu kıyaslama tahammülsüzlük göstermiş ve serimi başka yerde aramış. Öncelikle sanatın çıkış noktasını arayıp, sonra tanımlamada cüretkar davranalım. Yükseklik iradesinin, yukarı doğru soyutlaşmanın, çemberi kendine dahil edip, mahiyetlerinin dışına kendini itmenin bireysel bir uzvu vardır, o yüzden toplumsal girizgahlar ile soyut sanat mefhumları dolaştırılamaz... |
||
|
||
| Sanatın bir çıkış noktası olduğunu bilmiyordum. | ||
|
||
her şeyin bir çıktığı yer var sanırım... ![]() Sanatın çıkış noktasından önce sanat ne demek onu anlamamız gerekiyor sanırım.. yoksa ayağımıza her değen pisliğin sanata dair olup olmadığını anlamamız çok zor.. sanat ı bir tanımlamaya çalışalım... 1- güzele dair olan.. 2- yapması maharet isteyen.. 3- ezberden ziyade yaratıcı unsurları daha değerli olan.. 4-ve geneliklede sadece zevke hitap eden.. bu bağlamda ele alırsak sanat genelde boş işler olur... ![]() ve günümüzde yaratıcılıktan çok ezberci bir yapı içindedir sanat.. gerçek sanatçı besteyi yapandır ama yıldız sanatçı seslendiren olur her nedense.. insanlar basit oldukları için kendi gibi basit örenkleri zirveye çıkarmak isterler.. ve onlara alkış tutarken aslında kendilerini alkışlamaktadırlar... |
||
|
||
| Başka türküleriniz vardır, elbet, ancak dolu bir devin gırtlaklarını yumuşattığı, ellerini konuşturduğu, gözlerini manalandırdığı, gönüllerini uyandırdığı: - ama benim öğretim de başka türlü bir türküdür belki, hı!- Kendi kulaklarım için söyleyebilirim türkümü, ama neden burada dillendireyim: sizin, evinizde sırtüstü gölge bilgeliği eleştiri davulunuzla türküyü şenlendirdiğinizi duyduğum için bu çekingen olmayan bilgelik... Çıkış noktası: burada birazcık kuşça taraf bulunsa idi, size kuş kursağı atmazdım, uçup gitmeye hazırdım oysaki... ![]() Sanat tanımlanır; ister tanrıların ve tanrı tekmelerinin fikirleri önünde, ister insanların ve yersiz insan fikirleri önünde; oysa bir kuş olmak isteyen, hafif olmak isteyen karşıdakini değil, sanatın kartal kursağını değil, tanımlama icazeti içinde düşen dünya bezgini midesini kullanmalıdır. ![]() Çünkü tanımları, özellikle kanaate toplu olarak varılan tanımları, sadece tanımlar gölge bilgeliği içerisinde bakışlarını yutan toplayıcılar kar'ı gibi düşünebiliriz. Sanatı ayakta tutan şey dolaylı olarak kalabalıktır. Kalabalık'tan sıyrılıp kartal kursağına sahip olmak için birey şikayet eder kendinden üstün veya kendinden hakir gördüğüne veya tanrılara... |
||