SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Yan Yaratı ve Eğri Bakış (Anket)

Sayfa: 1 [ 2 ] 3

emet 12.07.2008 01:17:32
Alıntı
Çok mu kısa tuttuk ki?

sonuç bence, son  belirtilen tarihte açıklanmalı..başka erteleme istemiyorum. Smiley

eldiven 12.07.2008 01:32:40
Bende ertelemek istemiyorum... Ama değerlendirmeleri daha yapamadık. Yani yarısı bitti ama... Bana öğle uykucusu diyebilirsiniz... Hani sizin değerlendirmeleriniz RDX? İsim zikretmek bu herhalde! Smiley

emet 12.07.2008 01:39:11
eldiven ben öyküleri değerlendirecek bir birikime sahip değilim. o yüzden yorum yapmıyorum. ama hepsi çok keyifli yapıtlar ve herşeyden önce emekler..oyumu kullandım sadece.

evet oyumu kullanırken de, kendimce önemli olan kriterleri göz önünde bulundurdum.. Wink  Smiley

cosinus78 12.07.2008 12:19:59
Atılan "Tokat" a gülümseyip oy veren arkadaşlara teşekkür ederim. 

Bu tür projeler devam etmeli diye düşünüyorum. İlk olması açısından bazı eksiklikler yaşanmış olabilir. Bu bizi daha iyiyye ve güzele götüreceğini umuyorum.

Bu arada eldiven her iki kitap da kitaplığımda yoktu. Smiley

eldiven 12.07.2008 12:50:31
Smiley Artık var.

Toplam 13 oy oldu, öykü sayımız 14 idi. Katılımcı sayımız kadar oy toplayamadık. Belki yapılan ilk işin acemiliğinden demeyelim de, sunuda eksikliğinden kaynaklandı. Ama nasıl olduğuna dair çekici, yetiştirici, yetiştirme üstadı biri olmadığımdan bunun olması doğaldı. Çünkü henüz yukarılara çıkma zamanını gösterecek belirtiler var. Sonsuz derinliklerin en küçük, en renkli yaratıklarıyız bizler!  Haylice çırpınarak yukarı asılmayı bekliyoruz. Dipsiz zengin bir deniz yaşam, biz de ruh ve bedenle kaynaşan bu eğlence bahçesinde yukarı veya aşağı inecek iniş saatlerimizi bekleyen sivri, gizli veya açık, küçük mü küçük kara parçalarıyız.

Daha iyisini nasıl yaparız, mutluluğun yemi nerden temin edilir, sanat nasıl bulutsu sessizliğini yitirir, nasıl parıltı toplanır; türünde soruları dağılım çizgisine göre sormak gerekir. Önce bu işte külrengi şimşeler geçmişini üzerimizden atmak gerekir. Daha büyük yıldırımları ve daha büyük, geniş ufku olmayanların taşkın yürekleri yoktur.

İşte, sadece bu! Katılım düşük olabilir, ama oylama sonuçta açık olarak yapıldı. Katılan herkese teşekkür ediyorum, minnettarlığımı sunuyorum. Hepsi birbirinden o kadar farklı ki bu öykülerin... Derinliklerden çağıldayarak farklı şekilde kükrüyor. Zaten ana hedefimiz kişilerin öykü kurgulamalarını bilmekti. Kurguların ne denli değişken olduğunu siz de görebiliyorsunuz değil mi?

Ruler of the Ruins - KARGA    - 0 (0%)
RDX - YANSITMA    - 0 (0%)
zeynep_r - NAZ    - 0 (0%)
Khaos - ULU AKHEN'İN HİZMETKÂRLARI    - 0 (0%)
cosinus78 - TOKAT    - 5 (38.5%)
Depresif - YAŞ 34 YOLUN SONU    - 1 (7.7%)
Ebruli - KARAMUK    - 2 (15.4%)
Ulgnil - YERE DÜŞEN YELDİRME    - 0 (0%)
bayan_raskolnikov - ŞİZOFRENİYE TUTULMUŞ AŞK    - 0 (0%)
MrsBrown - VİRA    - 4 (30.8%)
güneşinkızı - BİR ANTİKA BAKIR ANAHTAR...    - 0 (0%)
mylia - ...    - 0 (0%)
geçici - SEDA    - 1 (7.7%)
eldiven - ŞAHİDİ ÖLDÜR!

Evet, oylama sonucu çıkan durum bu!

Cosinus78 ve MrsBrown öykülerinizin ilk üç sıralamada bulunacağını tahmin etmiştim. Tahminlerim arasında ULU AKHEN'İN HİZMETKÂRLARI'da vardı. Tek bir oy almamış: İki kriter var; ya okumak için zaman sarfedilmedi uzunluğundan dolayı, ya da gelişen olaylar sonucu etkiledi. Oy almasını istediğim bir öyküydü.

TOKAT ve VİRA, birinci ve ikinci öykümüz...

Neler düşünüyorsunuz?

12.07.2008 12:57:24
hiç bişey düşünmüyorum.

12.07.2008 12:59:14
oylama açık oılsaydı millet birbirinden çekinirdi.dövüş çıkardı ortalıgı kan götürürdü.kırılırdı millet.

emet 12.07.2008 13:03:29
bir dönem, "açık oylama" "gizli tasnif" yapılmış ülkemde Sad



12.07.2008 13:05:46
ittihat ve terakki döneminde sopalı secimler olmus bir de.
sandıgın basında elinde sopayla bekleyen adamlar varmış.
cosinus78 tebrik eder başarılarının devamını dilerim.Öykün çok güzeldi.Harikaydı(okumadım ama herhalde öyleydi)

ulgnil 12.07.2008 13:29:08
cosinüs ve brown ikinizi de tebrik ederim.Gerçekten çok güzel öykülerdi ikisi de. :ph34r:Yarışma da özellikle sonunda yaşanan-ve beni özellikle fikir in yazdığı öykümsü yaraladı ama brownun dediği gibi geçti.-bazı sıkıntılı durumlar gerçekleşse de herhalde ilk olmasından kaynaklanıyordu bu.

Böyle bir yarışmanın düzenlenmiş olması gerçekten çok güzeldi ve emeği geçen herkesin de ellerine sağlık diyorum.Umarım ikinci üçüncü yarışmalar-tabi eğer düzenlenirse- çok daha oturmuş olarak gerçekleşir.Tabi bu durumda da sadece düzenyenin değil bu işe gönüllü ve yürekli olan herkesin taşın altına elini koyması gerekli diye düşünüyorum.

tekrar cosinüs ve brown u tebrik ediyorum.Cosinüs ayrıca ödül olarak verilen kitapların da kitaplığında olmaması ayrıca çok güzel. Smiley

MrsBrown 12.07.2008 15:41:28
Tek geçtiğim öykünün yazarı Khaos, sitede artık olmadığı ve büyük ihtimal olmayacağı için, oyumu, ikinci tek geçtiğim öyküye vermiştim. Zor karardı. Ama beraberliği engellemiş gördüğüm kadarıyla.

Herkese teşekkürler. Umarım bu işin devamı olur, acayip ve güzel şeyler çıktı ortaya çünkü.
 

 

hayalet 12.07.2008 18:55:16
ne o şimdide vicdan azabımı duyuyosun baya komik Smiley

depresif 12.07.2008 21:12:26
Tebrıkler cosinüs78 ve MrsBrown

eldiven 13.07.2008 17:23:31
Tekrar okunması için 1. ve 2. öyküyü yeniden buraya aktarmak istedim. En azından gözden geçirilebilir.
3. olan öykümüz de Ebruli'nin Karamuk öyküsü.
Aramızdan ayrılan üyelerimiz Khaos, Mylia ve Güneşinkızı'na öykülerle katılım sağladıkları için minnettarlığımı sunuyorum.
Katılım sağlayan Depresif, RDX, Ebruli, Ulgnil, bayan_raskolnikov, zeynep_r, Ruler of the Ruins ve geçici'ye teşekkürlerimi sunuyorum.Bir diğer öykü sahasında umarım sizleri tekrar görebiliriz.
 
Diğer öyküler için aşağıdaki linke tıklayın.
Yan Yaratı ve Eğri Bakış 1. Öykü Yarışması Öyküleri

...

1. Öykümüz

Cosinus78 - TOKAT

Caminin hoparlöründen imam, tüm köyün erkeklerinin okulun önüne toplanması gerektiğini bağırdığında; hemen ayağa kalktım. Daha bir adım atmamıştım ki; torunum Necat nefesi kesilmiş halde bana doğru koşarak;

- Dede! Köye müfreze geldi, dedi.

Daha o anda dizlerim gevşedi. Ayak tabanlarım kaşınmaya başladı. Gömleğimin en üst düğmesini de ilikleyip yola koyuldum. Şimdi bana dinim imanın üzerine yemin etmemi isteseler ne yapacağımı. En kötüsü de buydu ya! Seksen yaşındayım. Kendimi bildim bileli, namazımı kılar, orucumu tutarım. Onca yol gittik, hacca gitmek için. Şimdi hepsini de atmak olmaz ki. İçimde dua ederek yoluma devam ettim.

Mavzerin yeri sağlamdı. Hani şu din iman yemini olmazsa hiç bulamayacaklar. Eh, ne yapalım. Bir defasında imam; zor altında yapılan yeminler, geçersiz sayılır demişti. Dedi demesine de; onca kişinin önünde dini imanı at, olacak iş değil ki.

Şu müfreze gitsin yerinden çıkarıp satacağım şu nazlıyı. Orada öylece duruyor. Ne işe yarıyor ki? Allah lazım etmesin. Satacağım işte. Nedir bu korku yahu? Canımız mı kıymetli? Mavzer mi?

Hükümete de haksızlık yapıyoruz. İşleri güçlerini bırakıp bizimle uğraşıyorlar. Nah rütbeleri böyle böyle komutanlar gelip de bizim gibi adamların peşine saatlerce takılıyorlar. Onları da yormayalım artık.  Bu cengâverler gâvura karşı az mı cenk yaptılar. Her biri bir pehlivan gibi maşallah.  Savaştılar ya. Hem de hiç durmadan. Bunlar değilse de babaları yaptı, ne fark eder...

Ama işte şunu bir atlatalım. Hani vermesine veririm. Çıkarıp onlara da veririm. Komutanım! Buyurun, hediyem olsun, derim. O zaman da tüm köylü korktum diye üstüme gelir. Anlamazlar ki halden bu köylü canım. Hükümetin askeri gelmiş, bir mavzer istemiş benden. Ne var yani çıkarıp vermişim. Çok mu? Hiç de değil!

Evleri geçip de okul önüme çıktığında şaşırdım; ben en sona kalmışım meğer. Herkes orada. Sıraya girmişler. Ne çabuk geldiler yahu. Oysa ben duyar duymaz yola çıktım. Dizlerimde iş kalmadı artık. Kızarlar mı bana geç kaldım diye? Acele etmeli hükümetin askeri, paşaları; bekletmek olmaz. Gel dedi mi, geleceksin. Dizlerimi mi bekleyecek. Olmaz, zamanında orda olmalıydım. Baksana Nayif bile varmış sıraya girmiş. O da yaşıtım ya, acele davranmış belli. Şu çakı gibi Er'de bana doğru geliyor. Ne diyeceğimi de unuttum.

- Selam'ün aleyküm komutanım!
- Aleyküm selam Hacı. Geç bakalım sıraya.

Şu karşıda kollarını arkasında bağlayan komutanları olmalı. Baksana omzunda bir sürü demiri var. Şu elbiseler, demirler ne de yakışıyor hükümetin askerine. Daha bekleyecek miyiz acaba? Muhtardan başlasalar ya sorgulamaya?  Bizde onun verdiği cevabın aynısını verirdik artık. Komutan da çok sinirli birine benziyor. Bu sefer sıkı istihbarat var.

Hacı Ramazan'dan başladılar sorguya. Onun da mavzeri yok ki? Ne yapacak şimdi. Vallaha işi yaman. Komutan:
- Ramazan Güntekin! Mavzerin var mı?
- Yok kumandanım.   
- Dinin, imanın, tavaf ettiğin hac üstüne yemin eder misin?
- Dinim, imanım, namusum, tavaf ettiğim hac üstüne yemin ederim ki mavzerim yoktur kumandanım.
- Yatırın hacıyı, dedi komutan. İki asker ayaklarını soyup mavzerlerinin kemerleriyle yukarı kaldırdılar.  Diğer asker de mavzerin sapıyla ayak tabanlarına vurmaya başladı. Doğrusu bizim Ramazan iyi bağırıyordu. Böyle bir süre vurduktan sonra komutan;
- Durun! Bak sen namazında niyazında bir adamsın. Yalan yakışıyor mu sana? Hadi söyle yerini. Bunun üstüne Ramazan'ın uzun çenesini saran sakalı titreyerek, gözlerinden yaşlar boşandı
- Komutanım! Dini hak için. Olsaydı hemen çıkarıp verirdim. Ama yok.
- Hacının ayakları abdest suyundan bembeyaz olmuş. Daha fazla dayanamaz. Devam edin, dedi komutan. Bunun üstüne askerler kaldıkları yerden devam ettiler. Bir süre daha böylece sürdükten sonra, bizim Ramazan'ın aklına bir şey gelmişçesine bağırdı:
- Komutanım! Mavzerim var. Var ama şimdi burada değil. Müsaade ederseniz yarın kendi ellerimle karakola getiririm. Komutanın yüzüne çok yakışan gülümsemesi geldi.
- Kaldırın Hacıyı! Peki, yarın getir hacı! Unutma, başka gün değil, dedi komutan.  Anlaşılan Ramazan yarına kadar bir yerden bir mavzer alıp verecekti komutana.

Sonra da bana döndü. O bana gelmeden ben yaklaştım ona.
- Şerif Akyüz emredin komutanım dedim. Gülümsemesi hala yüzündeydi.
- Hacı senin mavzerin nerde?
- Benim mavzerim yok komutanım, dedim, ben de gülümseyerek. Bunun üstüne bana sert bir tokat yapıştırdı. Doğrusu hükümetin tokadının bu kadar sert, bu kadar acıtacağını bilmiyordum. Maşallah tam bir tokattı yani. Hemen hazrol'e geçip;
- Kuyudadır komutanım, dedim.  Komutan ve askerler de dâhil olmak üzere bütün köylüler güldüler.
- Geç Hacı, şöyle gölgeye geç, dedi komutan. Bende sırtımı okulun duvarına verip oturdum.

Bizim gibi birkaç ihtiyar daha itiraf ettiler silahlarının yerlerini. Ama gençler dayandılar. Gençlerden çok azı verdi silahlarını. Hergeleler! Dayanıklıdırlar, yesinler o kadar da dayağı. Şimdi uzun süre ağızlarından çıkarmayacaklar bizi. Hükümetin maşallah bu tokadını yemek de herkese nasip olmaz.



2. Öykümüz

MrsBrown - VİRA

"Bunlar yunus değil"
"Saçmalamaya başladın. Yunus değilse ne o zaman?"
"Canavar. Bu kadar büyük balık yunus değilse canavardır."
"Bazen seni bir serada büyüttüklerini düşünüyorum."

Utangaç tebessüm. Bunu yaptığında çok şirin oluyor. Yanındaki erkek, sadece arkadaşı olsa bile, çok etkileniyor. Ama o, bu etkisinin farkında değil. Uzak diyarlardan gelmiş gibi görünmesinin sebebi de bu. Şimdi Aykut' un onun o güzelim saçlarını okşamak istediğine adım gibi eminim. Çünkü Aykut, gözlerini benden kaçırdı, yaramazlık yaparken yakalanmış bir çocuk gibi.

Güzel bir kız. O inkâr eder. Daha doğrusu kabul etmez.

"Güzel dediğine, gördüğünde dönüp bir daha bakarsın. Ben olsam bana dönüp de bir daha bakmam."

"Ben güzel değilim! Sadece bulunduğum çevrede ortalama düşük. Bir de belki saçlarım..."

Bunlar mazeretleri. Saçlarıyla ilgili kurduğu cümleleri hiç tamamlamaz. Utanıyor. Sanırım, çıplak sırtında o saçların nasıl güzel görüneceğini hayal ettiğimi biliyor. Neyin ona yakıştığını fark etmemesi, tebessümleri, Aykut' un laflarına kahkahalarla gülüşü. "Pis" deyip koluma vurması. Durup dururken "kek yapayım mı size" deyivermesi. Bizim erkek onun ise bir kadın olduğunu düşünmeden konuşması. Olmaz. Bir insanın bu kadar doğal olması, doğaya aykırı.

Sadece benim olsun istiyorum. Herkesten koruyup saklayayım istiyorum. Ama ona dokunmaya kıyamam. Zaten yakar. Tatillerde geldiğinde, "hoş geldin" deyip elini sıktığımda bile eriyorum. Saçlarına dokunmak sonum olur, biliyorum. Keşke hep o serada kalsaymış.

Çarşının ortasındaki çay bahçesinde şimdi. Deniz kenarının keyfini çıkartıyor. Kayısı suyudur o kesin. Hep onu içer. Buz koydurmaz. Elindeki de mizah dergisi. Çünkü bugün Çarşamba. Bu sefer tek başına. Kardeşi ya da Aykut yok. N' oldu acaba?

Sonunda kalktı Yürüyüşü kendisine çok ters. Sporla uğraşmışlığın verdiği erkeksi bir yürüyüşü var. Gören yaklaşamaz. Gören "bu beni döver" der. Ama saçları. Ya yürüyüşü yanlış, ya saçları. İkisi bir arada olmaz. Bu kadar tezatın, bir tek canlıda bulunması, doğaya aykırı.

Hah! Bir bu eksikti. Yine aynı adam. Arabadan ona çiçek attı zengin piç kurusu. Müziği de sonuna kadar açmış. "Gül döktüm yollarına". Ne kadar da yaratıcısın Allah'ın densizi. Slogan adam. Kendi cümleleri olmayanlar, işte böyle şarkılardan fal tutarlar. Aferin. Hâlbuki o, bu şarkıyı sevmez. "Still got the blues" u çalsan, onu duraksatabilirdin. Ama sen de o şarkıyı bilmezsin.

Şaşkın bakıyor. Bir arabaya bir çiçeğe. Çiçeği alıp yürüdü. Adım gibi eminim, çiçeğin başkaları tarafından ezilmesini istemediği için aldı.

"Bu, nedenlerden biri. Ama aslında duyguları ezilmesin diye aldım. Çiçek onun duygularıydı. Yanlış adam. Yanlış ifade tarzı. Ama olsun. Bunda çiçeğin de duygularında bir suçu yok. Aa, biliyor musun, galiba Aykut haklı. Onlar yunus olabilir. Çay bahçesindeyken burunlarını gördüm. Bir de gülümseyen yüzlerini. Canavarlar öyle güzel gülmezler."

Ben sana kızacaktım Yağmur. Çok kızacaktım. Yunuslar da nerden çıktı şimdi?

"Neden yalnız çıktın bugün? Evdekiler itiraz etmedi mi?"

"Ettiler. Yalnız kalacağım dedim. Bakışımı görünce direnmediler. Benim bir domuz yanım var. Sen bilmiyorsun. Aykut bilir mesela. O domuzla uğraşmak çok can acıtır."

Senin domuz yanın, benim sırrım olsa. Aykut bilmese, ben bilsem. Sonra seni, saçlarını okşaya okşaya iyileştirsem.

"25 dakikadır susuyorsun"
"Atma, o kadar olmamıştır"
"Çok anlamında kullanmıştım onu"
"Neden 25?"
"25 iyidir. Çünkü 5 iyidir".

Salak Aykut buna çok gülmüştü. Sen ona kırgın bakmıştın. Sonra bana bakıp gülümsemiştin. Ben o anı, şakaklarıma bir mühür gibi kazıdım, Yağmur. Sen, artık o ansın.

Seni 625 kere daha çok seviyorum Aykut' tan. Ama sana 390625 kat daha uzağım. Sen adın kadar iyisin, ben adım kadar yabancı. Başka isimlerle gelmeliydik dünyaya. O zaman senin serana gelirdim. Gönüllü.

Şimdi yapamam. Esip gitmem lazım.

Saçlarında esen rüzgâr olabilsem. Sana ilişmesem, beni hissetsen.

Yağmur! Karadeniz'de Yağmur adında kadınlar yoktur ki. Yağmurun kendisi vardır.

Sen adından da güzelsin ve Maçka diye bir yer yok. Hoşçakal!


fikir 14.07.2008 01:35:48
Başlık şuydu: Yan Yaratı ve Eğri Bakış (Öykü Maratonu)

Başından itibaren çok dikkatli izledim; sunuluşundan ve çağrı yönteminden rahatsız oldum, sustum. Çünkü yeni bir heyecandı, eksiklikler olabilirdi ve kervan yolda dizilirdi (bazı dil uzmanları doğrusu "düzülürdü" olacak deselerde, benimseyemedim). Çağrılı olmama ve elimin altında hazır yayımlanmış ve yayınlanmamış öyküler olmasına rağmen katılmadım.

Sunuşta ve genel akışta katılacak öykülerle ilgili hiç bir şartın olmamasına rağmen -ki büyük eksikliktir- bazı öykülere "uygun değildir" damgası vurulmasından ve buna sessiz kalınmasından iyice rahatsız oldum. Ki maraton bitmişti, heves kıracak bir durum yoktu artık ortada.

Bunun üzerine ne yaptım?
Başlığın ruhuna uygun olarak, "yan yaratıp (hatta yan yatırıp), eğri bakarak" bir öykü yazdım (Ulgnil'in deyimiyle öykümsü, beğendim bu benzetmeyi Smiley ). Sadece bir öykü. Ve öyküler hayatın içinden olduğu kadar, dışındandır biraz da. Herkes kendi ihtiyacı kadarını okur.

İnsanların tamamı aynı şeyden rahatsız olmayabiliyor. Olanlardan rahatsız olduğum için yazdığım öyküden, başka arkadaşlar rahatsız olabiliyor, doğaldır. Olmuş bitmiş bir olayın üzerinde tepinmek doğru değildir, bunu da yapmayacağım. Sanırım herkes kendine bir pay çıkarmıştır, bu öykülü günlerinden.

Amaç, daha iyisini yapabilmek için, doğruları ve yanlışları ortaya koyabilmek olmalı.
En büyük doğru, forum yazarlarına öyküyü sevdirmek, öykünün herkes tarafından yazılabileceği gerçeğini ortaya koymak oldu. Bu nedenle "eldiven"i kutluyorum.

Vurguyu buna yapıp, daha iyisinin yapılabileceği inancımla, birinci ve ikinci gelen öykü yazarlarının tebrik eder, katılan diğer öykülerin de aynı başarıyı gösterdikleri kanaatimi belirtmek istiyorum. Smiley


Sayfa: 1 [ 2 ] 3