SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist TEORİLER

Konu: Yeniden Bireysel Anarşizm

Sayfa: [ 1 ]

20.04.2005 00:22:51
Yeniden Bireysel Anarşizm
- Bireysel Anarşizm Üzerine -

Bireyci Anarşizm, özellikle 19. yy Amerikan Anarşizm tarihinde önemli bir yeri olan, daha sonra işçicilik hareketiyle birlikte kolektivizmin ön plana çıkmasıyla, değeri kaybolmuş görünen ancak, her çağda ve her bölgede temsilcileri daimi olarak varolmuş bir harekettir. Bireysel anarşizmin tarihsel sürecinde, özellikle Stirner ve Warren’in fikirleri üzerinden gelişen çok farklı düşünceler olsa da bunlar çoğunlukla yok sayılmış ve ekonomik alanda özel mülkiyeti ve serbest piyasayı savunduğu, yöntemsel tek yol olarak sivil itaatsizliği ve pasifizmi seçtiği görüşü; diğer anarşist akımlar tarafından bireysel anarşizmin, liberalizmin bir türü olduğunun düşünülmesine neden olmuştur. Bu düşüncenin gelişimi boyunca kavramsal ve içeriksel karmaşaya maruz kalması onun anlaşılmamasına değil, dar anlamlara sıkıştırılmasına neden oldu. Bu yazıda örneğin anarko-kapitalizmin bireycilikten doğmadığını açıklamak niyetinde değilim – çünkü çıkış noktası reddedilemeyecek biçimde, bireyciliğin sisteme entegresidir. Sadece bireyciliğin sadece bu olması gerekmediğini anlatma çabası içindeyim. Bireyciliğe yöneltilen eleştirilerden hareketle, onun ne olmadığını açıklamak kavramı yeniden anlamak bakımından daha verimli bir yol olur sanırım.

Bireycilik ne değildir ?
Öznenin varlığının ifade zemini “birey olmaksa, varlığın sürdürülebilmesinin yegane yolu “bireyci” olmaktır. Çoğu bunu inkar etse de, istisnasız her canlı yaşam enerjisini kendi için kullanan, varlığını koruyan, onu ifade etme biçimleri geliştiren tekillerdir. Bu nedenle “çıkar” salt anlamıyla adice bir kavram değil, sadece metodolojisi bireyden bireye değişebildiği için, kirletilmeye açıktır. Bu noktada bireyciliğe yöneltilen eleştiri, çıkar gözetiminin diğerlerini yok etmek anlamına geldiği yanılsamasıdır. Ancak, bireycilik, bu eleştirinin oldukça aksi yönünde, diğerini rahat bırakmayı başararak ona yardım etmek biçiminde bir fedakarlık gerektirir. Zaten bireylerin her biri bir diğerini rahat bırakmayı başarabildiği ölçüde özgürlük azamileşirken, savunma gereksinimi sonuca ulaşmak için gereken işbirliğinin, bireylerin gönüllü katılımıyla olması gerektiğini savunur. Ayrıca işbirliğinin gönülsüz olmaması gerektiği yanında kurumsallaşmaması da önemli bir noktadır. Çünkü ilişkiler kurum temeline oturtulduğu andan itibaren, yazılı ya da sözlü ve değiştirilmesi taraflarca mümkün olamayacak yasalar içeriyor demektir.

Bu da bize kurumun zaman içinde bireyin değişimi ve gelişimini kısıtlayıcı özelliğini açıklar. Neden birey bir amacına ulaşmak için, diğer bir amacı olan özgürlüğü ve evrimini feda etmek zorunda olsun? Ayrıca her işimizde bir başkasına gereksinimimiz olduğu yalanını kim uydurdu? Gerçi milyonlarca yıl sonunda, nihayet günümüzde, kendi çabamız ya da dolaylı katkımızla karmaşıklaştırdığımız, bizi yalın ve duru bir yaşamdan uzak tutacak her aracı ve düşünceyi var etmeyi becerdiğimiz noktada, başkaları olmada hiçbir şey yapamamak olağan bir sonuç sayılabilir.

Bireycilik sorumsuz ve kolaycı bir yaşam tarzı değildir. Aksine, bireyin temsiliyeti başka hiçbir kişi ya da topluluğa bırakılmadığı için, bireysel sorumluluk tüm içeriğiyle kişinin omuzlarına biner. Bu bireyin aldığı tüm kararlarda özgür ve o denli dikkatli olmasını gerektiren bir durumdur. Ancak sonuç, kendi aldığı kararlara dolayısıyla kendine güvenen, asalak olmayan bireyler şeklinde yüz güldürücüdür. Böylesi olgun düşünceye sahip olan bireyden insanların ve dünyanın felaketlerine kulaklarını tıkamış olması beklenemez. Bireycilik sadece kendi çıkarını düşünüp bu uğurda diğerlerini umursamamak hatta ezip geçmek biçiminde ben merkezci ve süper ego yoksunu bir tutum değil; diğerlerine yardım etme kararının o kişiye bırakıldığı bir düşüncedir. Hiç kimse bir diğerini felaketten kurtarma ya da ona yardım etme mecburiyeti içinde olmadığı gibi, tüm yaşamını diğerlerini kurtarmaya adadığında da bunu kimse sorgulamaz.

Kolektivizm Üzerine
“Kolektivist toplumsal sistemler, başarmayı umdukları ekonomik ve toplumsal eşitliğin; insanlar arasındaki çatışmaları ve farklılıkları ortadan kaldıracağını ve böylece de herkesin herkesle dayanışmayı ve uyum içinde yaşamayı arzulayacağını sanıyorlar.”
Joe Peacot

Ortak birkaç özellikleri nedeniyle bir araya gelmiş insan toplulukları,  kısıtlayıcı ve bireysel farklılıkları yok edici özellik taşır. Ortak bir amaç yolunca kurulan kolektivist topluluklarda ne kadar özgürlükçü davranılmaya çalışılsa da, ilişkiler belirli kalıplar içinde olmak zorunda olduğundan, özellikle karar alma süreçlerinde sıkça pasif (kendiliğinden) asimilasyon ile karşılaşılır. Böylesi kategorizasyona dayalı grupların anarşistler içinde sıkça var olması ayrıca ilginçtir. Örneğin bir kişinin kadın olması onun anarka-feminist bir toplulukta yer almasını gerektirmez. Çünkü böylesi gruplar zaman içinde tek yönlü bir bakışa ve tek çalışma-direniş alanına sıkışıp kalırlar. Tabi ki kadın olması, kadın özgürlüğünü savunması için oldukça haklı (ve zaten gerekli) bir nedendir. Ancak neden böyle bir topluluğa katılarak bunu yapmak zorunda olsun? Spesifize edilmiş düşünceler ilk bakışta daha etkin bir tepki alanı oluşturabilse de, zaman içinde diğer düşünce sistemleriyle etkileşimini kaybetmeye ve üyelerini bu topluluğun içine hapsetmeye mecbur kalırlar. Ancak örneğini verdiğim insan sadece bir kadın değildir. Ya da bir zenci sadece zenci, bir eşcinsel sadece bir eşcinsel değildir. Bu düşünceme gelebilecek eleştiriden birini tahmin edebiliyorum. Bu insanlar bu özellikleri yüzünden eziliyor ve kişilikleri, sosyal yaşantıları çoğu zaman sadece bu özellikleri nedeniyle diğerlerinden farklı şekilleniyor, dolayısıyla en büyük amaçlarının bu özelliklerinin meşru kılınması için savaşımlarının doğal olduğu söylenebilir. Fakat bu kez; bir zencinin mükemmel bir aşçı, bir eşcinselin harika bir sanatçı, bir kadının çok iyi bir motosiklet kullanıcısı olması gibi özelliklerini, bu kategorik portreerin neresine yerleştireceksiniz? Bu insanlar kendilerini böylesi kolektif gruplara dahil ettiği anda isimleri ve sıfatları izler tarafından o grubun adıyla özdeş tutulur. Ancak aynı örnekten devam edersek, ne kadın=anarka-feminist ne de kadın=motosiklet kullanıcı diyebiliriz. Hiç kimse, tek bir düşüncesi ya da özelliğiyle var değildir. Ve bir bireyi bu özelliklerinden seçtiği bir tanesiyle adlandırmak, diğer bir bireyin hakkı değildir. Kolektivizm, topluluk içindeki çeşitliliği, çatışmaları ve farklılıkları grubun sistematik gidişine engel olarak gördüğünden, aynı türden ve olabildiğince aynı düşünen insanların bir arada olmasını ister. Oysa benimle aynı düşünen insanlarla bir arada olmam; bana, amacıma giden yolda destek kuvvet oluşturmak dışında hiçbir fayda sağlamaz. Oysa tek ortak noktanın diğerini anlamaya çabalamak olduğu farklı insanların birlikteliğinden; eleştiri, tartışma, çatışkı, paylaşım ve dolayısıyla gelişim doğar. Kim düşüncesinin varabileceği son noktaya ulaştığını iddia edecek kadar kibirli ve karamsar olabilir ki? Burada kolektif hareketin sağladığı, kitlesel gücün potansiyelini yadsımıyorum. Ancak bu güç, hem farklı yapılanmalarla oluşturulabilecek birliklerle sağlanabilir hem de amaç uğruna kendinizden verdiğiniz ödünleri görebildiğinizde vazgeçilebilirdir. Kendini kolektivist bir topluluğun içinde eritmiş bir bireyin amacına ulaşmasında ne anlam kalır ki?

Toplum karşıtlığı fikri, “toplum kısıtlayıcıdır, bireyi yok eder” gibi basit cümlelerle açıklanamaz. Çünkü toplumun kendisi bu denli basit bir yapı değildir. Toplum denen birlik, bireylerden oluşan, ancak oluştuğu andan itibaren bireyden bağımsız işleyebilecek kapasiteyi kazanan organize bir yapıdır. Toplum her ne kadar kişilerden oluşsa da, kendini ifade eden en küçük birimi birey değildir, çünkü bireyler çoktan asimilasyona uğramışlardır. Nasıl ki en lezzetli meyve ya da bir parça kuru ekmek dokusunu ayırt etmeksizin sindirime maruz kaldığında aynı dışkı halini alıyorsa, öznelerde bu organize yapıya dahil olduğu anda, işleyişe katkı sağlama zorunda olan yedek parçalar halini alırlar. Toplum beyni olmayan, düşünmeyen bir organizmadır, fakat en nihayetinde yaşam sirkülasyonu olan bir canlıdır ve canlılık fonksiyonunu korumak adına çok sayıda savunma yöntemi geliştirmek durumunda kalmıştır. Tek bir parçasının görevini ihlali durumunda yaşamı tehlikeye gireceğinden, parçalar üzerindeki denetim en üst düzeydedir. İşte son hali, başlangıçta onu oluşturan bireylerin amaçlarıyla hiçbir ilintisi kalmamış virüs benzeri yapıya direnmek ve bundan öte onu yıkmak bu yüzden toplumun böyle bir yapıya sahip olmasında tek başına hiçbir suçu yoktur; çünkü sistem insan icadıdır.

Yöntem Üzerine
Tüm ideolojiler için olduğu gibi; bir ideoloji olarak anarşizminde karşısındayım. Çünkü anarşizm ideolojisi kurgulanmış, kurumları ve ilişkileri önceden belirlenmiş bir toplumu var etmeye çalıştığı için anarşinin önündeki en büyük engeldir. Benim; bireysel anarşistlerden oluşan bir toplum beklentim yok. Birincisi diğerlerinin ne olacağı, nasıl düşündüğü ve yaşamak istediği; onlar gibi bir insan olarak benim yetkimin oldukça ışındadır. Ancak bu bir boş vermişlik içine girmem anlamına asla gelmez. Çünkü herşeyin ötesinde kendi özgürlüğüm ve yaşamak istediğim hayat için, bana musallat olduğunu düşündüğüm herşeyle savaşmak zorundayım. İkincisi ideal toplum için yöntem devrimdir. Ancak hem ideal toplumu kurma çabası hem de günün birinde bir anda olacağı düşünülen devrim fikri; kişinin bireysel isyanını ortaya koyabildiği yegane platform olan doğrudan eylemin önünde, sistemin kendisinden daha büyük bir engel oluşturur.

İsyan, sıradan ve içerikten yoksun bir başkaldırı değil, bireyin tüm rahatsız edici dış etkenlere karşı tepkisinin bir ifade biçimidir. Tepki; hem etkiye, hem bireyin kişiliğine hem de etkiyi içselleştirme sürecine göre çok farklı biçimlerde olabilir. Biçimi etkileyen önemli parametrelerden biri eylemin şiddet içerip içermediğidir. Şiddetin kazanıma giden yolu kolaylaştırır mı? Şiddet kullanımı haklı nedenlere bağlı olabilir mi? Bir canlı olarak hayatta kalmak için savunma en doğal hakkımdır. Ve saldırıya uğrayan her canlı, savunmasını kendi seçtiği herhangi bir yöntemle (kaçma, direnme, karşı saldırı) yapma hakkına sahip olur. Burada asıl sorun saldırının niteliğidir. Yani düşman her zaman görüş alanımızda ve bariz biçimde karşımızda durmaz. Saldırıyı görmek için suratınızın ortasına bir yumruk inmesi gerekmez, bunun için (özellikle savaştığınız şey sistemse) farkındalık yani bilinç yeterlidir. Saldırıyı algılayan bireyin savunma biçimi “kendince” olacaktır. Bu amaca ulaşmak için her yolun meşruiyetini ilan eden makyavelist tutumdan oldukça farklı bir fikirdir. Çünkü söz konusu durum, primer bir ama ulaşmak için yapılan eylem değil, saldırıya karşı oluşturulan olağan bir tepkidir. Sonuç olarak benim için asıl soru; şiddetin hakkım olup olmadığının ötesinde; nelerin bana zarar vermeye çalıştığıdır.

Özel Mülkiyet
Bir çok bireyci anarşist, özel mülkiyetin ve kişiler arası devlet tekeline alınmamış ticari ilişkilerin hak olduğunu iddia eder. Ben özel mülkiyetin karşısında ve onun ötesinde bir duruş sergilemeyi yeğlerim. “Sahip olmak” yaşamsal ihtiyaçların dışında kalan, uydurmaca bir eylemdir. Sahiplik; çok kısa bir süre içinde, kişinin kendi kendisini sömürmesi şeklindeki bariz çelişkiye yol açar. Üretim araçları ya da mal ortaklığı da eşitlik adına icat edilmiş, fazlaca basit matematiksel bir çözümdür ve aslında eşitlik adına özgürlükten çalma fenomenidir. Yeryüzündeki tüm insanlar üretimlerinin eşit ve ortak hissedarları olsa bile, ortada bir mal ve sonuçta onun sahibi olduğu gerçeğini değiştirmez. Ve bir mala sahip olmak; onu elde tutmak ya da kullanmak için zaman, enerji ve çaba gerektirir. Yani sahip olmak; sahip olunmaktan daha büyük bir esarettir.

Ekonominin kaynağında; yegane doğal sermaye olan “emek” vardır. Emeğin kullanılış biçimi; ekonominin tipini değil (çoğunluğun düştüğü hata budur aslında) doğrudan varlığını ya da yokluğunu belirler. Eğer birey emeğini; kendi tüketim ve ihtiyaçları için kullanırsa, ekonomiye gereksinimi kalmaz. Fakat emek; sonucu bireyi doğrudan etkilemeye bir üretim işine harcanırsa, birey doğal sermayesini ekonominin kıskacına kaptırmış demektir. Ticaretin temeli olan alış-verişte mal edinmek için para, emek, ya da başka bir malın yanında, özgürlüğünüzden bir parça vermeniz gerekir. Tabi ki amacı ihtiyaçların karşılamanın ötesinde konformizm olan bir bireyin çok daha fazla mala sahip olması gerekecek ve o ölçüde tutsaklaşacaktır. Dolayısıyla azami özgürlük için bir diğer büyük adım da ekonominin ve ekonomik temelli tüm ilişkilerin yıkımı olarak sayılabilir.

Kısaca Özgürlük
Bireyci anarşistlerin her koşulda benimsedikleri öngörülen “herkese eşit özgürlük” kavramı; hem bireyci olup, hem de bireyci anarşistlerden oluşmasını istedikleri huzurlu toplumcuların; bireycilik ve Kolektivizm sentezinden doğan bir ütopyadır. Herkesin bir diğerinin özgürlüğüne saygılı olması; insan nüfusun da göz önüne alındığında hesaplanamaz bir olgudur. Herkes ancak özgürlüğüne sahip çıktığı oradan özgürdür. Eğer kişi varlığının temeli olan “birey olma” bilincine sahipse; her koşulda ve gücü yettiğince özgürlüğü için savunacaktır.

Olmayacak tek şey; özgürlüğünüzü yaşamınız boyunca savunmaya gerek kalmayacağıdır. İşte bu gerçekten zarar verici bir ütopyadır...

Lilith Noir

20.04.2005 02:10:52
"Olmayacak tek şey; özgürlüğünüzü yaşamınız boyunca savunmaya gerek kalmayacağıdır. İşte bu gerçekten zarar verici bir ütopyadır..."

Özgürlük ulaşılan ve ulaşılıp artık orada kalınabilen bir kavram değil.Her eriştiğinde yeniden özgürleşebilmen için yeniden kaldığın yerle mücadele etmen gerekiyor ..Çünkü hareketsizlik imkansızdır.Ve sen sabit kalırsan çevren senin sabitliğinde kendi hareketini yaratır-hatta sen kendine karşı kendi özgürlüğüne karşı istemsiz tavır alırsın.

Kendinin farkında olan kişi hayata değdiği her lanı kendine dönüştürmeye çalıştığını da farkeder.Öğrendikleri sonucu klendini kısıtlaması ve hayatı devretmesi gerektiğini zannettiğinden fedakarlık gibi erdemlerle içyüzünü saklamaya gider.Yani yüzsüzleşir -ikiyüzlüleşir.

Oysa yaşamını kendine dönüştürmen yaşıyor olmanın bir aynasıdır.Dönüştürmezsen dönüştürülürsün üstelik.

Ben sadece bendir ve ben için varolabilir..Sen sadece kendi için varolabilen başka bir bendir.Alışveriş imkansız değildir ama benliğini mezara gömme çabası umutsuz bir hastalık gibidir. Smiley

Nefesini tut ki başkaları nefes alabilsin...yok ya. Tongue

20.04.2005 11:55:26
 afro smitten

deniz 20.04.2005 12:15:04
insan davranışlarının temelinde egoizm vardır.
işbirliği ve yardım bile dolaylı olarak buna hizmet eder.

bu yüzden bireyselcilikle eninde sonunda yüzleşiriz.

20.04.2005 16:16:51
afro smitten

 Wink 0 (20)

@Leke

Egoizmde başka benlerin ucunu tırtıklamak da var ama ,benci kişi buna gereksinim duymaz.




20.04.2005 22:04:28
insanın temelinde egoizm değil, canlılığın temelinde hayatta kalma arzusu vardır.

insandaki egoizm, bu arzunun bilince çıkmış olmasından kaynaklanır ve yaşanılan topluma göre şekillenir.

mesela müslüman bir intihar bombacısını ele alalım, kendisini feda etmektedir, kim için? ümmeti için. fakat biraz daha temeline inersek, öbür taraftaki sonsuz yaşam arzusunu da hesaba katabiliriz fakat ben inananların inançlarının bundan ibaret olmadığını, bu tür bir egoizmden değil, fedakar bir anlayışı daha çok barındırdığını düşünüyorum, daha doğrusu görüyorum. kısacası ikisinden de var.

ya da savaş alanındaki bir asker örneği falan verilebilir, yer geldiğinde insanlar çok fedakar olabilir. kısacası insana bir temel belirleyip herşeyi ona göre yontmaktansa, insanda gördüğümüz herşeyin onda varolabileceğini ya da ondan doğabileceğini ortaya koymalıyız.

kimisi de insanın temel dürtüsünün fedakarlık olduğunu söyleyip tonla örnek buluyor, insanın temeli şudur diyip örnek bulmak kolay.

benim doğrudan bilebildiğim bir tek ben var, onun dışında herşey bana dolaylı olarak gelmekte, doğal olarak kendimi ön plana çıkarırım.

anarşizm, komünizm gibi ütopyalar bunu reddetmez aslında, temel mantık, herkesin kendi ihtiyacını giderebileceği bir düzeyi yaratarak her bireyin hem iktidarı kullanma arzusunu hem de ihtiyaçlarını giderme arzusunu tatmin edebilmektir.

kısacası bu ütopyalara karşı çıkarken insanın egoist olduğu dolayısıyla bunların asla olamayacağı iddiası pek sağlam bir iddia değildir.

belki bu toplumun kurulacağı süreç için geçerli olabilir. evet süreç için geçerli.

deniz 20.04.2005 22:10:11
fedakarlık aptallıktır.

farklı sebeplerle aptallığa bulaşmış insanları özsel davranışlar dışı tutmak gerekir.

21.04.2005 23:19:23
fedakarlık aptallıkmış..

insan, bir saat sonrası için bile fedakarlık yapmak zorunda kalabilir, fedakarlık kendini arkadaşın için tankın önüne atmak filan değildir ki gerektiğinde o da yapılır.

fedakarlık, kendinden ödün vermek, bunlar hem hayatın hem de oluşturduğumuz sistemin sahip olduğu fiziksel, maddi sınırlardan doğan şeyler.

yalnızca canını değil, bazen zamanını, bazen arkadaşlıklarını, bazen yemeğini feda edersin..

bazen bir adım geri atarsın, daha sonra ilerleyebilmek için.

"anı yaşa", "önemli olan şu an", "fedakarlıklar hayatımızdan hep biraz çalarlar" bilmemne gibisinden geyikleri yaşamanın bi yolunu bulduysanız tabi eyvallah.

düşünceler somut temellere oturmalı mümkün olduğunca, soyut anlayışlar, düşünceyi de parçalar ve ulaşmaya çalıştığı noktanın tam tersine götürür.

anarşizm bu noktada çok tehlikeli bir yerde duruyor. kolpa/soyut bir tarihsel yaklaşım + yaşamla alakasız bencil bir özgürlük anlayışı anarşizmi tam tersi bir şeyi savunur hale getirebilir.

bireyci anarşizm/toplumcu anarşizm çatışmasında çok rahat görülebilir bu.

bu nedenle zaten pek çok özgürlükçü/konseyci sol akım anarşizmi karşı devrimci görmekte.

21.04.2005 23:57:32
Alıntı
anarşizm bu noktada çok tehlikeli bir yerde duruyor. kolpa/soyut bir tarihsel yaklaşım + yaşamla alakasız bencil bir özgürlük anlayışı anarşizmi tam tersi bir şeyi savunur hale getirebilir.

bireyci anarşizm/toplumcu anarşizm çatışmasında çok rahat görülebilir bu.

bu nedenle zaten pek çok özgürlükçü/konseyci sol akım anarşizmi karşı devrimci görmekte.
İyi bir nokta yakalamışsın. Hatta Devrimci Proletaraya dergisi de heralde bu bahsettiğin olgudan dolayı anarşizm karşıtı bir dizi yazı yazıp, bireyciliği de yermişti. O sayıların anarşistlerce okunması, belki de kendi durum değerlendirmelerini yapıp hareketlerini ileriye doğru yönlendirmeleri açısından bile yararlı olabilir.

21.04.2005 23:58:29
Sorun şu ki insanı fedakarlık için yönlendiren çoğu zaman kendi düşünüşü değil koşullandırıldıklarıdır.Ve doğal olan insanın bir gün bu koşullandırışı aşmaya yönelik çaba göstermesi.

O zaman fedakarlık dediğin şey örneğin yemeğini paylaşmak bunu istemenle ilintili olacağı için vermen değil gene kendini kendinle birlikte etrafını memnun etmen sözkonusu olacaktır.

"fedakarlıklar hayatımızdan hep biraz çalarlar"...zaten somut olarak yaşanan.Kapitalist sistemin insanları mümkün mertebe bireysellikleri içinde ilişkisiz bırakılarak kendilerine satılan hayatlarına bağımlı kılınmaya çalışıyor.

Bu anlamda belki de karşı çıkış diğerlerini farketmek olabilir ancak gene kolektif bir yapıda şuursal bütünleşme bedelini ödemesi gerekirse insanın çok da kaldığı yerden ilerlemiş olmayacağına inanıyorum.Birey demek vicdansız ve çevresinden kopmuş bir yapı değil ki.Biz kavramının içine ben'iyle katılabilen kişi-dilerse- sonuçta.

Hayat somuttur ama soyut temellere oturur.Matematik soyuttur ve ideolojiler değil iyi matematikçiler dünyayı kazanır-istenilen buysa-

Düşünceyi parçalayan soyut ortaya çıkışları değil soyut düşünce yapılarının puslu düşünce parçacıklarıyla eş tutulması bence. Smiley



deniz 22.04.2005 08:07:37
fedakarlık..

ne için Huh

çocuğum için, yanımdaki için, sokak komuşun için, toprak için, bayrak için, din için, ülke için, toplum için...

hiç biri gerçek anlamıyla "ben" den öte değildir.

vücuduma iğne battığında benim canım yanar.

benle ilgili olana benden başkası daha fazla hassas olamaz.

öncelik benim.
...

ancak kendi konforum için diğerleri için de mücadele ederim.

hayatın tüm anlamı bu.

deniz 22.04.2005 08:11:24
devrimci solcular, faşistler yada diğerleri anlasınlar ki anarşizm hepsinden ayrıdır ve karşı cephesindedir. buna totaliterizme veya insanı toplum için harcamaya niyetli anarşist görünenler de dahildir.

gerçek ayrım, anarşizm ve diğerleridir.

22.04.2005 23:53:29
devrimci solcularla faşistleri aynı taraftalarmış gibi yazmışsın, bir de gerçek ayrım anarşizm ve diğerleriymiş, bu da gerçeklere dayanmayan ayrımlar yaratmanın bir diğer yolu, komik..

soyut kelimesini kullanma biçiminden matematiği vb çıkardıysan buz, konu açısından değil de direkt olarak sözcüğü görüp yorum yapmışsın.

toplumsal analizler yaparken, soyut düşünme biçimlerini kullanırsın, fakat ortaya koyduğun şeyler, oturduğun yerden kafanda kurduğun bir tarih anlayışı üzerindense, ortaya somut bir veri, bir çözüm hatta bırak çözümü bir analiz koyamazsın.

bunun matematikle ne ilişkisi var?

fedakarlık, senin de dediğin gibi mevcut ilişkilerde yer almakta.

eh almıyor demiyorum zaten?

ben de diyorum ki, fedakarlığı zorunlu kılan şeyleri ortaya koyup bunlara karşı olmadan, "fedakarlık aptallıktır" deyip fedakarlığın kendisine savaş açmak, gerçek aptallıktır, eğer aptallık olan birşey varsa, ötesi, komiktir.

yani iki yol var, fedakarlığın nedenlerini, gerçek nedenlerini (sosyolojik, psikolojik ya da herneyse artık) ortaya koyarsın, ya da "bireyi kendinden başka bir amacı yoktur, fedakarlık onu yok eder, o nedenle her türlü fedakarlıktan kaçınmalıdır, kurtuluşun tek yolu budur" gibisinden birey denen şeyin toplumsal yanını hiçe sayar yani kafanda soyut bir birey, soyut bir fedakarlık kavramları oluşturur, uydurur da uydurursun, sonrada buna anarşizm dersin.

kimi düşünürler sanırım burda benim soyut dediğim kelime yerine, metafizik kelimesini kullanıyorlar, kastettiğim şey budur.

deniz 23.04.2005 08:11:13
Alıntı
devrimci solcularla faşistleri aynı taraftalarmış gibi yazmışsın, bir de gerçek ayrım anarşizm ve diğerleriymiş, bu da gerçeklere dayanmayan ayrımlar yaratmanın bir diğer yolu, komik..

özgürlük ve insan. al sana gerçek iki sebep. ayrımımı da bu iki genel amaca dayandırıyorum.

devrimcilik, solculuk adı altında özgürlükleri kısıtlamak, insanı; topluma, devlete, ideallere feda etmek, amaçlar için herşeyi meşrulaştırmak, güç ve iktidar hırsı,...  tüm bunlar faşistlerle çok fazla benzerlik göstermiyor mu ?
...

Alıntı
ben de diyorum ki, fedakarlığı zorunlu kılan şeyleri ortaya koyup bunlara karşı olmadan, "fedakarlık aptallıktır" deyip fedakarlığın kendisine savaş açmak, gerçek aptallıktır, eğer aptallık olan birşey varsa, ötesi, komiktir.

yani iki yol var, fedakarlığın nedenlerini, gerçek nedenlerini (sosyolojik, psikolojik ya da herneyse artık) ortaya koyarsın, ya da "bireyi kendinden başka bir amacı yoktur, fedakarlık onu yok eder, o nedenle her türlü fedakarlıktan kaçınmalıdır, kurtuluşun tek yolu budur" gibisinden birey denen şeyin toplumsal yanını hiçe sayar yani kafanda soyut bir birey, soyut bir fedakarlık kavramları oluşturur, uydurur da uydurursun, sonrada buna anarşizm dersin.

fedakarlığı zorulu kılan şeyleri ortaya koyup bunlara karşı olunmasını istiyorum. böylelikle de fedakarlık gibi gerçek dışı davranışların önüne geçilmeli diyorum.


işler yerli yerinde yapılmayınca, fedakarlık gibi nsan harcama operasyonları yürütülür.


Sayfa: [ 1 ]