|
||
| Anti-art yani sanat karşıtlığı bir sanatsal akım olarak mı anlam kazanır yoksa onun anlamını sanatın tamamen dışında mı aramak gerekir? Asıl soru şu ki yaratım içinde kalıp sanat dışında kalmak mümkün müdür? |
||
|
||
| aMüzik aArt Buna anti-müzik , anti-sanat ya da karşıt-müzik , karşıt-sanat da diyebiliriz .Belki de sonuna geldik artık,bir bomba düşünün ,biraz ilerinizde patlıyor ve kulaklarınızı sağır ediyor , ya da hiç kimsenin duymadığı sesleri duyuyorsunuz ,busize haz veriyor.Pekala , şimdi hiçbir şey duymuyorsunuz buna " ah ne güzel sessizlik!" dediğiniz oluyor mu ? Oluyor şüphesiz ama berbat ve gürültülü bir müziğin ardından...Oysa düşünmek gerek:Sessizlik bir müzikal boyut ( John Cage) ve ardından " yaptığımız her şey müziktir " diyorsunuz. Bir concerthall burası , yoldan geçen bir kamyonun egzozundan nefis bir patlama geliyor.Yanımızda annesinin elinden tuttuğu çocuk kesik kesik staccatolarla hem ağlıyor hem konuşuyor. Hemen önümüzde bir taksi , kornasıyla acı acı bağırıyor. İleride bir döüvş: Yumruk , şamar sesleri kırılan sandalye ya da birden taşa vurulup kırılan bir şişe . Bu ara crescendolarda yükselen uğultu ve onu bıçak gibi yırtan kısa cümleler(fff) Bir taks freni, ardından düdük sesleri.Evet bu bir yaşam..Bizi sıkan çevreleyen , yönlendiren...John Cage gürültüleri bu biçimde değerlendirdiğimizde bizi büyüleyeceklerini söylüyor: Bir patlamalı motor ,rüzgar ,kalp atışı ve toprak kayması için yazılmış oda müziği dörtlüsü düşünelim bir kere:Konuşuyoruz!..Notasyonu en zor olan da bu ya; bir bakıyorsunuz bir yerde biri konuşuyor, dinleyenler büyülenmiş sanki...Konuştukça dinlemek istiyorsunuz , burada bir an için etkili konuşmanın konusunun hiç de ilgi çekici olmayacağını belki de saçma sapan bir şey olabileceğini hayal edebiliriz.Bunu dilbilim terimleriyle karşılaştırırsak,gösteren (signifier) diyebileceğimiz ses etkinliği konunun yerini almış gözükmektedir.Yani konuşmanın konusu yerine ,konuşmanın ,konunun yerini alması dikkat çekicidir.Örneğin basmakalıp davranışla (stereotyped response) bir sinir hastası düşünelim. Durmaksızın konuşuyor,hemen hemen aynı tında .."aman ne sıkıcı bir bitirse" diyoruz ,oysa belki de çok ilgi çekici konusu var konuşmasının.."İyi bir düşünür ama kötü bir müzikçi" . Rönesans döneminde yazılmış erken parçalarda yer alan soyut yeknesat anlatı(abstract linear style , Motet 13yy. örn) olamaz mı . Kutsal kitap bestelendiğinde yaşamasal olanın ertelenmesi ya da bastırılması için en uygun yol şüphesiz melodik olmayan monoritmik bir müzik yapısının benimsenmesi olacaktı.Müziğin özünde taşıdığı coşumsal yapıyı ,ilahi coşku şeklinde libidinal bir yer değiştirmeyle saptırmak dinin zamanın koşullarına uygun bir işlevi olmalıydı.. Konumuz konuşmaktı:Müzik ,bunun dışında değilse içindedir.Yani yaşanan bir şey ,bir vücut gösterimi ,bedenin bir hareketi ,dansı çağrıştıran; öyle ya konuşuyoruz ve dans ediyoruz ,el ve kol işaretleri buna eşlik ediyor . Ses tonumuzun inişli çıkışlı olması sözcüklerin ritmik , şiirsel çıkışları ve cümle bitimlerinde takındığımız tavır,örneğin ," tamam mı değil mi? " ya da " ne komik!" "hak veriyormusun bana!" gibi jestlerle karşımızdakini de bu oyuna çekiyoruz...Hayvanlar da ses ve ritm ile şartlanmıştır,yaşamlarını sürdürmeleri ,çiftleşmeleri buna dayanır:Balığın vücudunu kateden bir yançizgi sudaki basınç farklarını algılamasını ,düşmanına yakınlığını ya da avının bulunduğu yeri bildirir.Böceklerin olağanüstü müzikal becerilere sahip oldukları bilinir.İnsan özellikle ritmik bir varlıktır,nefes alması , konuşması,gezinmesi vs.. hep ritm vardır. Vücutta ufak bir değişiklik örneğin göz kapaklarının açılıp kapanması beyin ritminde değişikliğe yol açar .Hastalık durumunda bu ritm farklılaşır. İnsanların yaptıkları ritmik eylemlerde ise vücud ve kozmik ritmine karşılıktır(replica) Descartes ' in " düşünüyorum o halde varım" ..sözü belki de "ritmim var o halde varım" olabilir.Evet anti-müzik ses değil filozofidir. Artık kavramlar var , bunun dışında ses,ışık ,eylem önemli değil. Demek ki sorun duymak değil , en azından bu duyguyu geniş bir bağlam içinde irdelemek ,düşünce aracılığıyla kavram seviyesine yükseltmektir. Önemli olan : Larry Austin piyaniste bir takım el-kol işaretleri vermiştir.Öyle ki bunlar onun ses yaratımını engelliyordu.Elektronik ses düzeni ise türlü ve bilinçli kazalar yaparak yorumunun hızını kesiyordu. Görülüyor ki temel eğilim,besteci ve yorumcu arasındaki ayırımı ortadan kaldırmaktır.Yani ayni anda belirsiz bir zman dilimi içerisinde yorumcu kendi bireysel varlığını ortaya koyaraksalt yaratısını değil ,bedenini de işe katarak dinlenen anı yaşanan zamana dönüştürmektedir.Bu arada yeni bir deyim : Antikompozitör...herkesin yorumlayabileceği birtakım düzenlemeler yapıyor. Kagel 'in Spiral'i ( 1968) :yorumu kısa dalgadan işittiğini taklit etmektedir.Çalmanın , şarkı tekniğinin ,sesin , aletin sınırlarında bir anlatım. devam edecek......... |
||
|
||
| Bir erkek ya savaşçı ya da sanatçı olabilir. (Samuray öğretisinden) |
||
|
||
| anti-sanat görüşüyle ilgilenen ve bununla ilgili çalışmaları olanlar için bir mail grubu oluşturduk: karsi-sanat-subscribe@yahoogroups.com adresine boş bir mail atarlarsa üye olabilirler... |
||
|
||
| Sanatsal yaratımlarda izlenen yol yöntem olarak kesinleşir ve kelepçe olarak ruhlara geçirilir..Sanat yeniden gerçekleşme imkanını yitirir böylece.Yeni gelen önceki kelepçeyi kırmak ve yeni kelepçeyi yaratmak üzere gelir.Bugün geleenkesel gözüyle bakılan dün için asi olandı. Bu yüzden sanat karşıtlığının özel bir konumu olmalı.Yeni kelepçelerin her türden olasılığına direnmeli..İnsanın yaratımsal özgürlüğünü kazanırken kendini kurgusal bir hapishaneye kapatmasına engel olucu bir tavır. |
||
|
||
| sanat karşıtlığı sanattan farklı bir misyon içinde yer alamaz. yine sanatın bir kolu kalmaya mahkumdur. bence böyle bir şeyi tartışmaktan ziyade sanatın ne ve niçin olması gerektiği konusunda tartışıp kökleri, amaçları, nitelikleri farklı alternatif sanat anlayışları neler olabilir, şeklide çözümlemeler geliştirmek daha faydalı olur. |
||
|
||
| Özellikle sanat içinde kalmamak vurgusu yapılıyor aslında.Ancak bu vurgunun esas niyetinin kendini geri çeken ve kilitleyen her türlü yerleşikliğin duvarından uzaklaşabilmek ve mümkün olan en uzak noktaya varabilmek olduğunu düşünüyorum.Sanat açısından koyulan tavır aslında genel bir yaşam manifestosu gibi.Önceki yaşamları denemek zorunda değilim,kendi olasılıklarımı yaşamak ve yaratmak istiyorum..hatta herhangi bir şey olmak zorunda olmamak istiyorum...gibi. |
||
|
||
Asıl soru şu ki yaratım içinde kalıp sanat dışında kalmak mümkün müdür? asla...siz istesenizde istemesenizde o sanattır:) |
||
|
||
| Nasıl içeride kaldığın ama önemli..reddederek kalan ağır yapının kısıtlayıcı kanatları olmaksızın uçabilir sanki. | ||
|
||
| karşı sanat mail grubunun adresi anti-art olarak değiştirildi. üyelik için: anti-art-subscribe@yahoogroups.com |
||
|
||
| Sanatı yalnızca yaratıcı etkinliğin estetik disiplin ile ilişkisi bağlamında ele alırsanız estetik düzeyde yapılan hiç bir eylem/etkinlik sanatın kapsama alanı dışında kalamaz. Ama bu ders kitaplarında yazılan ve akademilerde öğretilen bu tanımlama tamamen doğru mudur, gerçekte sanat bundan ibaret midir? Sanat tüketim toplumuna çoktan eklemlenmiş, yaratımlarını metalaştırmış, ürün haline getirmiş, yaratıcılarını da arkasına saklandıkları sanatçı kimlikleri ile toplumsal statükoya (iktidara) kavuşmuş kalifiye üretici-pazarlamacılara dönüştürmüş olup kendi içinde mutlak hiyerarşiler içeren kapalı elitist (seçkinci) bir dünya bir tür üst toplum (high-society) ve onun etkinliğine nicedir dönüşmüş bulunmaktadır. Bu bakımdan yaratıcı estetik çabayı ve buna ait etkinliği sanat içinde yeniden yeniden (amalarla fakatlarla yada çekincelerle) tanımlamak tam anlamıyla nafiledir. Tabiri caizse bundan bu saatten sonra turşu kurulmaz. Yapılacak şey (bu piyasa-tahakküm ilişkilerinin dışında olma duruşunun altını çizebilmek açısından) karşı olmak yada estetiği yaşam içersinde yaşamın estetize edilmesi doğrultusunda doğru yere oturtarak başka bir kavram ile onu çağırmaktır. Sanat devasa ihtişamına toplumsal entellektüel desteğine rağmen bir hiçtir. Yaratıcı faaliyetin kurumlaşmamış kaotik bir öz disipline ve birikime ihtiyacı vardır. Bu ise sanata karşı yıkıcı tavrın vandalizmden (gerçi vandalizm de sanat taraftarlarının ürettiği tartışılır bir suçlama) ayrışmasını sağlayan esas ögedir. |
||
|
||
| Sanatın estetikle olan ilişkisi her yeni tanımlanışında hastalıklı bir yaklaşımla eninde sonunda saantın estetiksel emirlerine dönüşüyor.Çünkü sanatı içinde kişiler kurumsal düzeneğin elverişli bölmesindeki biri olma arzusuna karşı koyamıyorlar. Sanat aşağılandığı ilk dönemlerde belki de kendine en yakın formatı yansıtıyordu çünkü yapılan herşey yapıldığında kişinin dışında kalıyor ve kartviziti gibi kişiyle beraber anılarak eskitilmiyordu.-bir ihtimal- Oysa estetik çirkinin dahi haz yaratıcı ifadesi olabilir.Olumlanmak gibi bir öntalebi olmaksızın ele alınışını kendi özgün hazzıyla ortaya koyar. Yaralayarak değiştirmek övülerek gerçekleşen değişimden çok daha özgüdür sanata. Sanatsal iktidar en mide bulandırcı ikinci iktidardır-siyasi,ahlaksal,sevgisel vs vs iktidarlar içinde-.Savaşı kaybedersiniz ama kimse ölünüzü kaldırmaya gelmez.Alanda teslim olmuş şuurunuzla boş boş gezersiniz. |
||
|
||
| anti - sanat diye bir felsefi akım ilk kez senden duyuyorum enterasan |
||
|
||
| sanat hoş görülüdür biri onu öldürmeyede yok etmeyede çalışsa sanat kılını bile kıpırdatmaz | ||
|
||
| Sanat'in disinda tutulamaz, cunku kendisi de bir sanatsal akimdir. Hareketin mantiginda bir anlamda sanat'in sorgulanmasi ve bazi kliselesmis ogelerden arindirilmasi yatar. | ||