SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sanat Felsefesi

Konu: Yeni Kulaklarınız Kutlu Olsun !: John Cage

Sayfa: [ 1 ]

16.04.2005 23:50:50
Max Ernst 1950'lerde , New York'un 8.Caddesinde Sanat Kulübbü'nde konuşurken,sanat alanındaki önemli değişimlerin eskisinden üç yüz yılda bir meydana geldiğini,oysa şimdilerde her yirmi dakikada bir bu değişimlerden birinin yaşandığını söylemişti.

Böylesi değişimler ilk önce ,tıpkı bitkiler gibi uzamda belli bir noktada sabitlenmiş sanat dallarında , yani mimari , resim ya da heykelde meydana gelir.Bu değişimler ,gerçekli kazanmak için tıpkı hayvanlar gibi zamanın akmasını gereksinen icra sanatlarında ,yani müzik ile tiyatroda ise daha sonra görülür.

Bazen bitki bazen de hayvan olarak sınıflandırılan cıvıkmantarlarla ve benzeri organizmalarla akraba olan edebiyatta ,değişimler hem önce hem sonra meydana gelebilir . Edebiyat eserleri basılı malzeme olarak ele alınırsa ,uzamsal nesne özellikleri taşır ; bir icra olarak düşünüldüğünde ise zamansal akışların niteliklerini yüklenir .

Yıllarca onaylamış olduğum ve bugün de onayladığım sanat(hem Doğu hem Batı sanatı) kuramı , Ananda K.Coomaraswamy tarafından "Doğanın Snat İçindeki Dönüşü" adlı kitapta ileri sürüldü;buna göre Sanatın işlevi Doğayı ,onun işleme tarzına göre taklit etmektir."Doğanın işleme tarzı'ndan anladığımız şey,bilimdeki ilerlemelere göre değişir.Bu yüzyıldaki ilerlemeler sözlüğümüze "uzam-zaman" terimini kattı.Dolayısıyla ,yukarıda uzam sanatları ile zaman sanatları arasında yapılan ayrım bugün için abartılı bir basitleştirmedir.

Modern bir resimden alınan hazzın dikkati belli bir ilgi merkezine değil de ,belirli bir yol izlemeden tuvalin her tarafına yönlendirdiğine dikkat edin.Tuvaldeki her nokta,kişinin tuvali inceleyişinin başlangıcı,devamı ya da bitişi olarak kullanılabilir.Simetrik yapıtlarda da durum budur, çünkü izleyicinin dikkati ,yapıyı anlama sorununu bir tarafa bıraktıran hızlılık sayesinde devingen bir hale gelecektir. Bir resmin ya da bir heykelin bir ilgi merkezinden yoksun olup olmadığı ,gölgelerin etkisiyle mahvedilip mahvedilmediğinin incelenmesiyle belirlenebilir.(Çevrenin burnunu sokması zamanın etkisidir.Ama bunlar,izleyicinin dikkatini tek bir noktada sabitleştirmeye çalışmayan bir resim tarafından canı gönülden buyur edilir) Saydam gereçlerin kullanıldığı heykel ,resim ya da mimari yapıtların değişen çevrelerine ayrılmaz bir şekilde bağlandıklarına da dikkat edin.

Yukarıda sözü edilen sanat dallarına göre müziğin geç kalmışlığı aslında onun bahtının açıklığıdır. Bu sanatlarda elde edilen deneyimlerden çıkarımlar yapılabilir ve bu çıkarımlar müziğin özgün doğasından kaynaklanan zorunlu olarak değişik deneyimlerle birleştirilebilir . Öyleyse ,ilk etapta , bu noktadaki bir besteci müziği tek bir karşı konulmaz doruk noktasından kurtarır. Seslerin tam olarak içiçe geçmesini ve engelsizliğini ararken,hem uyumu hem de bu uyumun sesleri değişmez bir ilişki içinde kaynaştırmaya yönelik sonuçlarını terk eder. Hauptstimme(Baş-Ses)  kavramından vazgeçmesinden ötürü"kontrpuanlar" ı seslerin birbiri üzerine eklenişidir; olayların birbirine bağlanması yalnız ve yalnızca aynı zamanda ortaya çıkmalarından ileri gelir. Bu besteci eserlerinde yapı özelliklerini koruyorsa bunlar simetriktir, kanonsudur ya da , tek bir anda var olan veya zaman içinde birbirini izleyen parçalara eşit önem vermeyi seçer. Müziği çevreden gelen seslerle kesintiye uğramaz , bunu gerçekleştirmek için de ya çalışmasına sessizlik katar ya da sürekliliğine gerçek doğasını(katıksızlık) yedirir.

Dahası , çalgıcılar bir ressam ya da heykeltıraş gibi tek bir kişi olmadıklarından ,artık birbirlerinden bağımzsızlaşabileceklerdir. Bir besteci tam da bu noktada belirlenmeksizin yazar . Yorumcular artık onun köleleri değil , özgür kişilerdir. Besteci partiler yazar ama bunların ilişkilerini sabitlemez, partitür yazmaz .Ses kaynakları, dinleyiciler açısından bakıldığında uzamda çok çeşitli noktalara dağılmış durumdadır , böylece her dinleyici kendine göre bir deneyim yaşar . Modern heykeldeki hareketlilik akla geliyor ; ama heykelin parçaları ,ortak asılma araçlarını paylaştığı ve yerçekimi yasasına uyduğu için ,bir müzik bestesindeki kadar özgür değildir. Her ne kadar mimaride de iş müzikteki gibi bölünse de ,müzikteki özgürlük burada henüz görülmez .Yeryüzüne sağlam kakılmış bir bina parçalanmaz. Yine de , Buckminster Fuller 'ın düşleri gerçeklik kazanır da , örneğin , bombaların yerine evler havadan atılırsa , belki mimari şu an bize yabancı olan bükülgen araçlar sayesinde sanatta bir dizi değişiklik başlatabilir .

Müzikteki değişimler tiyatrodakilerden önce gerçekleşir , tiyatrodaki değişimler ise insanların yaşamlarındaki genel değişimlerin önünden yürür. Tiyatro sonuç olarak , aozunludur ; takdiri için hem göz ve kulakları hem de uzam ve zamnı gereksindirdiğinden , yaşama diğer sanatlardan daha fazla benzer ." Kulak tek başına bir varlık ifade etmez " ( An ear alone not being ) Nitekim , tam olarak ne resim ne de müzik olarak adlandırılabiliecek görsel ya  da işitler çalışmalarda gittikçe daha çok karşılaşmaktayız . New York'ta bunlara "happenig" denmekte . Nasıl ki gölgeler resimleri ya da çevredeki sesler müziği artık yok etmiyorsa , çevrede olan biten de bir happening'in canınca okumaz ; aksine onu daha eğlenceli kılar . Gündelik yaşama geldiğimizde çıkan sonuç ,diğer insanların ve nesnelerin sürekli araya karışmalarıyla yaşamlarımızın canına okunmadığıdır.

Burada kısaca sanatı yaşamın geri kalanından kopartmak yerine , tıpkı uzam ile zaman arasındaki ayrımları azalttığı gibi Sanat ile Yaşam arasındaki ayrımı da bulanıklaştıran bir sanat anlayışını ortaya koymaya yeltendim . Söz konusu edilen düşüncelerin pek çoğu Doğu'dan , özellikle de Çin ve Japonya 'dan alınmadır . Aslında gazeteler , uçak , telgraf ve bugünlerde de Telstar 'la birlikte Doğu ile Batı arasındaki ayrımlar hızla yok oluyor . Tek bir dünyada yaşamaktayız . Aynı şekilde ben ile ötekil arasındaki ayrımlar unutuluyor . Dünyanın apayrı yerlerindeki insanlar aynı eylemi gerçekleştirmek üzere birlikte çalışmakta . Anonimleşmeyi hissettikçe , rekabetin olmayabileceğini düşleye insan.

Önümüzdeki yirmi dakikada kaç sanatçının doğacağını söyleyebilecek olan var mı ? Geçen her an , bu gezegendeki insan sayısına eşit miktarda büyük değişimlerin gerçekleştiğinin farkındayız . Ve yine ,kılgısal olarak gerçekleştirilen -yani insanların teknoloji aracılığıyla yarattıkları - eşit derecede büyük değişimlerin de ayırdındayız . Pek çok kişi geleceğin sanat yapıtlarını oluşturuyor ve tüm bunlar tarih kayıtlarında anılmayacak pek çok yöne uzanacak . Artık kendimizi , tüm estetik gereksinmelerimizi karşılayacak bir sanatçının gelmesi umuduyla yatıştıramayız . Bilekis , insanı hem serseme çevirip hem de neşelendirebilen sanat türleri ile miktarında bir artış gerçekleştirecektir .
 

John Cage

18.04.2005 22:16:12
Peki değişim hızlandıkça algılamak güçleşmez mi..bir süre sonra harika bir kaos hissi belki ama belirsiz geçişler de bırakmaz mı...

Sahi gerçekten değişim var mı yoksa değişimin hızlanmasının nedeni artık ana gövde kıpırdatılamadığı için ayrıntıları sürekli içiiçe bölmek durumunda kalmamız mı... Smiley


18.04.2005 22:43:17
Evet tam da söylediğim gibi algılayışı güçleştiriyor . Üstelik şeylerin değişmekte mi yoksa zırvalamakta mı olduğu çizgisi gerçekten ayırt edici özelliğini yitiriyor.Gerçekten değişim olup olmadığı konusu ise gerçekten zamanın düz bir çizgi takip edip etmediği ; sabitliğin ve hatta hareketin nitelikleriyle de .......

18.04.2005 22:53:57
Hasklısın.ÜStelik bize göre hızlı olan öte yandan başkası için çok yavaş da oalbilir.belki algı hızımız da artıyor..Ve belki gereken değişim hızıda buna katılıyor..Belki zaman dağınık bir eğri belki de işte bayıldığım yer zaman sabit biz ona göre konumlanıyoruz ve değişim dediğimizde aslında ileriye yönelik değil bir çok yere yönelik konumsal bir atlayış.

yazıda müzik özelleştirilmiş..Gerçekten aracını göremedsiğimiz özel bir sanat alanı.Sesi sadece işitebiliyrouz ve belki hala tam olarak sesin nasıl müziğe dönüştüğünü bilmiyoruz.

06.01.2006 10:22:16
alıntın çok güzel...


Sayfa: [ 1 ]