|
||
| Yaşam içinde herkesin olmazları, olmassa olmazları ve bir çok ilkeleri vardır. Bu ilkeleri bazen istisnasız, bazen tavizler vererek, bazen de eğlence olsun diye bozarız. Eğlence olsun diye yapılan anılarımızı paylaşarak, bir tebesüm edelim istedim... ![]() İlk hikaye benden olsun. Fakat şunu bilin bu hikayenin kahramanı değil figüranıyım... ![]() Bir arkadaşımla (hikayenin kahramanı olan) güzel bir yere (bu arada konumu ve manzarası çok iyi ama hizmet ve menü sorunlu) akşam yemeğine gittik. Oturduk, yedik iştik, (yedik iştik dediysem, alkol almadık, sadece yemek, çay, kahve vs.) oldukça da uzun bir süre oturduk. Son bir kahve içelim dedik, garsona işaret ettik. Garson hesap istediğimiz zannetmiş, hesapla geldi. Neyse; hesabı biraz sonra almak istediğimizi, önce bir kahve içmek istediğimizi söyledik, garson biraz da mahcup, gitti kahvelerimizi getirdi. Kahvelerimizi içtik ve hesap ödemek için epeyce bakındık, fakat kimseyi göremedik. Dedik bari gidip biz ödeyelim. Garsonların ve şefin durduğu yere geldik, sağa sola bakınıyoruz, kimse yok. (Bu arada burası yazlık ve açık bir alan, geri tarafta ise kapalı bölümü var. İşte şeytanın dürtmeye başladığı an; arkadaşım gayri ihtiyari dedi ki; "hesap alacak kimse yok, biz de ödemeyiz o zaman". Ben güldüm bu espriye, çünkü onun böyle bir şeyin şakasını bile sevmediğini biliyorum. Biraz daha bakındık orada, gelen giden yok. İşte o anda şöyle bir birbirimize baktık. "ya bunlar hesap ödemeden gitmemimizi hakediyor" der gibi. Bu arada içeriye doğru bakındık, yine hiç kimse yok. Ve çok hızla karararımızı verdik; gidiyoruz. Ama nasıl bir gidiş; bir taraftan gülüyoruz, bir taraftan çekiniyoruz, bir taraftan bakmaya devam ediyoruz, yani bir suçlunun yapabileceği ne varsa hepsini yapıyoruz. Ama çok garip bir şekilde bundan mutlu oluyoruz. Artık,geri dönüşümüz yok, hesap almaya çalışsalar bile alamazlar. Ağaçların arasından, dar taşlı yollardan, bir gidişimiz var sormayın. Hele hele, kendimizi garantide hissettikten sonraki durumumuz; gülmekten yürüyemiyoruz, birbirimize tutunuyoruz, konuşamıyoruz. Arabaya binip de kendimize geldiğimizde, hayır gelemediğimizde; ki, hala ya bizi takip ettilerse korkusuyla, arabayla artistik bir de dönüş yapıyoruz, ters istikamete doğru. Ve, oradaki hesabı ödemeden kaçtık, evet resmen kaçtık, bayağı kaçtık yaaa; lakin iç hesaplaşmamız devreye girdi, az sonra. Anında şu kararı aldık; oraya tekrar mutlaka gideceğiz, yemeğimizi yedikten sonra, hesap isterken, bu olayı da anlatıp ve yiyip içtiklerimizi de belirtip, iki hesabı birlikte ödemek istediğimizi söyleyeceğiz. Ve bunu yaparak daha fazla eğleneceğiz. Ama bizi biraz daha fazla eğlendirecek şey şu; bu hareketimiz üzerine, onların bizden hiç hesap almaması... ![]() Artık bu olayın ikinci bölümünü foruma Sağmacılar Cezaevi'den yazarız. Sizde eğlenirsiniz, biz de...
|
||
|
||
abooowwwwwww fikir nettin sen (bu arada adresi söyle bizde gidelim )
|
||
|
||
tamam tamam vermesin adresi vaz geçtim yeterli donanımım yok benim
|
||
|
||
Fikir, onu ne kadar tanıdığını bilmiyorum ama, bence olayın kahramanı dediğin arkadaşından uzak durmaya bak sen. Baksana, ufak çaplı bile diyemeyeceğimiz bir hırsızlığın azmettiricisi olmuş. Kimbilir daha çıkınında neleri vardır. Benim de böyle bir anım var ama anlatmayacağım işte.
|
||
|
||
Fikir, onu ne kadar tanıdığını bilmiyorum ama, bence olayın kahramanı dediğin arkadaşından uzak durmaya bak sen. Baksana, ufak çaplı bile diyemeyeceğimiz bir hırsızlığın azmettiricisi olmuş. Kimbilir daha çıkınında neleri vardır. Benim de böyle bir anım var ama anlatmayacağım işte. ![]() Valla Asya yeni yeni tanımaya başlıyorum bu arkadaşımı. Bakalım başıma daha neler gelecek. ![]() Bu arada senin anını da bekleriz haa... ![]() Açım diye ağlama git lokantayı yağmala felsefesini iyi kavramış, tebrik ediyorum kendisini. Haklısın cengaver, zaten bu yüzden olacak farklı bir tat verdi...
|
||
|
||
Duvar dibini alkolle kirletme cengaver. Başka bir güzellik varsa gelelim hani...
|
||
|
||
| Ben de anlatayım madem aklıma ılk gelenı.. Yıl 2006. Universite ıkıncı sınıftayız. Bır arkadasımla gunubırlık Istanbul'a gelıyoruz. Aıle gormeye falan değil. İstanbul Universitesi Tıp Fakultesinin bahcesınde oturmak ıcın. Çapa'yı mesken tuttuk kendımıze. Ama ne cocuklar var ne yakısıklılar. .Neyse bır gun dedıkk kı rutınden kurtulalım. bır okul var orada. Ataturk Çagdas Egıtım mı ne. Okulun nerde oldugunu bılıyoruz tabı. Elımıze adını yazdık, gordugumuz her yakısıklıya okulu sorduk ne gundu ya
|
||
|
||
| ank dayım,bigün bi ark ım geldi,yanında da asistanı kız.anahtarı verdim,onlar eve gitti,bende dışarda işlerim vardı,iş değil,hadi sürtmek diyelim.gecenin bi yarısı elimde biralarla geldim.bunlar gel otur falan yaptılar,kız saten gecelik falan giymiş,aman rahatsız etmmim diye,yok dedim salona attım kendimi.içiyorum tabii doğal olarak..bi müddet sora bizim ki geldi;olm,ille sende gelcekmişin,yoksa hava alacağım diince,mecburen odaya attım kendimi..kötü eğlence olmadı canımm .. |
||
|
||
Eğlenmek bazen de saçmalamaktır. Üniversiteye başladığım 3-4 ay boyunca öğrenciler yararına, yani kendi yararıma yanıma bir arkadaşı alıp kipadan bedava öğle yemeği kampanyası düzenledim. Tabi kipa nın bundan haberi yoktu haber vermemiştim. Tabi bu macera giderek daha lakayıt olmamızdan ötürü komik bir şekilde son buldu ve eğlencesi kalmadı zamanla. Güvenlik şefi çatık kaşlarıyla beni ve arkadaşımı kameralı odaya aldırıp fena şekilde korkutmaya çalışırken yalakasının "mahvoldunuz, okuldan atıldınız yurttan da atıldınız" demesi üzerine gülme krizi yaşadım. Şef gülüyorsun ama durumun ciddiyetinin farkında değilsin diyince yurdu anladım da okuldan niye atılıyorum ki kodesten devam eden var dedim. Hızlıca düşünüp gerilimimi farkettirmemeye karar vermiştim, onları güçlü olmadığına ikna edersen kurtulursun, oyuncu bunlar, bu tavırlar,bu oda dedim içimden. Her neyse kameraları gösterip sorguya başladı ve uzun zamandır bizi bildiklerini ve azılı bir hırsız olduğumu itiraf etmemi istedi daha önceki çaldıklarımı da sorarak. Tabii ki yok öyle birşey onu da nereden çıkardınız ilk kez yapıyorum Bak evladım kamera var taratabilirim telefon edeceğim şimdi boşuna inkar etme. (Düşünce bulutu: 3 aydır hala daha takipdesiniz demek ne biçim kapitalizm ya bu) İyi sorun dedim taratın ve görün. (Bu esnada arkadaşı susturmuştum önceden odaya girerken ilk kez yapıyoruz hiç bir halt edemezler, üstelik firma rektörlüğün kiracısı ve onun kampüsünde birini cezalandırdıkları duyulmuş şey değil cesaret de edemezler)Gıcıklığa devam; Amirine yalakalık yapan bir tanesi sırıtırken şef, çalışmanın erdeminden ve hırsızlığın kötülüğünden bahsetmeye başladı ve sırıtan salağı ima edip çaldıklarımı göstererek onun sucuk alabilip alamadığını sordu. Salağımız alamadığını söyleyip övündü kendisiyle. (Düşünce bulutu: Sorulması gereken neden insanın hırsızlık yaptığı ve işçilerin greve gittiği değildir,asıl sorulması gereken neden aç insanların çoğunun hırsızlık yapmadığı ve hakları verilmeyen işçilerin toptan greve gitmediğidir- Wilhelm Reich) Onları evde sokaktan alıp beslediğimiz bir köpek var ona aldım başka birşey yemiyor da ondan yoksa ben de yemem kalitesiz zaten dedim gıcıklık olarak. (O andaki suratlarını düşünüp epey gülmüşümdür sonradan) Her neyse bu gergin muhabbet sırasında şef sanki kendisi kipanın sahibiymiş gibi bizi bir daha gelmeyin diye kovarak duruma son noktayı koydu. Tabi gittik. Hatta bir arkadaş kılık kıyafet çalmanın mümkünatını da ispatladı içine giyip sinyal şeysini falçatayla sökerek. Bundan sonra kısa süre daha kaldığım yurt hayatımda montumun içine kantinden börek çalarak ve başka marketleri talan ederek devam ettim. Hatta birgün konuşmalarımıza kulak misafiri olan sosyalist bir kız bize toplumsal bilinç aşılamaya da kalkışıp çok sıkıcı olmuştu.Tabi neyseki marksist ideolojinin pratik sorunlarından haberdar olduğumdan bu durumdan da kıvırmıştım onu kapitalist mülkiyet ahlakını savunmakla suçlayarak. Ancak birgün kantinden çay alacakken fincanımla, orada yaşlı kocasıyla çalışan yaşlı teyze bardağımı alıp sıcak suyla yıkamak suretiyle kararmış halinden arındırınca kendime kızdım ve içerledim. Eşiyle konuştuğumuz güne dek de bu ergen eğlencesine son verdim. (aslında biraz ideolojik kılıflı doğrusu ekonomik nedenliydi, o fiyata kağıt tadında börek mi olur. Kızdım,kantinin yemekhanesinden tabildot tepsisiyle yemek bile çaldım nasılı biraz karmaşık arbededen faydalanmak lazım) Fakat kantindeki adamla konuşurken, kantindeki eksiklerin ceplerinden kesildiğini öğrenmem de börek çalmaktan vazgeçmemde asıl etkili olmuştu. Ancak birgün konuşurken onu sömüren adamlardan minnetle bahsedip ballandıra ballandıra anlatması, tüm sömürme metodlarına rağmen hayır duası edip kendi halinden de yakınması sinirlerimi çok bozdu. Tekrar börekleri yürütmeye ve odalarda dağıtmaya başladım (tepsinin yarısı bu sefer çok dalgınlardı) Seni daha da sömürmeliler yetmemiş dedim. Küfür edene lanetleyene kadar sömürülmelisin sen, ne minneti ne allah rızası bu musun sen. Şimdi çok çocukça ve saçma geliyor bu bahanelerim. Aslında o eylemlerden ötürü eğleniyordum muhtemelen. Bir nevi kendini kandırma gibi. Saçma geliyor şimdi ama mülkiyet ahlakını ihlali de emeğe saygısızlık olarak görmüyorum. Hele de böyle kişisel olmayan büyük işletmelerde asla. Hatta bir örgüt kurulup her zamdan sonra bu büyük sanayicilere ait büyük işletmelerin eş zamanlı olarak talan edilmesinden yanayım
|
||
|
||
Khaos'un hayatı eğlenceyle geçmiş...
|
||
|
||
Khaos'u aklınıza iyice sokun onun siyesetçi olmasına izin vermiyeceğiz,kendi çapında yaptıkları bunlar birde devlet idaresi versek yandık
|
||
|
||
Cengaver, sen bunu "kendi kendimize ettiğimiz eziyetler" diye bir başlık aç, oraya yaz... ![]() Eminim buna benzer çok hikayen vardır. Gerçi bizim için eğlenceli ama, seni bilmiyoruz valla...
|
||
|
||
| Cengaver sen sen ol, küçük para birminin döndüğü esnafta dikkatli ol. Para küçüldükçe insanlarda küçülür. Ve o esnaf, insanın en küçüldüğü anlarda dolaşır ve çözer insan ruhunu. Bir süre sonra küçük paranın onda bir değeri kalmaz, ama gelen her insan yeni bir kobaydır onun için. Oynarlar adamla. Bu tesbitim, binlerce kez test edilmiş ve çok az kişinin bildiği bir gerçektir. |
||
|
||
| Bir dönem yazın İzmir selçukta ikamet etmek zorunda kalmıştım okul dönüşü, aile de orda. Neyse böyle salak salak takılıyorum ortama da gıcığım. Trip de pek bir toy o zamanlar saçlar bonus olma aşamasını henüz geçmiş,üzerimde Metallica tişörtleri falan aykırıyız asiyiz diye dolanıyoruz. Neyse bi tip var onla karşılaşıyorum arada tanımıyorum da tip i kafalar benzer belli de, olay yok. Bununla tanışma nedeni; yani sonraki olayların başlangıcı. Selçuk sözde turizmden geçinen saçma bir yer,küçük. İşte bir iki müzik market açılmış bir kaç tip türemiş falan. Böyle bangır bangır unforgiven tarzı arabesk rock parçalar çalıp trip atan delikanlılar. Bir de her önlerinden geçişte bakışmalar hele biri metal işareti ile selam veriyor durup dururken bozkurt işareti mi metal mi o da belli değil lavuk bir ortam, lavuk tipler,zaten ortamda faşist de bol kim nedir belli değil. Neyse gene ordan geçerken yine aynı şey olunca ee yeter ya dedim zıvanadan çıktım ve hemen küçük bir plan yapıp uygulamaya koydum. İçeri girdim. O arkadaş da orda albümlere falan bakıyor tipler de habire salak salak alakasız bilgiler vermekteler. Ben de bakmaya başladım. Yalak tezgahtar hemen bitti dibimde bir de öneri sunmaya başlamasın mı. Neyse başka yere baktım, huysuzmuş gibi davrandım,aradığım bunlar değil falan dedim. Soru şu: - İzzet Altınmeşenin son albümü var mı sizde bilader? (O da nerden aklıma geldiyse) Tip baya bi garipleşti tabi. Naptın abi falan diyor. -Ne naaptım ben bunları dinlerim, Almanyadan geldim orada bulunmuyor da bunlar, noldu ki? -Yani ne biliim tişört falan metalci sanıyoduk seni, metalci selamı falan. -Ne Metalcisi kerestecisi ne diyon olm Türküm ben. Bunları mı diyon, üzerindeki resim hoşuma gitti aldım orda herkes bunlardan giyiyor ne alakası var. Bozkurt selamı da bilmiyolar, Cık cık hiç kültür değerleri kalmamış gurbet görmemişiniz tabi yazık yazık. Tabi kasım kasım gülmemek için de kendimi tuttuğumdan derhal dışarı çıktık. Elemanda arkamdan geldi kahkahalarla,tiplere bakıp bakıp gülüyoruz. Neyse tiple tanıştık beraber takılıyoruz artık. Bunda bir de gitar var omzunda,dolandırıp duruyor onu. Neyse her gün rutin otostopla kuşadasına gidip, eleman çalmayı bilmediği gitarla birşeyler çalıyor,ben de söylemeyi bilmediğim şarkıları söylüyorum göya, salak turistler de para atıyor. Bazen de tersi; solak olduğumdan çalamadığım gitarı tersten çalmaya çalışıyorum üç beş spastik akor ile arkadaş da tersten söylüyor Para atmayıp adres soran çirkin turistlere ingilizce dil kurallarına da saygımızı belirterek No no I Can't speak English We are Turkish Musician. (Ne alakaysa) diyoruz. Güzel kızlar sorarsa da ne halt edebiliriz ki sanki annesi vardır şimdi bir de bunların saçmalık diyip adresi yanlış tarif ediyoruz gezsin görsünler bari ülkeye katkıları olsun. Ordan aldığımız parayla da içip herşey tükenince geri dönüyoruz gece. Yine böyle bir gün rutin olarak buluşup cepde kalmış 300 bin lira ile yola koyulduk otostop a. Yanlışlıkla kuşadası yerine bodrum a gitmişiz adam oraya gidiyor hadi biz de gidelim bakalım neymiş diyerek. İyi de napcaz? Arkadaş dedi ki, benim burada bir akrabamın olması lazım. Sonraki diyaloglar aynen aşağıda. Hadi ya, nerde peki? Bilmiyorum. Adı ne? Ahmet Abi. O ne lan, nasıl bulcaz öyle soyadı yok mu bunun? Ne biliim olm soyadını, uzaktan bi akraba işte kebapçı dükkanı var görüşmüştük eskiden, burda olduğunu biliyorum. İyi o zaman,nerden başlıyoruz? Neye? -Ahmet abiyi aramaya? -Telefon etsem ya ben eve vardır numarası. -Neyle etcen bu bir, ikincisi ne işimiz var bodrumda? -Nasıl olcak? -Sinyal çekcez tel için napcaz, 300 bini de kolaya verdik salak gibi kola ne yaa? -Susadık olm napsaydık? Neyse para bulundu telefon alındı,edildi Ahmet abi bulundu. İşin bunan sonrası daha komik. İlk 15 dakika arkadaş kendisinin onun akrabası olduğuna adamı ikna etme çabasıyla geçti. Ciddiyim Ama yalanda yok o esnada adam bizi bir yandan da besliyordu tıkınıyoduk bi yandan pidelerle. Sonra iş kontrolden çıkmaya başladı. Koskoca kelli felli meyhane adamını sen tut, paramız olmadığı için geziyoruz diye bir de ciks bir rock bara sok. Bu arada adam dükkanı kimbilir kime bıraktı misafir gezdiriyor. Ortam da tuhaf ciks adamlar hatunlar,neymiş efendim (onu da nasıl kimden niye öğrendim hatırlamıyorum) sevgilisiyle kavga etti diye suratı asık bir dj, cd repertuarında da cins cins soft rock parçalar. Neyse tip i kafaladık best of larımızı verdik. Başladık hoplamaya sonra da. Kafa da iyi oldu şımardık iyice. Ortamın terbiyeli zengin çocukları bizi istanbullu ortam piçleri sandılar bi iyiki geldiniz uyuz uyuz takılıyodu millet diyorlar. Hadi yaa ilginç, tabi bu arada azıp azıp herhangi bir masaya oturup orda ilk gördüğümüz kupaya saldırıp sonra da pardon diyoruz. Tabi pimpirikli kızlar da önemli değil iç sen onu ben alırım kendime yeni diyor. Cennet mübarek. Bu arada arkadaşla birbirimizi de kaybettik,o değil bizi finanse eden adamı unuttuk. Sonra kafa bir dünya akadaşla birbirimizi bulduk.-Olm Ahmet abi noldu lan? -Ne bilijm abijim gidiyom dedi sağol herşey için abi dedim gitti. -İyi de... Nese artık banane senin akraban. -Sittir lan napcaktık ki bu kafayla evine misafir mi? -Doğru. -Adam para verdi lan bi de giderken bana. -Hassittiiirr. Niye ki? -Ne biliim aldım ben de içeriz diye. -İyi yaptın o zaman. İstersen dursun yarın otobüsle döneriz, tam otobüs parası vermiş herif. -Saçmalama olm ne otobüsü, herkesde araba var nasolsa birini denk getiremeyecek miyiz. Hem gitar da var. -Hassittiirr, gitar nerde olm. -Ben de onu diyorum gitar nerde. -!!!! Neyse gitar bulundu ortamdaki iyi adamlardan biri gitarı barmen e emanet etmiş neredeyse artık. Böylece sabaha kadar barın önündeki sahilde saçmaldık. O günkü tanıştığımız kişilerin hiçbirinin yüzünü hatırlamıyor oluşumuz da (Ahmet abi hariç) ilginçtir. Ertesi günkü dönüşde pek bir olay olmadı üç araç değiştirerek İzmir e ulşatık. Ancak epey yorulmuşuz ertesi gün bütün gün uyuduk. Sonrasında da kuşadası tribi sıkıcı geldi. Daha çok selçuktaki açık içkili mekanlarda içmeye başladık ve o yaz öyle geçti. Ancak onca sömürdüğümüz Ahmet abi yi hala unutmuş değilim ![]() Not: Olayların tamamı yaşanmış gerçek hayattan alınmıştır kurgusal hikaye değildir. ![]() |
||
|
||
Asya haklı çıktı... ![]() Kaç zamandır, şu benim arkadaşa diyorum ki; "gel şu hesap ödemeden kaçtığımız yere gidelim, hem yemek yiyelim, hem de olayı anlatıp, borcumuzu ödeyelim. Eğlenelim." Bizimki, önceleri "ya tamam gideriz" falan yaptı. Sonra "boşver ya" falan yaptı. Neyse en sonunda ikna ettim ve gittik. Önce bir tedirginlik yaşadık, ya biz daha söylemeden onlar bize "geçen geldiğinizde niçin hesabı ödemeden gittiniz" diye. Ama bir süre sonra baktık ki, bunların böyle bir şeyi farketmeleri mümkün değil. İşin ilginç yanı biz sanki anlaşmış gibi, geçen oturduğumuz masaya doğru gittik, (raskolnikov psikolojisi ) neyseki dolu olduğu için yan masaya oturduk. Ama bu arada da birbirimize bakıp niçin böyle bir şey yaptığımızı düşündük. Sonra garson geldi siparişimizi aldı, yine bir şeyler yedik içtik. Biz bu arada olayı nasıl açacağımızı ve olası tepkilere ne cevap vereceğimizi falan konuşuyoruz. Fakat, bu arada masadaki boşlar zamanında alınmıyor, istediğimiz siparişler yanlış geliyor ve daha önemlisi, müşterilerden genç iki sevgili birbirleriyle biraz fazla samimi oldukları için, servis ve hesap için ortada olmayan garsonlar çocukların etrafını neredeyse çembere aldılar. Hiç konuşmadık tekrar ve eski hesabı ödememeye karar verdik, hatta bahşişte bırakmadık.Evet yaptık bunu... Üzülmedik, vicdan azabı de çekmiyoruz... Bizce hakettiler... ![]() Ama Asya, içimde bir de ukte kaldı. Ya bu arkadaşım, aslında bu işi profesyonelce yapan birisi de, beni işin böyle insanı ve duygusal yanlarına alet ediyorsa... ![]() Not: Bu anı, başlığın birinci anısına ek'tir... |
||