SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Eğitim

Konu: Eğitim insanı ''insan" mı yapar yoksa insanlıktan mı çıkartır?

Sayfa: [ 1 ] 2

gobilibozo 03.07.2008 17:26:45
Bu soruyu kelime arkadaşımıza sormuştum,sizlerin de düşüncelerini merak ettiğimden soruyorum,insan eğitime muhtaç bir varlıkmıdır?Saldım çayıra mevlam kayıra dersek şayet insan kendi kendini geliştirip içinde mevcut olan menfi özelliklerini düzeltebilirmi?Her insan kendisini geliştirme,kendisinde bulunan kötü özelliklerini kara çevirme kabiliyetine sahipmidir?Yani eğitim insanı insan'mı yapar yoksa büsbütün insanlıktan mı çıkartır?

P_İn_iLtİ 03.07.2008 17:59:52
Nasıl bir eğitim?...Herşey zıtıyla mevcuttur...
İnsanoğlu ana rahminden gözünü dünyaya açtığı ilk andan itibaren kendisine rehberlik edecek,kendisini yetiştirecek,kendisini eğitecek adına eğitici diyebileceğimiz bir çok şahsın,toplumun,kurumun,tarihin ve nefsi yönelişlerin kucağında bulur?...Bu her insanın kesinlikle karşılaşacağı,eğitileceği, eğitim dediğimiz zevatın merhaleledir...
Eğitim vardır,insana doğuştan verilen bir takım insani değerlerine savaş açmıştır,insanın doğasıyla,kendi menfi değerleri doğrultusunda oynamış,kendine bağımlı sürekli sömürebildiği,kanını içebildiği,kendine kul köle yapabildiği bir eğitim vardır...İnsanı,yaratılanların en aşalığı seviyesine düşüren  eğitim olduğu gibi,yine insanı yaratılanların en şereflisi mertebsine çıkarak olan yine eğitimdir...
O halde nasıl bir eğitim?...Nasıl eğitmenler?...Nasıl eğitim yuvaları?...Eğitimde temel ölçü ne olmalı?...
Ölçüleri ve prensipleri olan bir eğitim,insanı felaha ve refaha eriştirecek bir eğitim...
Eğitimsizlik diye bir şey söz konusu değildir,herkes her an kendini eğitiyor ya da eğitiliyor ama doğru ama yanlış...Ömeri hazret yapan da eğitimdir,firavunu firavun yapan da...

SerpantiN 03.07.2008 19:12:52
Kesinlikle Aldığı eğitime göre değişir ama Kimilerine öyle bir eğitim veriliyorki insanlıktan çıkıyor örneğin Khaos  2funny 2funny 2funny 2funny 2funny

P_İn_iLtİ 03.07.2008 19:20:46
Sayın lebiderya sizin üzerinde duruduğunuz, hala irade sahibi olduğunu bilen,iyiyi ve kötüyü seçebilme kabiliyetini kaybetmemiş,aklını başka şahıslara kiralamamış,bir takım fikir ve kanaatlere kör kötük sarhoş edilmemiş,bir takım güçlerin tekelinde eğitilmeye mahkum edilmemiş,zihni tecavüze uğramamış insan profilidir...
Peki,ya aklını ve iradesini başkasına kiralayanlar,onlarsız yaşayamacağına inandırılanlar,varlık sebebinin onlardan kaynaklandığını düşünenler vs...bu şekilde eğitilenler,bunlar ne olacak?
Şu an yaptığınız her seçimin,işlemiş olduğunuz her amelin hür iradenizin sonucu olduğunu söyleyebilir misiniz?Yaratılışınızda sizi bir takım nimetlerle donatan,size bir fıtrat veren rabbimiizn programlamış  olduğu fıtrat üzerine yaşadığınızı söylebilir misiniz?

İyi ve kötü demişsiniz...İyi nedir,kötü nedir?..Kimdir bu iyi ve kötünün tanımını yapan ölçüyü tanzim eden?....Örneğin;iyiyi ve kötüyü bilmeyen insan nasıl olur da,iyiyi ve kötüyü seçebilisin?...

04.07.2008 03:29:18
İlim cehaleti alır eşşeklik baki kalır.

P_İn_iLtİ 04.07.2008 17:15:01
Sayın lebiderya iyinin ve kötünün tanımını yapacak ve ölçüsünü koyacak,halkın menfaatine uygun bi şekilde düzenleyecek olan yegane güç anayasadır diyorsunuz öylemi?bu şu manaya da gelir,yani bu ölçüleri ben koyarım,biz koyarız diye...İyi ve kötünün ölçücüsü olarak lanse ettiğiniz,iyinin ve kötünün mahmuzlarını eline teslim ettiğiniz anayasa(ben,biz),ya iyiyi ve kötüyü bilmiyorsa,o zaman ne olacak?
Kendine kargayı klavuz olarak kabul edenin,iyiyi ve kötüyü belirlemede,helali ve haramı belirlemede,kanun ve hüküm koymada hayatın her alanında sazı karganın eline verenin müslüman olduğunu iddaa etmesi sizin ne ifade eder?...Düşünün ki hem allaha inandığını,müslüman olduğunu ikrar edecek,hem de allahın onun için göndermiş olduğu hayat kitabını görmezden gelecek,görevlendirmiş olduğu elçisini görmezden gelecek,allahın iyi dediğine iyi,kötü dediğine kötü demeyecek,bu noktada yetkiyi allahın elinden alıp kargaya teslim edecek işte böyle bir şahsın müslüman olduğunu iddaa etmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Kul,nasıl kula kul olur?bir örneklemeyle açar mısınız...

Örneğin TC eğitim sistemi diyelim...

devam edeceğim...


Sayın lebiderya sormuş olduğum sorulara yanıtlar alamadım...Yanlış anlamayınız lütfen amac üzerinde konuşulan mevzuyu anlamaya çalışmaktır...Bu anlamda size bin önceki sayfada sormuş olduğum soruların aynısı sormak isterim...vereceğiniz yanıtlar çok önemlidir...Belki de bu güne kadar benim nezdimde ya da sizin nezninizde anlaşılmayan ya da yanlış anlaşılan çok önemli bi konu açıklığa kavuşacaktır...Maksat hayra giden yol üzerinde,hakkın rızasını kazandıracak,bu yol üzerinde hayırlı bir şekilde yürümemize vesile olabilecek nasihatlerde bulunmaktır...Bu kısa mukaddimeden sonra inşallah söyleceklerimize geçecek olursak...

Kulun kula kulluğu yoktur demişsiniz...Kulun kula kulluğu vardır değerli insan, ama bilerek ama bilmeden cehaletten kaynaklanarak...peki bi insan nasıl başka bir insana kul olur?..Onu veya onları veya fikirlerini kendisine nasıl rab,ilah edinmiş olur?...Kula kulluk diyince sadece şöyle bi tasavvur da bulunup hata etmeyelim...İlla birilerinin birilerine sen benim ilahimsın,sen benim rabbimsin,beni sen yaratttın,evrenin sahibi sensin vs..gibi söylemleri telafuz etmelerini bekleyemeleim...Bakın size allah rasulu(asv) hayatından nefis bir örnek sunmaya çalışayım....

''Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka İlah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.''(tevbe/31)

Bu ayet nazil olduğunda ve allah rasulu(asv) bu ayetin tefsirini yaptığında şu kelimelr dökülmüştü o mübarek ağızdan ''allah yahudilere ve hristiyanlara lanet etsin,onlar hahamlarını,din bilginlerini rabler edindiler'' bu sırada o mecliste bulunan ve müslüman olmadan önce Hristiyan olan ashab-ı kiramdan Adiyy bin Hatim: '' ey allahın rasulu,onlar rahiplerini,din bilginlerini rab olarak kabul etmiyorlardıki '' diye söylemesi üzerine allah rasulu(asv) şöyle bir ilaveyle meselenin özünü açıklamış,hangi fiiiliyatın,hangi düşünüşün,hangi davranış onları rab edindiğine dair açık saçık beyan etmişlerdir:''Onların(hahamlar,rahipler,bilginler) haram dediğine haram,helal dediğine de helal demiyorlar mı?''...Adiyy Bin Hatim:'' evet ya rasullah''
Allah rasulu(asv):'' o halde onlar,hahamlarını ve rahiplerini böylelikle rabler edinmişlerdir'' diye...Hadisi şerif sahih ve muteber hadis kaynaklarında geçmektedir...sanırım konuyu net bi şekilde açıklamaktadır...

inşallah...devam edeceğiz...

04.07.2008 18:33:28
Alıntı
''Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka İlah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.''(tevbe/31)

İbadet mi inanç mı? Bu çok şey değiştirir ve söylediğiniz tezi de altüst eder. İbadet bir ritüeldir inanç ise kişisel çünkü. Ritüeller kulun kula kulluğunu getirebilir ancak kişisel inancım vasıtasıyla kimseye kul olmadan da yaşayabilirim.

Alıntı
Bu ayet nazil olduğunda ve allah rasulu(asv) bu ayetin tefsirini yaptığında şu kelimelr dökülmüştü o mübarek ağızdan ''allah yahudilere ve hristiyanlara lanet etsin,onlar hahamlarını,din bilginlerini rabler edindiler'' bu sırada o mecliste bulunan ve müslüman olmadan önce Hristiyan olan ashab-ı kiramdan Adiyy bin Hatim: '' ey allahın rasulu,onlar rahiplerini,din bilginlerini rab olarak kabul etmiyorlardıki '' diye söylemesi üzerine allah rasulu(asv) şöyle bir ilaveyle meselenin özünü açıklamış,hangi fiiiliyatın,hangi düşünüşün,hangi davranış onları rab edindiğine dair açık saçık beyan etmişlerdir:''Onların(hahamlar,rahipler,bilginler) haram dediğine haram,helal dediğine de helal demiyorlar mı?''...Adiyy Bin Hatim:'' evet ya rasullah''
Allah rasulu(asv):'' o halde onlar,hahamlarını ve rahiplerini böylelikle rabler edinmişlerdir'' diye...Hadisi şerif sahih ve muteber hadis kaynaklarında geçmektedir...sanırım konuyu net bi şekilde açıklamaktadır...

Aradaki fark nedir? Yani Kuran-ı Kerim' i, tefsircileri,Muhammed i rehber edinmek ile hıristiyanın musevi nin İsa yı ve din bilginlerini rehber edinmesi arasındaki fark nedir? Hadislerde Muhammedin haram dediğine haram,helal dediğine helal demiyor musunuz siz? Tefsircilerin,cübbe giymiş imamların yorumları dahilinde onların haram dediği haram helal dediği helal olmuyor mu herşeyin bilgisi onlarda değil mi? Öyleyse nasıl oluyor da kendinizi bu durumda değilmiş gbi gösterip museviliği hıristiyanlığı bu gerekçeyle eleştirebiliyorsunuz siz de din bilginlerini ve Muhammed i ilah edinmişiniz hiç bir fark yok o zaman ortada?  İşte bu lafa binaen de müslümanlara lanet olsun. Ne oldu şimdi, kızdınız mı? Smiley

fikir 04.07.2008 19:45:59
Eğitim insanı insanlıktan çıkarır.

P_İn_iLtİ 04.07.2008 23:28:44
Bakınız Sayın Khaos...İnsan inanmadığı,teslim olmadığı,peşin koşmadığı bir şeye kesinlikle ibadet etmez...İnanç ve ibadet içiçedir...şahıs neye inanıyorsa ibadeti de ona olacaktır...Hayır sadece ritüeller değil,zaten ritüel dediğimiz olay da inancın fiile dökülmesi halinin bir parçasıdır...İnsan,önce şahsa,şahıslara,fikirlere,onların sunmuş olduğu yaşam alternatiflerine inanarak, peşinden giderek,teslim olarak,onların kulu olur,kulluk önce inançta başlar ve daha sonra ritüellere yansır...

İslam;Kim, kimin veya nesnenin arkasından gidiyorsa, onu benimsiyorsa, o onun kulu olmuştur,o tağutluk yapan,tuğyan saçan fikirlere kul olmayı kabul etmiştir,tağuta kul olmuştur der...Neden kulu olur?...Bizim inancımıza göre,İslama göre,iyiyi ve kötü tayin etme,helal ve haramı belirleme,insanoğlunun sosyal hayatını düzenleme hakkına sahip olan tek varlık Allahtır...Ve  Allah da insanoğluna neyin iyi,neyin kötü,neyin helal neyin haram, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ilk insandan bu yana elçileri aracılığıyla  bildirmiş ve beşeri kendisine,yaratıcılarına kulluk yapmaya davet etmiştir...allah kural,kanun,ölçü,nizam sahibidir dedik,helalı ve haramı yanlızca O belirler dedik,doğruyu ve yanlışı biz ondan öğreniyoruz dedik...şimdi birilerinin kalkıp allahın indirmiş olduğu kitabı arkasına atarak,görmezden gelerek,iyinin ve doğrunun tanımını yapmaya kalkışması,kanun,nizam uydurmaya çalışması,helal ve haramlar belirlemeye çalışması,ben sizin ilahınızım,ben szin rabbinizim,ben siizn allahınızım demekle eşdeğerdir,çünkü bunları belirleme tek hak sahibi Allahtır...Birilerinin durun ben d yaparım demesi,bende size allahlık yaparım anlamına gelir...İşte bu yüzdendir ki islam bu tür eğilimler içerisinde olan şahıs ve şahısları tağut diye isimlendirmiş ve onların peşinden koşana,onların sunmuş oldukları sözde alternatif hayat nizamana tabii olana,onların helal ve haramlarına teslim olana, onun kulu demiştir...Kim neyin peşinden koşuyorsa,kim neyi yaşantısında kendine rehber olarak kabul ediyorsa o,onun kuludur,o onu kendisine put edinmiştir...


Yine kurandan ve hz.Muhammed(asv)'den öğrendiğimiz kadarıyla aradaki fark şudur...Diğer ilahi kitablar tahrif ve nefsi menfaatler yönünde tevil edilmiştir...Hz.Musa(as)ya gönderilen Tevrat zaman içerisinde israiloğuları ,sözde din bilginleri,hahamları tafarından tahrif edilmiştir...Yine bu tahrif üzerine,insanoğlunun bozulan hayat düzenini yeniden inşa etme adına ,yeniden bir elçi aracılığıyla israiloğullarına gönderilen İncil de zaman içerisinde din bilginleri ve döneme sulta koyan devletlerin eliyle tahrif edilmiş ve tahribata uğratılmıştır...Şimdi şöyle bir soru sorabilirisniz,peki kuranın zaman içerisinde tahrif edilmediğinin garintisi  nedir,buna nasıl emin olabiliyorsunuz?..Yine Kuran ve hz.Muhammed(asv)den öğreniyoruz ki,tevrat ve incil o dönemin insanların hafızalarına,dinin halifeleri olacak din bilginlerine,hahamlara ve rahiplere emanet edilmişti...Rabbimiz o kelamları koruyacağına dair bir vaadde bulunmamıştı...İşte geçen zaman üzerine nesilden nesile bu ilahi kitabların tahrifatları bu din bilginlerinin eliyle cereyan etmiştir...fakat rabbimiz göndermiş olduğu,bu son elçi ve kitabında,kitabı koruma görevini insanlara,din bilginlerine değil bizzatihi kendisinin üzerine almıştır,bunun garantisini vermiştir...İşte aradaki fark budur...Bi tarafta o kitabların mensupları olan ümmetler tarafından tahrif edile edile bu güne kadar varlığını koruyan ilahi kitablar,diğer taraf da ise indiği ilk günden itibaren hala canlılığını ve tazeliğini kaybetmeyen,yaratıcısının onu koruyacağına dair söz verdiğini bir kitap...

devam edecem dükkanı kapamak zorundayım...Hz.Muhammedin rab edilme meselesine döceğiz inş...
Kaldığım yerden devam edeyim inşallah...

Önemli bir noktaya vurgu yapmışsınız...Evet peygamberlerin helal ve haramı tayin etme yetkileri vardır,örneğin rabbimizin kendisine elçi olarak murat ettiği her peygambere ilahi bir kitap gelmediğini biliyoruz...Bu demek değildir ki onların kavimleri çağırdıkları şey islam değildi allahın dini değildi...Kendilerine kitap verilen veya verilmeyen tüm peygamberler kavimlerinin içerisinde bulunduğu fesat halini düzeltmeye,onları allahın hudutlarını gözetmeye,bu sınırlar dairesinde yaşamaya davet etmişlerdir...
Diğer peygamberler gibi allah rasulu(asv)nun da haram ve helal etme yetkisi vardı...ve onun helal dediğine helal haram dediğini de bu ümmet haram kabul etmiştir ve hayatlarını bu yaşam prensipleri üzerine inşa etmeye çalışmışlardır...Peki Hz.Muhammed(asv)e bu helalı ve haramı tayin etme hakkını allah mı vermişti?...Değişmez anayasamız kurana müracaat ettiğimizde şu şekilde gelen mealen ayetleri görüyoruz...
''Allah ve Rasulüne itaat edin'',allah ve rasulü size neyi emrediyorsa onu alın, sizden neyi nehyediyorsa ondan kaçının'' ey müminler sizler için rasullullahta güzel bir örnek vardır''..özellikle şu iki ayet şahsım adına beni sarsmıştır...''allah ve rasulu bir işe hükmettiği zaman,mümin bir erkek ve mümine bir kadın için seçme hakkı yoktur'' ve yine ali imran da geçen ayeti kerime mealen '' ey iman edenler,eğer allah seviyorsanız,rasule uyun,rasule uyun ki allah da sizi sevsin...''
  bunlara benzer daha onlarca ayet bizi mutlak bir şekilde rasule itaat çağırıyor...rabbimiz,bizim kendisnin sevgisini kazanabilmemizi,sevgisine mazhar olabilmemizi,biz kullarından razı olabilmesini bir şart bağlamış,onun da allah rasulü(asv)ne itaatten geçtiğini bize bildirmiştir...İşte bu noktada allah rasulü itaat,onun helal dediğine helal, haram dediiğine haram demek, onu rab,ilah yapmak manasına kesinlikle gelmemektedir...Aksine allahın kullarına keskin bir emridir...Vefatı yaklaştığında gelen riyayetlerden,ümmetinin yahudiler ve hristiyanlar gibi kendisini putlaştırmlarından endişeliydi...Bu konuda o kadar titizdi ki,kendisnin Hz.aişe'nin odasına gömülmesini istemiştir,iki insanlar çok fazla gelip gitmesin...neyse kısa keseyim...
Ayrıca etmiş olduğunuz bedduaya gelince,eğer bir takım insanlar allah rasulünü rab edinmişlerse,onu ilah edinmişlerse,allahtan dileğimiz kendilerini ıslah etmesidir,eğer ıslah olmak istemiyorlarsa dediğiniz gibi lanet etsin, helak etsin...

05.07.2008 02:12:41
Buna da politik kıvırma denmektedir net tarifiyle başka da bir açıklaması yoktur P_İn_iLtİ hiç kusura bakma.

Tağut, tağa dan türemiş arapça bir kelime olup haddini aşan mahluk anlamına gelir. Buradaki haddi aşmak deyimi Kuran_a endekslenerek onun dışındaki her şeye haram kendinden çıkan herşeyin doğru ve helal kılınması ise islam hukukunun tamamının tağut olduğunun resmidir sizin bu tanımlarınız dikkate alındığında. Dolayısıyla ortaçağ arap kültürünün tamamen kendi yayılmacı politikalarının ürünü olan bir durumu diğelerinin yoldan çıkması olarak açıklamak da aslında hepsinin tağut olduğunu,tüm dinsel yapılanmaların da haddini aşam tüzel varlıklar olduğunun kanıtıdır. Tüzel terimi hukuki bir terimdir ama olsun, sonuçta o da Din öznesi gibi gerçekte varolmayan varsayımsal kişiliklere verilmiş bir isimdir ve hükmidir. Din de hükmidir kendi hükmüne göre karar verir. Bundan ötürü müslümanların hıristiyanlar ya da museviler için söylediklerinin nesnelde bir değeri  bulunmamaktadır. Doğrusu, müslümanlardan başka da o kitapların değiştiğini iddia eden başka hiç kimse yoktur ne o din alimlerince ne de bilimsel açıdan önceden yazılı bir metin sonradan değiştirilmiştir. Hatta işe bilimi sokarsak sizde epey arıza çıkar fakat bunun kabulü pek sakattır İslam açısından çünkü islam tüm varlığını kutsal kitabının ilahi bir kudretçe korunduğu hurafesine bağlamaktadır. Her dinin kendi varsayımsal mesneti farklıdır ve bu mesnetlerin ortak özelliği analize tabi olamayacak şekillerde oluşturulmasıdır. Daha doğrusu sami dinlerinin özelliği budur.

1. Museviliğin temel direği Musa nın 10 emir i tanrının kendisiyle konuşup aldığına, israiloğullarının son seçilmiş kavim olduğuna ve onların mutlak surette yeni kudüs ü inşa edeceklerine dair vaad edilmiş topraklar söylencesine dayandırılmıştır. Ancak ne Musa nın varlığı, ne de İbrani atalarının göç hareketleri hakkında hiç bir tarihi kanıt bulunamaz muhtemelen uydurulmuşlardır.

2. Hıristiyanlığın temeli tanrının İsa kılığında yeryüzüne inerek insanlığın geçmiş suçlarını bağışladığına ve öldürüldükten üç gün sonra da dirildiğine dayalıdır. Hıristiyanlık musevi aşiretçiliğinin yayılımcı hali olduğundan dolayı da sünneti reddedip  egemenliği tüm insanlara yayma amacı güder. Ancak İsa nın yaşadığına dair hiç bir kanıt bulunmadığından bu Mısır dan devşirme güneş tanrısının da yargılanıp öldürüldüğüne dolayısıyla da en acaip durum olan dirilme olayının olmadığına hiç bir şekilde kanıt bulunamaz. Dolayısıyla bu kadar saçma birşey de figürü kadar uydurmadır.

3. İslamiyet Allah ın son hükmünün gökten indirildiğinee ve öncül dinlerin artık geçersiz olduğuna dair bir hükme dayalıdır. Aynen hıristiyanlığın yeni ahit olması ve israiloğullarını da kurtarmaya yani kendi kurumsal yapısına bağlamaya çalışması gibi. Bunun için de diğer iki sami dininden ayrıldığı nokta kitaba inanma farklılığıdır. Ne hıristiyan inancında ne de musevilikte kitap dinin birincil nesnesi yapılmamıştır. Oysa islamın kitabı da kendini değişmez kanun kitabı olarak öne sürerek diğer dinlerin misyonerlik çabalaını durdurduğu gibi onlara inananları hem sapkın ilan ederek museviliğe benzemiş, hem de cihat yoluyla yayılmacılığı alıp hıristiyanlığa benzemiştir. Dolayısıyla aslında İslamın asıl misyonu, batıda şekillenip gelen hıristiyanlığın museviliğe ve paganlığa kendi topraklarındaki gibi yapamadığını, hakim olduğu tüm coğrafyada mutlak kanunlarla dayatabilme özelliğine sahip olmasıdır. Ve temeli ortadoğudaki bu iki farklı anlayışın çatışkısından doğmuştur. Dolayısıyla da inancın temeli kitaba dayandırılarak sürekli etkin kılınmıştır. Yan etkisi ise varsayımsal tanrısını hem tek hakim kılması ve ruhban sınıfı görünüşte yetkilendirmemesi, ancak kitap sorgulanamaz yorumlanamaz olduğu için de iç çatışkılarını zor kullanarak sindirmesidir. Bu nedenle ortaçağda kilise ve dolayısıyla da hakim sınıf gücünü korumak için engizisyonu kurmak zorunda kalmış iken, İslam bunun yerine inancın içine şüpheyi ve ayet yorumlarını yasaklamayı koymuştur. İslamın kilisesi de sinagog u da ruhbanı da kuran dır. Yetkin kişisi ise uygulamada hiçkimsedir. Ancak bu onun da ne olduğunu belirsizleştirmekten başka bir işe yaramadığından ortaçağdan sonra islam uygarlıklarının geri kalmasına neden olmuştur. İslam imparatorluklarında dahi imparatorlar,din alimleri,halifeler ve ayanlar bile neredeyse herkes kul olmuştur ve istenen otorite sağlanamamıştır. İslamın gücünü oluşturan hukuksal süreçler öncüllerinden daha cüretkar olduğundan Muhammed e atfedilen bu dinsel yapılanmada bu figürlerin hiçbiri teoride önem arz etmez görünür. Oysa sorgulanamayan kitap yüzünden din alimleri vasıtasıyla; ancak onların yetkin olarak değil,araç olarak kullanılmasıyla,tüm insanlık bilinmeyen bir put a kul olmuştur. Firavunluk çağlarından beri böylesi bir mutlak iktidarın tarihte başka örneği olmamıştır. Çünkü bu iktidarda, iktidarın kendisi bile tanrının iradesine bağlanabildiğinden ne bir etkili isyan çıkabilir ne de ortada bir yetkilinin hukuki hükmüne bağlı resmi bir din kurumu görünmediğinden o kurumsallaşmaya karşı düşünce ortaya atılabilir. Hıristiyan inanç yorumcuları ve batı uygarlığı bu mutlak hakimiyetin etkisini anladığından ötürü Muhammed i hem dünyanın en zeki insanı ilan etmiş hem de inancında ve düşüncelerinde kendi misyonunun sınırını gördüğünden İslam medeniyetinden ve Muhammedden nefret ederek onu en büyük cezaya layık görmüş hatta şeytanın neredeyse bir numaralı ortağı görüp Yahuda İskariot ile ilişkilendirmiştir. Tabi bu durum biraz traji komiktir çünkü kendi iktidrları için kendi yayılımcılıklarının sembolü olan inançlarına göre akıl yürütmektedir onlar da. Tıpkı islam medeniyetlerinin de onlara toptan şeytanın ortağı sapkın siyonistler demesi gibi. Oysa tüm bunlar iktidarların aracıdır ve hepsi aynı derecede ve dinsel kelime olarak da kelimenin mecazi anlamında şeytanidir biri diğerinden ne iyi ne de kötüdür. Dolayısıyla eğer yeryüzünde birtakım iyi kötü ilahi güçler var ise bile şeytanın kutsal kitap yazarlığı yapmakta olduğu kesindir. Bunu söyleyenler ise ölüm fetvası ile cezalandırılmaktadır, sadece tek taraftan yazıp öteki din i yaftalayıp, kendini ak ilan ettiğinden haliyle.

Buna göre yeryüzünde haddini aşmayı inanç olarak zihinlere manipüle eden Din yapılanmasının tamamı tağut kavramıyla açıklanabilir,verdiğin bu dilbilimsel kanıt için  sağol P_İn_iLtİ. Ne varsa kültürde var, dilde var gerisi hikaye ve politika Smiley

fizikçi 05.07.2008 10:36:02
İslamiyet Allahın varlığı birliği ve Muhammedin Allahın elçisi olduğu inancına dayanır.Ayrıca kuran dine göre tek tattışılmaz kitaptır.Muhammed de tek tartışılmaz kişidir.Allahın peygamberi artık hayatta olamdığına göre islamiyette tartışılmaz kişi yoktur.Peygamberin söylediğine inanılan sözler,hadislerde yüzde yüz güvenilir değildir.O halde islam dininin tek tartışılmaz kaynağı Kuran dır.Kuran dışındaki tüm din kitapları ilke olarak tartışmaya açıktır.Uygulamadaki farklılıklar ise insanların bilgi eksikliğinden veya art niyetinden kaynaklanır.

P_İn_iLtİ 05.07.2008 15:57:50
Rica ederim sayın khaos...

Eğer mümkünse yazdıklarınız üzerine bi kaç kelam etmek isterim...İkna etme çabası gütmüyorum fakat islamın sizin nezdinizde bilinmediğini,anlattıklarınızın islam olmadığını size hatırlatmak isterim...

İslamda politika yoktur...takiyyecilik yoktur...Müslümanın politikacı olma gibi bi lüksü yoktur...İslam alabildiğince nettir ve tabiisi olan bireylere de net olmayı emreder...Bundan dolayıdır ki müslüman kıvırma,lafı dolandırma gibi bir hal içerisinde olamaz..fakat şahıs kendinin müslüman olduğunu idda ediyor ve bu hali üzerinde taşıyorsa bu onun kişisel eksikliği,günahıdır...Fakat islam katiyyen ikiyiyüzlülüğü yasaklamıştır...Yani bu islamdan değildir...
Düşünün ki Hz.Muhammed öyle bir insanmış ki ezeli ve ebedi düşmanlarının bile takdirini kazanmış ve parmak ile gösterilmiş ve siizn belirtmişolduğunuz gibi dünyanın en zeki adamaı ilan edilmiştir...Acaba neden en zeki?..Ona insanlar nezdinde bu meziyeti veren neydi acaba?...Madem tüm insanlık bir şahsı parmak ile gösteriyor,onu diğer insanlardan daha meziyetli ve zeki görüyor,o halde kişisel kanaatim her akıl sahibinin böyle parmakla gösterilen bir şahsiyetin hayatı ve yaptıklarını merak etmesi ve tüm pencerelerden araştırması gerektiğine inanıyorum?....Neden bir başkası değil de Hz.Muhammed diye?...Örneğin bir dediğini iki etmeyecek bir topluluğa önderlik,imamlık yaptığı halde,neden dünyalığı benimsememiş,kendisi için hanlar,saraylar inşa ettirmemiş,ihtişamlı bir krallık ve hükümdarlık kurmamıştır?...Mütevaziliğin bile altında bir yaşayışı tercih etmiştir...Yahu sormaz mı akıl sahibi kendine niye,neden,nasıl?...Çünkü istinasız çevrelerinde büyük bir kitle toplayan bütün insanlar bu tür dünyalıklara itibar etmiş,lüks ve refah içerisinde bir hayat sürmüştür?...Hz.Muhammed(asv) de yapabilirdi,yapmadı bunlardan elinden geldiğince hep uzak durdu, yüz çevirdi,o halde neden?derdi neydi?...neyse daha fazla uzatmayayım...

Bakınız umarım yanlış anlamazsınız ,gözlemlemeye çalıştığım kadarıyla,ki yanılıyor da olabilirim tabii, Siz hep islam karşıtı ,hep islam düşmanı,ilahi dinler düşmanı diyim daha doğru olur,kaynaklardan istifade etmiş,rehber olarak onların dediğini doğru kabul etmişsiniz...eee tabii haliyle şahıs düşman olduğunu şahsı ve yaşayışını doğru bir şekilde anlatmayacaktır haklı olarak,keşke her iki kaynaktanda beslenmeyi denebilseniz,keşke islamı söveni okuyup takip ettiğiniz gibi,islamı öveni anlatanı okuyup takip etseydiniz,ki durum çok daha farklı olabilirdi...Lütfen darılmayınız bu benim sizin üzerinizdeki kişisel kanaatim...siz zeki, okuyan ve araştıran bir insansınız sayın khaos...Kendinize haksızlık etmemeniz ümidiyle...

son tango 05.07.2008 17:03:24
lafı uzatmaya gerek yok.rahmetli eski dışişleri bakanı turan güneş zamanında söylemişti ''tahsil cehaleti alır ama eşeklik baki kalır''

fikir 30.10.2008 22:15:22
Bu soruyu kelime arkadaşımıza sormuştum,sizlerin de düşüncelerini merak ettiğimden soruyorum,insan eğitime muhtaç bir varlıkmıdır?Saldım çayıra mevlam kayıra dersek şayet insan kendi kendini geliştirip içinde mevcut olan menfi özelliklerini düzeltebilirmi?Her insan kendisini geliştirme,kendisinde bulunan kötü özelliklerini kara çevirme kabiliyetine sahipmidir?Yani eğitim insanı insan'mı yapar yoksa büsbütün insanlıktan mı çıkartır?

Eğitim de nasıl bir eğitim;

Kar amaçlı, akademik eğitim mi?
Öldürme amaçlı, savaş eğitimi mi?
Birilerini geçerek kariyer elde etme eğitimi mi?
Toplum ve insanlık merkezli eğitim mi?
Beyinleri uyuşturan dinsel eğitim mi?

Daha bir sürü eğitim adı altında yapılabilecek faaliyet var. Günümüz dünyasında insan merkezli eğitim ya çok sınırlı yada hiç yok. Eğitim genelde bunun dışındaki alanlarda "gelişime" hizmet ediyor.

Bu nedenle eğitimin insanı insanlıktan çıkardığını düşünüyorum...

gobilibozo 30.10.2008 22:25:26
insan merkezli eğitim konusunu açarmısın biraz fikir? Smiley


Sayfa: [ 1 ] 2