SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Siyaset Felsefesi

Konu: Toplumsal Barışın İlk Şartı: İnanca Saygı

Sayfa: [ 1 ]

16.04.2005 16:45:16
Her bir insanın gerek kişisel hayatını düzenlemesinde, gerek toplumsal hayatın oluşturulmasında, belki en belirleyici soru şudur: kuralı kim koyacak?

bu soru, insanın varlık anlayışı, kâinatı yorumlayışı, dünya ve hayat görüşü ile de doğrudan ilgilidir. zira insan, sözkonusu soruya, tüm bu konularda taşıdığı fikir ve inanç uyarınca cevap vermektedir.

bu sorunun cevabı ise, esasen iki noktada toplanır: din ve felsefe.

dine göre, insan tesadüfen var olmadığı gibi, başıboş da değildir. Bir Yaratıcı vardır, âlemi ve insanı o yaratmıştır. yarattığı kâinat, O’nun herşeyi bir kasd ve hikmetle yaratan, hiçbir şeyi boşu boşuna var etmeyen, her bir işte bir amaç gözeten bir Yaratıcı olduğunu göstermektedir. O’nun insanı yaratışında da elbette bir kasd, amaç ve hikmet vardır. hem, yaratılan hakkında kural koyma hakkı, en başta, onu yaratana aittir. Yaratıcı, insanın yaratılış amacını gerçekleştirmesini mümkün kılan ve ona doğuştan verilen fıtrî özelliklerle uyum içinde olan bu kuralları insanlara peygamberler ve semavî kitaplar aracılığıyla iletip tesis etmektedir.

buna karşılık, ‘felsefe’ başlığı altında özetlenen bir düşünce çizgisi daha mevcuttur. Burada, iki yanlış anlamaya hemen değineyim: ‘Felsefe eşittir düşünce’ şeklinde bir sunuş tarzı yanlıştır. Bu, dini akıl-dışı ilan eden inkârcıların ürettiği bir sunuş tarzıdır; oysa din de insanı düşünmeye çağırmaktadır. Öte yandan, felsefenin dinden ayrı bir çizgi oluşturması demek, onun baştan sona Yaratıcıyı inkâr üzerine kurulu olduğu anlamına gelmez. bir Yaratıcıya inanan filozofların sayısı, inkâr edenlerden çok daha fazladır. Felsefenin dinden ayrı bir çizgide ele alınmasının sebebi Yaratıcıyı inkâr ediyor olması değildir. Yaratıcı ister kabul edilsin, ister red, felsefeye rengini veren asıl unsur, hakikatı insanın kendisinin bulacağı, hakikatı bulmak için vahye ve peygambere gerek olmadığı inancıdır. Felsefe, “Durum bu olduğuna göre, insan gerek bireysel, gerek toplumsal hayata ilişkin kuralları kendi kendine bulabilir ve koyabilir; nitekim, çağlar boyu deneme-yanılmalarla bu yolda ilerlemektedir ve bir gün en iyi kuralı kendisi bulacaktır” demektedir.

İnsanlık tarihinin her döneminde, her bir insan, bu iki ana çizgiden biri ya da diğeri içinde yer alagelmiştir. Bireyler kadar toplumların hayatına da bu iki çizgiden biri mührünü vurmuş, ana çatısını bu iki çizgiden birinin oluşturduğu değişik medeniyetler kurulmuş, iki çizgi arasında belli temaslar da gerçekleşmiş, ama bu genel çizgi değişmemiştir. Bu iki çizgi, varolduğu sürece, ya bir uyum haline ulaşmış; veya, çoğunlukla birbiriyle gerilim ve çatışma içerisinde olmuştur

Sizce bu sorunun cevabı nedir?



16.04.2005 16:49:31
Tek bir şartı var aslında...Ya da herkesin uyabileceği tek şart-kendinden başkasının varlığını kabullenmek ve sadece kendinle ilgilenmek -diğerlerinin yakasını rahat bırakmak.

Kendini ve yerini başkasına karşı savunulursa kalacak bir konum olarak görüyorsan haddin olan sınırdan taşmışsın ve diğerlerinin sınırını işgal ediyorsun demektir.Diğer tüm durumlarda kendi kendini kollaman için başkalarıyla savaşman gerekmez.

Herkes kendi yerinde dursa yeter yani.

16.04.2005 16:55:45

bu bir kurallar manzumesi olmadan pek mümkün değil gibi gözükoyur buz.

ve burda değinilmek istenen kuralların kaynağının ne olması gerektiği ve ya ne olduğu.. tabiki herkesin aynı şekilde kavranması gibi bi durum olsaydı, kurallara ihtiyaç kalmazdı.. Sad

torq 16.04.2005 19:35:38
İnsan varolduğu günden beri güç ve iktidar mücadelesi veriyor. Bu mücadelenin doğal sonucu da savaşlar ve ölümdür. İnançlar ise çok sonra  ortaya çıkan genelde korkularımızın bir sonucudur. Ancak M.Ö. 5000 yıllarından başlayarak tek tanrılı dinlere gelindiğinde toplumlarda sıkıntı yaratan adaletsizliklerin önlenmesi için kurallar konulmaya başlanmıştır. Bu kurallara uyulup uyulmayacağı konusunda dinlerin yaptırımı öteki dünyada cezalandırılmak olsa da, hukuk kuralları bu işi fazla uzatmadan çözmeye çalışmıştır.
Burada dikkat edilmeyen nokta, insanın içgüdüsel öldürme isteği ve insanlaşma sürecinde geldği noktanın pek de iyi bir yerde olmamasıdır. Yani insan yaşamak için öldürme zorunluluğu nedeniyle başkalarını yok etme düşüncesinden kurtulmayı beceremediği için kendisi gibi olmayan ya da düşünmeyeni yok etme eğilimi içinde hareket eder. Bu da toplumsal barışın hiç bir zaman sağlanamaması anlamına gelir.
Bu işin çözümü için ilk koşul, dünyadaki kaynakların adil bir şekilde paylaşımıyla başlıyor. Yani kaynakların tüm insanlara eşit dağıtılması halinde savaşın ilk koşulunu ortadan kaldırmış oluruz.
İkinci koşul da bağnazlığın  ve fanatizmin ortadan kaldırılması. Yani bilgisiz toplumları bilgili hale getirerek insanların her söyleneni  doğru kabul etmelerini engellemek, inançları için adam öldürdüklerinde cennete gideceklerini düşünmelerine engel olmak.
Kimse durup dururken başkalarının inancına saygı göstermeyi düşünemez, birisinin bu konuyu o kişiye anlatması ve ikna etmesi gerekir. Hayatında bu kavramı hiç sorgulamamış insanlardan bunu beklemek de saflık olur sanırım.

16.04.2005 20:21:08
Sen ilk şartı sormuşsun ya da kuralların yöneleceği yeri..BU da bence mümkün mertebe kuralsızlıktır.Çünkü kurallar her zman birini dışarı da bırakır.Bir arada yaşamayı sağlayacak asgari sebepleri yaratıp insanı kendiyle bırakmak.

Ekonomik dağılımı çözdünüz mü -eşitlikçi biçimde-ve insanın insanlardan hayatı bekleyemeyeceğini gösterdiniz mi bir arada yaşamak için birbirimizle kurallar bütününde özdeşleşmemiz gerekmez ,bu da birbirimiiz yoketme gereksinimimizi ortadan kaldırır.

Bİrliği oluşturacak temel kuralların dini ve ya herhangi bir ideolojisi olmamalı..Çok saydam ve çok ruhsuz kurallar olmalı bunlar.Kuraldan çok yön okları gib..Şuradan gidersen diğerine toslamazsın.

17.04.2005 14:34:56
kuralsız olunması gerektiği görüşüde özünde bir kuraldır diye düşünmekteyim.
ekonomik dağılım, güç-iktidar mücadelesi bunlar kurallarla mümkün belki herkesi serbest bırakmak belki sıkı bir yönetim, ne olursa olsun bi kural konulmalı görüşündeyim.

bu katı kurallar şeklinde olmak zorunda değil eğitim düzeyi yükseltilerek insanların kalplerine vicdanlarına bırakılabilir kurallar. kural dediğim anayasa gibi birşey değil.

başkalarının inancına saygı göstermek değil demek istediğim. birbirlerinin insan olma dürtüsüne saygı yeter.

benimki sadece bir görüş mutlak doğru değil bu şekilde de olmayabilir. ama saygı gerekiyorsa kurallarda gerekli... bence..

18.04.2005 13:39:58
kesinlikle kuralsızlıkta makro anlamda bir kurallar bütünüdür... bi farkı var sadece kuralsızlığın kuralları devrin veya devirlrin konjöktürel yapısından dolayı doğaçlama olarak oluşur ve doğum ölüm gibidir her zaman bi sonu vardır sınırlıdır.
     bi de kurallar vardır herkesce inanılan birinin koyduğu herkesin kanıtsadığı birleştirici özelliği olan kargaşaya büyük ölçüde mahal vermiyen dini içerikli bir misyonu olan kurallardır en geniş kapsamda...


Sayfa: [ 1 ]