|
||
| istanbul'dayım bana sevdirdiğin şehirde... ne kadar güzel olabiliyorsa sensiz o kadar güzel bir kumsalın tam ortasına oturuyorum karşı kıyının iki ışığı var görünürde ve iki yalancı yakamoz oluyorlar vurdukça ışıltıları denize... istanbul'dayım senden sonra dudağımdaki titremeyle içimde can çekişen şehirde... vakti geceye kaçmış bir günün tam içinden geçiyorum etrafta insanların fısıldamaları var işten eve dönen insanların ayak sesleri mutlu bakışlarla arkasından el sallanan sevgililer... hiç birine aldırmıyorum... içimdeki suyun yatağını değiştirmeden acımı çekerek herşeyin tam ortasından geçip gidiyorum... istanbul'dayım senden sonra herşeyini mürlediğim şehirde... gözlerimi kapatıp düşüyorum eski istanbulun tam ortasına uçurumun kenarında ki gelincik dalını görüyorum seni görüyorum tutunuyorum... ve gözlerimi bir daha açmıyorum... DELİ SAÇMASI |
||
|
||
| İki yakası bir araya gelmeyen şehir gibi bir dize vardı şimdi kime ait olduğunu hatırlamadığım. Gerçekte öyle galiba İstanbul Ustanın da dediği gibi iri gagalı yalnızlıkların büyüdüğü iki yakası bir araya gelmeyen tutkunun güzel kenti İstanbul. ÖZledim galiba onun kollarında soluk almayı
|
||
|
||
senin isin gücün yok mu sefil-sah?ne ugrasiyorsun Istanbul,la,sevgiline sözüm yok,anlat istedigin kadar ama Istanbul,u görmezlikten gel lütfen.Bak benim Istanbul hastaligim var,acilarim depresti,n,olcak simdi.Begendin mi yaptigini,hem sen git girtlagina takilan vidanjörünle ugras,suni sancilarinla ugras,ne bileyim baska seylerle ugras ama Istanbul,la ugrasma,yaklasmayi bile aklina getirme tamam gurbetciyiz,ezilmisiz,unutulmusuz,görmemisler ama bu kadarida fazla,sen hic mi görmedin benim imzami,Istanbul hasretimi,hic mi görmedin,hic mi okumadin?neyse simdi yine her zaman oldugu gibi zamanim yok,zaman buldugum da ben de sana anlatirim Istanbul,u...dediklerimi unutma ok. Istanbul dan uzak duruyoruz,,,cissssss....
|
||
|
||
| Canım İstanbul Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul`da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul… Necip Fazıl Kısakürek İstanbul Evin içinde bir oda, odada İstanbul Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul, masada İstanbul Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul. Ümit Yaşar Oğuzcan... şairleri kendine aşık eden nazlı güzel İstanbul... |
||
|
||
| İstanbul Seni görüyorum yine İstanbul Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan Minare minare, ev ev Yol, meydan Geliyor Boğaziçi'nden doğru Bir iskeleden kalkan vapurun sesi Mavi sular üstünde yine Bembeyaz Kızkulesi Bir yanda, serin sabahlarla beraber Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım Baktıkça hep, semt semt, yer yer Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım Durmuş bir tepende okuduğum mektep Askerlik ettiğim kışladır ötesi Bir gün bir kızını benim eden Evlendirme dairesi Ziya Osman Saba |
||
|
||
| eyvallah arkadaşlar... Xantippi korkuttun beni... bundan sonra istanbulla başlayan herşeye tıp... ; ) |
||
|
||
| YÜRÜYELİM SENİNLE İSTANBULDA Kırmızıyı sevdiğini bilseydim hayallerim kıpkırmızı olurdu İstanbul hala güneşin ardında ufuklarında birkaç kara leke birkaç kan pıhtısı dudaklarında İstanbul hala sevimli mi sevimli ve hala bir tomucuk tadında yürüyelim seninle İstanbul'da korkusuz bir rüyadır bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü yenilgisiz bir muamma gibidir arar buluşmayan ellerimizi deli rüzgar yine sarhoş, hovarda tam orada, Çamlıca yokuşunda birkaç bulut çekelim gökyüzünden damarlarımızdan geçirelim ve birden bırakalım suların üzerine sen bir defa konuş, sen bir defa gül kumlu ebrular yapalım seninle serpmeli ebrular, bülbülyuvası hercaimenekşe, gonca ve sümbül yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında yürüyelim seninle İstanbul'da boğaziçi mağrur türkülerini gözlerine baka baka söyleyin martılar üşüyünce denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi anlayabilir misin neden çıban gibi büyür bağrımda büyür de kelebek olur bu sızı kırmızıyı sevdiğini söyledin bu yüzden mi günlerdir İstanbul'da gül kokusu yayılan tepeler kırmızı, sular kırmızı İstanbul bilmeli ki, sahillerine mehtabı taşıyan senin bakışlarındır İstanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler önce senin yüreğine açılır uzaklarda bir yerde toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın parmaklarında hüzün sana doğru akan nehrin ağlayan suretidir bir elimizde umut bir elimizde sevda yürüyelim seninle İstanbul'da musiki kesilsin, tükensin yazı çaresiz kalınca mızrap ve şiir ozan bir kenara bıraksın sazı ressam fırçasına neden mi kızgın tuvalde çizgiler, renkler kırmızı kırmızıyı sevdiğini bilince çekilir mi artık güllerin nazı Anadolukavağı'nda her akşam burcu burcu bir rüyadır hayalin karanlık, hüznünü düşürür dağa kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar endamın her sabah iner toprağa hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz ayrılık acıyla süzülür kandan nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler öylesine yorgun, mahzun ve candan İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda uykusundan uyanınca fırtına dalgalar türkümüze aşina olur yüzümüze bakınca deniz fenerleri sahibini arayan gemilerin çığlığıyla vurulur tarih heyelandır hainlerin ardında İstanbul tarihin soylu anası biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız sevdayı kız kulesi'nden yalıların burukluğu altında geçiyoruz sokaklardan delice anlayabilir misin beyoğlu'nda gezinen hayal kırıklığının benden türediğini anlayabilir misin kırmızı neden böyle doldurur aynalara inleyen yüreğimi sana giden yolların kavşağında bir adam direniyor izini bulmak için siliyor tanyerine akan alın terini ufkunda sapsarı umudun rengi mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah arıyor sessizce kaybolan günlerini Gülhane'de simit satan çocuklar nasıl anlasınlar ellerimizin neden böyle çekingen olduğunu Ayasofya önünde tramvay bekleyenler gökyüzüne dokunurken bu acı kimdir diye sorsunlar içlerinden birlikte yürüyen iki yabancı biz gitsek de, İstanbul'da yine de yıllar yılı gezinmeli bu sızı benden bir yaralı şiir kalmalı senden bir tebessüm, bir de kırmızı Nurullah Genç |
||
|
||
şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım diyesim geldi birden
|
||
|
||
| Istanbul düserken Üsküdar,daydim Bindörtyüzelliüc yilinda Eteklerim belimde,bileklerime kadar deniz Yosunlu bir mayis rüzgari esiyor,ben sevdalar icinde Ne bileyim Istanbul düsüyormus Sonradan söylediler, göz bir sey görmüyormus... Hasretim olma İSTANBUL.. ne hüzün,ne hasret,ne keder hiç bir şey sensiz,çekilmiyor İstanbul ne aşk,ne sevinç,ne umut hiç bir şey sensiz,yaşanmıyor İstanbul kokunu bilirmisin ki o gözlerimde mavi su avuçlarımda tatlı serinliğin ve martı dillerinde sesin sarhoş bir melodisin sen,İstanbul annemin kokusu var mavinde babamın sesi martılarında kardeşlerim rüzgarınla gelir ben sarılırım sana herşeyinle,İstanbul bir yaşlı vapur canım boğazda içinde sen,ben,tüm sevdiklerim kederlerimde gelsin hüzünlerim de,razıyım yeter ki sen hasretim olma İstanbul... Nilgün Akin |
||
|
||
istanbul dayım farkındayım bana nefret ettırdıgın sehırde sımdı ızmırde olmak vardı anasını satayımm bekle lan ızmır gelıyorum..
|
||