|
||
| Kızmakmı? Kardeşim kızdığımı kim diyor paşadır ağadır suçu olan yargılansın birşey diyen yok fakat ispat varmı kardeşim sudan sebeblerle uyduruk planlarla suç bulmak sonra akademisyenleri gazeticileri içeri almak milletin yatak odasını tuvaletteki çişini dinlemek ne oluyor kardeşim sonra bununla her gün milleti meşgul edip bir türlü saat başından bir onazam bunazam ergenezamlardan milleti habersiz bırakmak ... sonra birilerinin fethullahçı derin örgütlenmesinide biliyoruz sizin rahatsız olduğunuz derin işler değil derindeki kişiler onlarıda temizleyin fethullah gladyolarıyla doldurun |
||
|
||
| Yahu açılmış işte dava, Yok dava görülmesin, gitsin başka işlerle uğraşsınlar diyorsun sen. Başbakan çıkıp açıklama yaptı elektrik zammı ile ilgili, Gayette haklı bir zam... Sen ucuz elektrik kullanacaksın diye ben vergi verecem, Daha neler.. Herkes kullandığı kadar ödeyecek. Konuyu saptırıyorsun bak. Konu ergenekon, Diğer konuların tartışılmasını istiyorsan, Böyle milleti uyandırmak gibi bi derdin varsa git bu konularda yeni başlık aç, Ama değil, Ergenekon altında zırvalıyorsun, çünkü konuyu saptırmaya çalışıyorsun. Çünkü suç işleyen senin gibilerin yıllardır güvendiği paşalar. |
||
|
||
| Ergenekon denilen bu oyun da ve gözboyama operasyonunda anca zırvalanılır ben kimseye güvenmiyorum kardeşim o adamların adını bile yeni duymuşumdur dava görülmesin diyen yok arkasında ikiyüz küsür dalavere davası olan R.T.E'nin davasınıda görecekler bir gün ayık olun siz ... bir şarkı var hani... ''BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM''... |
||
|
||
| Olm adını bile duymamışsın O zaman ne diye bu operasyon oyun diyorsun, O zman ne diye fethullah gladyolarıyla dolduruyorlar diyorsun. Ayıp diyorum (son mesajım..) |
||
|
||
| Haydi -459.4 adamı anlayan anlamıştır daha fazla olmayan ve saçma olan bu kişisel kuyruk kavgası için konuşmam sadece kuyruk kavgasına sebeb olanları eleştiririz | ||
|
||
| Ergenekoncular Dink'i öldürdü Ergenekonculara Hrant'ı da sorun. Hrant cinayeti de Ergenekon Planı... diye gidiyor. İşte Genel Başkanımızdan geçmişte yazmış olduğu yazıyla büyük cevap. Taraf olmak vardır ama vicdanda olmalıdır. Taraflar vicdansızsa işte hainler mecliste, yurtseverler hapiste olur. Buyrun Başkanın yazısı HRANT DINK CİNAYETİ, ULUSAL BİRLİK, BÜTÜNLÜK Hrant Dink’in bir cinayete kurban edilişinin ardından Türk toplumu inanılmaz bir tartışma ve kafa karışıklığı içine sürüklenmiş gözükmektedir. Kamuoyu adeta ikiye bölünmüş, bir taraf sanki cinayeti onaylıyor; diğeri bu fırsatı kullanarak ulusalcılığı, Türk milliyetçiliğini suçluyor. Türk Ulusu bu iki marjinal grubun kavgasını seyre mahkum ediliyor. Türk milliyetçilik düşüncesinde başka milletlerden olanları hor görme mantığı yoktur. Yüce Atatürk’ün ulusçuluk anlayışında, savaşta yendiği ulusun onurunu temsil eden bayrağın ayak altına serilmesine, çiğnetilmesine isyan vardır. Atatürk ulusçuluğunda binlerce kilometre uzaktan emperyalist amaçlarla Çanakkale’ye gönderilen ve hayatlarını orada yitiren ANZAC’lara yönelik “onlar artık bizim çocuklarımız olmuşlardır” hoşgörüsü, barışçılığı, insani duyguları vardır. Öte yandan, Atatürk’ün ulusçuluğunda yurduna, ulusuna saldıranlara karşı amansız bir mücadele, azim ve kararlılığı da söz konusudur. Dünyaya “Atatürk gibi düşünmek” öğretisini getiren bu Atatürkçü ulusçuluk anlayışında olmazı olur yapma becerisi, cesaret, özgüven duyguları yatar. Türk Ulusu ivedilikle kendini öyle ya da böyle cinayet taraftarlığına ya da geçmişini, varlığını yok saymaya yönlendiren, mahkum eden, iki zıt ve ikisi de zararlı anlayışı teşhis ve mahkum etmek, başarısız kılmak zorundadır. Tüm tarihi boyunca azınlık konumunda olan yurttaşlarına hoşgörü içinde, kendinden ayırmayan ve öyle davranan Türk’ün, Ermeni asıllı bir yurttaşının cinayete kurban edilişini hoş görmesi, cinayet zanlısı ya da tetikçisini desteklemesi mümkün değildir. Kazım Karabekir Paşa güncesinde Türklerin ve Ermenilerin, emperyalist devletlerin bu iki unsur arasında düşmanlık tohumu atmaları öncesinde, köyleri ve kentleri dışına çıkarken anahtarlarını birbirlerine bırakacak kadar güvendiklerini, işyerlerinde birlikte çalışmayı bir övünç kaynağı saydıklarını yazar. Birileri saçma bir değerlendirmeyle “biz hepimiz Ogün’üz” dedi diye Türk ulusçuluğu mahkum mu edilecektir?” “Biz hepimiz Emeniyiz” demek nasıl (maksadı dışında kullanılmak istendiği ve anayasal tanıma aykırı olduğu için) yanlış ise diğeri de yanlıştır; Anayasamızın 66’ncı maddesine göre hepimiz Türk’üz. Ortada bir cinayet vardır ve bu cinayet hiçbir Türk yurttaşı tarafından onaylanamaz, desteklenemez. Bu cinayetin sorumluları yargı tarafından hak ettikleri cezalara çarptırılmalıdırlar. Cinayetin sorumlusu ulusçu, ulusalcı dünya görüşü olamaz. Niçin böylesine sığ sularda kendimizi, ulusal değerlerimizi, çıkarlarımızı telef ediyoruz? 19’ncu yüzyıl boyunca ve 20’nci yüzyıl başında dış baskı, yönlendirme ve şeriatçı dünya görüşü nedeniyle ulusal, öz yönetim yeteneğimizi kaybettik. Olaylara akılcı ve bilimsel yönüyle yaklaşamamak bizi borç batağına, Muharrem Kararnamesi’ne, mali, adli vb. kapitülasyonlara, kardeş, mezhep çatışmalarına sürükledi. Bugün bizi bu bataktan kurtaran Atatürkçü Düşünce mahkum edilmeye başlandı. Akıl ve bilime dayalı olmanın dinamizmini içinde saklayan Kemalizm, geri kalmışlık olarak gösterilmeye çalışılıyor. Rektörler Atatürkçü Düşünce Derneği’ne girdiler diye kıyametler koparılıyor. Türk Toplumu’nu Türk Ulusu’nu Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Sünni, Alevi, Laik, Anti-Laik diye parçalara ayırmak emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin bildik taktikleridir. Hrant Dink cinayetini tartışırken toplumu ikiye bölecek davranışlardan özellikle sakınmalıyız. Olayları akıllıca tartışarak çözüm üretmek becerisini göstermeliyiz. Ulusların ve devletlerin güvenlik algılamalarının temelinde ulusal çıkar endişeleri yatar. Genel güvenlik algılamalarının en önemli unsuru, ulusal güvenlik gereksinimidir. Dış güdülerle beslenen küreselleşmeci heyecanlardan kendimizi kurtarmalıyız. Atatürkçü Düşünce Sistemi Türkiye’nin ve Türk Ulusu’nun çektiği sıkıntıların ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir sistemdir. Ulusun ihtiyaçlarından kaynaklanan, bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik bir ideolojidir. Doğmalara değil, akıl ve bilimin rehberliğine inanır, dinamik bir ideolojidir, daima güncel, daima çağdaştır. Başkalarının bilimsel araştırmalarından yararlanırız; ancak ülkemizin ve ulusumuzun sosyal ve ekonomik sorunlarını yalnız biz kendimiz çözebiliriz. Bizi bölenlere, bizi birbirimize düşman edenlere, bizi Atatürk devrimleriyle mahkum ettiğimiz orta çağ anlayışına geri götürmeye çalışanlara fırsat vermemeliyiz. Ulusal bilincimizin temeline Atatürkçülüğü yerleştirirsek güçlükleri kolayca aşarız. Atatürkçülük Türk ulusunun tarihsel birikiminin ürünüdür. Atatürkçülüğü yabancılar öyle istiyorlar diye çağdışı, resmi görüş diye adlandırma yanlışlığından kurtulmalıyız. Bir tarafta içi boş, sadece şekilsel Atatürk sevgisi, diğer tarafta açık veya gizli Atatürk karşıtlığı. Bu marjinal bölünmeden kurtulmanın yolu, Atatürkçü davranış modelini gerçek yönleriyle benimsemekten geçmektedir. Atatürkçü Düşünce Derneği, toplumsal barış duygularının yeşereceği bir zemin olarak kullanılmalıdır. Değerli üyelerimiz 27 – 28 Ocak 2007 tarihlerinde Olağanüstü Kongrede aldıkları kararla, ADD’nin toplumla bütünleşme projesine onay vermişlerdir. Bu projede sınırsız yurt ve ulus severlik, tam bağımsızlık tutkusu, olmazı olur yapma cesareti, kararlılık, barış severlik, özgüven, sorumluluk duygusu, özveri, ve bütün bunların da temelinde akıl ve bilime saygı yatmaktadır. Atatürk’ün davranış modeli budur. Türk ulusu bu yüce değerler etrafında toplanmalıdır. Aydınlarımız, yazılı ve görsel medya unsurlarımız, bölünmenin değil, birleşmenin, dayanışmanın bilimsel temellerini oluşturmalıdırlar. Tüm demokratik kitle örgütleri de Atatürkçü Düşünceyi temsil eden, Ulusal Birlik Hareketi Platformu etrafında bütünleşmelidir. Ulusal Birlik Hareketi Platformu, birilerinin kişisel düşüncelerinin boy atacağı bir yer olarak görülmemelidir. Bu Platform, Atatürk devrim ve ilkeleri doğrultusunda toplumsal yaşamımıza Atatürkçü Düşünceyi egemen kılacak bir platform olacaktır. Bu platforma katılmak isteyenler bu temel kurala uymak zorundadırlar. Tüm yurtseverler ADD’de birleşelim! M.Şener Eruygur Orgeneral (E.) ADD Genel Başkanı |
||
|
||
Hem öldürmüş, hem de öldürdüler diye üzerinden siyaset yapmışış adam. ![]() Vay be, |
||
|
||
Hem öldürmüş, hem de öldürdüler diye üzerinden siyaset yapmışış adam. ![]() Vay be, Yaa değil mi vay be, sen ancak böyle ömür boyu gülerken gözlerin kapalı olsun eksi, zira gözlerin açık kaldığındada görmüyorsun bişeyi fark arz etmiyor ![]() taş kafalı akp lilerden daha ne beklenebilir ki,adamlar almıyor şartlanmışlar ! ha ha ha... |
||
|
||
| Danışıklı dövüştür bu, derin devletin temizlendiği bile yok aslında. Yanlızca ayak takımını temizliyorlar, O mertebeye ulaşmış olsan seni de sorgularlardı belki. Ama kormana gerek yok sino, rahat ol. |
||
|
||
Danışıklı dövüştür bu, derin devletin temizlendiği bile yok aslında. Yanlızca ayak takımını temizliyorlar, O mertebeye ulaşmış olsan seni de sorgularlardı belki. Ama kormana gerek yok sino, rahat ol. Sen dedin ya şimdi ne rahat olurum ben heyt bee akp ninde koruması altına girdim ne büyül şeref (!) |
||
|
||
| Yaa değil mi vay be, sen ancak böyle ömür boyu gülerken gözlerin kapalı olsun sino, zira gözlerin açık kaldığındada görmüyorsun bişeyi fark arz etmiyor taş kafalı ulusalcılardan daha ne beklenebilir ki,adamlar almıyor şartlanmışlar ! ha ha ha... |
||
|
||
| Liberal-muhafazakâr ittifak el ele vermiş Türkiye tarihini yeniden yazıyor. Bu yeniden yazma sürecinde, Türk sağı, demokrasinin, sivilleşmenin, hak ve özgürlüklerinin, anti-militarizmin ve hatta anti-faşizmin taşıyıcı öznesi olarak sunulurken, solun payına düşen halktan kopuk, cuntacı, derin devletle bağlantılı, jakoben, otoriter ve militarist gibi sıfatlarla birlikte anılmak oluyor. Sağ, bu ülkede en baştan beri kendisini mağdur ve mağdurların temsilcisi gibi gösterme stratejisini benimsemiş, bütün oyunu bunun üzerine kurmuştur. Bu stratejinin başvurduğu söyleme göre, otoriter-vesayetçi, laik-jakoben cumhuriyet rejimi, mütedeyyin insanların dinlerini özgürce yaşamalarına engel olmuş, Müslümanları baskı altına almıştır. Bu da yetmezmiş gibi, 27 Mayıs’ta ve 28 Şubat’ta iki kez darbe yaparak, mütedeyyin insanların oylarıyla ve demokratik bir seçimle iktidara gelen partileri iktidardan uzaklaştırmıştır. Siyaset bilimi literatüründeki teorik karşılığı Şerif Mardin’in merkez-çevre paradigması olan bu söylem, kendisini merkeze karşı çevredekilerin, dışlanmışların, ezilmişlerin ve mağdurların temsilcisi olarak göstermeyi gerçekliğe hilafına rağmen başarmıştır. Gerçeğin hilafınadır bu başarı; çünkü DP’nin kurucuları, CHP’nin toprak reformuna karşı çıkan toprak ağaları ile finansal sermayenin temsilcileridir, Adalet Partisi, sanayi burjuvazisinin temsilcisidir, ANAP Özal şahsında küresel kapitalizmin Türkiye mümessili olan bir partidir ve AKP de bu geleneğin günümüzdeki mirasçısıdır. Gerçeğin hilafınadır bu başarı; çünkü Türkiye’de kendisini çevrenin temsilcisiymiş gibi gösteren merkez sağ, geçmişten bugüne emperyalist merkezin taşeronluğunu görevini layıklıyla yerine getirmiştir. Ancak gelinen noktada liberal muhafazakâr ittifak, bununla yetinecek bir durumda değildir ve bu nedenle de tarih yazımını Osmanlı’nın yıkılış döneminden başlatılması gerekmektedir. Liberal muhafazakâr ittifak, karşı-devrimci bir güç olarak, tarih yazımını bünyesinde ilerici bir nüve gördüğü 1908 devriminden başlatmak durumundadır. İttihat ve Terakki’nin II. Abdülhamit’i devirip meşrutiyeti ilan ettirmesini bir türlü içine sindiremeyen muhafazakârlar, İttihat ve Terakki’yi masonların ve Yahudilerin etkili olduğu bir örgüt olarak sunar ve “ulu hakan” Abdülhamit’i tahttan indirip Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne sebep olmakla suçlarken, liberallerin suçlamaları İttihat Terakki’nin jakobenizmi, otoriterliği ve militarizminde ekseninde şekillenmektedir. İki taraf da kendi kafalarındaki İttihat ve Terakki imgesi üzerinden bir tarih kurgulamakta, bu imge üzerinde ortaklaşmakta ve İttihat ve Terakki’nin burjuva devrimci karakterini göz ardı edip İttihat ve Terakki’yi kolaylıkla mahkûm edebilmektedir. Ancak bu da yeterli değildir. Liberal muhafazakâr tarih yazımında Kemalist cumhuriyet İttihatçıların doğal mirasçısı ve Türkiye solu da hem İttihatçıların hem Kemalistlerin devamcısı, takipçisi olarak kodlanmaktadır. Dolayısıyla, İttihat ve Terakki’den CHP’ye, CHP’den THKO ve THKP-C’ye uzanan bir çizgisel tarih şeması şekillendirilmiş olmaktadır. İttihat ve Terakki’den 68’e uzanan çizgi, elitist, jakoben ve militaristtir. Kodlama bu şekilde gerçekleşince birileri de hayâsızlığı ele alıp Hrant Dink’in katillerinin Denizlerin ve Mahirlerin mirasçıları olduğunu yazabilmektedir. Türkiye solunu kitlelerle buluşturan anti-emperyalist damar, ulusalcılık adı altında kolaylıkla mahkûm edilebilmekte Denizler ve Mahirler cuntacı olmakla suçlanabilmektedir. Hem de kim tarafından? Soros parasıyla solculuk oynayanlar tarafından. Böylesi bir tarih yazımı, solun bir bölümünün akıl yitimi ile neticelenebilmekte ve düşünsel mesaisini sol ve emek düşmanlığına hasretmiş Nazlı Ilıcak’la ya da Abdurrahman Dilipak ve İhsan Dağı’yla beraber darbeye karşı yetmiş milyon adım atılabilmektedir. İnönü Alpat’ın dediği gibi, o eylemle sol, cellâtlarıyla birlikte yürümüş, üstelik bundan yüksünmemiştir. Liberal-muhafazakâr ittifak, solun tarihini bu şekilde yazmak ve solu bir akıl yitimine uğratmakla kalmamakta; Türk sağının katliam geleneğini de kolaylıkla ne olduğu bilinmeyen gizli bir örgütlenmeyi fail ilan ederek, kolaylıkla devre dışı bırakabilmektedir. Buna göre, ne Maraş’ta ne de Sivas’ta İslamcıların, faşistlerin, sağcıların bir rolü bulunmaktadır. Her şey Ergenekon isimli bir örgütün belirleyiciliğinde vuku bulmakta ve masum Türk sağı bu olaylarda bir piyon olarak kullanılmaktadır. Zaman gazetesinin 2 Temmuz vesilesiyle yaptığı haberlere bakmak bile yeterlidir Türk sağının mağduriyetini ve masumiyetini anlamak için. Buna göre, katliamın hemen öncesinde Aydınlık çevresi Sivas’ta yoğun bir faaliyet göstermiştir ve Aziz Nesin de zaten Aydınlık gazetesinde yazmaktadır. Demek ki dönemin RP’li belediyesinin katliamdaki rolü üzerine kafa yormamıza, demek ki İBDA-C’nin cihat çağrıları üzerine kafa yormamıza, demek ki “taraf olmayan bertaraf olur” sözü üzerine kafa yormamıza gerek bulunmamaktadır. Ne de olsa siyasal İslam değildir katliamın tertipçisi, ne de olsa Türk sağı aslında çevrenin temsilcisi olarak demokrasinin lokomotifidir, ne de olsa anti-komünizmden, sol düşmanlığından beslenmemektedir Türk Sağı! Liberal muhafazakâr ittifak Türkiye tarihini yeniden yazar ve solu mahkûm edip sağı kahraman ilan ederken, “darbe karşıtı” sol hiç olmazsa 2 Temmuz 1993’ü aklına getirebilmiş, keşke ateşte semah durmuş o güzel çocuklarının kimler tarafından katledildiğini aklına getirebilmiş olsaydı, belki o zaman teo-liberallerle, yani kendi cellâtlarıyla aynı yolları arşınlayabilmiş olmasından azıcık utanç duyabilirdi. Fatih YAŞLI... www.sendika.org Bu operasyonun Türkiye’de demokrasiyi korumak, darbe tehlikesini savuşturmak için yapıldığına ilişkin açıklamalar tamamen yalandır. AKP darbe söylentileri yayarak, darbe tehlikesine işaret ederek kendi darbesini gerçekleştirmektedir. Türkiye’de darbeler bir gerçektir ve her zaman emekçi halka, sola, yurtseverlere karşı ABD desteği ile yapılmıştır. Bugün emekçi halka düşmanlığın, sola, yurtseverliğe düşmanlığın merkez üssü AKP’dir. AKP’nin ABD ve Avrupalı emperyalistlerce desteklendiğinden de kimse kuşku duymuyor. Bugün ülkemiz ve halkımız için AKP eliyle yürütülen piyasacı ve gerici projeyi önemsizleştirecek daha büyük bir tehlikeden söz edilemez. AKP, tıpkı 12 Eylül faşist darbesi gibi somut, elle tutulur bir tehlikedir ve halkımız bu tehlikeye karşı hızla örgütlenmeli, gericiliğe ve Amerikancılığa karşı barikat örmelidir. |
||
|
||
İyi de sivas olaylarını protesto etmek için ergenekon u külliyen reddetmek mi gerekmektedir,zaten sağ iktidarların sürekli devam ettirmekte olduğu bu oyunda niye taraf olmak zorundayız askerlerden yana onu anlamadım. Herkes kkdevletçi bakış açılarıyla bir yerinden tutuyor ama neyi tuttuğu da ortada sonra da kendine girince suçlayacak başkasını arıyor ciyak ciyak milli mücadele naraları atıyor o komik
|
||
|
||
| atv ve kanal d gibi medya kuruluşları, ergenekon soruşturmasıyla ilgili yanlı ve maksatlı yorumları, haber kisvesi altında sunuyorlar kanaatimce! soruşturma devam ederken, yanlı ve yönlendirmeli yorumları haber kisvesi altına verenlerin, soruşturmaya dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum.. çünki bir örgütün savunmasını sadece avukatı herşekilde yapmakta mazur görülebilir.. medya yapıyorsa bunu, o örgütle organik bir bağı vardır.. artık ülkeyi tüm pisliklerden temizleyip, inönünün hile ile çaldığı ülkeyi, tekrardan atatürkçülere bırakmak gerekli! bu çocuklarımız için gerekli! |
||
|
||
| Solcu, yurtsever, atatürkçü, laik, ulusalcı, milliyetçi, jakoben vs. ideolojik angajmanlara sahip tüm zevata diyorum ki Ergenekon'nun ucu eğer Susurluk'a, oradan kontr geriilla'ya oradan da faili maçhul cinayetlere, Hırant Dİnk cinayetinden, Uğur Mumcu cinayetine, Gaziosmanpaşa provokasyonundan Sivas Madımak katliamına, Kahramanmaraş katliamından, 1 Mayıs 1977 katliamına, 1968 kanlı pazardan 1955 6-7 eylül olaylarına kadar giderse (ki bu sadece yargıya bağlı birşey değil kitlelerin de bunu talep etmesi bu yönde kamuoyu baskısı kurması gerekir) bugün Ergenekon'da yargılanan katilleri, darbecileri, karanlık tipleri savunduğunuz için pişman olacaksınız. Geçmişte söylemiş olduklarınızdan utanç duyacaksınız. Tarih yazılırken cinayetleri açığa çıkarıp hesap sormak isteyenleri de bunları örtbas etmek isteyenleri de yazacaktır. Herkes iyi düşünsün ona göre konuşsun derim. | ||