|
||
| To Be Able Not To Be Hamlet Der; mârifet, bab; hüzün Açsa derban hob yüzün et mağfiret, sat beni der bir gül, biter bir gün To be able not to be hamlet Ver cander, ver nefes çile canfes, yol yaman Dar dünya, bu dar ağaç gaddar söyler, der zaman To be able not to be hamlet Der; hakikat, bab; küssuf ol gayet bir Süleyman acı olsun yola masruf Gelse artık ol mihman To be able not to be hamlet Nice kebâb oldun ey Fuzûli bugün dîlin nâşad hep haykır herkes bilsin lâ felâhe bilâ irşad Der, bir kadına aşkını teslim itmek dir gaflet! Son sözü hep der ölüm: was more difficult to be “able“ not to be hamlet Fuzûlî Rind İlke Riskli Rakkaseler Ve bariz damarıma rekz ettiğim ikinci el bir enjektörün ihtiva ettiği bir kaç gram kloral hidrat ve biraz melatoninnn Vücudumda gezinir kana zerk olunurken Ve her çağda ben o biçim ölümlerin yalçın kenarında Böyle rizikolu rizikolu rrrrakssss ederekten nereye kadar canım, hımm? Kin ve nefretten yargılanıyor toplu bir kâtilim çok seri Belli değil hiç niye bunca öldürüyor dışardan hunharca hiç neden anlaşılmıyorum!/? Bir gaç gram kloral hidrattt ve biraz melatonin Derinliğine bir aşkı icra ederken damarlarında gezinir kanla Kesinlikle kesig kasıg kasılmalarıyla Seziyorum her çağda niye bana böyle riskli riskli rrakkaseler canım, seziyorum... İşüstünde yakalanıyorum ve sorular, flaşlar ardarda patlıyor: -Cinayetlerinizi işlerken neler hissedersiniz? - maşuktan özgedir aşk - dediklerinizden Hiçbir şey anlaşılmıyor! -O an celbnameler, mahkeme kararları, mübaşirler, kolluk kuvvetleri hiç umrumda değil yavrum -Neden öldürüyorsunuz? -kafasına sert bir cisimle vurulmadan insan, bazı gerçekleri sindiremeyebilir; ya da bıçaklanmadan... -Neyinize güveniyorsunuz? -cebimde her an patlamaya hazır iki el intihar mektubum var; ona... Bir yumruk aşkedip kaçıyorum kendime Kapılarr! Eyy Kapılaar! Allah için Açılınn! Yükleniyorum, kapılar açılıyor Hepsi değil Alacakmışım gibi canını Işıklı bir geceye Giriyorum Adım bile unuttuğun gibi mi artık? Belli değil Fuzuli Rind İlke SOLARİS Gidersen solaris, söner mâzi, kalır is ses yok, süs yok ve anla artık yok bensiz sis Var olmak yokluk nedir bilmemektir. Keserler ahkâmlarını şu sevişin baronları ve müdhiş süvari terkedişler eteklerinde zil ile birlikte tanış hükmünü icra eder aşk biz seni sildik ey! dünya durma sen de bizi sil F. Rind İlke RÜYA Herkes işkilli ve bir uğraş üzere iken işgal ve meşguliyet evrensel bir değer olduğunda şehrin altına defnettiği zaman ayarlı şuur bombası ile Katil, dev balina şarkıları gibi gerilimli, dip balıkları gibi garib, fırtına ıslığı gibi tehditkar, kara denizaltılar gibi ürkütücü düşman üstüne baş üstünde kavs çizen bir kılıcı mütemadiyen sallayarak yol alırken ölümüme mi abanıyorum diye durup bir lahza tefekkür etti. Bir ses geliyordu, geliyordu ama net değildi... Süresiz kurbanım eyy şehir! senle ne zaman karşılaşsam tınlayan, deri askılığımda bilediğim bir kasatura her seferinde belirip elimde giriyorken parçalayarak arsız damarlarını fahişe etine kısa, kesif, en az balina şarkıları kadar dokunaklı orgazm yüklü fırtına ıslığın ile yığılıveriyorsun işte üzerime. Sonra bir an dalıyor denizaltı filosu gözlerim aslanım deniz atlarının geçtiği yere Şehrin altına medfun zaman gibi ayar tutmaz şu şuur bombası nifak tohumları saçıyor İnfilak ederken ma’şerin zarif dokusuna meftûnunum ey! Mahşer... buralar yokistan hiçistan bu aralar.... Fuzûlî Rind İlke |
||
|
||
| Buralar, "demlendikçe ayan". Buralar tekrarsız, Arsız bu aralar... |
||
|
||
Öğüt Geliyor sesi dirlik kumsallarından annemin: bırakıp ardında taptıklarını depresyon bir denizdir yavrum korkma çırp ayaklarını Karışık, derişik ve değişik hesapları var üzerime zamanın son şahsiyet kıpısı da intihar fırsatı kolluyor sur’a çoktan üflendi belki ne acıklı! Acıklı olan ne!? kıyamet üzerine kopacağı bir insan arıyor.... F. Rind İlke UZAT Kerametim yoktur şifa veremem Talihim kapalı balım acıdır Düşmüşüm gayyaya gayrı çıkamam Uzat elin yârım sevdan hanıdır Bağından o dostun güller derilir Bir sözünden ulunun gerçek belirir Çaresiz dertlere derman bulunur Bu derdime yârım derman hanıdır Hayat ifna bulsun şikest iyidür Aşksız galib olsan iblis diridür Korkudan yüz çevir Er Hak Rahimdir Kazandın da yârım aşkın hanıdır Derdinle bu yolu teper aşarım Konak monak bilmem serhoş gezerim Gece yol süremem durdum korkarım Yaksana ah yârım nurun hanıdır Fuzuli yolunda dürüst durasın Aşk saffet işidür dem-mest olasın İkrarın tutasın, sadık kalasın Cennet istemezem yârım hanıdır Fuzûlî Rind İlke Bulanımlı Bunalım Bulanım denizine doğurmuş annem beni değil, hepinizi bir bulantı ve deniz... Gittiğinde yavrum, bozardı dağlar gittiğinde yüzler büzüldü biraz Depserdi su Şimdi bütün kuyular kurgaz Çiçekler sam vuruğu Gittiğinde, bozardı dağlar gittiğinde Bunalım denizine doğurmuş annem beni değil, hepinizi bir bunaltı ve deniz... Fuzûlî Rind İlke |
||
|
||
Alıntı kıyamet üzerine kopacağı bir insan arıyor.... Ben, niçin bir şiiri okurken hep aynı yere gelip takılyorum acaba..?!(bu durum, kendi kendine konuşma hali, ben bunu hep yapıyorum) "Öğüt" şiirinde, bu ifadeye takıldım kaldım işte! |
||
|
||
| Aslında o ifadeyi değiştirmeyi düşünüyorum güneşinkızı. Dizeyi, "Kıyamet insan arıyor" biçiminde basitleştirmeyi. Kafka'nın "ne hazin... kafesin biri bir kuş aramaya çıkmış" aforizmazısına yakın bir ifade. Sağol ilgilendiğin için. |
||
|
||
| Bence değiştirmeyin, bu haliyle "bütünselliği çok iyi pekiştiriyor" ve okuyucusuna da parçalanabilme fırsatını sunuyor. | ||
|
||
| Tavsiyenizi aklımda tutacağım. Bu haliyle de fazla kalabalık gibi geliyor bana. Bakalım. ÖLÜLERİN SÖYLEDİĞİ MORGDA Requiem mor I. Sabahtan gelir ölülerevine. Çeker çekmeceleri. Bırakır başuçlarımıza birer bağ mor diken. Başlar harpiscord ile çalmaya “dirliğe ersinleri” II. Salıya tesadüf eden günlerden biri Mutluluk karşısında durmuş Ayakları üzerinde bir insan gibi Dimdik Ve Yine Salıya tesadüf eden günlerden biri Gördüğünde uçkunları şıçrarken Bitimsiz çocukluklar gibi Büzürg kızıl saçlarından mutluluğun Atar kendine bir çimdik Ve Yine Atar iki geriye bir adım Söndürüp gözlerini haykırır: Kimse kıpırdamasın! ben yalnızım... Kıpırdamasın ve konuşmasın ki dağılmasın mutsuzluk dağılmasın... III. “Neyse” der toparlanıp. “Denize ulaşınca daha büyük bir gemi yaparız kendimize Bıktım tatlı sulardan Sallardan…” 2003 Fuzûlî Rind İlke |
||
|
||
| "Bıktım!", diyebilme lüksüne sahip miyiz? "Hep aynı sonlar, başlangıçlar" diyorlar(!) Neden, her zaman başlara ve sonlara takılıyorlar? Bir süreç ki var ederken kendini, yalıtır mı -hiç!- içinden geçenleri? |
||
|
||
| Bıkılan, sığ tatlı sularda, belasız-manevrasız yaşamak-lar. Baş ve sonun birbirini takip etmesinden rahatsız olmlak-lar. Önce son isterim, başlangıç sonra gelsin. Hatta bir ara bir kırlangıç uçsun. |
||
|
||
| O zaman marifet denizde sal-la kalabilmeyi göze alabilmek. | ||
|
||
| Marifet o ise; Hakikat, denizde kulaç atmadan, denize mukavemet göstermeden kalabilmek midir! İcab ederse tavır adına, yılana-sala bile sarılmayacaksın. Sal-la-mamak lazım hiç. |
||
|
||
Olabilemez
|
||
|
||
![]() niye olmasın? |
||
|
||
Sal-la ilerlemeyi göze alabilmek lazım gelir, o da yoksa kulaç atmayı, ama büyük bir gemi düşüncesi baştır, sonu başa çekmek değil.
|
||
|
||
| Doğru. Ya daha çok kişiyi götürebilmek için gemi gerekiyorsa? Ulvi bir amaç yani... | ||