|
||
| Vicdani ret Genelkurmay’ın hazırlamış olduğu ‘Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı’ fazla vakit kaybedilmeden yine Genelkurmay tarafından bir anlamda tekzip edildi. Ne var ki söz konusu düzeltme böyle bir ‘onaylanmış resmî’ belgenin olmadığına ilişkin. Böylece TSK Taraf gazetesinde yayımlanan belgenin hakiki olduğunu da itiraf etmiş oluyor. Çünkü söz konusu Plan’ın ‘var olmadığı’, gazetede çıkan haberin ‘yalan’ olduğu söylenemiyor. Oysa böyle bir durum olsa aynı Genelkurmay’ın nasıl zehir zemberek bir açıklama ile gazeteyi mahkûm etmeye çalışacağını tahmin edebiliriz. Diğer taraftan bugüne kadar yaşamış olduğumuz hangi askerî müdahalenin onaylanmış resmî belgesi vardı ki acaba? Bu işlev doğası icabı enformel olmak zorundadır, çünkü yaptıklarının işin temelinde yasa dışı ve gayri meşru olduğunu bizzat yapanlar da biliyorlar. Öte yandan söz konusu belgenin hakikiliğine ilişkin herhangi bir kuşkumuz olsaydı bile son bir yıl içinde yaşananların neredeyse tümünün bu ‘Plana’ uygun olduğu gözleminden kaçmak hiç de kolay değil. Yargının aldığı hukuk dışı kararlar, medya mensuplarının bir bölümünün bu kararları destekleme biçimi, kamuoyu baskısı görüntüsü yaratmak üzere düzenlenen cumhuriyet mitingleri bu ‘Planda’ zaten gözüküyor. Özellikle sivil toplum örgütlerine yönelik strateji, darbe sürecinin de temel mantığını yansıtmakta. Buna göre TSK’nın risk almaması için ‘güvenilir kişiler’ üzerinden ‘dolaylı ve örtülü’ bir çaba içine girilmesi öngörülmekte. Tam kontrollü sivil toplum örgütleri yerine artık “etki edilen ve harekete geçirilebilen” kuruluşların kullanılacağını ve bunlara maddi destek sağlanacağını da bu vesile ile öğrenmiş oluyoruz. Demek ki darbe stratejisinin üç ana ayağı var: Güvenilir kişiler üzerinden yapılması, ‘dolaylı ve örtülü’ bir biçimde hayata geçirilmesi ve maddi destek verilmesi. Bunun anlamı TSK’nın açık bir biçimde ilişkide gözükmediği, ya da var olan ilişkisini saklamak gereğini duyduğu insanlar üzerinden özellikle yargıda ve medyada akçalı bağlantılar kurulmasının planlanmasıdır. Doğal olarak bizler bu Plan’ın bireysel ilişki bazında ne denli işlevsel olabildiğini, örneğin kaç kişi veya kurumun parasal yardım aldığını bilmiyoruz. Ama en azından böyle bir niyetin var olmakla kalmayıp, aşamaları, finansmanı ve sorumlusuna kadar bir ‘faaliyet çizelgesine’ dönüştürüldüğünü biliyoruz. Ama daha vahimi de var... ‘Uygun’ medya organlarının bulunması ve yönlendirilmesinde belirtildiği üzere, bütün bu faaliyetlere ilişkin bilgilerin İstihbarat Başkanlığı’nca toplanması ve Harekât Başkanlığı’nca koordine edilmesi isteniyor. Yani ‘vatanı savunmak’ amacıyla oluşturulmuş olan askerî yapılanmanın esas işinin iktidara sahip olmak, sivil siyaseti yıpratmak, demokrasiyi kadük etmek olduğu ortaya çıkıyor... Buna karşılık utancın gölgesi kurumsal yapıyı aşarak topluma kadar uzanıyor... Çünkü son dönemde TSK’nın tam da aradığı gibi ‘güvenilir kişileri’ yargı ve medya içinde bulduğundan kuşku duymak giderek zorlaşıyor. Plan bu kişiler vasıtasıyla TSK’nın “çağdaşlaşmanın, bilimsel ve toplumsal gelişmenin öncüsü olduğunu” topluma aşılamak istemekteymiş. Keşke bu denli cahil olunmasaymış... Çünkü son bir yılda yapılanlar ve bu işler için bulunan ‘güvenilir kişiler’ TSK’nın prestijini şimdiye kadar olmadığı ölçüde aşağı çekmiş durumda. Üstelik bu hiç de şaşırtıcı değil... Nitekim Plan güvenilir kişilerin iyi seçilmesi konusunda şöyle demekte: “Uygun kişilerin seçilmemesi durumunda faaliyet menfi olarak ve misliyle yansıtabilecektir. Gelişkin kişilikler olması nedeniyle bu tip kişiler... yönlendirilmeye müsait olmayan bir yapıya sahiptirler.” Yani TSK Planı gelişkin kişilikli insanlarla bu işin yapılamayacağını, kişiliği gelişmemiş insanların bulunması gerektiğini itiraf etmekte. Böylece işbirliği içinde bulunulan ‘güvenilir kişiler’ hakkında ne düşünüldüğü, onların nasıl basit birer araç olarak algılandıkları da anlaşılıyor. Ama belki de birçokları bunu bile bile söz konusu ‘güvenilirliğin’ gereğini yapmak istiyorlar... Ne de olsa işin ucunda maddi destek var... Bu tabloya baktığımızda farklı bir bağlamdan gelen bir terimin nasıl da cuk oturduğunu farkediyoruz. Askerlik yapmak istemeyenlerin ‘vicdani ret’ kavramı aslında hepimize lazım. Çünkü bu tablonun vicdanen kabul edilmesi mümkün değil. Eğer bu ülkede askeriyenin işlevi bu olacaksa, tüm toplumu kuşatan bir vicdani ret duygusuna hızla yaklaşacağız demektir. 24.06.2008 Etyen Mahçupyan (Taraf) |
||