SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Atatürkçülük

Konu: "Atatürk devrimleri travma etkisi yarattı"

Sayfa: 1 2 [ 3 ]

dares 24.06.2008 16:14:06
tüm tanzim hareketlerin  travmatik sonuçları olur...Ama artık Türkiye'de bu  sonuçlar  fazla  yok

cosinus78 24.06.2008 16:23:02
Bu başlıkta güzel tartışmalar yapılmış. Sayın fuzuli "hoş" gelmiş.

devrimlerin çoğu tramva yaratabilir, anti devrimcilerde olur diye bir kural da yok. 1. 2. meşrutiyetle artan osmanlıda  batılılaşma çabaları cumhuriyetin ilanından sonra yapılan inklaplar için bir zemin de oluşturmuştur. bence en büyük tramva kılık kıyafet devrimleriyle gerçekleşmiştir. İnsanların dışı değiştiğinde beyinlerinin değişmeyebileceğini türkiyede gördük.

eBRuLi 24.06.2008 18:01:12
Arapça Farsça kelimelerin Türk dilini istila ettiği tartışması tee Tanzimat döneminden beri tartışılmaktadır dönemin aydınları arasında.. harf devrimi bir gecede küt diye tepeden inmemiştir ki ve diğer devrimlerin çoğu da aynı şekildedir zaten  , konu ile ilgili bugünkü vatan gazetesinde Zülfü Livaneli nin bir makalesi var , gayet güzel açıklamış ..




Travma 


Dengir Mir Mehmet Fırat, The New York Times gazetesine konuşmuş ve “Toplum bir gecede travmatize oldu. Giysilerini ve dillerini değiştirmeleri istendi” demiş.

Kastettiği “travma”nın Cumhuriyet devrimleri olduğu çok açık.

Acaba haklı mı?

Acaba bu devrimler bir travma mı?

Ve eğer varsa bu değişim Cumhuriyet’le mi başladı?

Bu sorulara Fırat gibi cevap veremeyeceğim ben.

Çünkü tarih başka türlü söylüyor.

Tam burada, çok bilinen bir gerçeği tekrarlamaktan başka bir çarem yok: Türkiye’nin Batılılaşma serüveni Mustafa Kemal Paşa ile ve Cumhuriyetle başlamadı.

Fırat, bu konuda Niyazi Berkes’i, Halil İnalcık’ı ve yakın tarihle ilgili önemli kitapları okudu mu bilmem ama aklı başında olan herkesin bildiği gibi “Batılılaşma” serüvenimiz yaklaşık 250 yıllık bir geçmişe sahip.

II. Abdülhamit’in Latin harflerine geçme çalışmaları yaptığı, İttihatçıların eski yazıda esre ve üstünleri kaldırarak, kolaylaştırma girişiminde bulunduğu da bir gerçek.

Yani Fırat’ın sandığı gibi bu işler bir günde olmadı.

Peki dil ve yazı konusu böyle de giysi farklı mı?

Osmanlı tarihini okuyanlar sarığın yerine fesin geçirilişindeki sancıları, isyanları da iyi bilir; II. Mahmut’un giysileri yenileştirme çabalarının karşılaştığı direnci de.

Kısacası giysiler de dil ve yazı gibi, çok uzun bir sürecin sonunda değişmiştir.


***


Birkaç yıl önce Avrupa’daki Yeşil partilerin kongresi İstanbul’da yapılmıştı. Almanya Dışişleri Bakanı gibi birçok şahsiyetin hazır bulunduğu toplantıda yaptığım konuşmama şöyle başlamıştım: “Bu ülkeyi anlamak için lütfen hazırlop klişelerden kurtulun. Bunların en önemlisi de ‘Bir gün Balkanlar’dan sarışın bir adam çıkageldi ve her şeyi değiştirdi’ klişesidir. Osmanlı’nın Batılılaşma çabalarını bilmeden Cumhuriyet anlaşılamaz.”

Demek ki bu gerçeği yalnız yabancılara değil, içerdeki dostlarımıza da sürekli olarak hatırlatmamız gerekiyormuş.


***


Yukarıda belirttiklerim işin bir yönü.

İkinci yönü ise şu: Cumhuriyet devrimleri tarihsel birer olgu.

Aynen Fransız devrimi gibi.

Tarih uzun süre evrimle ama bazen de devrimler yoluyla ilerler.

AKP’de ve Batı’da, devrimleri geri almak, sıfırlamak ve hiç olmamış saymak gayretleri seziliyor.

Bu mümkün müdür?

Belki bazı devrimler için mümkün olabilir ama ben Cumhuriyet devrimlerinin geri çevrilebileceğine inanmıyorum.

Hem de bunu ordu faktörüne falan bağlamıyorum.

Bu devrimler çağın gidişine, insan haklarına, -özellikle de insan haklarına- ilerlemeye, bilime, aydınlığa ulaşmak amacıyla yapılmış da onun için.

Din savaşlarının milyonlarca cana mal olduğu bir dünyada, laiklik ilkesini getirdiği için.

Kafası hurafelerle doldurulmuş, kerameti kendinden menkul şeyhlerin önünde diz üstü sürünen; umudunu fala, büyüye, beze çaputa bağlamış bir halkı bu karanlıktan kurtarmaya çalıştığı için.


***


Sonuç dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor: Evet, cumhuriyetin demokratlaşması şarttır. Ama bu demokratlaşma din üzerinden yapılamaz. Yapılır derseniz; totalitarizme zemin hazırlamış olursunuz.


 
Zülfü Livaneli - Vatan - 24.06.2008

24.06.2008 18:04:40
Atatürk yapmış yapacağını türk milletide kafayı yemiş

Ruler of the Ruins 24.06.2008 18:45:52
Doğru demiş, bunun üstünden yaygara koparmak bir hayli güç olmalı..

dares 24.06.2008 22:17:12
Bu başlıkta güzel tartışmalar yapılmış. Sayın fuzuli "hoş" gelmiş.

devrimlerin çoğu tramva yaratabilir, anti devrimcilerde olur diye bir kural da yok. 1. 2. meşrutiyetle artan osmanlıda  batılılaşma çabaları cumhuriyetin ilanından sonra yapılan inklaplar için bir zemin de oluşturmuştur. bence en büyük tramva kılık kıyafet devrimleriyle gerçekleşmiştir. İnsanların dışı değiştiğinde beyinlerinin değişmeyebileceğini türkiyede gördük.


Katılmakla beraber  ıı.mahmud  döneminde yapılan ticari  yasalar, okulla ve  meclisler(özeliklle meclis_i Valla) cumhuriyetin  temellini atmıştır  ne kadar yeni inkılaplar  için zemin  oluşturmuştur  diyebilirsekte bu  doğru değildir çünkü  osamanlı devleti yaptığı tanzim  hareketlerini her yerde uygulayamamıştır.


Dildeki değişikler  özeliklle Türkçe'yi çok  zayıflatmıştır....

gostragon 25.06.2008 11:11:47
Doğrudur travma etkisi yaratmıştır. Önce travma nedir onu öğrenelim.Travma  Günlük rutin işleyişi bozan, aniden, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylardır.
Travmatik yaşantılar:
İnsan eliyle oluşanlar :Yangın, tüp patlaması,
Kaza ile olanlar :Trafik, uçak, gemi vb. kazalar
Doğal yollarla oluşanlarm :Yanardağ patlaması, kasırga, yer kayması, deprem, sel, nükleer kazalar, grizu patlaması vb...
Bilerek oluşturulanlar :Savaşlar, kitle katliamları, soykırımlar, toplama kampları, tecavüz, taciz ,terör eylemleri...
Genel olarak, kişilerin tepkileri aşağıdaki üç gurupta toplanabilir:
Travmayı kafanızda tekrar yaşamak.
Travmayla ilgili veya hatırlatan şeylerden kaçınmak.
Daha fazla gergin, huzursuz veya her zamankinden daha tetikte olmak.
Bunalımda olmak, ağlamak.

Atatürk devrimi ise bir gecede olduğu için insanlar arasında travma yaşanmıştır.  Atatürk ve eleştiri konusuna hiç değinmeyeceğim .
         

Ruler of the Ruins 25.06.2008 11:18:17
Toplumsal bir aydınlanmadan bahsedebiliyor muyuz ki? Batılılaşma hareketlerinin halkı hazırladığını söyleyebilelim. Eninde sonunda Atatürk devrimleri arasında 2şer 3er senelik farklar da olsa, bunlara adı üstünde devrim dediğimize göre, yani doğal bir evrim'in sonucunda gelişmediklerine göre tabiki bu devrimler travmatik bir etki yaratmış ve hatta direnç görmüştür.

Geçenlerde Ntv'de batılılaşma ve modernleşme ile ilgili konuşuyordu İlber Ortaylı, konu bireyin özgürleşmesine gelince birdenbire İngilteredeki pub kültüründen, Fransadaki bistro kültüründen bahsetmeye başladı. Bilginin akışı, sınıf bilinci ve örgütlenme, bilinçlenme oralarda oluyordu. Orada anlıyorsunuz ki enformasyon olmayan ve modernleşmesini askeri alanlara endeksli bir şekilde başlatan ülkelerde, modernleşme kendiliğinden ilerlemiyor. Osmanlının matbaayı ülkeye getirmesi ve sonra kullanmaya karar vermesi arasında bile yüzyıllık fark var. Siz hangi modernleşme hareketlerinden bahsediyorsunuz, bilgi akışı olmadan? Toplum'a katkıları ve etkilerinin somut olarak görülebildiği kaç modernleşme hareketi sayabilirsiniz?

gostragon 25.06.2008 11:25:26
Orda durun osmanlı 1500 lerden sonra gerilemeye başladı. 1500 lerden önce  Osmanlı eğitime çok önem vermiştir.


eBRuLi 28.06.2008 11:56:27
Yine travma üstüne 


Travma” tartışmasını, gündelik siyaset açısından değil, çoktan beri unuttuğumuz bazı gerçekleri hatırlattığı için önemli buluyorum.
Yakında bu sözü kimin söylediği bile unutulur ama tartışma devam eder.
Çünkü ortada gerçekten de bir travma vardır: Bugün kolektif bilinçaltımızda etkilerini sürdüren önemli bir travma.
Ama bu travma, Cumhuriyet’le değil öncesiyle ilgilidir.
Cumhuriyet aslında bu travmadan kurtulma çabasıdır.


***


Gelin 19. ve 20. yüzyılda başımıza gelen felaketleri kısaca hatırlayalım.
1877-78 yılında kaybettiğimiz Rus Harbi’ni, Kafkasya’dan ve Tuna boylarından Anadolu’ya kaçan mültecileri, Balkan Harbi’nde elden çıkan topraklardan yalın ayak yollara düşerek İstanbul’a ve Anadolu’ya gelen milyonlarca muhaciri ve bunların üstüne eklenen I. Dünya Savaşı felaketlerini düşünelim.
Bugün haritaya baktığımızda kaybedilen toprakları birer renk, katliamdan kaçarak gelen nüfusu bir istatistik bilgi gibi ele alıyoruz ama olayın aslı çok acı ve trajikti.
O dönemde insanların çektiği acıların üstünü örttük, bunu bir aile sırrı gibi saklayarak konuşmadık ama Anadolu’ya sığınan “kılıç artığı” milyonlarca insan büyük bir “travma” yaşadı.
Anadolu bu insanların son sığınağıydı. Başka kaçacak yer yoktu artık.
Üstelik bu toprak da işgal altındaydı.
İmparatorluğun çöküş acısını; dünyanın en sorunlu üç bölgesinden yani Kafkasya’dan, Balkanlar’dan ve Orta Doğu’dan kaçarak canlarını Anadolu’ya zor atan milyonlarca insan ödedi.
Cumhuriyet bu insanlara yeniden bir ülke, bir yurt ve bir kimlik verme; kısacası “travma”dan kurtarma çabasıydı.
İmparatorlukların çözüldüğü ve ulus devletlerin yükseldiği bir dönemde, çağın gereklerine uygun olarak bir uluslaşma sürecine girildi. Kurucular, bu değişik ve birbirine benzemeyen insanlardan bir “ulus” yarattı.
Yokluğu varlığa çevirdi.
Bugün Birleşmiş Milletler’de Osmanlı’dan çıkmış yirminin üzerinde devlet ve ulus varsa, bunlardan biri de biziz.


***


Travma, devrimler değil, bugün hâlâ bilinçaltımızda devam eden “bölünme, parçalanma” korkusudur.
Çünkü yüz yıl önce bizi gerçekten de böldüler, parçaladılar.
Travma, yabancıdan ürkmektir, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur!” yalnızlığına itilmektir.
Gazi ve arkadaşları bu yaralı insanlara bir yurt, bir egemenlik kazandıran, halkın gücünü seferber ederek bir kurtuluş mucizesine imza atan kahramanlardır.
Yani travma yaratan değil, bir halkı travmadan kurtaran insanlardır.
Bu mucizeye sataşmaya kalkan, kafasını çok sert bir kayaya vuruyor demektir. Çünkü evrendeki her canlı organizma hayatta kalma güdüsüne sahiptir; hayatı ve ölümü doğru algılar.
Aynen Türkiye’nin algıladığı gibi.
AKP bu “var olma” temeliyle oynayacağına, Cumhuriyet’in daha sonraki yıllarda yaptığı vahim hatalarla; mesela darbelerle, insan hakları ihlalleriyle, işkencelerle, çetelerle uğraşsaydı gerçekten “demokrat” sıfatını hak edebilirdi.
Ama şimdi en hafif tabiriyle “Kurtuluş Savaşı kahramanı atalarına saygısızlık eden ve kadir kıymet bilmeyen insanlar” kategorisine girdiler.
 
Zülfü Livaneli - 28.06.2008 - Vatan

28.06.2008 14:31:26
Ben onu bunu travmayı bilmem ama fuzuli ye katılıyorum bu konuda. Yani şu geçmişin abartılması konusu ki konsservatiflik derken de bunu anlatmaya çalışmış.,hem tutucu hem de gelenekçi. Gelenekler toplumsal rutinlerdir bunları korumak adına saçmalayarak çağın fikirsel düzeyinin altına düşerseniz buna da konservatiflik denir. Halk dediğiniz nedir ki sizin? Halk a birşey sorulmaz, ona alternatif sunulur o da birini seçer. Bunun bugün için en iyi haline demokrasi deniyor kamuoyunda.
Konservatif mantalite ise hala devam eden bir özelliğimizdir herhangi bir bilimsel buluşun getirilerinden bahsetmeden öncce din e geleneğe uygun olup olmadığına bakar, buna da toplumsal uzlaşma adı veririz. Atatürk ün en çok eleştirildiği nokta burada direkt kapitalizme geçerek tüm geçmişe bir sünger çekme çabasıdır. Ancak bundan ötürü sızlananlar aslında Osmanlının diğer yüzünü hiç bilmeyenlerdir. Resmi tarihte ne kötü şeylerden ne isyanlardan doğru dürüst  ve gerekçeleriyle bahsedilir Osmanlı da. Herkes sanır ki altın çağdı Osmanlı. 16. yüzyılda sanatta ve bilimde bazı atılımlar yapmaya çalıştı hiç bir şey yapılmadı denemez ancak saltanatın yapısı bu atılımın ilerlemesi için daima bir engel oluşturdu. Eğer tarihe nostaljik bakmakta ısrarcı iseniz, öncelikle matbaanın anadoluya ne vakit gelebildiğini düşününüz ve şunu da düşününüz. Eğer Osmanlının da batıdaki gibi bir ilerlemeye katılmasını bekliyorsanız 16. yüzyıldan sonra ilk beklemeniz gereken şey saltanatın yıkılmasıdır. Ancak bu 19. yüzyılda bazı eklemeler ve uzlaştırmalar ile denenmiş 20. yüzyılda anca yıkılmıştır ki maalesef bu yıkım da batının zoruyla olabilmiştir, daha önce kendi halkı bilinçlenip yıkarak yerine yenisini kurmamıştır. Batının gelişimine bakıldığında ise ortaçağdaki inanılmaz sefaletinin etkisiyle kaybedeceği pek birşeyi de kalmadığından efendilere itaatını biraz daha törpülemekten çekinmemiştir. Bu olay batı da 1789 da başlamışken bizde cumhuriyete kadar hiç bir efendiye topyekün bir karşı duruş gözlenmez.

Bu noktada yavuz un halifeliği getirmiş olması da dikkat çekicidir. Çünkü halifelik sistemi 16. yüzyıldan sonra işe yarayacak birşey değildir. Olsa olsa saltanatın din vasıtasıyla otoritesine yeni destekler araması sorunudur. Osmanlı saltanatının halifeliği alması da Romalı Costantinus Magnus un kendini 12 havarinin eşi ilan etmek yoluyla hıristiyanlığı kabulünden öte birşey değildir bu anlamda. Etkisi de milliyetçi oluşumların gelişimini sekteye uğratmış, kültürü unutturmuş ve Osmanlı içindeki mezhep kavgalarının ve katliamların artmasına neden olmuştur. Öyle ki yıllar sonra 2. Mahmut yeniçeri örgütünü kaldırdığında bunun ceremesini bektaşi dergahları ve cem evleri de çekmiştir. Acaba 2. Mahmut öncesinde Osmanlının asıl sorunu yeniçeri örgütü müdür gerçekten? Bu sorunun sorulduğuna hiç rastlamadım olay hayırlı olay olarak adlandırılıp pek üzerinde konuşulmamıştır ancak ben pek emin değilim bu noktadan.

Bir başka örnek daha verelim. 16. yüzyılda avrupada Tycho brahe ilk gözlem ve haritaları yaparken ki onun öncülü Copernicus, ardılı Kepler ve Galilei olmuş, ortaya koydukları kesin bilgiler de zamanın tek yargıçı olan vatikan ın sorgulanmasına neden olmuştur. Osmanlıda da Takiyüddin El-Rasıd vardır ve Tycho Brahe nin çağdaşıdır. İstanbul da gözlemevi kurmuştur. Hatta III. Murat ın ve Sokullu Mehmet in desteği ile kurulan bu gözlemevi Brahe'ninki ile hemen hemen aynıdır. Fakat bir fark vardır arada. Danimarka Kralı Frederic in himayesinde kurulmuş olan Tycho Brahe nin gözlemevinin ömrü 3 yıl sürmemiş, ardıllarını yaratmıştır. Oysa tophanede padişah fermanıyla kurulan gözlemevi şsaray entrikaları vsonucunda halkın kullanılarak şeyhülislamınm gözlemevleri ülkeyleri felakete sürükler fetvasıyla birlikte yine III. Murat ın emriyle Kılıç Ali Reis in toplarına hedef olmuştur. Öyleki bahane olarak veba salgınları gösterilmiş,bazıları tam bir akıl yoksunluğu örneği vererek rasathanede meleklerin bacaklarına bakıldığı için felaketlerin geldiğini iddia edebilmiştir. Bu gibi vakalar o zamanlar avrupada da vardı hatta Galilei mahkum edildi ancak çalışmaları sona ermedi. Çünkü avrupa kültürü engizisyon u ve vatikan ı sevmiyordu artık ancak maalesef aynı durum bizim kültürümüzde şeyhülislamlara karşı ve Din alimleri kurumlarına karşı hiç oluşmadı. Neden? Bunun Osmanlıdaki farklı devlet yapılanmasının da neden olduğu düşünülebilir, örneğin halifelik saltanat rütbesidir dolayısıyla da şeyhülislam a karşıt eylemde bulunabilme özgürlüğü yoktur.  Osmanlı da kentsoyluluk, yani her kent in kendine has semboller oluşturduğu,kültürel katkıda bulunduğu bir sınıflaşma da belirgin olarak ortaya çıkamamıştır, saltanat piramidin tepesindedir. Bu dini ve kanuni yapılanmanın dolaysız sonucu da kültürün yozlaşması olmuştur. Her değişim Halk ın isyan çıkaracağı korkusuyla ya engellenmiş ya da hemen geri adım atılmıştır. Atatürk ün saltanat karşıtı söylemlerinde de daha çok bu yönler dikkati çeker. Şapka inkilabından sonra önceki herşeyi yasaklamak sorun oluşturabilir ancak bir rejim değişiminden sonra önceki yapılanmayı ve sembolleri sürdürmek daha da büyük sorunlara neden olacaktır. Bu noktda ümmetçilerin Osmanlı saltanatını Cumhuriyetten daha fazla benimsiyor oluşları da başka bir cehaletin ürünüdür, bu durumu Napolyon un Romalı komutanlara özenip kendini karışıklıktan yararlanıp yetkilerini kullanarak İmparator ilan etmesine benzetebiliriz ancak. Bir nevi tanrı yani. (Zaten Julius Ceasar da etkili bir konsül iken cumhuriyeti imparatorluğa kendini de diktatör e dönüştürmüştü askeri otoritesiyle.) Ancak ne İslam ın ne islam ümmetinin bu geçmişe özentiliği ile ya da bu gibi değişime olan direnci bahane ederek bir ilerleme kaydedebilmesine olanak yoktur. Ceasar ın deyimleriyle artık gemiler yakıldı ve ok yaydan çıktı geri dönüşü yok. Smiley

SevdalımHayat 06.07.2008 22:54:00
Travma ONLARIN beyinlerinde ...

conan 18.07.2008 20:15:26
Konservatif olmayı, yeniliklere karşı çıkmayı dindarlık zannedenler elbette travma yaşarlar. Yaşasınlar.

hem Türkçe geldi diyorsun hemde Konservatif diye bilmediğimiz bir kelime kullanın.

ingilizcesi "conservative", fransızcası ise "conservateur" şeklindedir ve dilimize de muhtemelen bu iki dilden birinden girmiştir. aslında girmiş midir o da tartışmalıdır, keza birkaç kişi dışında türkçemizde "tutucu" gibi bir sözcük olmasına rağmen bu kelimeyi kullanana rastlamadım.

[
Smiley)))) yahu sayın Kelime ve Ramses isimli üyeler.
Siz "dilde bir gecede değişim oldu" diyen Dengir cahilinin sözlerini desteklerken, türkçenin türkçeleştirilmesine, onun arap ve farsça kelimelerden arındırılmasına karşı çıkmış olmuyor musunuz? Sonra da kalkmış bana öztürkçecilik taslıyorsunuz.
Smiley))
Çok güldürdünüz beni.

Dil, birkaç yabancı kelime kullanımıyla bozulmaz.
Telaşa lüzum yok. Atatürk gelenek ve din ayrımı yaparak dine en büyük hizmeti vermiştir.
Konservatif demek, çağın ihtiyaçlarına ve olanaklarına uygun bir biçimde kültürel özelliklerini-geleneğini revize edemeyen demektir.

Sayın -459.4
Travma yaşanmadı demiyorum ki. Nasıl okudunuz yazdığımı anlamadım.
Travmayı, geleneklerini ve kör inançlarını din zannedenler yaşadı.

Revize: yenileme  demektir. Bunların Türkçeleri çok mu kötümüki kullanmiyon yada bilmiyorsun.


Sayfa: 1 2 [ 3 ]