|
||
| herşey de ayrıcalık istiyoruz yaa. ahlağı da bunun aracı haline dönüştürdük. öyle mi ? |
||
|
||
| Ahlak; kişinin nasıl davranacağının ortak bilgileri aracılığıyla karar bağlanışıdır. Bu bilgiler iyi olana dayandığını iddia eder ve bütün doğrusuna aşkla bağlananlar gibi kendi ilklerini yadsıyan bir biçimde ahlaksız avlayışına dönüşür. Hayır,ahlak gene de önemlidir.Davranışlarının farkına varmak ve bunların arkasında durabilmek anlamına büründüünde.Ki bu etik olarak tanımlanamaz bence. Etik ; katıdır ve kişisel dönüşümleri -ana şarta göre değişen tutumları vs- onaylamaz. |
||
|
||
| toplumu birey oluşturduğuna göre birey tüm yapılanmanın temelinde olandır.ahlak ta bireyin yine algılarına ve yorumuna göre inandığı değerlerin bütününden oluşur.toplum ahlakı ve bilincide bu şekilde oluşur. eğer bir toplum bireyin ahlakını belirliyorsa orda yanlış giden ve tersten gelişen bozuk bir yapılanma vardır. sağlıklı olmayan bu zincir kişiliksiz ve benliksiz insanlar üretir sürekli.bunun sonucunda çatışma ortadan kalktığı için insanın zihinsel ve ahlaksal gelişimi büyük oranda yavaşlamaktadır.en güzel ve işlevsel yaşam tipi immoralist bir ortamda kişiliklerin kendi ahlakını yaşadığı ve ahlakların çatışması sonucu en iyi ahlak modeline ulaşıldığı(yine kişisel olarak tabiki)gerçekleşmesi zorunlu değil ama gelişim için gerekli bi yaşamdır... | ||
|
||
| paradoks, zaten rutin ahlak oluşumu toplumdan bireyedir. klasik hiç bir toplumda birey bağımsız öznel bir ahlak yaratamıyor. zaten buna ahlaksızlık deniyor. ama ben sana katılıyorum. zaten bir yerlerde de ahlağın olması gereğini ama bireysel ahlaklar şeklinde kimlik olarak yaşanmasını söylemiştim. bu durumda senin de dediğin gibi birey kendini var edebilir ve özgür kalabilir. fakat burdaki ahlaktan amaç gelişim değil, özgürlük ve toplumsal düzenin aynı anda gerçeklenmesidir. bireyler kendi ahlak normlarını ilan edebilmeli ve bu normları çerçevesinde topluma katılım gösterebilmelidir. mesela biri çıkıp ben yalancıyım. benim kendim için öngördüğüm ahlak anlayışı budur dediğinde yadırganma ile değil onun bu durumuna hazırlıklı bir toplumsal tepki ile karşılanmalıdır. (tepkiden kastım ona uygun davranış-hazırlık) |
||
|
||
toplumu birey oluşturduğuna göre birey tüm yapılanmanın temelinde olandır.ahlak ta bireyin yine algılarına ve yorumuna göre inandığı değerlerin bütününden oluşur.toplum ahlakı ve bilincide bu şekilde oluşur. eğer bir toplum bireyin ahlakını belirliyorsa orda yanlış giden ve tersten gelişen bozuk bir yapılanma vardır. sağlıklı olmayan bu zincir kişiliksiz ve benliksiz insanlar üretir sürekli.bunun sonucunda çatışma ortadan kalktığı için insanın zihinsel ve ahlaksal gelişimi büyük oranda yavaşlamaktadır.en güzel ve işlevsel yaşam tipi immoralist bir ortamda kişiliklerin kendi ahlakını yaşadığı ve ahlakların çatışması sonucu en iyi ahlak modeline ulaşıldığı(yine kişisel olarak tabiki)gerçekleşmesi zorunlu değil ama gelişim için gerekli bi yaşamdır... - %100 haklısın... |
||
|
||
ahlak bireyin ilkelerinden mi oluşur yoksa toplumsal ilkelr mi ahlaki yapıyı belirler... mevcut olan ahlak yapısını inkar etmiyorum.olanı değil olması gerekeni arıyorum.böyle olması bu şekilde devam edeceğini göstermez.toplumsal ahlak bireylerin tam anlamıyla bireylerin çıkarlarına hizmet etmez sadece o çıkarları birbirine yakınlaştırır ve avutmaya çalışır.bireysel özelliklerdeki ve çıkarlardaki farklılık ise tek başınına bir anlam ifade etmadği için bir toplum yaşamına ihtiyaç vardır.fakat toplum yaşamı birey ahlakında belirleyicitoplum evet bireylerden oluşmuş bir yapıdır ancak,bireysel ahlaktan ahlakının farkı toplumsal ihtiyaçları gözetmesi ve çoğulculuk anlayışıyla kendini de onu oluşturan bireylerin korumaya almasıdır. bu tarz ahlak değişmeye mahkumdur.kurgusaldır ve bireyler özgürlükleri için eninde sonunda bu yapıYı hırpalarlar. birey ahlakıysa düşünsel gelişimin eyleme dönüştürülmesidir. ve sağlıklı bir toplumda bireysel ortaklıklar gözetilerek ortak yaşam ilkeleri -birbirine müdahaleyi azaltacak şekilde gelişir. çünkü bu toplumlarda kişiler kendi konumlarını klaybetmekten korkmaz-düşünsel olarak esnek olur.. aslında böyle bir topluma birlik demek daha doğru.çünkü aynı sesten düşünmeyi gereksinmez. olmamalıdır.bireyde toplum içerisinde bu şekilde özgürleşir.özgürlük ise gelişminin önkoşulunu oluşturur(özgürlüklerin ve çıkarların çatışması)zihinsel ve ahlaksal gelişimden kastım buydu.bu ise en iyi ahlak normlarının belirlenmesine zemin oluşturur. |
||
|
||
| toplumsal ahlaka gereksinim toplumsal ihtiyaçlardan çıkar. bu ihtiyaçların adını netleştirerek ortaya koyarsak ahlaki bir senaryoya ihtiyaç duymadan bir işbölümü gerçekleştirilebilir. O zaman bireylerin ahlakı da ikiyüzlü bir geleneğin devamı olma gölgesinden kurtulur. |
||
|
||
| ahlak etiğin bir alt kümesidir.. beyler... |
||
|
||
| akşam sokağa bıraktığımız arabayı, sabah onu bıraktığımız gibi bulmamız... | ||
|
||
| genelde bulduğunun o akşamki araba olduğu söylensede üstünden geçen rüzgarın ve zamanın izleri - onu değiştirmemiş midir sanarsın |
||
|
||
| doğruluğunu, senin de bildiğin fakat kabullenemediğin yaklaşımın... ;D bu da kendine gösterdiğin ahlak.. |
||
|
||
| buda ahlaksızlığım oluyor, öyle mi? | ||
|
||
Etik, kökü antik Atina'ya değin uzanan bir sözcüktür. Esas olarak toplumsal ilişkilerde uyulacak davranış normlarının akıl yürüterek, tartışarak geliştirilmesi anlamına gelir. Yani seküler bir kavramdır. Ahlak ise toplumsal ilişkilerin hukuk normları dışında kalan kısmını düzenlemede teis bilginin kullanılmasıdır. Yani kökeni tanrı kanunlarına dayanır. Ahlak kanunları tanrı buyrukları gibi olduklarından tabudur ve değiştirilmesi güçtür. Etik kanunlar ise insan yapısıdır ve modern gereksinimler sonucu üretilip güncellenir. Her nekadar birileri çıkıp yok öle şey filan diyebilir ama gerçekte de böle bir ayrım yapıp bu iki durumu birbirinden ayırmak gerekir. Aristo zamanındaki yunanlılar kainatta olmayan insan şekilleri filan bunlara tapması acaip acaib durumların içinde büyüyen Aristo peygamberlik sıfatıda olmadığı için vicdanında bulduğu doğruya etik dedi dinle ahlak ayrıdır dedi ama gel sen bunu anlat bakalım anlatabilrisen |
||
|
||
Etik, kökü antik Atina'ya değin uzanan bir sözcüktür. Esas olarak toplumsal ilişkilerde uyulacak davranış normlarının akıl yürüterek, tartışarak geliştirilmesi anlamına gelir. Yani seküler bir kavramdır. Ahlak ise toplumsal ilişkilerin hukuk normları dışında kalan kısmını düzenlemede teis bilginin kullanılmasıdır. Yani kökeni tanrı kanunlarına dayanır. Ahlak kanunları tanrı buyrukları gibi olduklarından tabudur ve değiştirilmesi güçtür. Etik kanunlar ise insan yapısıdır ve modern gereksinimler sonucu üretilip güncellenir. Her nekadar birileri çıkıp yok öle şey filan diyebilir ama gerçekte de böle bir ayrım yapıp bu iki durumu birbirinden ayırmak gerekir. alla,alla...demek ben yanlış biliyormuşum kırk yıllık etik=ahlak yanlışmış ha?? acaba deniz abim yanlış olmasın?
|
||
|
||
| Bu konuda tartışmalar hala devam ettiğinden tam olarak yanlış biliyor da sayılmazsın. Ama felsefe de böyle birşey işte. Doğru senin doğrundur tartışacaksın, tartışırken düşüneceksin kavramlarını, çözüm ve önermelerini akıl yürütmelerle varması gereken sonuçlarına vardıracaksın ve bir duruş belirleyeceksin kendine vs... Ben kendi adıma Etik'i ahlak felsefesi olarak olumlarken Ahlakı olumsuzluyorum. Çünkü etik bir felsefe olarak dinamik ve tartışmaya açık ve bulunduğu noktada da geçmişte tartışılmış hala da tartışılmaya devam etmekte olan içi dolu bir kavram amacı felsefenin amacı hakikati bulmak. Ahlak ise statik ve kesin bir kavram. Amacı iyiyi kötüyü net olarak belirlemek ve toplumun bireylerine neleri yapıp neleri yapmayacakları hususunda hukukun bıraktığı boşlukları doldurmak... Bu yüzden tutucular Ahlak ve Etik'i aynı sayarken Etik'in felsefi özünü boşaltmaya çalışırlar, statüko karşıtı düşünürler ise bu ayrıma dikkat çekerler. |
||