tesadüfü bu kadar aşağılamanız sizin hiç birşeyi bilmediğinizin kanıtıdır. Amaç,araç,eylem,istek,arzu,sevgi,his bunların nereden geldiğini sanıyorsunuz? Hayvanlşarın da bir zekası olduğunun bilincinde misimniz yoksa tanrıbilimci sözde rasyonalist Descartes gibi onların bir nevi robot olduğunu mu sanmaktasınız.
Şimdi bir de şu tasarım mantıksızlığı var. 10 000 yıl önce bu denklem ve düzenin farkında mıydık? Bu denkelemleri niçin oluşturduk? Yani rüzgarın estiğini biliyorsun,suyun aktığını da. Ama senin ihtiyaçların var. Örneğin suyun kendi ektiğin toprağa akmasını istiyorsun. O zaman da bir çark koyuyorsun, bir set yapıyorsun suyun yönünü değiştiriyorsun. O suyu sen yapmıyorsun veyya o suyu senin toprağına getiren ilahi tasarı değil, senin eylemin. Hücre senin hücren bakıyorsun kuralı var. Kuralı var ne demektir? Hidrojen ve oksijen reaksiyona girer bu musddur kural önceden belirlenmiş? Peki hidrojen oksijenle reaksiyona girmeseydi? O zaman da daha farklı olacaktın çünkü hücrelerinde bunlar var.
Yani sizin mantıksızlığınız içinde bulunduğunuz düzeni algılayıp şekillendirebiliyor olmak ile bu algılama düzeninin varlığının, aslında aynı şey olduğunu farkedememiz. n Suyun içinde katı madde kanunları geçerli değildir. Düzen dediğiniz şey sizi de oluşturan çevrenin tamamıdır. Dolayısıyla içinde bulunduğunuz ve tamamen onun unsuru olduğunuz bir sistemin şaşırtıcı istikrarından ötürü hayrete düşmek biraz saçma bir durum ortaya çıkarmaktadır. Çünkü bu reaksiyonlardan biri dursa siz de ölürsünüz. Bunun adı ince ayar değildir işte, makinacı düşünmekten kurtulamıyorsunuz bir türlü, beyinlere iyice çakılmış durumda bu maalesef. İnce ve mükemmel ayarlanmış bir saat değil mevzu edilen. Başka türlü olması mümkün değil, tek bir doğa tek bir evren var etkilendiğimiz. Yani su damlasının okyanusa bakıp ne mükemmel ayarlanmış demesi buradaki saçmalık. Ayarlama yapması gereken su damlası çünkü o özerk bir başka birlik. Fakat tamamıyla da okyanusu oluşturan dizgenin bir parçası. Sonuçta ne olursa olsun o okyanus kendisinden çok daha mükemmel gelecektir çünkü o belirler yasaları senin o anki ihtiyaç ve arzun değil. Sen ne kadar mükemmel tasarı dersen de o sürekli karşılaşma ve etkileşmelerle değişecektir. Bir su damlası misali 70 yıllık ömründe bu değişimi algılayamazsın bile. Tasarımın manası nedir? Tasarım şekillendirmektir ve bunun için zihinsel bir form a, o formu yaratabilecek maddeye ve onu şekillendirecek eyleme gereksinim vardır ve de tamamı özneldir. Oysa doğa oluşur ve örgütlenir. Tesadüfler sonsuzdur tesadüf diyince bilyeleri salladım niye adım yazmadı,elementleri karıştırdım niye canlı olmadı diye sorulmaz. Çünkü her özerk dizgenin kendi özerk hareketi vardır. Bir basit karmaşık makro molekülün o derece özerkleşmesi için 4,5 milyar yıl gerekir. 4,5 milyar yılda oluşmuş bir canlıyı öyle sen istedin o an diye sallamanla havaya oluşmasını beklemen ve bu beklentinin olmamasını ulu bir ruh a yani kendi tasarım mantığın ile şekil yapan varlığa bağlaman kendi zekana taptığının göstergesidir başka bir şeye dair bir inanç da değil. Çünkü bu 4,5 milyar yıllık organizma tüm kazandığı yeteneklere rağmen hala kendi unsuru olduğu çevreye bağımlıdır onu yoktan var edemez çünkü sınırlıdır. O nedenle içine girdikçe şaşırır. Sonsuz sayıda etken vardır ve bir türlü genelleyemez. Hala mekanik yollarla gerçek bir ağaç tasarlayamaz. Hep açıktır. Oysa onun tasarımı belirlenmiş olduğundan yani bir amacı olduğundan sınırlıdır. Kayayı alır insan yaparsın heykel olur ve sınırı bellidir. Kendini klonlarsın bir yerde kayaya. Peki kaya hangi tasarım amacıyla kim tarafından tasarlanmıştır? Tanrı mı? Tanrı bu noktada sadece insanın gerçek yaşama amacının ters çevrilmiş biçimidir ve bu bir dayatmadır. Kişisel amaçlar için insanları araç edinme etkinliğidir. Yani aslında insan parçası olduğu doğa ve çevreye uyum sağlarken en başta; sonradan bir şekilde özgürlüğünü yitirip, araç olduğunu düşünmeye başlamıştır. Tabi bu noktada doğaya uyumu da yitirdiği için doğayı bir öznenin belli bir amaca yönelik tasarımına indirgeyerek hem kendi öznel yeteneklerini dışlamış,hem de tüm doğayı pasif bir cansızlığa indirgeyerek öldürmüştür.
Canlılar çok kısa zamanlarda çok az madde ile ve çok az enerji ile yaşayan özerk sistemlerdir. Bir canlının varlığını sürdürme dinamiklerinin tamamı makro evrendeki dinamikler tarafından oluşturulur. Eğer biraz sınırlandırır isek bir canlının olabilmesi tammamen Dünyaya bağlıdır. Örneğin venüs de yoktur,Mars da ya da bilinen başka bir yerde şimdilik. Dolayısıyla canlının oluşabilme koşulları vardır. Bu ise öncelikle sudur. Su her enerjiyi absorbe eder ve çoğu maddeyi çözer. Tüm canlıların görebildikleri renk aralığı, suyun absorbe etmediği dalga boyundaki renklerdir. Dolayısıyla göremediğimiz renklerin varlığı, aslında temel yapıtaşımızın bir özelliğidir. Aynı şekilde evrende olmayıp da tamamen bizde ortaya çıkmış hiç bir özelliğimiz mevcut değildir.
Uygar insanın tanrılarla iletişimi konusu tam anlamıyla bir hafıza kaybından ibarettir. Puta tapar insanlar ve adını yüce tek yaratıcı koymuşlardır. Çünkü insan da geliştirdiği akıl yeteneği ile doğa ile iletişimdedir daima. Eğer kendini tabi gördüğü birşey varsa bu doğanın dışındaki bir çift göz ya da yargıç değil,tamamen doğanın kendisidir. O olmadan varolamaz. Onu anlamadan kendi yaşam alanını oluşturamaz. Dolayısıyla hayal gücünde bir hata yapmıştır. İnsan doğanın ona cevap vermesini ve istediğimni yapmasını istemiş onu kendiyle konuşan bir hale getirip kişiselleştirerek andropomorfize etmiştir. Bunun nedeni öleceğini bilmesidir. Öyleyse neden yaşamaktadır, tüm bunların manası nedir diye sorar durur. Manası bireysel değildir. Yani bulunacak mana Ahmet i Mehmet i ihya edecek bir mana olmayacaktır. Bu bir devamlılıktır. Mağaradaki atalarımızdan henüz zekada bilinen bir fark oluşturamamış görünsek de epeyce farklıyız. 10 000 yıl sonraki çocuklarımız da belki bize oranla pek zeki görünmeyecek beyin hacmi olarak ancak mağaradakilere hiç benzemeyecekleri de muhakkaktır. Bunu yüzbin yıllara milyon yıllara ilerletirseniz bambaşka seçeneklerin örgütlenmiş olduğunu görürsünüz. Hiç bir çocuk dedesinin kopyası doğmaz. Dolayısıyla da bahsedilen tasarım zaten eylem halinde oluşmaktadır önceden planlanmış değildir. Eğer Dünyaya koca bir meteor çarparsa varolduğu düşünülen tasarım tamamen değişir, sonraki tasarımın ortaya çıkması için meteor çarpması gerektiğinden çarpmaz. Yani dinozorlar insan oluşsun diye yok olmamıştır,dinozorlar yokolduktan sonra memeliler geniş yaşam alanına kavuşup hayatta kalarak çeşitlenme şansı bulmuşlardır. Doğa asla yok olmaz. Dolayısıyla biz insanlar Dünyayı yok etsekde kıyamet kopmaz, sadece biz ölürüz. Muhtemelen de boşalan alanı yeni şartlara adapte olmuş başkaları doldurur. İnsanın geçmişteki tanrıları da topyekün olarak ortaklaşa bir ideal halinde hayatta kalabilme arzusunun bir tasarımıdır. Bilgisizliği azaldıkça bilmesi gerekenler çoğaldığı gibi aynı zamanda herşeyi kendine göre yorumlayıp ilahileştirme mitolojilerinin sayısı da azalmaktadır.
Sonuç olarak tanrı denen özne aslında sadece insanın kendi öznesini sürdürme arzusudur. Ancak hayatı oluşturan dinamikler aslında insan zekasıyla birlikte tanrının da oluşturucularıdır. Yani uygar bireyler her şeyi tersinden düşünmektedir. Aklının nerden geldiğini bilmediğinden onun evrenin en önemli ve en sabit olgusu sanarak kendi aklının putunu yapıp tüm doğayı da anlamadığı halde bir içi boş cansız kutu gibi düşünüp bu kişiselleştirilmiş hayali öznenin elinne teslim ederek çaresizliğini reddetmektedir. Aslında çaresiz değildir, ancak uygarlıktan beri çoğunluk buna inandığı ve özgür olamadığı için birtakım büyük ruhların nesnesi olarak hem doğayı düşünmeyerek hem de kendini en yüce varlık ilan ederek mutsuzluğunu yok saymaya çalışmöaktadır. Bunun aksini düşünecek olursa zincirlerle yaşamayı ver düşünmeyi kabullenemez. Dolayısıyla herşeyi baştan kurması gerekeceği ve ömrünün buna yetmeyeceğini düşünerek çoğunluğun fikrrine göre imgelemlerde bulunarak doğayı kavramaya uğraşır ancak tek yaptığı şey aslında, genellemedir. Genellemelerle düşünür,genel tanımlarla tüm doğayı anladığını var sayar. Tıpkı olmasa da diyelim ya varsa dediği inançları gibi. Bu durum ise onun dün olduğu gibi bugün de kendine karşı ve doğanın dinamiklerine karşı kayıtsız kalmasına ve yabancılaşmasına neden olur. Dolayısıyla da fazla bilmekten hoşlanmaz ve imanım var diyerek ölümü ve sonrasını merak ederek kaygı içinde bir uyruk olarak yaşamını sürdürür. Sürekli kendi yapıtlarını yüceltir,daima doğayı da makineci açıklamalarla irdeler. Doğa da böyle bir fizik hareket varmış gibi kendi gürültülü ve kaba makinesi otomobilin yapılmış olduğundan hareketle evreni de makine sanıp onu da başkası yapmış ama çok daha zeki ve mükemmel der. Bir kunduz da muhtemelen evreni ilahi kunduzun karanlığa set çekmek maksadıyla yarattığını söylerdi. Bir balık da dev balık olarak düşlerdi. İnsan da tek farkı bunları tasarlayıp imgeleyen aklı olduğundan ötürü aklı en tepeye koyup düzenin düzenli olma nedeninin akıl olduğunu iddia etmek gibi bir çelişki yaratır. Oysa onun düzenli olduğunu düşünmenin nedeni senin yarattıklarının kalıcı olmaması ve bozulmaması için sürekli kontrol edilmesi gerekmesidir. İnsan öğrenir,imgeler,öykünür ve tasarlar. Bunun nedeni tasarım olması değildir insan bununla yaşar bu sayede doyar. Tasarım kendi putlarıdır. Ancak onlara tapındığı her gün asıl özünü kaybeder ve yaratıcılığı ölmeye başlar. Bir tanrı aramaya lüzum yoktur, zaten tüm herşey siz de dahil olmaktadır. Her varlık alıp verdikleri ile bir yol çizer ve dolayısıyla kendi yaşamının yaratıcısıdır. Şu anki varlığım bir oyundur, dolayısıyla ben ne benim ne de ben değilim. Yani beni oluşturan hareket bu gezegendeki 4,5 milyar yıllık bir makro molekülün öyküsüdür,onun öncesinde de yıldızların öyküsü. Ölünce de hareketimi sağlayan sıcaklık yani enerji aldığım yere havaya elementlerim de geldiği yer Dünya kabuğuna geri dönecektir. Aslolan ben değilim. Ruhum mükafat için bir ruhun huzuruna ihtiyaç duymayacak çünkü ruh denen bu beden ve hareketinden ayrı birşey değil. Dolayısıyla da tasarımcı da, yaratıcı da benim. Evren bunun da aklımın da ötesindeki tek sebebimdir bencillik edip aptallaşarak evreni sınırlayıp onu yaratan bir kendime benzer kurgulayabilirim ama bu mantıksız ve çelişik olur. Kendi anlamını bulamayan ve amaç edinemeyenler,ilahi amaçlardan hareketle manalar arar dururlar çünkü artık yapayalnız ve boş hissetmektedirler hoşlanmadıkları bir dünyanın içinde. Oysa dünya ne cansız bir boş küredir,ne de anlamsızdır onu o hale getiren insanın bu yöndeki kibirli düşünceleri ve onun yüzünden ortaya çıkmış sömürüsüdür bence. Bu arada gobili senin saçma sorularına cevap vermemiştim anlayacağın dilden onlara da ayrıca cevap vereyim, lazsın ya sen tersden düşünürsün hep çünkü.
Mükemmel demek izah edilemeyecek kadar mükemmel çok harika demek tanrının ispatı olamaz. Aklın almıyor çünkü aklındaki bir hayal değil doğa. Doğanın bir ürünüsün sen kanında oksijen var. Amma kendini yüksek gören bencil kibirliymişiniz böyle. İzah edemiyoruz ama var. Ne? Var işte. Haa böyle açıkladın yani. Ne olduğunu bile bilmiyorsan bırak öğren niye şekil şemal kişilikl veriyorsun kendini tabi kılacağın bilmiyorum de bari alçak gönüllü ol.
Basit birşey ne? Tesadüf ne? Tesadüf doğada var. Tesadüf etmezse hidrojen oksijene su oluşmaz ama o kadar da fazla element var. Ama en çok hidrojen helyum oksijen var. Şimdi su oluşunca mucize mi demek oldu? Öyle oluyor su? Basit sensin. Doğanın açıklamaları değil basit olan bir tane fizik kitabı oku da göreyim. Allah yaptı pek karmaşık pek ayrıntılı ama doğal açıklama basit. Hem cahil hem bilmiş de buna denir.
Bir de öyle bir saçmalamışsın ki siz bu kadar gerzek olduğunuz müddetçe ne desek boş. Çünkü ne görseniz Allah onu istemiş,bunu yerleştirmiş falan. Ne lan bu biblo mu yapıyon makine mi böyle mi açıklanır hayat? Soyumuz sürsün istemiş de şehvet koymuş,hayvan şehvetle insan akılla sevişirmiş. Kes! Hiç bilmediğin konularda da ahkam kesme. Hayvanları bilgisayar programıyla açıkladı. Allah da zaten bir mimar olur bir mühendis, bir bilgisayar programcısı ne olduğu belli değil. Yani bu şekilde bir açıklamadan şu sonuç çıkar kendinizden başka bir halt bildiğiniz yok. Sürekli tanımı değişen ama hep insan makineleri ile örneklendirilemn tanrı dabmakineci gizemci dogmatizmdir o kadar. Ama korkunuz onu size gerçek kılmıştır vazgeçemez böyle saçma örneklerle daha doğru ve yerinde açıklama yapmış gibi gülünç duruma düşersiniz.
Bir de yeryüzünün en kıçtan düşünme mantalitesi şudur. Biz zaten bilinmeyene iman ediyoruz açıklamamız lüzumsuz. Sen zahire inanıyorsun neden inanmadığını açıklaman lazım bize? Hö? Bir defa ben uyduruk bir varsayıma iman etmiyorum. Bunu bilgi ya da fikir olarak akıl olarak da görmüyorum. Dolayoısıyla senin olmayana inanmandan ötürü benim tanrı kılığına girip şimdi sana tüm evrenin sırlarını açıklayacağım demem neden gerekiyor sivri zeka? O zaman tanrın olurdsum zaten öyle bir bilgi mümkün olsa insanda.
Hala akıl eseri diyorsun aptalsın demiştim sildim. Akılsız doğa nasıl akıl eseri silsileyi gerçekleştirmiş. Şu zihninizden yani kibrinizden kurtulun bir an. Ne akılı akılla neyi kavradın çözdün de hala aklın eseri diyorsun? Sen yapabiliyor musun? Yoo ee akıl kimde? İnsanda. O zxaman doğanın akıl eseri olduğunu mu söylersin yoksa aklınla anca çok azını bilebildiğini mi? Tutturmuşlar bi insan aklı başka birşey bilmiyorlar. Senden önce de vardı herşey, nasıl olmuş hayret halbuki gobili yok evren nasıl oluşsun. Bir de zahirew inanıyoruz biz. Hiçbişeyu yok ortada boş boş konuşup imanklıyım diye atıp tutuyorlar da biz halüsinasyon görüyoruz onlar değil. Komik şeyler sizi.
Yok senaryo,yok program,yok içine şehvet enjekte edilmiş tasarım bilmem ne. Sürekli basit,ucuz örnekler ve mekanik insan hayatının araçlarından hareketle doğa tanımı sözde. Onların hiçbiri de doğada yok. Kur kur tap kur kur tapın iman et kendi yaptığın kurguya. Sonra da sana inanmayana putperest de asıl kendin putperestliğin en tepesinde oturduğun halde. Beynini yemişler işte ancak bu kadar çıkıyor senden fikir.
|