SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sahne

Konu: Arthur Adamov - Sağaltılabilen ve Sağaltılamayan

Sayfa: [ 1 ]

08.04.2005 02:26:43
Arthur Adamov , Absürd tiyatro’nun en güçlü oyunlarından çoğunun yazarı , daha sonra bu başlık altında sınıflandırılan bütün çalışmalarını yadsımıştır . Ancak onu bu tür oyun yazmaya iten gelişme ve onu bunlardan uzaklaştıran gelişme onun bu yönüne yapılacak herhangi bir araştırmayı özellikle ilgilendirir. Yalnızca önemli bir oyun yazarı olmayıp , önemli bir düşünür de olan Adamov , bize , ona anlamsız ve acımasız bir dünyayı gösteren oyunları yazdıran kaygı ve saplantıların, onu bir absürd estetiği biçimlendirmeye iten kuramsal düşüncelerin ve son olarak da yavaş yavaş gerçeğe , toplumsal koşulların belirli bir toplumsal amacın sunuluşuna  dayalı bir tiyatroya yöneliş sürecinin iyi belgelendirilmiş tarihsel durumunu verir. Nasıl oldu da 1940 ‘ların sonlarında , doğalcı tiyatroya , haritada bulunabilecek bir kentin adını kullanmanın bile “ sözü edilemeyecek kadar bayağı” olduğunu söylecek ölçüde karşı çıkan bir oyun yazarı , 1960 lara gelindiğinde kesinlikle yerinde ve zamanında geçen – 1871 Paris Komünü- tam ölçekli bir oyun yazmaya girişti ?
1908 de varlıklı , Ermeni kökenli bir petrol kuyusu sahibinin oğlu olarak , Kafkasya da Kislodovsk’ta doğan Arthur Adamov , dört yaşında Rusya dan ayrıldı . Ailesinin yolculuk yapacak parasal gücü vardı ve bir çok varlıklı Rus ailesinin çocuğu gibi, Adamov da Paris de büyüdü.Fransız yazın biçemindeki ustalığını açıklayan gerçek de budur . Okuduğu ilk kitap 7 yaşındaydı, Balzac’ın Eugene Grandet’ siydi . Patlak veren 1.Dünya Savaşı Adamov ailesini , Karaormanlarda bir tatil yöresi olan Freudenstadt da yakaladı. Ancak, Adamov ‘un babasının bir tanıdığı olan Württemberg Kralı ‘nın kişisel girişimleriyle aile , düşman vatandaşı olarak gözaltına alınmaktan kurtuldu ve İsviçre’ye yerleştikleri Cenevre’ye gidebilmeleri için kendilerine özel izin verildi. 
Adamov ilk eğitimini önce İsviçre de daha sonra Almanya da ( Mainz ) aldı . 1924’te , on altı yaşındayken Paris e gitti ve Gerçeküstücü gruplara katıldı . Gerçeküstü şiirler yazdı ,avant-garde bir derginin( Discontinuite) editörlüğünü üstlendi , Paul Elard ‘la dostluk kurdu ve Paris ‘in aykırı yazıncılarının yaşamına ayak uydurdu.

İtiraf

Yavaş yavaş yazmayı bıraktı,ya da en azından yazdıklarını yayınlatmayı. Daha sonraları ,geçirdiği şiddetli tinsel ve psikolojik bunalımı,dünya yazının en sarsıcı ve en acımasız “ kendini açığa vurma “ belgelerinin arasında yer alması gereken küçük bir kitapta , L’Aveu( İtiraf) da anlattı. Bu Dostoyevskivari başyapıtının ilk bölümü , varoluşçu yaznın ve Absürd tiyatronun temellerini oluşturan , metafizik üzüntünün olağanüstü üzüntünün olağanüstü söylemiyle açılır . :

“Orada ne var ? Her şeyden önce ben varım , biliyorum. Ama ben kimim?Kendimle ilgili bütün bildiğim acı çektiğim . Ve eğer acı çekiyorsam ,bunun nedeni , kendi kaynağımda kopma , ayrılma olması.
Ayrıyım . Neden ayrı olduğumu-söyleyemem.Ama ayrıyım!


Bir dipnotta Adamov ekler. “Önceleri Tanrı deniyordu. Bugün artık yok!”
Derin bir yabancılaşma duygusu “ zamanın koskocaman sıvı kütlesiyle,tüm karanlık gücüyle” üzerine bastırdığı duygu.derin bir edilgenlik duygusu – bunlar tinsel rahatsızlığın belirtilerinden bir kaçıdır .

“Her şey sanki büyük,anlaşılmaz ve temel bir varlığın belirli oluşumlarından yalnızca biriymişim gibi meydana geliyor..Bazen yaşamın bu büyük bütünlüğü beni bir esrikliğe sokacak çarpıcılıkta güzel görünüyor. Ama daha çok , içime işleyip , beni aşan ve her yerde , içimde ve dışımda olan korkunç bir canavara benziyor…Ve korku her an daha güçlü yakalayıp, sarıyor beni …Tek çıkış yolum, bunu tek başıma duyumsamak zorunda kalmamak ve ne denli küçük olursa olsun bir parçasından kurtulmak için yazmak , başkalarının bunun ayrımına vardırmak!”……….


devam edecek...........

09.04.2005 01:08:29
Bu tedirgin edici itirafın yazarı kaçışı düşlerde ve duada aramaktadır-“ruhun gecedeki büyük-sessiz devinimi olan” düşlerde ;” “zamana gömülü insanın ,onu kurtarabilecek tek varlıkta sığınacak yer aramasındaki umutsuz gereksinimi ,onda ölümsüzlük anlamına gelen şeyin dışavurumu” olan duada .Ama kendisine dua edeceğimiz ne var? “Tanrı ismi artık insanın ağzından çıkmamalı.Uzun zamandır,kullanılmaktan değerini yitirmiş olan bu sözcüğün hiçbir anlamı yok…Tanrı sözcüğünü kullanmak tembellikten de öte, düşünmeye karşı çıkmak, bir tür kestirme ,çirkin bir kısaltma…” Bu yüzden inanç bunalımı aynı zamanda bir dil bunalımıdır da. “Yaşlanan dağarcığımızdaki sözcükler çok hasta insanlar gibi. Bazıları sağaltılabilir bazıları sağaltılamaz.”

İtirafın “Paris 1939” tarihli (İngilizcede “The endless humiliation” [Sonsuz aşağılama”] başlığıyla yayımlandı) sonraki bölümünde Adamov, kendi rahatsızlığının acımasızca dürüst bir betimlemesini yapar: En ucuz fahişeler tarafından aşağılanma isteğini, “cinsel ilişkiyi tamamlamadaki yetersizliğini” Nevrozunun tümüyle ayrımında olarak-çağdaş psikolojiyi iyi okumuş ve üstelik Jung’un eserlerinden birini Fransızcaya çevirmişti-Adamov nevrozun “kurbanına ,normal insanın ulaşamayacağı keskin bir berraklık” veren ve böylece ona “hastalığın olağandışılığı yoluyla , dünyanın en yüce anlamını açıklayan büyük genel yasalara egemen olmasına izin veren bir görüş kazandırabilen değerinin de ayrımındaydı. Ve tek önemli nokta ,her zaman evrenin simgesel anlatımı olduğuna göre ,evrenin en etkin biçimde bu noktanın en ucunda simgeleştirilmesini izler,böylece insanın görüş özelliğini abartan nevroz ,insanın evrensel önemini çok daha bütünlüklü tanımlar”

Saplantıları ,törenleri ve özdevinimleriyle ,nevrozunun ,kendini aşağılamadaki şiddeti ile kendi başına mazoşizm belirtisi olan ,acımasızca ayrıntılanmış bir betimlemesini yaptıktan sonra , Adamov “Le temps de l’ignominie” başlılı bir bölümde çağımızın bir tanrısına döner.Aşağılık olmayı adı olmayan , adlandırılamayan diye tanımlar ve ona göre ozanın yapacağı yalnızca bir şeyi ismiyle çağırmak değil , bunun yanı sıra “yozlaşmış kavramları ,eski kutsal isimlerin…ölü kanıtlarına..el koymuş kuru soyutlamaları..eleştirmektir” Zamanımızda dilin değersizleştirilmesi onun derin hastalığının söylemine dönüşür.Yitirilmiş olan, kutsal olana bakışımızdır , “ölmüş eski dünyanın söylence ve törenlerinin ölçülemez bilgeliğidir”

Dünyadaki anlamın yok olması kesinlikle dilin değersizleştirilmesine bağlıdır ve sırasıyla inancın yitimine ,kutsal törenlerin ve kutsal söylencelerin ortadan kalkmasına.Ama belki de bu değersizleşme ve umutsuzluk bir yenilemeye doğru gerekli adımlardır:”Belki de bugünün güçsüz insanlığının püskürttüğü acıklı ve boş dil,bütün dehşeti,bütün sınırsız absürdlüğü ile uyanık olan yalnız adamın yüreğinde yeniden yankılanacak ve bu adam belki de anlamadığının birden ayrımına vararak,anlamaya başlayacak” .Böylece adama kalan tek iş “kendini büyük çıplaklığın içinde bulana dek” ölü deriyi yırtıp atmaktır.

Bu kendini açığa vurmanın acımasız belgesinde Adamov ,ilk oyununu yazmaya başlamadan çok önce , Absürd tiyatronun tüm felsefesini özetlemiştir.

İtiraf’ın son sayfalarında onun savaş yıllarındaki yaşantısını izleyebiliriz-1940 ‘ın Mayıs ve Haziran’ında hala Paris’te ;Temmuz’da Cassis’de ;Ağustos geldiğinde Marsilya’da ;Sonra Aralık 1940 ve Kasım 1940 arası Agales ‘deki gözaltı kampında ,1942’nin son ayında Paris’e dönüş .İtiraf’ın son bölümü ve önsözü 1943 tarihini taşımaktadır.

Bu şaşırtıcı kitabı okurken ,kurtuluşunun temellerini ,kendini inceleme ve kendi çıkmazını acımasızca benimseme yoluyla kuran bir usa tanık oluruz .Savaşın hemen ardından editörlüğünü yaptığı ,kısa ömürlü yazın dergisi , L’Nouvelle ‘e yazdığı yazılarda Adamov ,aynı konulara dönmüştür ,ancak daha şimdiden ilgisiz bir ruh ve tarihte yeni başlayan bir çağın izlencesini hazırlamaya çağrılan bir düşünür yaklaşımı söz konusudur

09.04.2005 16:54:17
Absürd denilen metinlerin insanın iç mozaiğini açmaktaki yeterliliğinin, daha belirgin ve bu yüzden yararlı gözüken sebeplere dayanarak ortaya çıkan metinlerden daha çaplı olduğuna inanıyorum.

Güncel hayatın motiflerini biz kurguluyoruz.Zorunluluklarının önemli bir kısmı sanmalarımıza dayanıyor. Sadece getirisinin daha kolay tespit edilişi yüzünden ağırlık kazanan söylemlerin aslında insan varlığı üzerine neşteri direkt vuran ve insana özgülüğü yüzünden daha dağınık bir yapı izleyen içeriklerden daha önemli sayılışı uçucu varsayımlara indirgenebiliyor.

Adamov 'un iç yolculuğu ancak oldukça farklı.Metnin olası yüzlerini kanına kadar yaşamış.Bu yaşamadan hangi gerekçeyle yazı çıkartırsa o yazı biçimini ve içeriğini dokunduğunda dağılmayacak bir şekilde kazanacaktı ..zaten.


Sayfa: [ 1 ]