|
||
| Bazılarının sandığı gibi mısralar duyguların değil, yaşanmış deneylerin sonucudur. Tek bir mısra yazmak için birçok şehirleri, insanları ve nesneleri görmüş olmak, hayvanları tanımak, kuşların nasıl uçtuğunu duymak ve sabahları çiçeklerin açılırken “nasıl titrediğini öğrenmek gerekir. Bilinmez yerlerdeki yolları, beklenilmiyen raslamaları ve uzun zamandır yaklaştığını sezdiğimi ayrılışları, esrarı daha aydınlatılmamış olan çocukluk günlerini, size anlıyamadığınız sevindirici bir haber verdikleri zaman kalplerini kırdığınız ana babaları, derin ve tehlikeli değişmelerle garip bir şekilde başlıyan çocukluk hastalıklarını, kapalı odalarda geçen sessiz günleri, deniz kıyılarındaki sabahlamaları, denizin kendisini, denizleri, yükseklerde çağıldıyan ve yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini yeniden, yeniden yaşamak gerekir: - Bunları bile yaşamak yetmez. Biri ötekine benzemiyen sayısız aşk gecelerini, doğum sancılarıyla kıvranan kadınların çığlıklarını, odalarından bir türlü çıkamıyan süzülmüş loğusaları hatırlamak gerekir. Ama ayrıca ölenlerin yanında bulunmak, pencereleri, açılmış, içine gürültülerin dalga dalga dolduğu odalarda bir ölünün yanı başında oturmuş olmak gerekir. Anıların olması da yetmez. Pek çoksalar onları unutabilmek ve geri dönmelerini bekliyebilmek için büyük bir sabır gerekir. Çünkü mesele anılarda da değildir. Anılar ancak bizde kan haline geldikleri, bakış ve davranış oldukları, adlarını yitirdikleri, kendimizden ayırt edilmedikleri zaman, işte yalnız o zaman, pek seyrek bir anda, bir mısraın ilk kelimesi onların arasından doğuverir. Rainer Maria Rilke Çeviri: Suut Kemal Yetkin |
||
|
||
| bu başlığı az once görürken daha sayfayı açmadan soyle bir cewap geçti aklımda... yasayarak.... okuyuncuda pek farklı bir şey düşünmediyimi gördüm... sanırım çok kişi boyle düşünüyordur... tabi farklı düşünenlerde mutlaka wardır... |
||
|
||
| şiir yazmak yerine şiir okumak, kaynakları gözden geçirmek bir erdem aslında. Hiç şiir okumadan yüzlerce şiir yazanları var, bu doğru değil. | ||
|
||
| haklı olabilirsin... o kişinin şiiri (şiirse eyer o yazdıklarımız) ne iin yazdığıyla alakalı bişeydir...okumak tabiki bir erdem bi hoşluktur... daha doğrusu ne için okuduğunu bilen kişiler için.... okurken altını çizdiyimiz cümlelerimiz warmı... işte o cümleleri bir birleştirsek sanırım kendmizi çok daha iyi tanırız... yine bununla beraber soylemek isterim ki çok okuyan herkeste erdemli deildir... |
||
|
||
| bu taş bana mıydı | ||
|
||
| kesinlikle hayır... sana taş atmayacak kadar deliyim... sana açık olacak kadar...soylediklerine katıldım sadece we biraz farklı baktığım yön warsa onu belirtmekti niyetim... şiir okumanın erdemliliyini belirtmen müthiş bir duyguyu foruma katman demekti... |
||
|
||
Sezaryenle doğmadığı kesin ![]() Onunki normal doğum, sancısının süresi hiç belli değil, kiminin sancısı çok uzun, kiminin sancısı çok kısa, kimi de anlık... |
||
|
||
| soyut düşünme yeteneği,sınırsız bir hayal gücü,özgün bir bakış açısı,yolunda gitmeyen durumlar ve her şeyden önemlisi,-açıklamak için bir dayanağım olmasa da -şairin kendisi...bu özelliklere sahip olmak asla şiir yazmak için yeterli olmamıştır.hayata dair duygulalar çoğu zaman benzer iken sanat kurallarına dayalı iken salt sanat kurallarına bağlı kurallarla şiir yazılabilseydi şair sayısı milyarları bulur,ama şiirler birbirinin aynısı olur ve okullara giderek şair olunabilirdi. | ||
|
||
| şiir bir anda yaratır kendini ama en çok da yarısında bir gecenin çiçekli şalvarından arınmışken gün başlar tıplamaya sözcükler. sen anlamazsın ne olduğunu tam kıvamına dalacakken uykunun birden hazırola geçer içinde birikintilerin eksiltilerin sözcükler ardardına yalpa yapıp geçer çıldırırsın biraz ışık bir kalem bir kağıt. olsa aslında ikisi kalmaz ışığa mışığa imdadın ama ne hızına yetişebilirsin bombardımanın ne tozunda yokolabilirsin o an yazabilsen arınabilirsin bilirsin. gün çiçekli şalvarını çekince sen de akşamdan kalma rehavetle geceden kalan sözcüklerle idare edersin. |
||