SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat Dünyasından Haberler

Konu: Cengiz Aytmatov Vefat Etti :'(

Sayfa: [ 1 ]

14.06.2008 20:00:55
Türk dünyasının büyük düşünür ve yazarlarından Cengiz Aytmatov vefat etmiş.Daha şimdi haberlerde izledim.
Kendisine Allahtan rahmet, ailesinede sabır diliyorum.

gobilibozo 20.06.2008 12:44:59
Dün, yani 14 Haziran Cumartesi, Aytmatov’u ebedî âleme yolcu ettik. Uzaktan, yakından bütün Türk dünyası rahmet dilekleriyle uğurladık. Dünyadan büyük bir adam daha ayrıldı ve dünya biraz daha küçüldü. Onu götürüp Atabeyit Anıt Mezarlığı'nda Toprak Ana’nın bağrına koydular. Aramızdan
Aytamatov'un son sözleri

ayrılıp giderken bu iki kutsal kelimeyi, “ata” ve “ana”yı böyle tek bir cümlede, en derin anlamıyla buluşturması, onun gidişini daha anlamlı bir hâle getirdi benim gözümde. Bu dedim, Aytmatov’un son cümlesi olmalı; Atabeyit Mezarlığı’nda Toprak Anayla buluşmak… Bütün eserlerinin özeti de diyebilir miyiz bu cümleye?

Dünya, tuhaf kelimesinin bütün anlamlarını aşan bir tuhaflıkla tuhaf bir yer. Onun da bir ruhu vardır. Zamanın da bir ruhu vardır. Zamanın ve dünyanın ruhu, içinde yaşayanların ruhlarıyla kaimdir. Ama işte onun ruhu çekilip gidince tespih kopuyor. Dünya biraz daha küçüldü deyişim boşuna değil. Aytmatov, çağını şereflendiren adamlardandı. Onunla aynı çağda yaşamış olmanın tesellisine sığınmama izin verin. Başka birkaç isimle beraber…

Türkiye, bu büyük adamı yeterince anlayamadı. Dünya da yeterince anlayamadı ama ille de Türkiye… Adını hiç duymayan okur-yazarlarla karşılaştığımı söylersem ne demek istediğim iyice anlaşılır sanırım. Sorbonne’da, Aytmatov’u Anlamak adlı bir ders yürütüldüğünü biliyor muydunuz? Ben de yeni duydum. Japonya’da, Hindistan’da, Kanada’da ve dünyanın birçok ülkesinde Aytmatov kulüpleri olduğunu biliyor muydunuz? Bizde bu anlamda bir şey olmaması bir yana, Elazığ’dan ayrılırken; Türkiye’den ilk kez aldatılmadan gidiyorum demesine ne dersiniz? Meselenin detaylarına girersem rahatsız olacaklar çıkar mutlaka. Uğraşamam. Hadi bunları da bırakalım bir yana, cenaze törenine Rus Kültür Bakanının neden katıldığını anlamaya çalışalım. Daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür Bakanının neden orada olmadığını… Hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin koskoca bir kurumunun başındaki isme, bir genel müdüre, cenazeye gitmesi yönünde bir telkinde bulunulunca; ben maça gideceğim demesini anlamaya çalışalım, anlayabilirsek. Anlamlandırabilirsek bunu…

Gene de ülkemizde küçümsenemeyecek bir sevgi vardı Aytmatov’a. Onu okuyanlar da, okumayanlar da seviyordu. Özellikle Türk milliyetçisi olanlar, onun hiç de alıştıklarına benzer bir söylemi olmamasına rağmen seviyorlardı onu. Nihayet dünyaya sunabileceğimiz bir markamız mı olmuştu? Bu yüzden mi okumadan, anlamadan da olsa seviyorduk Aytmatov’u? Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, bu millet kendi topraklarında doğup büyüyen, Türkiye Türkçesiyle yazdığı eserlerle Nobel alan Orhan Pamuk’a Aytmatov’a verdiği sevginin yarısını bile vermedi. Üzerinde önce Orhan Pamuk’un, sonra da hepimizin düşünmesi gereken bir şey bu. Ama şunu kesinlikle biliyorum, Türk milleti Aytmatov’u hakkında duydukları yarım yamalak bilgilerden aldıkları sıcaklıkla, samimiyetle sevdi.

Aytmatov’un doğduğu Şeker Köyü, şu bizim köylerden, senin-benim doğduğumuz köylerden biri sanki. O kadar yakın, sıcak ve tanıdık. Babasının ve dolayısıyla ailesinin kaderi hepimizi bir yerimizden yakalayan bir kader. Aytmatov, Allah vergisi bütün büyüklüğüne rağmen, sahip olduğu büyük ruha, duyduğu büyük sese, taşıdığı büyük emanete rağmen içimizden biriydi. Hiç tanımasak da, hiç görmesek de öyleydi. Bütün bunları dilindeki sıcaklık ve samimiyetle başardı. Tercüme de olsa o samimiyet eksilmeden ulaştı insanlara. Çünkü neyi anlatırsa anlatsın önce içinde yaşadı sonra anlattı onu.

Ama işte… Cenazesinde Türkiye Cumhuriyet’i danışman seviyesinde temsil edildi. Mutlaka Kültür Bakanı’nın çok daha mühim işleri vardı. Mutlaka o genel müdür, o maça gitmeliydi. Aklıma rahmetli Özal geldi ister istemez. Yaşasaydı mutlaka orada olurdu. Cumhurbaşkanı olarak ya da başbakan olarak. Ama mutlaka olurdu.

Evet, Aytmatov içimizden biri gibi yaşadı. Yazdıklarıyla bizi buna inandırdı. Son cümlesiyle de, yazmadığı, söylemediği ama giderken bir şekilde dünyaya bıraktığı cümleyle bir kere daha inandırdı bizi buna; Atabeyit Mezarlığı’nda Toprak Anayla buluşmak… Sanki bu cümle bir şeyin işareti. Aytmatov’un ruhu yazmaya devam ediyor sanki. Sanki emaneti hakkıyla taşımış olmanın huzuruyla getirip bir gediğe bıraktı da o emanet oracıkta kendisini devralacak birini bekleyerek çoğalıyor.

hellskitchen 20.06.2008 12:59:39
sevgi neydi?
sevgi emekti

deliçocuk 20.06.2008 16:51:48
sanırım ilk izlediyimden bu gune sıkılmadan izlediyim bir sinema filmidir al yazmalım... gözlerim hala dolar... senaryo anlamında bence türkiyenin yapıtaşlarından duygunun o donemin arabesk hawasından sıyrılmış bir yapıtıdır... aymatowu tanırım ama hiç kitabını okumadım... umarım bir gün elime gecer we okurum...


Sayfa: [ 1 ]