|
||
| kısa tanımına bakarsak; şizoid kişilik bozukluğu, sosyal ilişkilerde bir ilgi eksikliği, yalnız bir yaşam tarzı, ağzı sıkılığa doğru bir eğilim, ve duygusal soğukluk geçerek tanımlanan bir kişilik bozukluğudur. yaygınlığı, genel nüfusun % 1 i'nden daha az olarak tahmin edilir. (wikipedi) bazı insanlar doğup büyüdüğü çevre ve yetişme tarzlarına paralel olarak ruhlarının iki yanından bastırılırlar, ve zaman geçtikçe dış dünya ile içlerindeki dünyayı birbirinden uzaklaştırarak bir duvar örerler, aslında hastalık veya bozukluk sözcüklerine katılmıyorum, şizoidlerin içlerinde sonsuza yaslanan bir dünya vardır ve basit sözcüklerle anlatılamazlar... ... "küçük bir köyde, bir yaz günü köyün çocukları oyun oynarlarken bir duvarın gölgesinde küçük bir yumurta bulurlar. merak edip alırlar ve beklerler, ne tesadüftür ki talih onların beklentilerine hemen cevap verir ve gözleri önünde yumurtanın içinden küçük bir kaplumbağa çıkar.tabii ki çocuklar daha önce böyle bir şey görmedikleri için şaşırırlar, sevinirler ve onu alıp beslemeye karar verirler. ona köyün bakkalından aldıkları çikolata ve kek yedirmeye çalışırlar ama kaplumbağa onları yemez (kendileri o yiyecekleri çok sevdikleri için böyle düşünürler ve sonucuna çok şaşırırlar) sonra farklı şeyler deneyip uygun yiyecekleri bulurlar ve kömürlüğün bir köşesinde küçük bir yuva yapıp kaplumbağayı oraya yerleştirirler... küçük o kadar sevilir ki çocuklar nereye giderlerse onu da yanlarında götürürler, henüz yumuşak ve esnek olan kabuğunu iki parmak arasına alıp onu taşırlar, kabuk içeri doğru kıvrılır fakat bıraktıktan bir zaman sonra yine eski halini alır... böyle haftalar geçer... kaplumbağa biraz büyür ve buna bağlı olarak kabuğu da sertleşir, esneklik özelliğini kaybeder ve bir gün çocuklar parmaklarını kabuktan çektiklerinde kabuğun iki yandan içeri doğru basık kaldığını ve eski haline dönmediğini fark ederler, kaplumbağa daha çok büyür, ve diğer türdeşlerinden farklı bir vaziyette onların arasına katılmak üzere çocuklar tarafından doğaya salınır..." (tamamen gerçektir) ... aile ve çevre, çocuğu nasıl yetiştirirse çocuk belli bir döneme geldiğinde o doğruda gider, ona göre tavır takınır, ruhunu ona göre yontar, ama bahsettiğim kaplumbağayı sembolize eden şizoidler ruhları bastırılmış kişilerdir, dışarıdan içeri doğru; dolayısıyla sınırlılıktan sınırsızlığa doğru, zira insanın iç dünyası sonsuz dış dünyası ise sonludur, şizoid sonlu olan gerçek/somut yerine sonsuz olan hayal/ soyut hayatı kendine benimser, ama bunu bilinçsiz olarak yapar. bir yalan söylediğinde buna diğerlerinden daha fazla kendisi inanır ve tüm hayatını bu yalana yaslanarak bile geçirebilir. kendi içinde nedensiz bir eksiklik veya yamukluk hisseder, bu var olduğunu sandığı eksikliği veya yamukluğu saklamak için farkında olmadan dışarıya karşı bir duvar örer, söz'ü sevmediği somut olarak (konuşma) söyleme yerine sevdiği soyut olarak (yazma) söylemeye meyl eder, bastırılmış duyguları bilinç altında biriktiği için, bilinç altı bilinç'e baskın çıkar ("uykudan karabasan'a" gibi) çünkü bilinç altı da bilinç'in zıttı olarak tamamen soyut ve sonsuzdur, buna tutunur, yazar, yazar, uzun bir müddet yazmaya devam ederse bilinç altını tamamen çıplak olarak görmeyi başarır ve bir hırsız gibi doğanın çıplaklığına yönelir, doğanın kendine koyduğu anlamları ve adları bulmaya uğraşır, sonsuza yakın olduğu için onu diğer insanlardan daha kolay anlatır, bilinç altındaki gibi, içinde bulunduğunu anlatmak için daha "başka bir gerçek hayata ait olabilecek" anlam ve imajlar bulur, anlam üretir ve anlam taşıyıcısı olarak dünyanın gölgelerinde dolaşır... |
||
|
||
| %1 demek bence çok yetersiz olur, potansiyeli yüksek bu manyaklara,Bu birazda şu akepelilerin işine benziyor, hani her 10 kişiden 4 ü akepelidir ama gerek günlük, yaşamda gerek iş yaşamı içerisinde, kitlesel mitinglerin dışında bir tanesini bile zor bulup görüyoruz ya, bu şizoidlerde öyle. İnsanlar yazı okumuyor diye onlar yazmıyor değiller, öylesine çoklar ki biz konuşan kesim, gürültümüzle bastırıp ezeriz onları. Kendimiz dışında çoklarına konuşma hakkı vermediğimiz için yokmuş gibi sayarız onları, arada bir ortam olsun , laf şenlensin diye böyle günlerde varlıklarını yad ederiz.Sokaktaki, ezici susan çoğunluk gibi. | ||
|
||
şizoid kişilik bozukluğunda dışarıya karşı oldukça umursamaz halde olup içinde derin bir karmaşa taşımaktalar ..(onlar ben diil ) ne kadar umursamaz tavırlar takınılsada olup biten herşeyi bi kıyıya koyup içlerinde belki tüm çıplaklığıyla belki ört baslarıyla ,,kendilerine farklı bir dünya yaratırlar
|
||
|
||
| Başkalarıyla birlikteyken duygu ifadeleri kısıtlı yani sosyal olarak çekingenler, Peki devamlı bir anlam arayışı içindeler mi? Bastırılmış ve aynı zamanda ilgisiz bir insan çıkış kapısına yüklenir mi? Hastalığın tanımında, bu hastaların bir çözüm arayışında olmadıkları, sadece kendilerini yalnızken daha iyi hissettikleri söyleniyor. Edebi bir yönelimleri varsa, daha dipten gelen şeyleri farkediyor olabilirler ama 24 saat bir fizik teoremini inceliyor yada bir matematik sorusuyla zaman geçirebiliyorda olabilirler, yalnızlıkları sadece daha yüksek bir motivasyon sunar belki.. |
||
|
||
belirli bir süreçten sonra çıkış kapılarını kendilerin bulduğunu zannedip,, çoğu taş duvarı kendine has bilinçaltıyla sonsuza açtıklarını düşünebilirler..tabi bu bence sosyal çekingenliğin çok adım ötesindeki karamsar fikrim.. yalnızlığı edinim haline dönüştürmenin sağlıklı olabileceğinden şüpheliyim,, ve çoğu düşünce karmaşasını kendi alt etmek zorunda,, içinde büyüttüğü kavramlar onun için çok gerçekci olabiliyor..ve bu döngü artık kendi saltanatıyla bir dünya yaratıyor ona..kim vazgeçmek ister ki böyle bi dünyadan
|
||
|
||
| Zeynep_r kendine haksızlık etmiyormusun biraz.Şizoidler davranışlarının farkında olmayanlardır.Aslında farkında olunmayanlar desek daha doğru olur.En azından edibiyatçılar için bu durum böyle, ruh hastlarının durumlarını düşünecek olursak eğer, pek akıllı adam işi değil derim ben. | ||
|
||
| kendim için yazmamıştım ama:) farkında olunmamanın sonuçları desek ..yada edebi açıdan kalemi güçlendiriyor çünkü gerçeklikten uzak ama bir okadar inandırıcı ve tılsımlı oluyor yazıları | ||
|
||
| Bir efsun ve tılsım olduğu gerçek, ama derin bir hüzün ve mutsuzlukta var, bu yaşama heycanı olan bir insan için zor bir seçim, dönem dönem felsefe okuduğum zamanlar, seri konuşmama rağmen bir kekemelik hali içerisinde, içinde yaşadığım toplumdan dışlanmış gibi hissederim kendimi. Ve arada öylesine bir ince çizgi vardır ki, gerçeğe dönüp dönememek sanki bir pamuk ipliğine bağlanmıştır. Şimdi bunu yazarlar için düşününce, zaman zaman tüm kitapların ve yazıların kaldırılmasının ,ruh sağlığı için faydalı olacağını düşünüyorum. farklı bir ortam için söylenmiş olsada Ahmed arif'in bir şiirinde değindi gibi; Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... |
||
|
||
| aslında seçim olduğunu görebilecek kadar bir ayrıma gelmiyorsun..farkında olmadan kendin beynine fısıldadığın sözleri cevap belliyorsun her soruya yanlışta olsa eğe büke benim die sahipleniyorsun ..silkelenmekten kastım buydu ..buda gerçeklikle bağını koparmamakla olur belki ..düşünce bombardımanından yorgun ve halsiz çıkıyorsun..herkes adına kesin yargıların olmuş oluyor..melankoli_den çıkıp iş farklı boyutlara taşınabiliyor | ||
|
||
| %1 demesi bana da biraz yanlış geldi, belki o sayı sadece teşhisi konmuş hasta sayısıdır ama toplum içinde gizli şizoidler çok yaygın bence, ve belli bir bilinç'e ulaşmadan kendilerinin bu bozukluğa sahip olduklarını kendileri bile bilmiyorlar.. bilinçdeki fazladanlık sartre'ın dediği gibi bir bulantıya neden oluyor dünyayı ve günlük işleri bir ayrıntı olarak görmeye başlıyorlar, bu yüzden olaylara verdikleri tepki de cılızlaşıyor.. tabiatın bir dengesi var, insan belli bir ses aralığını duyuyor, belli renkleri görüyor, fakat tabiat bunların sonsuz katına sahip.. sıradan insanın sıradan bir hayat yaşaması tabiatın en önemli öğretisidir, ve bunun için insana belli aralıkta atıyorum 50-70 arası bilinç/farkındalık veriyor... şizoidler 70+ grubuna giriyor diye düşünüyorum ben ve sıradanlık sınırlılık oluyor onlar için ve sınırsız olan "hayal" e sığınıyorlar... bunları iyi biliyorum, ben de bir şizoid'dim eskiden ve bu durumu karakterini değiştirip bozmadan atlatmak imkansız denecek kadar zor, ben bile tamamen atlatmış sayılmam, işte şunu söylemek istiyorum bu insanları kullanmalı edebiyat-müzik... sonsuzun kapısını çalan insanlar bunlar.. |
||
|
||
| sizoid_karakter.mp3 - 2.57MB Kharon Hain - Sizoid Karakter hasmım bak bi biz kimiz yada boş ver salla ismimiz yok içmeden sarhoş delileriz sözlerimiz saçma anlam pek çok verse1: bu cinayet sessiz cinnet zincirleyin beni niyetim bozuldu başladı dinletim kasvetim kime niyet kime kısmet depresif şikâyetim kekeledi kelimeler dilimde hasar yok çok prozac yuttu malum düşünceler bulaşıcı kronik hasta ruh yasta göz bebeklerim karalar bağladı adaletim temel olamadı mülke ülke kavramı biraz eksik dilimde kharon hain o şizoid karakter yakılacak tek tek yaşayan cesetler setler yıkılacak bilesiniz kursakta kalmadı bizim hiç hevesimiz bak ısındı yeraltı bura 06 hainin mekânı cennet alev aldı… nakarat: hasmım bak bi biz kimiz yada boş ver salla ismimiz yok içmeden sarhoş delileriz sözlerimiz saçma anlam pek çok skit: lanet olsun verse2: rüyamda sırat köprüsünden attım kendimi alevlere doğru baktım yıllar yılı düşmeme rağmen yok alev malev sırat da yok hatta ben bile neyse deli saçması sözler bunlar kara kızıl yalanlar anlayanlar parmak kaldırsın vuralım onları soru soranları kafa yoranları gömün kurtulun derinlere ne yazık ne mutlu benim diyenlere diyenlere ye yo hainin yok saygısı yazgısı çöpe atılmış silinmiş kaygısı septik düşlerinde rap çalgısı gırtlağı yara almış yakmış canını acıtmış sanılmasın ütopya anlattıklarım hepsi de gerçek gün gelecek bir bir görülecek ama bekleyeceksin tarihin sonuna dek nakarat: hasmım bak bi biz kimiz yada boş ver salla ismimiz yok içmeden sarhoş delileriz sözlerimiz saçma anlam pek çok |
||