SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => ÖTEKültürler

Konu: Kızılderililer

Sayfa: 1 [ 2 ] 3 4

deniz 18.01.2005 07:24:05
bir mücevher sandığını ulaştığınızda mücevherlere ulaşmak için sandığın kilidini kırmak gibi bir şey sanırım kızılderililerin katledilişi.

18.01.2005 23:55:30
ee sonuç nedir..kızılderililer mi türkmüş, türkler mi kızılderili???

laugh

20.01.2005 22:26:14
farkeder mi? Smiley

25.02.2005 22:37:22
Önce kendisini öldürüyorsun,sonra da onun mirasından yağmaladıkalrınla bir film endüstrisini besliyosun.Sonra onun eşyaları, gelenekleri ,fikirlerini onun adına satıyorsun.

Çünkü insan olduğunu varsayıyorsun,ama olmak aklına gelmiyor.

25.02.2005 22:39:55
seattle  bu  adama  hastayım

26.02.2005 18:13:58
akillilar,cam'a karsilik altin.

26.02.2005 18:15:40
seattle  gibi  bi  adam  gelse  dünyayada  kurtarsa dogayı...  keske  doganın  bi  tanrısı  olsa  onu  hep  korusa  kızılderililer  her  yerde  olsa...  ooff

26.02.2005 18:22:50
o adamdan bin tanesi gelse bile sistem karsisinda ezik kalacagindan, olmus olan doga'yi geri getiremeyecektir{kisisel gorus}.Her gun bir fabrika acildigi ve cevre muh. bos gezdigi bi yerde doga barinamaz.

{cevre muhendisligini bi okuyun,ne enterasan fabriklarda atiklarla karsi karsiya gelip dumur olacaksinizdir buyuk ihtimal}

26.02.2005 18:24:26
bilmniyorum  ama  benim  hala  umudum  var...  birisi dur  diyecek...

04.03.2005 18:02:17
Kızılderililer mecbur bırakıldıkları göç sırasında,

beyazlarla hiç göz göze gelmemişlerdir,
ölülerini bırakmamışlardır,
beyazların "ölülerinizi bizim arabalarımızda taşıyın" önerilerini reddetmişlerdir,
oğlu ölen annesini,
kocası ölen karısını,
abisi ölen kızkardeşini,
ablası ölen bebeklerini
kendileri taşımışlar,
sadece yürümüşler ve önlerine bakmışlardır.

Beyazların bazıları ağlamıştır.
 

04.03.2005 20:06:55
Kafa derisi yüzme ritüeli hakkında bilgisi olan var mı?

04.03.2005 20:14:08
o  ne  oluyo?

04.03.2005 20:28:31
kusmak  isteyen  kusabilir

04.04.2005 15:21:18



Tarih yazıcılığı konusundaki ünlü cümleyi duymayanınız kalmamıştır: "Aslanların tarihçileri olana dek, tarih avcıların kahramanlıklarını anlatacaktır". Bu cümlenin, burada sözünü edeceğim eser açısından şöyle bir versiyonu kurulabilir: "Amerika kıtasının Batılılarca keşfi, bize uzun yıllar anlatıldığı gibi, sadece görkemli ve önemli bir 'keşif' olarak bilinecekti; eğer koca bir kıtanın yerli halklara yapılan bin bir türlü işkence, katliam ve soykırım uygulamalarıyla boşaltılmasını yazan bir tarihçi çıkmasaydı." Gerçekten Güney Amerika'nın Colomb ve sonrasında zenginlik hayaliyle sökün eden diğer İspanyollarca 'keşfedilmesi' sırasında, işin içine çomak sokan bir 'aslan tarihçisi' vardı: Bartolome de Las Casas.
Keşfedilen toprakların yerli halklarına Hıristiyanlığı öğretmek üzere Amerika'ya gitmiş bir ilahiyatçı olan Las Casas, önceleri topraktan ve yerli kölelerden payına düşeni almaya tereddüt etmezken, tanık olduğu vahşet ve kıyımın boyutları karşısında vicdanıyla hesaplaşmış ve ömrünü Kızılderililer'in haklarını korumaya adamıştır. İspanyolların Güney Amerika'yı keşfi sırasında gördüklerini, duyduklarını İspanyol krallarına rapor etmeyi, durumu değiştirmek için mücadele vermeyi ve genel olarak tanık olduklarını kayda geçirmeyi bir vicdan borcu bilir. Las Casas'ın önemi, Avrupa'nın, Keşifler Çağı ve peşinden gelen Latin Amerika, Afrika ve Asya'da sömürgeler kurması döneminde yarattığı ekonomik, siyasal ve kültürel adaletsizliklere karşı çıkan ve bununla mücadele eden ilk Avrupalı olmasındadır.

Krala Şikayet
Bu yönde bir sürü eser kaleme alan Las Casas'ın en ünlü eseri, 1542'de yayımlanan, İspanya Prensi II. Philip'e hitaben yazdığı, Yerlilerin Yok Edilişi Üzerine Kısa Bir Rapor adlı eseridir. Daha önce bu eser Türkçede Şule Yayınları tarafından, Kızılderililer Nasıl Yok Edildi? başlığıyla 1999 yılında yayımlanmıştı. Babıali Kültür Yayıncılığı, Las Casas'ın bu en ünlü eserini Kızılderili Katliamı başlığıyla, yeni bir çeviriyle yayımladı.
Las Casas, eserin Philip'e hitaben yazdığı Önsöz'ünde, idarecinin Tanrı vergisi ahlâkından dolayı, krallığında yanlış giden şeyleri bilmesinin, onları düzeltmesi için yeterli olacağına inandığını belirterek, raporu yazmaktaki 'iyi niyetini' ortaya koyar. Anlaşılan hırstan gözü dönmüş İspanyolları durdurabilmek, en azından hukuksuz, ilkesiz, vahşi davranışlarını dizginleyebilmek için, 'krala şikâyet' etmeyi bir çare olarak görmektedir.


Vahşetin akıl almaz boyutları
Las Casas, eserinde, Güney Amerika'nın farklı kumandanlar yönetiminde bölge bölge keşfedilişini ve bu ele geçirme sırasında yaşanılan 'insanların en karanlık rüyalarında gördüklerinin çok çok ötesine geçen' vahşeti, bin bir türlü işkenceyi, kıyımı tek tek anlatır. Gariptir: Bir diğerine işkence yapmaya bir kere başvuran, giderek canavarlaşır. Dur durak bilmez, hiçbir ölçü tanımaz hale gelir. Sağduyu çok uzaklardadır artık. Las Casas'ın anlattıklarında da bunu görürüz. Mümkün olduğunca kısa sürede servet sahibi olmak isteyen İspanyollar, Las Casas'ın tanımıyla 'gübre muamelesi' yaptıkları yerliler karşısında, insanlıklarını giderek daha da fazla yitirir, birer 'zulüm aracına' dönüşürler. Önceleri kılıçtan geçirdikleri, karınlarını yararak kolayca ve bazen sebepsiz öldürdükleri yerlilere, giderek daha sistemli ve daha 'yaratıcı' işkenceler uygulamaya başlarlar. Kazıklara geçirmek, ızgaralar üstünde alttan verdikleri ateşlerle ağır ağır pişirerek öldürmek, vücutlarına kuru saman bağlayıp ateşe vermek, köpekbalıklarına atmak, çeşitli uzuvlarını kestikleri yerlileri ayaklarından darağaçlarına asarak sergilemek, etoburlaştırdıkları köpeklerin önünde yerlileri koşturarak adeta av sürmek, annelerinin kucaklarından kopardıkları bebekleri tek hamleyle ikiye ayırmak ve daha akıl almaz bir sürü işkence...
Las Casas inanılması zor şeyler anlattığının, Güney Amerika'da yaşananlara tanık olmayan, sadece yazdıklarını okuyan bir insanın bu akıl almaz vahşete şüpheyle yaklaşabileceğinin fazlasıyla bilincindedir. O nedenle sık sık anlattıklarının doğruluğunu vurgular ve yaşanılan zulmü 'hiçbir tarihi kaydın hakkıyla anlatamayacağını', kendisinin yazdıklarının yaşanılanların küçük bir kısmı olduğunu belirtir.


Hızla eriyen yerli nüfusu
Las Casas, İspanyollar geldikleri sırada o bölgelerde yaşayan yerli nüfus ve sistemli kıyımlardan sonra kalan nüfus konusunda da bilgiler verir. Her bir bölgede yaşayan milyonlarca yerlinin on, on beş yılda nasıl yüz, yüz elli yerliye düştüğünü, ayrıntılarıyla görürüz. Böylelikle koca bir kıtanın birkaç yüzyıl gibi kısa bir süreçte nasıl boşaltıldığını anlarız. Bugün Güney Amerika'nın büyük bir bölümünde yerlilere rastlamak mümkün değildir, buralarda yaşayanlar ya melez ya da İspanyol kökenlidir. Las Casas'ın anlattıkları yalnızca Güney Amerika'nın keşfini ve kısa bir zaman dilimini kapsar. Kuzey Amerika'da benzer bir süreçle, Portekizliler, Hollandalılar, İngilizler ve Fransızlar tarafından keşfedilecektir.
Las Casas'a göre yalnız kralın askerleri değil, aynı zamanda Hıristiyan dininin piskoposları da bu katliama ortak olmaktadır. Las Casas bir kısım Kızılderili yerlinin "Size inanarak Hıristiyan olduk, ancak sizin Tanrınız bize yağma ve vahşetten başka bir şey getirmedi, bu ne biçim iyiliksever Tanrıdır" dediğini belirtir.


Kılıca karşı sapan
Las Casas'ın eserinin bence bir önemi de, büyük bir çoğunluğu avcı-toplayıcı ilkel kabileler biçiminde yaşayan, kimi henüz Aztek ve İnka Uygarlıkları'nda olduğu gibi şehir devletleri kurma aşamasına gelmiş, yeni yeni devlete doğru giden toplumsal örgütlenmeyi oluşturan yerlilerle; feodalizmin yavaş yavaş dağıldığı, kapitalizmin şafağındaki Batı'nın, yani iki farklı kültür ve uygarlık birikiminin karşılaşmasına kimi açılardan tanıklık etmesi. Örneğin yerliler, parlak sarı bir taş olması ve kolay işlenebilmesinin ötesinde bir değeri olmayan altının, neden bu kadar değerli bir şey olduğunu bir türlü anlayamazlar. Kendilerinden altın isteyen İspanyollara ellerindeki altınları vermekte bir sakınca görmezler. Ama daha da fazla altın için öldürüleceklerdir. Yerliler itaatkârdır. Yiyeceklerini de gönülden paylaşırlar. Ama karşılarında bütün bir köyün kış için depoladığı yiyeceği bir haftada tüketen insanlar vardır.
Yerliler ise, doğadan topladıklarını yaşayabilecekleri kadar yerler.Yeme, içme ve altın biriktirme konusunda duyulan 'hırs', onlara çok yabancıdır.
Üstelik bu iki uygarlık arasında teknoloji farkı da derindir. Yerlilerin silahları hem saldırı hem de savunma konusunda dayanıksız ve etkisizdir. Las Casas yerli silahlarının "Avrupalı bir çocuğun oyuncaklarından daha tehlikesiz" olduğunu söyler. İspanyollar atları, kılıçları, mızrakları, topları ve ateşli silahlarıyla yerlileri kolayca ve toptan öldürebilmektedir.
Las Casas'ın raporu, günün Avrupası'nda bomba etkisi yaratmıştır. İspanyollarla Amerika toprakları ve zenginlikleri için mücadele eden İngilizler de, raporun yaygınlaşmasına aracılık ederler. Eser kısa sürede Sevile (1552), Paris (1579), Londra (1583), Amsterdam (1607), Venedik (1630) ve hemen ardından Barcelona, Brüksel, Lyon, Frankfurt ve çok daha sonraları da Amerika kıtasında Philedelphia, New York, Havana Buenos Aires, Lima, Sao Paolo, Meksika ve Santiago de Chile'de çok sayıda baskı yapar. Latin Amerika'da İspanyol yönetimine karşı bağımsızlık savaşlarını yöneten Latin Amerikalı devrimci Simon Bolivar'ın Las Casas'ın kitabını elinden düşürmediği söylenir


Radikal Kitap Eki

27.01.2006 00:52:53
Bir milleti yok ettiler...Sonra da biz medeniyiz diyorlar..Papuçumun medenileri.
Bir düşünüm Amerika kıtasını bizim takasıyla Temel ile Tursın bulsun...Sizce ne olurdu?

Ne olurdu söyliim mi..Beraber halay çeker horon teperlerdi...Tursun  şef Zıplayan tavşana nasıl iyi balık kızartılır öğretirken Temel de allahın emri peygamberin kabliile kokan menekşeyi kendine almak isterdi..

Demek istediğim çok iyi anlaşırdık ve şuan Amerika da Kızılderililer yaşardı...Kokuşmuş avrupalılar değil..


Sayfa: 1 [ 2 ] 3 4