|
||
Kızılderililer![]() Apaçiler Apaçi adı bir Zuni kelimesi olan apachu'dan gelmektedir ve anlamı "düşman" dır. Kendi aralarındaki adları N'de ya da Dineh'tir, insanlar anlamına gelir. 1500!li yılların başlarında Athapascan halkından bir grup, anavatanları olan batı Kanada'yı terkederek şimdi Arizona, New Mexico ve dört köşe bölgesi olarak bilinen yerlere indiler. Buralarda Lipan, Jicarilla (İspanyolca'da derin içecek kaplarına istinaden söylenmiş bir kelimedir ve anlamı "küçük sepet"tir), Chiricahua, Tonto, Mescalero ve Beyaz Dağ Apaçileri olarak küçük kabile ve gruplara ayrıldılar. Apaçiler göçebe insanlardı ve konik biçimde yapılmış, dört ayakla tepeye desteklenen çadırlarda (wicki-up) yaşarlardı. Avlanır ve yabani bitkiler toplarlardı; çok sonraları mısır ve kabak da ekmeye başladılar. Genellikle geyik derisi elbiseler giyerler, saçlarını uzatır ve açık bırakırlar, başlarına bir bant takarlardı. Erkekler de uzun, uçuşan edep yerlerini örten kalça etrafıyla bacak arsına sarılan örtü giyerlerdi. Yumuşak, hassas deri çarıkları kayalık, dikenli ve engebeli arazilerde çok önemliydi, çünkü binicilikten önce inanılmaz uzun mesafelerde iyi koşuculardı (buna rağmen atı ehlileştirmeyi kısa sürede öğrenmiş ve mükemmel biner hale gelmişlerdi). Temel silahları yaydı ve ateşli silahları aldıktan sonra bile uzun süre bunu kullandılar. Apaçi kadınları özellikle gösterişili sepetler örerlerdi, bazıları lifleri arasından bir iğnenin bile geçemeyeceği kadar sıkı dokunurdu. Bebeklerini sırtlarında taşırlardı. Kadınlar aile yaşamında önemli rol oynarlardı; tüm ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilir, gerektiğinde büyücü hekimlik yapabilirlerdi. Lipan Apaçileri, önceleri beyazlarla barış içindeydiler. 16. yüzyılda onlarla savaşmaya başladılar. Haşin göçebe istilacılar olarak Lipanlar batı Teksas ve Rio Grande'nin doğusunda kalan New Mexico'nun büyük bölümünü ele geçirmiş ve özellikle Meksika'da madenci veya göçmen haline gelmişlerdir. Cochise, Mangus Colorado ve Goyathlay, Esneyen Adam (gerenimo olarak tanınır) gibi ünlü şefleri vardı. Apaçilerin beyazlara yaptıkları saldırılar planlı değildi, bu kabilelerin çoğu beyaz Amerikalı ve Meksikalı'ların hilelerine, anlaşmaları bozmalarına ve katliamlarına kurban gitmişlerdir. 1880'lere kadar yine de boyun eğmemişlerdir. Şimdilerde sayıları ancak 1500-2000 civarında olan Jicarillalar, New Mexico'nun kuzeyindeki yüksek dağlarda yaşamaktadırlar. White Mountain (Beyaz Dağ) Apaçileri Arizona'da ve New Mexico'da yaşarlar. 1905'de sadece 25 Lipan Apaçisi kurtulabilmişti ve bunlar Mescalero Apaçi Rezervasyonu'na yerleştirildiler. Karaayak (Blackfoot) Karaayaklar Algonquian kabilelerine bağlı üç gruptur; Siksikalar ya da Karaayaklar, Bloodlar ve Pieganlar. Siksikalar karaayaklı insanlar anlamına gelmektedir ve bir zamanlar siyah deri çarıklar giymiş olabilirler. Bloodlar ise muhtemelen isimlerini yüzlerine sürdükleri vermilyon(kırmızının bir tonu) rengi boyalardan almışlardır. Piegan'ın anlamı ise az ya da kötü giysi giymiş insanlardır. Bu kabileler Kanada'dan yola çıkıp Kootenay ve Shoshoni'yi geçerek Montana'ya inmişlerdir. Kunduz aramak için av sahalarına giren tüm beyazları öldürdüklerinden, beyazlar ve kürk avcıları onlardan çok korkarlardı. Bizon sahasının kuzey sınrında yaşamalarına rağmen, Karaayaklar da diğer ova Kızılderilileri gibi çadırlarda yaşamış ve bizon avlamışlardır. Pieagan'ların en temel törenleri güneş dansı ve savaşçı toplulukları tarafından düzenlenen Tüm Dostlar festivaliydi. Cheyenne Cheyenne adının anlamı Fransızca chien, "köpek" kelimesinden gelmektedir. Bunun nedeni ise köpek yeme ayinleridir. Cheyenne'ler kendilerini Tis-Tsis-Tas (insanlar) adıyla çağırırlar. İki ya da üç asır kadar önce Büyük Göller Bölgesi'nden büyük çayırlıklara gelen bir Algonquian kabilesidir. Çadırlarda yaşayan bizon avcıları, usta biniciler ve cesur savaşçılardı. Batıdaki Sioux kabileleriyle çok yakındılar ve Küçük Boynuz'da Custer'a karşı birlikte savaştılar. Son savaşlardan sonra Kör Bıçak ve Küçük Kurt komutasındaki bir grup, eski av toprakları olan Montana'daki Topal GeyikRezervasyonu'na doğru efsanevi bir yürüyüş yaptı. Diğer bir grup olan güneyli Cheyenne'ler ise Oklahomada kaldılar. Cherokee Cherokee adı büyük olasılıkla bir Choktaw kelimesi olan ve Mağara İnsanları anlamına gelen chiluk-ki'den gelmektedir. Cherokee'ler 1876'daki Kızılderili Bürosu'nun raporlarına göre "en uygar" beş kabileden biridir. Bu kabileler Birleşik Devletler'i örnek alan anayasal hükümetlere ve komün fonlarına sahiptirler. Ayrıca beyaz komşularının yöntemlerine benzer biçimde çiftçilik yapmaktadırlar. En zengin ve bereketli topraklar Cherokee'lerindi. Andrew Jackson ve Van Buren'in Kızılderililer'i temizleme politikası doğrultusunda General Winfield Scott tarafından yönetilen birlikler, beyazların bu topraklara yerleşebilmeleri için Kızılderililer'i sürdüler. Missisipi'nin batısındaki sözde Kızılderili Bölgesi'ne sürülmeleri sırasında üçte biri telef olan Kızılderililer, bunu Gözyaşı Sürgünü olarak anarlar. Hayatta kalmayı başaran az sayıda Cherokee'nin büyük çoğunluğu bugün Oklahoma'da yaşamaktadırlar. Kuzey Carolina'daki Cherokee Rezervasyonu'nda yaşayan Cherokee'lerin sayısı 7000'e yükselmiştir. Navajolar Navajolar, 1300'lü yıllarda kuzeybatı Kanada'dan güneybatıya inen bir Athapascan kabilesidir. Kendilerine Dineh, yani İnsan derler. Haşin, deri yüzücü, göçmen istilacılar olarak, güneybatıdaki çiftçi kabilelerin korkulu rüyasıydılar. Pueblo'lar onlara "düşman yabancılar" anlamına gelen apachu derlerdi. Bundan Tewa ve İspanyolca karışım olan "Apaches de Nabahu" adı türemiş ve zaman içinde Navajo halini almıştır. Navajolar Pueblo komşularından gördükleri maskeli dans, sepetçilik ve seramikçilik gibi birçok kültürel uygulamayı benimsemişlerdir. Pueblolar'dan dokumayı, İspanyollar'dan da gümüş işini öğrenmişlerdir. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında mücevhercilik ve dokumacılığa başlamışlardır. Basit şef battaniyeleri bugün ünlü Navajo dokumalarına dönüşmüştür. 130.000'lik nüfusuyla Navajolar Birleşmiş Milletler'deki en kalabalık kabiledir. Rezervasyonları Gallup'dan Büyük Kanyon'a kadar New Mexico ve Arizona üzerinde 200 millik bir alana yayılır. Bu alan içinde Heykel Vadisi, Canyon de Chelly gibi doğa harikaları, kömür ve petrol kaynakları bulunmaktadır. Navajolar oldukça zengin bir kabiledir; tarım ve hayvancılıkta ilerlemişlerdir. Kadınları hala geleneksel kıyafetlerini giyerler; kadife bluzlar, bilek seviyesine inen etekler ve gümüş ya da turkuvaz gerdanlıklar. |
||
|
||
| " Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. ... Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar. Hiç silahları yok... Son derece sade, dürüst eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar öldürmüyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar..." ( Kolomb'un günlügünden) Herşey 1492'de Kolomb'un Amerika'yı keşfiyle başladı. Tanrı adına diye çıkılan yol ne acıkı bir ulusun yok edilmesine kadar gidiyordu. Evet Kızılderililer, Kolomb'un günlüğünde söylediklerinin tersine kovboy filmlerinde, insan öldüren, kafa derisi yüzen çocukluğumuzun "vahşi" Kızılderiler'i Tarih bir kurmacadır belkide bu kurmacanın en somut örneği de Kızılderilerin başına gelenlerdir.Bu kadar kadersiz bir ulusa dünya tarihinde pek rastlanmasa gerek. Hem toprakları ellerinden zorla alınsın, hem yaşama biçimleri ve inançları zorla değiştirilsin ve bütün bunlara başkaldırmaya çalıştığında da "vahşi" denilerek yokedilsin. Güneşe, aya övgüler düzen, toprağı, ağacı, kuşu dinleyen, dünyayı onlarla birlikte algılayan Kızılderililer mi vahşiydi yoksa bir avuç toprak uğruna bir ulusu dahi yoketmeyi göze alan Beyaz Adam mı? Onlar doğanın vahşi olduğunu ilk kez beyaz adamdan duydular ve ondan sonra onlar da "vahşi"liğin içinde kaldılar. Önce yüzlerine dostça gülen, ardından bir takım belgeler imzalatıp toprakların bir bölümüne yerleşen ve daha sonra onları topraklarından kovalayan beyaz adamlardan birşey anlamadılar. "Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar". Dağların, dağlardaki vadilerin insanlarıydı onlar ama çöllere hapsedildiler. Topraklarını bırakıp beyaz adamın belirlediği çorak topraklarda yaşamaya zorlandılar. Ve beyaz adamın acımasızlığına, vahşiliğine daha fazla karşı koyamadılar ve boyun eğdiler. Ve son Kızılderili lideri Gerenimo da teslim olduğunda yüzlerce Kızılderili ulusu, yüzlerce dil, yüzlerce kültür yeryüzünden silinmiş binlerce yıllık birikim, bilgelik yok edilmişti. Şimdi onlardan geriye kalanlar kendilerine ayrılan çorak topraklarda kendi kültürlerini koruyarak yaşamaya çalışıyorlar ancak beyaz adamın hala gözü doymuş değil. Zorbalığını ve vahşiliğini asimilasyon politikasıyla devam ettiriyor. Çağdaşlaştırma kisvesi altında bir ulusun kültürü tamamiyle yok edilmeye çalışılıyor. Tıpkı globalleşme, küreselleşme adı altında dünyanın diğer ülkelerine yapılmaya çalışıldığı gibi. Ne tezattır ki beyaz adam ürettiği ürünlere yokettiği insanların isimlerini vermekten de geri kalmıyor. Tıpkı arabasına Cherokee, ayakkabısına Nike, Helikopterine Apache ismini verdiği gibi. İnsanın Kızılderililer'e saygılarını ya da özürlerini ifade etmek için böyle birşey yaptıklarını düşünesi geliyor ama. Ne dersiniz? "Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir." alıntı |
||
|
||
| Yaşam 1541'de atlı İspanyollar Büyük Ovalar'a vardıklarında Kızılderililer'in kullandığı yegane yük hayvanı köpeklerdi. Kaçan İspanyol atlarının Kızılderililer tarafından kullanılmasıyla birlikte eşsiz bir kültür doğmaya başladı. Göçebeliği yaşam biçimi haline getiren, özellikle Büyük Ovalar'da ve batısında yaşayan Sioux, Cheyenne, Arapaho, Apache ve diğer kabileler için at gerek yaşam biçimini destekleyen hatta oluşumuna katkıda bulunan son derece önemli bir araç, gerekse statü ve zenginlik göstergesiydi. İşaret dili Büyük Ovalar'daki Kızılderili kabilelerinin ortak anlaşma biçimlerinden biridir. Klavvolar'ın işaret diliyle mükemmel konuştukları biliniyor. İşaret dili kuzeyde Crowlar'ın yardımıyla Kanada topraklarına kadar uzanmıştı. Benzer bir iletişim örneği olarak duman işaretleri gösterilebilir. Cherokee halkından Sequoya'nın 1809'da geliştirdiğialfabe bilinen tek Kızılderili alfabesidir ve yazılı geleneği olmayan bir dil için dünya tarihinde eşi görülmeyen bir örnektir. Avrupalılar'ın gelmesinden önce kuzey Amerika'da konuşulan Kızılderili dilleri 300'den fazlaydı. Bu dillerin en az yarısı belgelenmeden ortadan kalktı ve geri kalanlarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. şu anda en çok konuşulan diller arasında Navajo (100.000), Creec (70.000), Ojibwa (50.000) ve Sioux (20.000) bulunuyor. Özellikle ticareti kolaylaştırmak amaçlı ortak jargonlar gelişmişse de Kızılderili dilleri bir genelleme yapılamayacak kadar farklı yapılara sahiptir. Sanılanın aksine aynı bölgedeki Kızılderililer bile aralarında anlaşamazdı. Buna karşılık Kuzey Amerika'da birçok yer hala Kızılderili adı taşıyor. Minnesota, oklahoma, Chicago gibi Coğrafi bölgelere ve yaşama biçimlerine göre Kızılderililer'in barınma biçimleri farklılıklar gösterir. Eskimolar buzdan iglolarda yaşarken, güneybatıda kerpiç evlerle yerleşik bir düzen, Havasapai gibi kimi izole yerlerde ise son derece zengin bir kanyon yerleşmesi kültürü bulunuyor. Doğudaki ormanlık alnlarda ahşap çatılı yapılar ön plana çıkıyor. Özellikle Büyük Ovalar'daki avcı göçebe halkların vazgeçilmez barınağı ise çadırdır (tipi). Bir tipi son derece iyi organize edilmiş bir mekana ve strüktüre sahiptir, kısa sürede oluşturulabilir ve kullanılan malzemeler çok işlevlidir. Örneğin çadır kazıkları yolculuk sırasında yük veya yolcu taşıma amaçlı kullanılabilir. Kızılderili kadını kendi toplumunun büyük yaşam çemberinin tam ortasında yer alır. askeri ve yönetsel işlerden dışlanmaz. Aileyi çekip çevirme görevini onu birilerin bağlısı değil tersine bir bütünün parçası yapar. Birçok kabilede mallar kadına ait sayılır, mal ve ünvanlar kadın tarafından ilerler. Kadınlar Cherokee ve Iraquois halklarında aktif olarak yönetim görevi alır. Kızılderili kadını topluluk içinde üstlendiği görev ne olursa olsun bu görevi yerine getirme başarısına paralel olarak onurlandırılır ve mutlak saygı görür. Kızılderililer'in geleneksel silahları arasında ilk sırayı ok ve yay alır. Deneyimli bir atıcı dakikada altı tane olmak üzere arka arkaya oldukça isabetli 20 ok atabilirdi. Bu silah Amerikan ordusunun kullandığı Springfield tüfeklerinden daha hızlı olmakla birlikte genel olarak etkisi daha düşüktü. Özellikle at üzerinde yapılan dövüşlerde tercih edilen mızraklar aynı zamanda törensel havası olan silahlardır. Yakın dövüş silahları arasında ise savaş baltası tomahawk ve çeşitli biçimdeki bıçaklar öne çıkar Kızılderili müziği hemen her zaman bir rütüelin tamamlayıcısı olarak vardır. Başlıca müzikal ifade ise şarkıdır. Enstrümanlar temel olarak ritm amaçlıdır ve en çok kullanılanları davul ile zırıltıdır (rattle). Kızılderililer'in kullandığı tek melodik enstrüman flüttür. Şamanın çaldığı davul dansın ritmini belirler. Dans da genellikle bir rütüelin parçası olarak ortaya çıkar. En tanınmış danslar Savaş, Dağ Ruhları (Apache) ve Ateş danslarıdır. Ova Kızılderililer'inin Güneş Dansı yaradılışın bir temsili olarak kabul edilir. 1890'lara doğru ortaya çıkan Hayalet Dansı ise beyazların ortadan kaybolmasını ve yaban sığırlarının geri dönmesini sağlayacağı inancıyla çok kısa sürede popüler olmuştur.Kabilelerin coğrafi dağılımı geçim yöntemlerini doğa ve iklim koşullarına bağlı olarak etkiler. Büyük Ovalar'daki kabilelerin yaşamları temel olarak buffaloya bağlıydı ve sürülerin peşinde göçebe bir yaşam tarzını getirmişti. Beyaz Amerikalılar'ın Kızılderililer'e karşı zaferi ancak milyonlarca buffaloyu yok etmelerinden sonra gerçekleşti. Güney ve güneybatı halklarının özgün tarımsal yöntemleri ve meyve bahçeleri savaşlar sırasında ortadan kalktı. Atlas okyanusu ve Büyük Okyanus'un kıyı bölgelerindeki halkların geçim kaynakları orman ve su ürünleriydi. Ancak beyazların bu kaynakları sahiplenmesiyle pekçok Kızılderili ölecek duruma geldi, bir kısmı da gerçekten öldü. Eskimo dışındaki Kuzey Amerika kabilelerinin ortak inancına göre bir yaratıcı dünyayı yaratmış efsanevi bir lider ise kabileye kültürünü öğretmiştir. Ayrıca doğal olayları kontrol eden ruhlar vardır. bu ruhlarla yaratıcının ortak varlığı tek bir ruhsal güç olan Büyük Ruh Manitu'yu oluşturur. Birçok kabilede ölümden sonra yaşama ve reenkarnasyona inanılır. kızılderililer'e göre evren merkezinde dünya olan çok katmanlı bir yapıdadır. şamanların ruhlarla ilişki kurabildiğine inanılır. kızılderili inancının temelinde yatan tüm yaratıkların kardeş olduğu fikri, doğa ile kurdukları olağanüstü ilişkiyi açıklayabilir.
|
||
|
||
| Efsaneler Büyükbaba Peyote Kızılderililere Nasıl Ulaştı (Brule SİOUX) Görülerin yardımıyla manevi güce ulaşmaya çalışmak Kızılderili kabilelerinde sıkça rastlanan bir durumdur. Peyote bitkisi, Sioux'lar ve Cheyenne'ler tarafından terleme kulübesi, yalnızlık nöbeti ve kurban verme törenleriyle bağlantılı görülerde sıklıkla kullanılır. Bitkinin insani bir ruh taşıdığı varsayılır ve geçtiğimiz yüzyılda bir Comanche şefi tarafından kurulmuş olan Yerli Amerikan Kilisesi'nce kutsal olduğu kabul edilir. Büyükbaba Peyote'nin Kızılderililere ulaşmasının hikayesidir bu. çok eski zamanlarda, beyaz adamdan önce, Sioux'ların yaşadığı yerlerden de daha güneyde, çöllerde yaşayan bir kabile vardı. Öldürücü bir hastalık bu kabilenin insanlarını kırıp geçiriyordu. Yaşlı bir kadın, rüyasında, bulduğu bir bitkiyle, bir kökle bu hastalığı tedavi ettiğini gördü. Bu güçsüz ve yaşlı kadın küçük torununu yanına alarak rüyasında gördüğü kutsal bitkiyi bulmak üzere yola koyuldu. Kamptan o kadar uzaklaştılar ki, sonunda kayboldular. Bir tepeye ulaştıklarında, yaşlı kadın geceyi geçirmeleri için bir sığınak yaptı. Ne yiyecekleri ne de içecekleri vardı; gece bastırdıkça birbirlerine sokuldular. Ansızın doğudan batıya uçan büyük bir kartalın kanat çırpma sesiyle irkildiler. Yaşlı kadın ellerini açarak kartala, kendisine bilgelik ve güç vermesi için dua etti. Sabaha karşı, başlarından birkaç metre yüksekte, havada yürüyen bir adam hayali gördüler. Ve yaşlı kadın bu adamın ona "Su ve yiyecek arıyorsun, ama nereden bulacağını bilmiyorsun. Sana bir ilaç vereceğim. O sana yardım edecek." diyen sesini duydu. Adam eliyle kadının dört adım ötesideki bir yeri işaret ediyordu. Kadın o yöne bakınca bir peyote bitkisi -onaltı dallı bir Büyükbaba Peyote bitkisi- gördü. Bunun ne olduğunu bilmemesine rağmen, bıçağıyla yeşil kısmını kesince peyote özünü, hayat suyunu buldu. Yaşlı kadın ve torunu bu suyu içince yeniden canlandılar. Güneş battı ve ikinci gece başladı. Yaşlı kadın bu sefer de büyük ruha " Kendimi insanlar için feda ediyorum. Acı bana. Yardım et bana." diye dua etti. Tekrar aynı görüntü canlandı ve adam bu sefer " şimdi kaybolmuş durumdasın ancak insanlarını bulacak ve onları kurtaracaksın. İki kez güneş doğacak ve sen onlara kavuşacaksın." dedi. Büyükanne kutsal ilaçtan biraz daha yedi, torununa da yedirdi. Ve yedikleri bitkiden onlara büyük bir güç geçti. Bu güç onlara bilgi, anlama yetisi ve kutsal bir görü kazandırdı. Yaşlı kadın ve torunu bütün geceyi bu gücün etkisiyle uyumadan geçirdiler. Buna rağmen güneş doğduğunda yaşlı kadın kendini hiç de yorgun hissetmiyordu. Torununa, " Bu yeni bitkiyle birikte dua et. Onun ağzı yok ama bana pekçok şey anlatıyor." dedi. Adamın hayali üçüncü gece tekrar yaşlı kadına göründü ve ona ilacı nasıl kullanması gerektiğini öğretti. Sabah uyandığında " Bir tek bitki insanlarımı kurtarmaya yeterli olamaz. Daha fazlasına ihtiyacım var. Acaba nereden bulabilirim ?" diye düşündü kadın. Hemen ardından sesler duymaya başladı. Hepsi de" Buraya gel, bu taraftayım, beni al." diye fısıldıyordu. Bunlar, onu dikenli çalıların ardındaki gizli yerlerine çalışan peyote bitkilerinin sesleriydi. Yaşlı kadın ve torunu bitkileri toplayıp ellerindeki torbaya doldurmaya başladılar. Gece inmeden adamın hayalini bu sefer de batmakta olan güneşin üstünde gördüler. Onlara kampın yolunu işaret ediyordu. Dört gün ve dört gece boyunca ne içecek ne de yiyecek yemeklerinin olmamasına rağmen, kutsal ilaç onların hem yüreklerini hem de zihinlerini korumuştu. Evlerine geri döndüklerinde aileleri onları gördüklerine çok sevindi. Ama insanların hepsi hala hastaydı ve çoğu da ölmüştü. Yaşlı kadın " Size kutsal bir ilaç getirdim. Bu ilaç hayatınızı kurtaracak." dedi. Erkeklere pejuta'yı, bu kutsal bitkiyi nasıl kullanacaklarını gösterdi. Hayal ona ayinin nasıl olması gerektiğini bildirmiş, ilaç ise zihinsel gücü ve onda yatan bilgiyi vermişti. Kadının yol göstermesiyle bir çadır kuruldu ve ateş yakıldı. O zamanlar ne bir şef ne de bir yol gösterici vardı ve insanlar ayini nasıl gerçekleştireceklerini ta en başından adım adım kendi kendilerine bulmak zorundaydılar. Kadını erkeği, genci yaşlısı herkes dörder parça yuttu bu yeni ilaçtan. Anne sütüyle beslenen bir erkek bebek peyote gücünü anne sütünden aldı. Parmağını emerken kolunu ansızın bir çıngırak gibi sallamaya başladı. Çadırın önünde oturan bir adam, yine bu güç sayesinde, bebeğin koluna bakarken bir türkü tutturdu. Büyücü elindeki ham deriden yapılmış çıngırağı sallamaya başladı. Çıngırağın içindeki taşların çıkardığı tıkırtılar Büyükbaba Peyote'nin sesiydi ve herkes bu tıkırtıların ne dediğini anladı. Başka bir adam türkü ve tıkırtılara uyarak davul çalmaya başladı. Davulcu iyi çalıyordu ama doğru sesi bir türlü çıkaramıyordu, çünkü bu ilk ayinde davulun içine su koymamışlardı. Bir kadın, hayalin ona bir kavak ağacı bulmasını söylediğini duydu. Güneş doğar doğmaz, Büyükbaba Peyote'nin yol gösterdiği kadın önde olmak üzere, tüm kabile batıya doğru yollara düştüler. Kurumuş bir ağacın gövdesindeki delikten sıçrayan bir tavşan gördüler ve bunun aradıkları kutsal ağaç olduğunu hemen anladılar. Ağacı kestiler. Tavşanın çıktığı delikten altta kalan kısmını bir davul gibi oydular. Sonra, kadının emriyle içini suyla, hayat suyuyla doldurdular. Kampa dönerlerken, erkeklerden biri, gücün kendisine beş tane yuvarlak taş ve biraz da geyik derisi bulmasını söylediğini duydu. Taşları davul gibi oyulmuş ağaç gövdesinin kenarlarına dizdi ve deriyi bu taşlara sıkıca bağladı. Artık davulu çaldığında çıkan sesin bir ruhu vardı. Gece bastırdığında bir çadır kurup içinde ateş yaktılar ve çevresine toplanıp ilaçtan biraz daha içtiler. Peyote gücünün etkisiyle yaşlı kadın ateşin içinde kavak ağacının yürek biçimli yapraklarına benzer bir yürek şekli gördü. Büyükbaba Peyote'nin de bir parçası olduğu Yüce Ruhun, kalbini bu kıtanın Kızılderili insanına vermek istediğini anladı. Kora dönüşmeye başlayan ateşin yüreğe benzediğini söylediğinde, orada bulunanlar bunu davul sesinin ritminde hissettiler. Az sonra gücün etkisindeki adamlardan biri davulun dibinde bir yıldız görür gibi oldu. Parlayan korla önce yıldıza sonra aya dönüştü, çünkü yıldızın gücü ve ayın ruhu çadırın içine gelmişti. Kapının karşısında oturan adama bir görü göründü ve ona su istemesini söyledi. Yaşlı kadın deri bir çanakta su getirdi ve herkes bu sudan içerek güçlendi. Ateşten sorumlu olan adam, suyun ruhunu hissederek, korlardan bir su kuşu biçimi oluşturdu ve o andan itibaren su kuşu kutsal ilacın sembolü oldu. Aynı adam ateşin yanında toprağa bir yarım ay çizdi ve tepesine de parmağıyla bir çizgi çekti. Böylelikle bir yol - hayat yolu - oluşturulmuş oldu. Wakayanibi sahibi olan, yani insanları seven ve yüreğinde yer verenlerin tam burda oturmaları gerektiğini söyledi. Ve o günden sonra toplantıyı yönetene "yoladamı" dendi. Böylece insanlar ilk peyote ayinini yapmış oldular. Suyu içip peyoteye şükranlarını sundular. kutsal su kuşu şeklindeki ateşe bakarak dört yöne dualarını yollarken içlerinde biri de ateşe sedir ağacının yeşil yapraklarından serpti. Çıkan tatlı kokulu duman, tüm yeşilliklerin ve büyüyen şeylerin ruhu olan Büyükbaba Peyote'nin nefesiydi. Artık insanlar gereksinim duydukları herşeye -kutsal ota, davula, ateşe, suya ve sedire - sahiptirler. Bundan sonra kendilerini tanımaya başladılar. Hastalar iyileşip, bu ilacı getirdiği için yaşlı kadına ve torununa teşekkür ettiler. Kutsal bitki, Comanche ulusundan kıtadaki tüm kabilelere yayıldı. |
||
|
||
| Onların Ağzından Beyazlar bize birçok söz verdiler, hatırlayamadığım kadar çok; bir tekinin dışında hiçbirini tutmadılar. Toprağımızı alacaklarını söylediler ve aldılar. ... Beyazların uyduğu hangi anlaşmayı Kızılderililer bozdu? Hiç. Beyaz adam bizle yaptığı hangi anlaşmaya uydu? Hiç. Ben bir çocukken dünya Siouxlar'ındı; güneş onların toprklarında doğar ve batardı; savaşlara on bin kişi gönderirlerdi. Bugün savaşçılar neredeler? Onları kim katletti? Topraklarımız nerede? Onlara kim sahip? Hangi beyaz adam onun toprağını ya da parasını çaldığımı iddia edebilir? yine de benim bir hırsız olduğumu söylüyorlar. Hangi beyaz kadın, ne kadar yalnız olursa olsun, benim tarafımdan esir alındı ya da onuru kırıldı? Yine de, benim kötü bir Kızılderili olduğumu söylüyorlar. Hangi beyaz adam beni sarhoş gördü? Kim benim yanıma aç geldi ve doyurulmadı? Kim beni karılarımı döverken ya da çocuklarıma kötü davranırken gördü? Hangi kanunu çiğnedim? Kendimi sevmem yanlış bir şey mi? Derimin renginin kırmızı olması çok mu kötü; ya da bir Sioux olmam; babamın yaşadığı yerde doğmuş olmam; halkım ve topraklarım için canımı verebilecek olmam? ... Atalarınız bizden küçük bir toprak parçası istedi. Onlara acıdığımız için dileklerini geri çevirmedik. Aramızda yer aldılar. Onlara mısır ve et verdik. Onlar buna karşılık bize zehir (içki) sundular. Beyazlar bir kez memleketimizi tanıyınca, hemen sağa sola haber saldılar. Yeni yeni insanlar geldi. Biz onların dostça geldiğini sandığımızdan hiç korkmadık.Çünkü bize kardeşim diye sesleniyorlardı. Sözlerine inandık. Bu kez onlara daha geniş bir yer verdik. Kısa zamanda sayıları arttı. Daha çok toprak istemeye başladılar. Sonunda bütün yurdumuzu istediler. gözlerimiz açıldı. Savaşlar oldu. Beyazlar bizimle savaştırmak için içlerinden kimilerine paralar verdi.Halkımızın büyük çoğunluğu öldürüldü. Beyzlar bizi içkiye de alıştırdılar. İçki yüzünden de binlerce Kızılderili kırılıp gitti. Kardeşlerim eskiden bizim topraklarımız çok genişti. Sizinkiler ise çok küçük. Şimdilerde ise siz büyük bir ulus oldunuz. Bize yatağımızı serecek kadar bile bir toprak parçasını çok görüyorsunuz. ... Beyazlar hiçbir zaman toprağa ya da geyiklere ya da ayılara aldırmadılar. Biz Kızılderililer bir hayvanı öldürdüğümüz zaman, onun bütün etini yiyoruz. kökleri kazdığımızda küçük çukurlar açıyoruz. Ev yaptığımızda küçük çukurlar açıyoruz. Biz çekirgeler için otları yaktığımızda hiçbir şeyi mahvetmiyoruz. biz, meşe palamutlarını ve fıstıkları sallayarak düşürüyoruz. Ağaçları baltalayıp devirmiyoruz. Biz yalnızca kurumuş ağaçları kullanyoruz. Ama beyazlar toprağı deşiyorlar, ağaçları söküyorlar, herşeyi öldürüyorlar. Ağaç diyor ki, "Yapma. Acıyor. Canımı yakma" Ama onlar, onu baltalayıp kesiyorlar. Toprağın ruhu, onlardan nefret ediyor... Kızılderililer asla bir şeyin canını yakmaz, ama beyazlar herşeye zarar veriyorlar... Kaya diyor ki, "Yapma. Canımı yakıyorsun" Ama beyazlar hiç umursamıyor... Beyaz adamın ona dokunduğu her yer acıyor. |
||
|
||
| GÖZYAŞI İZLERİ Büyük Baba'nın daha göçe zorlanmayacakları sözünü verişinden sonra topraklarından tam beş kez sürüldüklerini anımsatan bir reis şunları söyler: "Bana kalırsa Kızılderililere tekerlek takın. Böylece istediğiniz zaman sürüp götürebilirsiniz onları." Kızılderililer tekerleği beyaz adamdan öğrenirler. Ama işin garip yanı, danslarında çember kullanıyorlardı. Meksika vadisi'nde yerleşen kabilelerde ise çocukların tekerlek oyuncakları vardı. At gibi güçlü bir hayvanın olmayışından olsa gerek , Kızılderililer ulaşımda tekerleği önemsememişlerdir. Altına pick-up çekmiş bir Kızılderili aşık dağlara ve bufalolara Özkan Mert'in dizelerinde olduğu gibi İstanbul'da otomobil süren bir Kızılderili görülmese de, sayıları giderek artan bir jeep markasında Amerika yerlilerinden olan bir kabilenin adını okuruz: "Cherokee" Kızılderilerin İroquois boyundan olan bu kabile, adını daha güneyde yaşayan Moskogee'lerin dilinden alır. Cherokee "mağara insanı" demektir. Cherokeelerin karşılaştığı ilk beyaz adam İspanyol seyyah Hernando de Soto'dur. 1540 yılındaki karşılaşmanın ardından iç kesimlerde yaşadıkları için Cherokeeler'in uzun bir süre beyaz adam ile fazla bir teması yoktur. fransızlara karşı İngilizler'in yanında yer alan bu kabile, kolonilerin bağımsızlık savaşında bile kraldan yana olmuşlardır. Bundan yararlanmak isteyen kraliyet, Cherokeeler'i kolonilerin üstüne saldırtır. Melezlerin önceden yapmış oldukları uyarılar doğabilecek olan büyük bir savaşı önler 1820 yılına gelindiğinde Cherokeeler, ABD modeline uygun olarak bir hükümet kurarlar. Ancak Georgia Eyaleti Kızılderililer'in toprakları üstüne hak iddia ederek mahkemeye başvurur. Karar verecek olanlarda elbette ki beyaz yargıçlardır?... Ve sonunda Cherokeeler'in toprakları ellerinden alınır. Ordu, katliamlar yaparak yerli halkı göçe zorlar. Clark Wissler "Kızılderililer'in Tarihi" adlı kitabında konuyla ilgili şu açıklamayı yapar: "olayların insanlık dışı ve vahşi yanlarını buraya almıyor ve okurların duygularına dokunmuyoruz; ancak her sadık Amerikalı, yüksek bir ulusal değerler seviyesini koruma azmini güçlendirmek için bu kayıtları okumalı." Katliamın boyutları sayfalara sığmayacak kadar korkunçtur. Cumhurbaşkanı Andrew Jackson'un zulmünden kurtulmayı başaran Cherokeeler'in büyük bir kısmı daha batıda bulunan "Kızılderililer Ülkesi" ne yerleşirler. Beyaz adamın açlığa mahkum ettiği birçok kabile gibi Cherokeeler de topraklarının bir bölümünü para karşılığında satmak zorunluluğunda bırakılırlar. Chiokasaw, Choctaw, Creek ve Seminol kabileleriyle birlikte oluşturdukları özgür toprakların son karışı da 1907 yılında Oklahoma Eyaleti'ne tapu edilir!.. İngilizler tarafından George Guess diye bilinen, annesi Cherokee babası ise beyaz olan ve Hristiyanlığı kabul etmeyen "Sequoya" adlı bir melez, 1821'de Latin harflerinden yararlanarak 86 işaretli bir hece yazısı oluşturur. okur yazar bir ulusun haklarını daha iyi savunabileceğine inanan Sequaya, beyaz adam ile kavgalarına silahların en güçlüsünü de katar böylelikle:Yazı!.. 1760 yılında doğan Sequoya, bir Kızılderili olarak büyür ve bir kaza yüzünden topal kalır. Adına, kağıt üstünde ilk kez 1816 yılında yapılan antlaşmalar ve belgelerde rastlarız. 1827'de harfleri Boston'da kalıba döken Sequaya "Cherokee Phenix"adında ilk Kızılderili gazetesini yayınlar. Gazetede iki dil, Cherekeece ve İngilizce kullanılır. Batı Cherokeeler'ine yazıyı tanıtmak amacıyla yola koyulan SequoyaMissisipi'yi geçer. Bu toprakları çok sever ve yerleşmeye karar verir. Tüm Kızılderililer tarafından kullanılan bir alfebinin özlemini kuran Sequoya'nın düşünceleri gerçekleşmez ve 83 yaşında olmasına rağmen Meksika'ya yaptığı bir yolculuk sırasında ölür. Kendisi gibi Cherokee melezi olan Willam Eubanks ve misyoner Moror'ın geliştirmeye çalıştıkları alfabe sistemleri de zaman içinde tutunamazlar. Cherokeeler 1838-39 yılları arsındaki göçlerine "gözyaşı izleri" adını verirler. Batı'ya gitmeye zorlandıklarında küçük bir grup bunu kabul etmeyip Carolina'da bulunan Dumanlı Dğlar'a saklanır. Bir dağ aracı olan Jeep'e "Cherokee" adını veriliş nedeni işte budur. |
||
|
||
![]() usa filmlerinde tam anlamıyla kafa derisi yüzücüleri olarak lanse edildiler,apaçiler en manyakları falan ,herkezin beynine kazımaya çalıştılar,evlerine girdiler ,katlettiler,kızılderili atasözlerine baktığımızda ve yaşam tarzlarını araştırdığımızda anlıyoruz ki kolpa propagandalar bunlar...severdim elemanları halen de severim,poktan cafelerde heryerde kızılderili tabloları falan gördükçe deli oluyorum,odamda birçok kızılderili imgesi var ama pokunu çıkardılar ,sweetshirtler bilmemneler falan ... acaba elemanları bu kadar sevmem onlara benzememden mi kaynaklanıo yahu,eski türk şaman inançlarını onlarda da görüoruz,bunla ilgili bering boğazı efsaneleri falan yoksa :huh: evet evet akrabam onlar benim ,değillersede çok zulüm gördüler ve asil tipler ,seviorum yane
|
||
|
||
![]() kırmızı bulut ![]() oturan boğa ![]() geronimo ![]() A Nez Perce ![]() Rinehart Chief ![]() Achomawi Mother and child ![]() Winter Dance |
||
|
||
| KIZILDERİLİ ATASÖZLERİ Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz. (Ute Kabilesi) Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder. (Hopi Kabilesi) Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım. (Apache Kabilesi) Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır. (Siyu Kabilesi) Bir kere "Al şunu" demek, iki kere "Ben vereceğim" demekten iyidir. (Kabilesi bilinmiyor) Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli. (Siyu Kabilesi) Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce, daima kendi makoseninin içine bak. (Sauk Kabilesi) Bir düşman çok, yüz dost azdır. (Hopi Kabilesi) Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır. (Cherokee Kabilesi) Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü! (Cheyenne Kabilesi) Doğum yapan herşey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır. (Mohawk Kabilesi) Unutmayın çocuklarınız sizin değildir. Onu Yaratıcı'dan ödünç aldınız. (Mohawk Kabilesi) Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti degil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal. (Lumbee Kabilesi) Aşkı tanıdığında, Yaratıcı'yı da tanırsın. (Fox Kabilesi) Allahın kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez; çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır. (Mohawk Kabilesi) Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı , biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık. |
||
|
||
| eline sağlık çok güzel olmuş hep ilgim vardı kızılderililere ve yaşam biçimlerine bunu nasıl yükledin ya kısa bi yolu mu var ? yani tek tek bu resimler bilgiler yüklenmezde sağol kısa zamanda okurum hepsini |
||
|
||
| Kızılderililer ve Türkler 2-4 Temmuz 1999 tarihleri arasında Denizli’de yapılan “Yedinci Türk Dünyası Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”na katılan Onayda Kızılderili kabilesi reisi ve Amerika Yerlileri Sosyal İşler Daire Başkanı M. Franklin Keel’in konuşması kurultaya katılan delegeler üzerinde derin tesirler bıraktı. Kızılderililer hakkında geniş bilgi veren Keel, Kızılderililerin (atalarının) Baykal Gölü ve Yenisey-Tuva bölgelerinden Amerika kıtasına, Alaska üzerinden göç ettiklerini ifade etti. Kızılderililer ile Türklerin DNA testlerinin aynı olduğunu ve ayrıca “Y” kromozomunun sadece yeryüzünde Türkler ile Kızılderililerde bulunduğunu söyledi. Kızılderililerin konuştukları dillerdeki kelime benzerlikleri gibi, halı, kilim ve el işlerindeki desenlerin aynı olduğunu, örf, âdet ve geleneklerde de çok büyük benzerlik olduğunu ifade etmiştir. Kızılderililerin aslının nereden geldiğine dair 40 yıl araştırma yapan Ethel Steawert, belgelerle Kızılderililerin Türk soyundan geldiğini ispatlamıştır. Avrupalılar Amerika kıtasına göç etmeden önce Kızılderililerin nüfusu, Avrupa kıtasının nüfusundan fazla idi. En az 50 milyon Kızılderilinin soykırım neticesinde katledildiği kesindir. Bazı ABD’li tarihçilere göre ise, bu miktar 100 milyona yakındır. Şu anda Kızılderililerin nüfusu 2.5 milyon olup, bu sayıyla bir nevi müzeliktirler ve soylarını koruma mücadelesi vermektedirler. Kızılderililerin büyük bir çoğunluğu ise Uygur ve Nayman Türkleri ile diğer Türk kabileleridir. M. Franklin Keel kurultayda yaptığı konuşmada: “DNA testlerinde Kızılderililerin Türk asıllı olduklarının anlaşıldığını, ben Türk kurultayına katılarak ve Türkiye’de bulunmak suretiyle daha iyi hissettim. Biz Kızılderililer Türk olmaktan çok mutluyuz... Amerika’da bir çok bölgede yer isimleri Türkçe olduğuna dair bazı bilgiler vardır. Ama bu konu, derinlemesine araştırılmadı... Türk Dünyası kurultayına katılmaktan çok mutluyum. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türkler, bu kurultayda toplanmışlardır. Kurultayı çok güzel buldum. Burada çok değişik topluluklar temsil ediliyor. Kültür alışverişinde bulunuyorlar. Kültür çok önemli bir faktör. Türk insanında tespit ettiğim en büyük hazinenin, kalblerinin zenginliği olduğunu gördüm. Dostlukların samimiyeti ve derinliği, bu samimiyet ve derinlik biz Kızılderililerde de aynen böyledir. Yakut Türkleri ile tanışma fırsatım oldu. Çok nazik ve kibar insanlardı. Tıpkı benim kuzenlerim gibi gözüküyorlardı. Benzerlikler çok fazla... Bozkurt, biz Kızılderililerde de semboldür. Hatta Kızılderililerde Bozkurt isimli kabile vardır. Eğer buraya Amerika’daki Kızılderililerden daha çok getirmek kısmet olsaydı, onlar da sizinle görüşmekten çok çok mutlu olacaklardı, tıpkı benim gibi. Gidince Türk asıllı insanlarda gördüğüm, bizimle aynı olan özellikleri kabileme anlatacağım...” Amerika’da diğer bir Türk nüfusu da Kamçatka Yarımadası’ndan Alaska’ya göçen Saka Türkleridir. M.Ö. 1500 yıllarında Göktürk alfabesi ile yazılmış Saka Beyinin hikâyesini anlatan taş, bunu ispat etmektedir. 7. Türk kurultayına katılan delegeler Türkiye, KKTC, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan devletleri ile özerk ve federe Türk cumhuriyetleri olan Altay, Başkırdistan, Cuvaşistan, Dağıstan, Gagauz, Hakas, Balkar, Kırım, Saka, Tataristan, Tuva, Nahçıvan, Doğu Türkistan, Karaçay’dır. Ayrıca kurultaya Kafkasya, Balkanlar, Avrupa, Amerika (Meluncan ve Kızılderili) İdil-Ural, Sibirya, Ortadoğu, Afganistan’da yaşayan Türk topluluklarından temsilciler katıldı. Suriye’de 3 milyon, Irak’ta 3 milyon ve İran’da 20 milyon Türk vardır. Kurultaya Sibirya’nın Aktulga bölgesindeki Türklerin temsilcileri de geldi. New York Times’ın (Bilim) ekinde Amerika’ya ilk ayak basanlar haritasında, ilk gelenlerin Türkler olduğu gösterilmektedir. Fransız dil bilimcisi Dumesnil, Kızılderili dilinde 320 Türkçe kelime tespit etmiştir. alıntı Mustafa Necati Özfatura |
||
|
||
| Kızılderililer mi Orta Asya’ya geçti? “A.Karimullin birçok Dakça ve Türkçe kelimenin telaffuz ve mana itibariyle birbirine yakın olduğunu ispat etmiştir. Ancak bu basit bir tetabuktan ibarettir. Çünkü Amerika’da mongoloidlerin izlerine rastlanmamış, aksine Asya’da yapılan kazılarda M.Ö. 3. ve 2. yüzyıla ait Sibirya iskeletleri arasında Amerikalı yerlilere ait kafatasları bulunmuştur. Binaenaleyh Türkler Amerika’ya geçmemiş, aksine yerliler Sibirya’ya geçmişlerdir.” alıntı (Bkz. Amerikan Coğrafyası’nın Sorunları, L., 1967, S.123-126) (L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bin Yıl, S.96) |
||
|
||
| Yerli Halk Kızılderililer, Sömürgecilikle Yok Ediliyorlar Avrupa'dan gelen "beyaz adam" Kuzey Amerika'da boy gösterdiğinde bugünkü ABD'nin bulunduğu topraklar üzerinde yaklaşık 2.5 milyon kadar Kızılderili, kabileler ve aşiretler halinde yaşamlarını sürdürüyordu. Kızılderililer istilacı göçmenlere mısır ve tütün yetiştirmeyi öğrettiler. Yine bu istilacılar dağlık arazide hayatta kalmayı da onlardan öğrendiler. Kıtaya gelen İngiliz tüccarlar Kızılderililerin ortaya çıkardıkları zenginlikleri başta kürk vb. satın alarak ya da bu mallara zorla el koyarak kısa sürede zenginleştiler. Kızılderililer sömürgeci Avrupalıların vatanlarını işgal etmesine karşı direniyor, topraklarından ayrılmak istemiyorlardı. Fakat kıtaya yerleşen sömürgeciler kadın- erkek, çoluk- çocuk demeden Kızılderililerin çoğunu katlettiler. Hatta bir Kızılderili tutsağı ya da kafa derisini getiren herkese 40 İngiliz Sterlini verileceği ilan edildi. Bu ödül 100 İngiliz Sterlinine kadar yükseltilirken aynı zamanda kadın ve çocuk kafatası derileri için de ödülün yarısı ödeniyordu. Amerika kıtası, tüm tarih boyunca insanoğlunun yaşadığı en büyük soykırım ve zulümlerden birine sahne oldu. Binlerce kilometre uzaklıktan gelen, okyanusları geçip kıtayı istila eden sömürgeciler, buranın tüm zenginliklerine el koymakla kalmıyor aynı zamanda yerli halkları köleleştirmeye de çalışıyorlar ve vatanını savunan, esaret altına girmek istemeyen yerli halkların direnişini soykırımla durdurmaya çalışıyorlardı. Kısacası yaşanan bu Kızılderili soykırımı ve yüzlerce kabilenin kıtadan silinmesi üzerine bugünkü Amerika'nın temelleri atılmaktaydı. Öte yandan kıtanın asıl sahibi olan yerli halk kıtayı atalarından devralmışlar fakat çocuklarına miras bırakamamışlardı. "Beyaz adam" binlerce kilometre öteden gelmiş ve Amerika'yı binlerce yıldır üzerinde yaşayan yerli halkın elinden zorla almıştı. Yerli halkla birlikte yaşamaya bile tahammül edemeyen bu zorbalar; onu "halk" olarak bile görmüyordu. "Beyaz adam"ın yerli halka baskısı Forrest Carter'in "Dağlardan Sorun Beni" adlı romanında, şöyle anlatılmaktadır: "Cochise, Yıldızlı Şefle tartışmıştı. 'Hepimiz için yer var. Vadinin daha ilerisinde yaşayabiliriz. Biz de Amerika Birleşik Devletleri'nin yurttaşı olabilir, kendi topraklarımıza sahip olabilir ve sizin yaşayış biçiminize uyarız.' "Yıldızlı Şef, Cochise'e uzun bir süre bakmış ve yanıt vermişti. 'Amerika Birleşik Devletleri'nin yurttaşı olamazsanız. Kendi topraklarınız olamaz.' "Cochise, 'Neden?' diye sormuştu. "Yıldızlı şef omuzlarını silkmişti. 'Kızılderililer halk değil. Yasa böyle.'(...)" "Beyaz Adam"lar, Kızılderilileri yokederken aynı zamanda bu halkın kültür ve uygarlıklarına ilişkin ne varsa bunları da ortadan kaldırmaya çalışmış ve yerine kendi 'soylu' tarihlerini koymuşlardı. Elbette kan ve katliamla sağladılar bunu. Kızılderililerin boyun eğmemesi, direnmesi kabilenin tüm fertlerinin ayırımsız katledilmesi demekti. Geçen zamanla Kızılderili halkın yaşamı gittikçe çekilmez bir hal alıyordu. Toprakları gaspedilmiş, geçim kaynakları olan av hayvanlarının soyu kurutulmuştu. Yaşadıkları toprakların havası, suyu kirletilmiş, ormanları yokedilmişti. Kızılderililer ise yüzyıllar boyu teslim olmamak için sürdürdükleri savaşlardan, hastalıktan, kıtlıktan, soğuktan bir avuç kalmışlardı. Chickahomimyler, Masasostler, Nanticokeler, Potomaclar artık yoktu bu topraklarda. Kalanlar ise bir avuç ve perişandı. İşgalci beyaz adam ateşli silahlarıyla, viskisiyle (ateş suyu) her türlü dalaveresiyle onurlu ve özgürlüğe ölümüne bağlı bir halkı yokolma aşamasına getirmişti. Kendilerine yönelik saldırılara karşı Kızılderililerin direnişi de vardı elbette. Hem de ölümüne bir direnişti bu. Kimi zaman umutsuzca, yenileceklerini bilerek direndiler. Öleceklerdi, ama ölümü, boyun eğerek sürdürecek bir yaşama tercih ediyorlardı. Bu yüzden inanılmaz bir cesaretle gözüpeklikle direndiler. Onurlarına, özgürlüklerine, vatanlarına ölerek sahip çıktılar. Amerika'yı işgal ederek buraya yerleşenler ise acımasızdı, katliamcıydı, sömürücüydü. Kendi iğrenç çıkarları için Kızılderililere herşeyi reva gördüler. Egemenliklerini akıttıkları kan ve katlettikleri Kızılderililer üzerine kurdular. Amerika'nın katliamlar tarihinde en acımasız örneklerden biri de Yaralı Diz katliamıdır. Bu katliamın öncesinde Liouw Kızılderili kabilesinin şefi Oturan Boğa katledilir. Ardından bir başka Kızılderili kafilesi yolda çevrilerek silahlarını teslim etmeleri istenir. Silahları alınmış olmasına rağmen patlayan bir silah sesiyle katliam başlatılır. Katliamda üçyüze yakın genç-yaşlı, çocuk, kadın, erkek Kızılderili katledilir. Bu katliamı yaşayanlardan biri, Gelincik Louise yaşadıklarını şöyle anlatıyordu; "Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gib i bir bir vurdular bizi. Beyazların içinde de iyi insanlar bulunduğunu biliyorum, ama kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı." Yaşanan vahşet ve soykırım Kızılderilileri bitme noktasına getirmişti. Bu vahşetin nerelere kadar uzanacağını ise yaşadıkları ve sezgileri ile hisseden Kızılderili reisinin sözleri adeta bugünün habercisidir: "(...) Beyaz adam, anası olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne alınıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki; toprakları çölleştirecek ve herşeyi yiyip bitirecektir." (Kızılderililer adına Reis Seattle tarafından ABD Başkanına hitaben 1854'te yazılmış bir mektuptan.) alıntı |
||
|
||
| teşekkürler adaş... | ||
|
||
| KIZILDERİLİ MEKTUBU “Washington’daki büyük şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Bunu anlamak bizler için çok güç. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır, biz buna inanırız.” (...) “Bu toprakları size satarsak , bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. Biz nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize? Biliyorum beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır. Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir.” (...) “Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça, yaşamın ne değeri olur? Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizimde bir koşulumuz var; Beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan tüm canlılara saygı göstersin. Ben bir VAHŞİYİM ve BAŞKA TÜRLÜ DÜŞÜNEMİYORUM. Yaylalarda cesetleri kokan binlerce Buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları, sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir Buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlardık Buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz?(...) “Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların başına gelen, yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır. Şu gerçeği iyi biliyoruz; Toprak insana değil, insan toprağa aittir ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket, insanoğlunun da başına gelmiş sayılır. Bildiğimiz bir gerçek daha var: Sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrı’nın yarattıklarıyız. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için Kızılderili ile beyazın farkı yoktur ve Kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık Tanrı’nın kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve Kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrı’nın adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı Buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlayamadığımız gibi...” 1854 (..to ABD president ) |
||