SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Şiirler -3-

Sayfa: 1 [ 2 ]

göçmen kızı 29.08.2008 18:07:22
HANNA CASH’İN TÜRKÜSÜ


1.
Entarisi pazen, atkısı sarı,
gözleri göller gibi kara,
ne parası pulu var, ne yapacak işi,
ama öyle uzun ki siyah saçları,
değer uçları kirli topuklara.

        İşte Hanna Cash, yavrum,
        Ayartıp soyardı beyleri.
        Geldi esen rüzgarla bozkırdan,
        gitti gene esen rüzgarla.
2.
Ne iskarpini vardı, ne gömleği.
Bilmezdi dua etmesini bile.
Gelmişti koca kente bir kedi gibi.
Odunlarla leşler arasında
bozbulanık kanal boyu
minicik bir kül kedisi
dolaşır durur ya hani.

        Nasıl yıkardı bardakları durmadan, görseniz,
        Yıkayamazdı kendini bu yüzden.
        Öyleyken Hanna Cash, yavrum,
        gene de sayılırdı tertemiz.

3.
Düştü bir gece bir gemici barına,
derin ve karaydı gözleri göller gibi.
Serseri Kent’e rastladı orada,
saçları vardı Kent'in kapkara,
barda bıçak oyuncusuydu.
Aldı Hanna’yı yanında götürdü.

        Kırparken gözlerini o Kent serserisi,
        o yontulmuş, o allahın belası,
        Hanna Cash duyuyordu, yavrum,
        bakışlarıyla soyduğunu kendisini.

4.
Yürüdüler hayat yolunda el ele,
öğrendiler hanyayı konyayı.
Ne ev bark, ne kap kacak,
ne de ad, çocuklarına bırakacak.

        Kar yağdı, yağmur yağdı.
        Boğuldu sulara orman.
        Ama Hanna Cash, yavrum,
        ayrılmadı erkeğinden.

5.
Polis dedi: Bu adam yankesici.
Sütçü dedi: Hem de topal.
Hanna dedi: Bundan ne çıkar?
Erkeğim benim o.
Benim canım onu çeker.

        Orda burda gezer dururdu erkeği.
        Sonra gelir çekerdi Hanna’ya sopayı.
        Ama Hanna boşverirdi bunlara.
        Seviyordu ya kocasını canı gibi.

6.
Damları yoktu başlarını sokacak.
Herkes onlara düşmandı sanki,
Gene de yuvarlanıp gittiler iyi kötü.
Şehirlerden ormanlara yıllar boyu,
ormanlardan kırlara gittiler.

        Yürüdüler, ne kar dediler ne tipi,
        kesilinceye dek solukları.
        Hanna Cash, yavrum,
        izledi sevgili erkeğini.

7.

Üstleri başları dökülürdü.
Ve yoktu gezmeleri tozmaları pazar günleri.
Bir pastaneye giremediler üçü bir arada.
Ne yiyecek poğaçaları vardı,
Ne de armonikaları.

        Benzerdi günler birbirine.
        Hiç güneş yoktu havada.
        Ama parlardı güneşler durmadan
        Hanna Cash’ın yüzünde.

Erkeği balık çalar, o tuz çalar,
n’eylersin, "yaşamak çok zor".
Hanna bakar balıkları pişirirken:
Çocuklar oturmuşlar kocasının dizlerine,
Okurlar dua kitabını ezberden.

        Dere tepe elli yıl bu,
        uyudular hepsi bir yatakta.
        İşte Hanna Cash’ın hikayesi, yavrum.
        Tanrı elbet bir gün görür onu.


BERTOLT BRECHT

nobodies 29.08.2008 18:13:06
İKİ GÖVDE
İki gövde yüzyüze
bazen iki dalga
ve okyanustur gece.

İki gövde yüzyüze
bazen iki taş
ve bir çöldür gece.

İki gövde yüzyüze
bazen iki kök
dantellenmiş geceye.

İki gövde yüzyüze
bazen iki bıçak
ve kıvılcım çakar gece.

İki gövde yüzyüze
iki yıldız düşen
boş bir gökyüzünde.


Octavio PAZ

göçmen kızı 29.08.2008 18:22:45
ÇAĞRI



Yürümek yol yordam öğretir
Kuşun özgürlüğü uçtukça büyür
Atın ceylânın koştukça
Yolculuğa çıktıkça sular
Iğdeler yaprak çiçek açtıkça
Düşünüp yaptıkça insanlar
Ay batıp gün doğana dek
Dört mevsim on iki ay
Bilesin hep seni düşündüğümü

OĞUZ TANSEL

göçmen kızı 30.08.2008 16:54:46
BU SEVDA

Bu sevda
Birdenbire saran içimizi
Bu narin
bu sımsıcak
Bu umutsuz
Sevda
Gün gibi güzel
Ve kabaran deniz gibi
Çalkantılı
Bu sevda
O kadar gerçek
O kadar güzel
O kadar mutlu
O kadar sevinçli
Ve karanlıkta korkudan titreyen bir çocuk gibi
Gülünç
Ve gecenin ortasında sakin bir adam gibi
Kendinden emin
Başkalarının yüreğine korku salan
Benizlerini solduran
Dillerini çözen bu sevda
Gözetlediğimiz için gözetlenen
Yaraladığımız
Ayaklar altına aldığımız
İnkar ettiğimiz unuttuğumuz için
Kovalanmış yaralanmış ayaklar altına alınmış
İnkar edilmiş unutulmuş
Bu kocaman sevda
Gene dipdiri
Gene güneşli
Senin sevdandır bu
Benim sevdamdır
Hep var olan
Durmadan yenilenen
Ve değişmeyendir
Bir bitki kadar gerçek, bir kuş kadar ürkek
Yaz güneşi kadar diri ve sıcaktır
İkimiz de gidebiliriz
Sonra dönüp
Derin uykulara dalabiliriz
Acı çekebiliriz uyanınca
İhtiyarlayabiliriz
Sonra tekrar dalabiliriz uykuya
Ölümü düşleyebiliriz
Oysa
Başucumuzda
Gülerek bakıyor bize
Durmadan tazelenen bu sevda
Ayak diriyor yaşamakta
Arzu kadar diri
Bellek kadar zalim
Pişmanlık kadar budala
Hatırlamak kadar tatlı
Mermer gibi soğuk
Gün gibi güzel
Bir çocuk gibi narin
Bize bakıyor gülümseyerek
Ve hiçbir şey söylemeksizin
Konuşuyor bizimle
Ve ben ürpererek dinliyorum onu
Bağırıyorum
Senin için
Kendim için
Bağırıyorum bizim için
Gitme kal
Dur orda
Ayrılma yerinden
Kal orda
Kımıldama
Gitme
Biz ki sevmiştik birbirimizi
Unuttuk seni
Bari sen unutma bizi
Bir sen varsın yeryüzünde bizim için
Terk etme bizi
Buz bağlamasın yüreklerimiz
Ne kadar uzakta
Ve nerde olursan ol
Duyur bize kendini
Bir çalı dibinde
Hatıralar ormanında
Birdenbire çıkıver karşımıza
Uzat elini bize
Ve kurtar bizi.


JACQUES PREVERT


Sayfa: 1 [ 2 ]