|
||
| Beğendiğiniz şiirleri burada bizimle paylaşabilirsiniz. Lütfen şairini belirtmeyi unutmayınız. |
||
|
||
| DESEM Kİ Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır, Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını, Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini. Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin! Desem ki... İnan bana sevgilim inan, Evimde şenliksin, bahçemde bahar; Ve soframda en eski şarap. Ben sende yaşıyorum, Sen bende hüküm sürmektesin. Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber. Günlerden sonra bir gün, Şayet sesimi farkedemezsen, Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden, Bil ki ölmüşüm. Fakat yine üzülme, müsterih ol; Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini, Ve neden sonra Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede, Hatırla ki mahşer günüdür Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum. cahit stkı tarancı... ilk şiir benden olsun ozaman... dünyanın en güzel en güçlü aşk şiiri fikrimce... |
||
|
||
| YADİGAR Artık ne kürk,ne post isterim başım hoş değil devran ile en gerçeğinden dost isterim gelsin elinde derman ile Gel benden dinle ahuzarı adem babanın yadigarı ıssız sahilde akşamları dertleşen benim umman ile cahit sıtkı tarancı |
||
|
||
| gücün bütün yollarindan gectim, kalabalikta bir yüz olmayi sectim, iste yasam budur, bir ise yaradigimi bilmeyi, fotografta görünmemeyi sectim! Sezen Aksu |
||
|
||
| Nefesimi Ayrılıklar uyandırmalı kör yüreğimi. Cehennem yangınlarından Ölmeden çıktıysa bedenim; artık Benim olmalıyım, benim. Yeter yüreğimi bir çift gözün Ateşine rehin verdiğim. Ateş artıyı Değildir karşılığımız. Pusatını dağ Sisinden alan, firarını mermisine Emanet eden bir namludur bu Eşkıya sevda ki; zulasında asılı Durur kefenlediği ölümü. Ellerinin çeliğine su verilmiştir ta Adem`den beri. Bilir ve intihar Cüretiyle yoklar yüreğinin tetiğini. Güneşin kızılca kıyametine çatar Kuruyan umut dallarını. Yanacaksa Cehennemden beter yanmalı! Kim anlar ki eşkıyanın sağlamlığını; Özleminin çiseyle yıkanmış şafak Değerini kim? Hani ellerine kuşlar İnerdi, kardan üşüyen kuşlar... Bahçen kuş sevinçleriyle inlerdi ay Şahrud. Eşkıya yüreğime çığ düştü Üşüyorum ha... Aç ellerini. TUNAY BOZYİĞİT SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ geçici ayrılık benimkisi ilkyaz çiçeğine gebeyim ağıtlar yakmayın adıma ben ölmedim ölmeyeceğim sıcak saklayın gecelerimi karlar altından çıkıp geleceğim düşlerinizin ateşinden ılık bir rüzgar gibi eseceğim demlice bir çay koyun üstüne aç çocuk gibi besleyin sobayı nasıl tütüyorsanız gözlerimde öylece tütsün buharı uzunca serin yatağımı boyunca uzansın ayağım el aman deyince gece usulca kıvrılır yatarım can canım canlarım hazır mı koynunuzdaki yerim gün olur gecikmiş çocuk gibi bağıra çağıra gelirim Nevzat ÇELİK |
||
|
||
| Aşk Bunca gün, ah, bunca gün görmeyi seni böyle kırılgan, böyle yakın, nasıl öderim, neyle öderim? Uyandı kana susamış ilkbaharı koruların, çıkıyor tilkiler inlerinden çiylerini içiyor yılanlar, ve ben gidiyorum seninle yapraklarda çamlar ve sessizlik arasında, sorarak kendime nasıl, ne zaman ödeyeceğim diye şu bahtımı Bütün gördüklerim içinde yalnız sensin hep görmek istediğim dokunduğum her şey içinde senin tenindir hep dokunmak istediğim: seviyorum senin portakal kahkahanı hoşlanıyorum uykudaki görüntünden Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiceğim bilmiyorum nasıl sever başkaları eskiden nasıl severlerdi, yaşıyorum, bakarak, severek seni, aşk tabiatımdır benim Her ikindi daha da hoşuma gidiyorsun. Nerde o? Hep bunu soruyorum kaybolduğunda gözlerin Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum, yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi geliyorsun sen, bir esintisin şeftali ağaçlarından uçan. Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil o kadar neden var ki, o kadar az, böyle olmalı aşk kuşatan, genel üzgün, müthiş, bayraklarda donanmış, yaslı, yıldızlar gibi çiçek açan, bir öpüş kadar ölçüsüz. Pablo Neruda |
||
|
||
| SIFIR NOKTASI içinde cansız bir cenin taşıyorsun duvarlar yıkılacak yüklerinin ağırlığından bir sarhoşun parmaklarına dolanmış saçların her solukta arkandan ensene üflüyor yalnızlığını saç köklerinde korku... çivilendiği yerden sökmeilisin omuzlarını bir cüzzamlının titrek ellerinde ya da dünyası susmuş bir acizin çığlıklarında kurtuluşun aklının pusulasını kendi ellerinle parçalaman gerek bırak deliler tanısın seni gözlerinden azgın sokak köpekleri yapışsın paçalarına boğazındaki gemlerin bağlarını çöz derin bir igloo kaz korkuların ortasına ve mum ışığından bir kılıf hazırla yalnızlığına onun vakur merhametinde mecuzinin tapınağı kendini bilmez boşluklarda harcıyorsun varluşunu çürük dişleriyle ruhunu kemirecek sığ kalabalıklar gitmen gerek... bahar çetiner |
||
|
||
| Arkadaşlar bu şiir'i severek dinleyeceğinizi umuyorum "Sina" http://rapidshare.com/files/124768594/Fatih_Guersoy-Sina.mp3.html?killcode=1207814229604042932 |
||
|
||
| Kırağı / Ülkü Tamer Kırağı taşıdım güne. Yaprakları, otları araştırdım Bir kırağı seçtim kendime Güneş dağına tuttum ısınsın diye Cebime koydum keyifle Çıkardım, hava aldırdım .......... .......... |
||
|
||
| DERİNLİK ÇEKİMİ En derini dünyanın kendi uçurumum Başım dönüyor içimin derinliğinden Bigün kaldırıp kendimi fırlatacağım Kendimi kendi içime atacağım Kartal kanatlarının da bir sınırı var gökte Uçakların da füzelerin de Bütün o sınırları aşacağım Kendimi içimdeki sınırsız boşluğa bırakacağım Durmadan çekiyor beni bu dipsiz doruksuz uçurum Gözlerim kararıyor içime bakınca Atıp kendimi kendime Derinlik korkusundan büsbütün kurtulacağım AZİZ NESİN |
||
|
||
| OLVİDO Hoyrattır bu akşamüstüler daima. Gün saltanatıyle gitti mi bir defa Yalnızlığımızla doldurup her yeri Bir renk çığlığı içinde bahçemizden, Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan Lavanta çiçeği kokan kederleri; Hoyrattır bu akşamüstüler daima. Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar Unutuşun o tunç kapısını zorlar Ve ruh, atılan oklarla delik deşik; İşte, doğduğun eski evdesin birden, Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven, Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik Ve cümle yitikler,mağluplar,mahzunlar... Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir. Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir; İnsan yağmur kokan bir sabaha karşı Hatırlar bir gün bir camı açtığını Duran bir bulutu,bir kuş uçtuğunu, Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı... Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir. Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla Halay çeken kızlar misali kolkola Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri, İhtiyar ağaçlı,kuytu bahçelerden Ayışığı gibi sürüklenip giden; Geceye bırakıp yorgun erkekleri Salınan etekler fısıltıyla, nazla. Ebedi aşığın dönüşünü bekler Yalan yeminlerin tanığı çiçekler Artık olmayacak baharlar içinde. Ey ömrün en güzel türküsü aldanış! Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış; Her garipsi ayak izi kar içinde Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler. Ya sen! ey sen! esen dallar arasından Bir parıltı gibi görünüp kaybolan Ne istersin benden akşam saatinde? Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın, Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın; Hatıraların bu yanma vaktinde Sensin hep,sen, esen dallar arasından Ey unutuş! kapat artık pencereni, Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni; Çıkmaz artık sular altından o dünya. Bir duman yükselir gibidir kederden Macerası çoktan bitmiş o şeylerden. Amansız gecenle yayıl dört yanıma Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni. AHMET MUHİP DIRANAS |
||
|
||
| YİNE SANA DAİR Sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini, Sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin, Sende uzaklığı, Sende; ben, imkansızlığı seviyorum. Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine Ve kan ter içinde, aç ve öfkeli, Ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin. Sende, ben, imkansızlığı seviyorum, Fakat asla ümitsizliği değil... NAZIM HİKMET |
||
|
||
| Biliyorum Sana Giden... Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yanlız seni, yanlız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri Raslaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi... Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri . Cemal Süreya |
||
|
||
Bir Kahindir Araf'ın Karanlığında Gök/yüzümü Hüzne Boğan Ne zaman başladı asiliğim bilmem. Ne zaman yazmak istediysem öykülerimi, cografyasızlığım geldi satırlarıma eylül isyanlarıyla… Newroz tadındaydı isyanın çığlığı ve Newroz ateşleriydi asileşen yanlarımızı coşturan. Sesime ses veren, gözlerimden düşen sancılı bir çocuktu, henüz tamamlanmamış ömrüyle. Annem'in nasırlı ellerinde gizliydi kekik kokan toprağım, o toprağı islemişti, toprakta ellerine dövmeleri… Şimdiyse ağıtlar yakıyor kimliksizliğime. Ve ben siyah bir hüzünle örtüyorum gözlerimi. Gözlerim kapatıp yarınsızlığıma göçüyorum; gözlerinden göçüyorum... Zamansız bu göç Amed surlarında başlar, Dicle'nin sularında hırçınlaşır, Kızılırmak tadında coşar, ARAF'IN AMANSIZ SEVDASINDA GİZLENİRDİ. Zamansız bir sevdaya amansız bir göçtü… Göç mevsimi başlayınca yırtılır kağıtlar, sonra dillenir sözcükler, asılır tavanına nehirlerin… Bir Mezopotamya hüznüdür giderken havalanan mendiller. Yani benim toprağım yakışıyor adama, savaşmak öylece, kursun atmak ve de bir isyan havadisinde öğrenmek hevalligi destan kelimelerde bir kırağı zamanda Babil’ken çıkmazlar, diğer taraf Ninova ve Asur heybetidir anlayacağın, çıkılmaz bir savaştır. Nerden baksan hayatlar çoğalıyor. Ve ben her gün binlerce kez ölüyorum. Sevindirme! Bak ya da… Zerdüşt isminde kırılıyor sabahlar. İsimleri deren bir kahindir artık, ırmakları boyayan, pesinden sürüklenen vahim çığlığında… Evet, bir kahindir Araf'ın karanlığında gök/yüzümü hüzne boğan... Hevî Zayci Saygilar... |
||
|
||
| HOŞÇAKAL siyah beyaz tuşlarında piyanomun seni çalıyorum şimdi çaldıkça çoğalıyorsun odada sen arttıkça ben kayboluyorum seni doğuruyorum geceye adını koyuyorum aya bakarak her şey sen oluyor her yer sen ben ölüyorum sesini duyuyorum rüyalarımda gözlerimi kamaştırıyor ışığın rüzgar sen gibi dokunuyor bana ben doğuyorum duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum ÖZDEMİR ASAF aşk şarkısı Ellerini ver, öpeceğim, Binlerce el içindeyim, Şu beyaz çizgilerden gideceğim. Ellerini ver, ellerini… Seni öldüreceğim. Gözlerinden gireceğim, İçinde yer edeceğim. Sana oradan sesleneceğim; Ellerini ver, ellerini… Seni öldüreceğim. ÖZDEMİR ASAF |
||