SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Yaşamın Öyküde - Öykünün Yaşamda Yeri

Sayfa: [ 1 ]

eldiven 07.06.2008 23:41:37
1- Öykünün doğası ve yaşamdaki yeri:

Öykünün aslında bir tür kurmaca düş olduğunu düşünmek olasıdır. İnsanın gündelik yaşamdaki düşünce biçimi öyküseldir. Geleneksel bakış açısı, insanın gündelik yaşamdaki olaylar üzerine akıl yürütmesinin ve düşünme biçiminin yazınsallıkla, hele öyküsellikle uzaktan yakından hiç mi hiç ilgili olmadığını savunur. Yine aynı geleneksel bakış açısına göre, kişinin yazınsal olma kaygısıyla akıl yürütmesi ve düşündüklerini yazıya dökmesi, o kişinin kendi seçimine, becerisine ve doğuştan beraberinde getirdiği kimi özelliklere bağlıdır. Oysa, sanılanın aksine, insanın gündelik düşünce biçimleri ve davranışları ile yazınsal düşünce tarzı ve öyküler, daha da ötesi, öyküleştirme olgusu birbirleriyle çok yakından ilgilidirler. Bunun nedeni belki de şöyle açıklanabilir: Kurduğu gündelik düşleri öykü halinde biçimlendirmek, insandaki düşünme gücünün en temel aracıdır. Çünkü insanın rasyonal kapasitesinin temelinde, düşlerini ve düşüncelerini öykü haline getirmek, yaşam deneyimlerini, bilgilerini ve düşüncelerini öyküler biçiminde düzenlemek ve bunları da kimi zaman başkalarına aktarmak yatmaktadır. İnsan oluşturduğu bu tür öyküler sayesinde geleceği önceden tahmin edebilmeyi ve yaşantısını bu tahminlere göre planlamayı amaçlamaktadır kendince. İşte bu olgu, belki de, gündelik yaşamda öykü biçiminde düşler kurmak olarak da adlandırılabilir. Söz konusu olgu, hemen hemen her insanın sahip olduğu, kabul edilmesi zor görünse bile, aslında yazınsal olan bir tür yetidir. Yine bu nedenlerden dolayı, denilebilir ki, insanın gündelik ve sıradan görünen tüm düşünce biçimleri aslında sadece öyküseldir. İster yazıya dökülmüş yazınsal bir öykü olsun, ister de yukarıda sözü edilen türden, sadece öykü biçiminde düzenlenmiş sıradan ve gündelik bir düş kurma olsun, o öyküyü okumak, anlamak, dinlemek ya da aktarmak bir başka öyküyü anlamayı ve çözümlemeyi kolaylaştırır. İşte bu sayede, düşlerini, bilgilerini, geleceğe yönelik planlarını öykü biçiminde düzenleyen kişi, insan ilişkilerini, kendisininkinden farklı yaşam biçimlerini, kendisininkine uymayan bakış açılarını ve değişik birikimleri anlayabilir ve yorumlayabilir. (Turner, 1996:40) Kısaca özetlemek gerekirse, kendi gündelik öykülerimizi oluşturup onları yorumlayabiliriz. Düşlerimizi, gelecekle ilgili planlarımızdaki yaratıcılığımızı, olaylar üzerine mantık yürütmelerimizi ve belki de serüvenlerimizi öyküleştirmeyi gündelik yaşantımızda sıklıkla kullanırız. Dolayısıyla, denilebilir ki, yazınsal olduğu varsayılan bir düşünce biçimi olan öyküselleştirme, gündelik yaşantımızda önemli bir yer tutmaktadır. Yine denilebilir ki, geleneksel bir görüşe göre sadece sanatsal ya da yazınsal bir düşünce biçimi olarak benimsenen öykü, gündelik düşünce biçimimizi şekillendirebilmekte; ve belki de öyküselleştirme olgusu, yaşam deneyimlerimizin ve bilgilerimizin aktarılmasının temelinde yatan kurallardan biri olarak ortaya çıkarak, gündelik yaşam biçimimizi anlamlı hale getirebilmektedir.


2- Öykünün doğası ve Yaşamın Öyküdeki yeri:

Öyküler popüler kültürde kalıcı etkiler yaratan yazılı bir sanatsal iletişim ortamlarıdır.
Öyküler, kalıplaşmış, sıradanlaşmış yaşam çerçevelerine sıkıştırılmış; bu çerçevelerde yaşamlarını sürdürmeğe alıştırılmış; bildiklerinden şaşmamağa koşullandırılmış; düşünce tarzlarını, yaşam biçimlerini değiştirmekten korkan; farklı bedensel deneyimlerin bilincine varmaktan ürken; kendilerinden farklı gördükleri insanları dışlayan ve acımasızca eleştirmekten çekinmeyen; bu insanlara yaklaşırken bile dehşete kapılan okuyucularına, kendilerininkinden farklı düşünce tarzlarının, bilgi türlerinin, bakış açılarının, düşlerin, davranış biçimlerinin, insan ilişkilerinin ve duyguların var olduğunu hatırlatan; onlara alternatif belki de sıradışı yaşamlar sunan sanatsal ortamlardır. Öyküler kimi zaman okuyucularını güldürmeyi, düşündürmeyi, kimi zaman da düşlere ve serüvenlere sürüklemeyi amaçlamaktadırlar. Öykü yazarı öykünün tüm bu işlevlerini oluştururken de her insanın sahip olduğu gündelik yaşamı öyküselleştirme yetisinden yararlanır. Bu durumun sanatsal bir yazın türü olan oyküye yansımasını söyle örneklendirmek olası:


A- Düş gücüne dayandırılan abartılı bir dil kullanımıyla adeta karikatürize ederek kimi İnsan tiplerini, toplum içindeki ilişkilerini ve olayları sevecenlikle anlatan gülmece öyküler
ÖRNEK: Aziz Nesin (1961) "Çapkın Hikaye", Yedek Parça, İstanbul : Cem Yayın Evi, ss: 21-26
Özcan Karabulut "Koridorda Topuk Sesleri", Belki de Kaybeden Zaman, İstanbul: Can Yayınları, ss: 65-75



B- Çeşitli insanca duyguları yaşam tarzlarını belki de kimi okuyuculara sıradışı gibi görünebilecek çok farklı boyutlarıyla irdeleyen öyküler
ÖRNEK: Özcan Karabulut (2000) "Ariélle Adında Biri", Aşkın Halleri, İstanbul: Can Yayınları, ss: 35-52


C- Çeşitli insan tiplerini, ilişkilerini ve toplumsal olayları kültürel ve yöresel boyutlarıyla ele alarak ve adeta inceleyerek okuyucuya tanıtan öyküler
ÖRNEK : Cemil Kavukçu (1997)"Aslangöz", Bilinen Bir Sokakta Kaybolmak, İstanbul: Can Yayınları, ss: 9-14


D- Benimsediği belirli bir ideolojiyi tartışan ve bu ideolojiden etkilenen insan tiplerini ve olayları anlatan öyküler
ÖRNEK: İnci Aral (1982)"Ağda Zamanı", Ağda Zamanı, İstanbul: Kaynak Yayınları, ss: 22-32
İnci Aral (2000) "Gölgede 40 derece", İstanbul: Can Yayınları (Toplumda kadının konumu)
Özcan Karabulut (1998) "Mrta'lar, Martılar Uçun!", Belki de Kaybeden Zaman, ss: 59-63




3- Öyküde Eğretileme Olgusu ve Toplumsal Boyut

Öykü bir anlatı biçimidir. Anlatı nedir? Burada anlatıya kısaca değinmek ve onu tanımlamak yerinde olacaktır : (Coste, 1998 : 13-14)

1- Anlatı evrenseldir ve gerçek ya da kurmaca olayların temsilcisidir. Kimi zaman da simgeseldir.
2- Anlatıda zaman dilimi ya da sıralı zaman dilimleri vardır.
3- Anlatıda en az iki tane gerçek ya da kurmaca olaya yer verilir
4- Anlatı, dış dünyada gerçekleşen olgulardan daha sonra ortaya çıkar. Diğer bir deyişle anlatı geçmiş zamanla ilgilidir. Anlatı geçmişin aynadaki yansıması değil, geçmişi temsil eden bir olgudur.
5- Anlatı yazılı ya da sözlü olarak iletilir.
6- Anlatı anlatıöncesi deneyimin anlamıdır.

Görüldüğü üzere öyküde anlatı-temsil etmek-simgesellik-zaman dilimi-olay-hareket-geçmiş zaman-yazılı ve sözlü anlatım-anlam gibi kavramların varlığı önem taşımaktadır. Öyküde, özellikle, hareket etme olgusu sözkonusu olduğu zaman, tüm bu kavramlara bağlı olarak da iki tür öykünün varlığı ortaya çıkmaktadır: (Friedman, 1988 : 159)

1- Statik hareketleri içeren statik öyküler (Daha kısa öyküler)
Bu tür öyküde başkişi tek ve belirli bir durum içinde bulunur ve yazar okuyucusuna bu durumun hangi nedenlerin sonucunda ortaya çıktığını anlatır.


2- Dinamik hareketleri içeren dinamik öyküler (Daha uzun öyküler)
Bu tür öyküde başkişi birden fazla durumun içinden geçer. Çünkü, dinamik hareketler, gerek gerçek yaşam içinde, gerekse öyküde temsil edilen kurmaca yaşam biçiminde başkişinin düşünce ve duygularının değişime uğratır. Dinamik hareketler, statik hareketlerden daha uzun sürede oluşurlar ve gelecek zamanda kendilerinden sonra oluşacak başka hareketleri belirlerler.

Burada öykü metninin içinde yer alan kimi sözsanatlarından sözetmek yerinde olacaktır. İşevi bir bireyi, olguyu, olayı, nesneyi ya da kavramı bir diğerinin yerine koymak olan bu söz sanatlarını şöyle sıralamak olası :

Kişileştirme : Yazarın bir nesne, olay, olgu ya da hayvana insansı ozellikler vererek onu bir diğerinin yerine koyması
Benzetme : Yazarın, gibi, ...e benzeyen sözcüklerini kullanarak bir olay, olgu, nesne ya da kişiyi bir diğerine benzeterek onun yerine koyması
Simgeleme : Yazarın özgün olarak seçtiği bir sözcüğü bir kavram, kişi, olay ya da olguyu simgelemek için kullanması
Eğretileme : Yazarın, gibi, ...e benzeyen sözcüklerini kullanmaksızın bir olay, olgu ya da kişiyi bir diğerine benzeterek onun yerine koyması

Görüldüğü üzere, öykü içinde bir olguyu bir diğerinin yerine koyma süreci, dört farklı biçimde olan dört ayrı söz sanatı olarak ortaya çıkabilmektedir. Ancak, bu söz sanatlarından sadece bir tanesi, eğretileme, öyküde iki ayrı biçimde önem taşımaktadır: (1) Eğretileme öykü metninin dil kullanımı içinde bulunan bir söz sanatı olarak görülür, (2) Öykünün kendisi bir eğretileme örneği olabilmektedir.

Öykünün bir söz sanatı olan eğretileme olgusu ile ilişkisini üç açıdan ele almak olasıdır :

A- Öykünün temelinde yatan "anlamlandırma / anlam yükleme " olguları ve mitler : Öykünün temelinde "anlamlandırma" ya da "anlam yükleme" diyebileceğimiz psikolojik bir olgu ile, bu olgunun sonucunda ortaya çıkan mitler yatmaktadır. İnsanoğlu ruhsal durumunu kendine özgü kişisel anlamlar geliştirerek oluşturur. Daha sonra ise bu anlamları dış dünya gerçeklerine (toplum, bireyler, olaylar, olgular, nesneler, kavramlar ve ilişkiler) yansıtır, ve onlarla özdeşleştirir. Sonuç olarak da dış dünyaya yansıttığı bu öznel anlamlandırmaları, onların dış dünyanın nesnel gerçeklikleri olduğunu varsayarak yanıtlar ya da daha sonra onlara yeniden farklı anlamlar yükler. Sözkonusu durum, varoluşundan beri insanoğlunda varolan psikolojik bir süreçtir ve insanlığın doğuşundan bu yana mitlerin doğuşunu etkilemiştir.

B- Sözbilimsel (retorik) süreç içinde bir eğretileme olarak ortaya çıkan öykü : sözbilimsel süreç içinde, diğer bir deyişle, yazılı/sözlü dil kullanımı aracılığıyla aktarılan öyküde, dış dünya gerçekleri (toplum, bireyler, olgular, olaylar, ilişkiler, nesneler, kavramlar) sanatsal dil kullanımları aracılığıyla temsil edilirler. Öyküdeki bu temsil etme / edilme sürecinin sonucunda, dil kullanımına dayanan estetik ve dizgesel bir bir model ortaya çıkar. Yazar ile okuyucusu arasında sanatsal bir iletişim ortamı oluşturan bu model, kurgu-izlek-başkişi-karşıt kişiler-olaylar-zirve ve sonuçtan ibarettir. Modelini oluştururken, yazarın gerçekleştirmesi gereken ve birbirlerine karşıtmış gibi görünen iki ayrı olgu vardır :

(a) Sanatsal ve estetik olma gerekliliği
(b) Gerçeklere uygun olma gerekliliği


Kısa olması nedeniyle öykü metnini oluşturan dil kullanımlarının doğal ve gerçeğe birebir uygun olmaktan ziyade estetik ve sanatsal olmaya yatkın oldukları görülmektedir. Örneğin, bir öykü kişisi öyküde gerçeklere uygun davranıyor görünse bile, metnin kısa olması, az sözcük kullanımı aracılığı ile geniş anlamlara ulaşma gerekliliği nedenleriyle, o öykü kişisinin toplumda
kendisine benzeyen gerçek bir bireyi olduğu gibi temsil etmesi mümkün olamamaktadır. Çünkü, öykü kişisi, romandaki kişi gibi uzun sayılabilecek bir zaman dilimi boyunca ayrıntılı bir gelişme göstermemekte ya da ayrıntılı ve karmaşık bir değişikliğe uğramamaktadır. Yazar öykü kişisiyle ilgili ayrıntılı fiziksel ve ruhsal betimlemeler sunmamaktadır okuyucusuna. Öyküde kişinin
yaşamının belki de sadece tehlikeli, vahim ya da dörtyol ağzındaki bir anı, "kaderinin bir oyunu" anlatılmaktadır. Kişinin kısa bir anısı ya da bir olgunun ya da bir değişimin farkına nasıl vardığı aktarılmaktadır. Dolayısıyla da öykü kişileri birbirlerine karşıt gibi görünen iki farklı özelliğe aynı anda sahip olmak zorundadırlar. Bu özellikleri şöyle özetlemek olasıdır :

(a) Gerçekçi anlatılara öykü dışı yaşamlarda oldukları gibi yansıtılan toplumun gerçek bireylerinin birebir benzerleri olma özelliği
(b) Romantik-fantastik anlatılarda, ayrıntılı betimlemelerden arındırıl mış, düşsel, simgesel, sanatsal kişiler olma özelliği


Aslında ikinci özellik, öyküleri, öyküleştirme olgusunun temelinde yatan anlam yükleme ve mit yaratma olgularına daha çok yakınlaştırmaktadır. Bu aşamada karşımıza dört ayrı ikili karşıtlık çıkmaktadır :

(1) Gerçekçi anlatı / Romantik-fantastik anlatı
(2) Gerçek gibi kişi / Düşsel, simgesel ve sanatsal kurmaca kişi
(3) Gerçek dünya / Gerçek dünyaya benzer koşut bir dünya
(4) Benzetme (gibi) / Eğretileme


C- Öykü metni içinde bir sözsanatı olarak ortaya çıkan eğretileme: Bir şiirsellik kıstası olarak eğretileme, kısaca, gibi / ...e benziyor dil yapıları kullanılmaksızın yapılan bir benzetmedir. Bir olguyu, kavramı, nesneyi, kişiyi bir diğerinin yerine koyarak onu simgelemek ve hatırlatmak amacıyla kullanmak olarak tanımlanabilen bir söz sanatıdır. Eğretileme, öykü metinlerinde sıklıkla kullanılmaktadır :
ÖRNEK : Sağ elimle sol elimin düeti. Sonra kalp atışlarımızın. (Günersel, tül, 1999 : 67)


Örnekte görüldüğü üzere, yazar ellerini ve kalp atışlarını kişileştirmekte, onları gibi sözcüğünü kullanmaksızın düet yapan kişilere benzetmektedir.
ÖRNEK : Ben papaz sen rahibe bizdik kilise. Sen rahibe olmayan rahibeye Günah çıkartır, itiraflarda bulunurdum. (Karabulut, Sylvia'yı Sevmek, 1999 : 51)

Yine yukarıdaki örneğe ve öykünün tümüne bakıldığında öykü kişilerinin eğretileme aracılığıyla papaz,rahibe ve kiliseye benzetilerek simgeselleştirilmekte ve mitleştirilmekte olduğu görülmektedir.

Aysu Erden

KAYNAKÇA
COSTE, Didier (1998) Narrative as Communication, Minneapolis : University Of Minnesota Press
FRIEDMAN, Norman (1988) "What Makes a Short Story Short", Essentials of Theory of Fiction, London: Duke University Press, ss: 152-169
MAY, Charles E. (1989) "Metaphoric Motivation in Short Fiction . 'In the Beginning Was Story' ", Short Story Theory at a Crossroads, Edt.: Susan Lohafer and Jo Ellyn Clarey, ss: 62-73
TURNER, Mark (1996) The Literary Mind , New York: Oxford University Press, (A Review of Mark Turner's The Literary Mind by Alan Richardson), Review 20 (1998), ss: 39-48
TURNER, Mark (1997) Narrative and Metaphor, New York: Oxford University Press.

ÖYKÜLER
GUNERSEL, Tarık (1999) "Tül", Adam Öykü, Sayı: 20, s: 67
KARABULUT, Özcan (1999) "Sylvia'yı Sevmek", Öykü 99, İstanbul: Gendaş A.Ş. (E Kültür ve Edebiyat Dergisi 5. Sayısı eki), ss: 48-52


Sayfa: [ 1 ]