SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Felsefe

Konu: Ezelden Ebede

Sayfa: [ 1 ]

07.06.2008 21:15:12
Ezelden Ebede-1
Yazan: Korhan Koral    www.korhankoral.com

Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross, yaradılışı şöyle açıklar: “Ateizm, Darwinizm ve 18. yüzıldan başlayıp 20. yüzyıla kadar uzanan felsefelerden doğan tüm "izm"ler, evrenin sonsuzdan beri var olduğu varsayımına, bu yanlış varsayıma dayanmışlardır. Big Bang'ın tekilliği ise, bizleri evrenin ardında yer alan bir Sebep'le yüzyüze getirmiştir ki, bu Sebep, hayat dahil her şeyin asıl kaynağıdır. Bu sebebe dayanarak oluşta olan cansız dünyada atomların ne kadar hassas dengelerle düzenlendiklerini, canlı dünyada ise bunlar kullanılarak yapılan proteinler, enzimler, hücre gibi yapıların ne denli olağanüstü mekanizmalar olduklarını gözlemleyebiliriz.” İşte bu Sebep, evreni gözlemlediğimizde karşımıza çıkan planlamanın ve yaradılışın kurucusu olan sebeptir. Bu Sebebin dayanağı olan Yaratıcıyı ise evren içre gözlemleyebilmek muhal olup, o ancak yarattıklarının vasfında kendini gösterebilir ki bu, onun evrenden aşkın olması gerekliliğininden gelir. Bu düşünce, varlığın, evrenin 1. açıklaması ya da yoludur. Evreni yaradan ondan aşkın bir gücü kabul etmememiz halinde mevcut olan bu evrenin tek açıklaması, evrenin sonsuza kadar uzanan bir madde yığını olduğu ve bu halin sonsuz zaman içre sürüyor olması gerekliliğidir. Yani evrendeki dengenin, evrenin kendi eseri olabilmesi için, evrenin ezelden ebede oluyor olması gerekir; ki bu da 2. yoldur. Ancak 2. yola göre de, evrende gözlemlediğimiz hiçbir şey mutlak yaratıcı olmayıp, evrenin kendisi yani düşünebileceğimiz her noktası yaradandır. Yani evrende nereye gidersek gidelim Allah’la karşılaşamayız, çünkü yoktur ve böyle bir evren içre olması da mümkün değildir. Bu durumda Allah’a inanan ve inanmayanların yani 1. ve 2. yolun ortak noktası, ironik bir bakışla, Allah’ın evren içre gözlemlenemeyeceği gerçeğidir. Fakat Allah’ın olmaması halinin kabulü, ancak, evrende bize yaratılmışlık olarak gelen oluşumun evrenin kendisinden kaynaklandığını felsefi temelde ispatlamakla mümkün olabilir. Ya da 1. yola yönelip, gözlemlediğimiz yaradılışın, evren içre herhangi bir yerde bulunan bir yaratıcının değil, boyutsal özdeki madde ötesi bir yaratıcının işi olduğunu kabul etmek gerekir. Öyleyse bu iki yoldan başka izah yoktur. Bazı düşünürler, Allah’ın mesela denizin balıkları, atmosferin bizi kuşatması gibi evreni kuşattığını söylerler. Ama bu insanlara göre, aslında evren ve yaratıcılığı ikiliği sözkonusudur ve bu fikrin, iyice düşünüldüğünde, muhal olduğu ortaya çıkar. 1. yolu kabul eden İslama göre ise, her şey Yaradan’dan südur etmiştir. Evren, Allah’ın varlığıyla ve varlığından vardır. Ancak Allah, evrenin varlığıyla sınırlı değildir. İşte bu kabulün zıddı olabilecek tek açıklama, maddenin Tanrı tarafından yaratılmamışsa eğer, ezeli ve ebediliğini, zaman ve mekanda sonsuzluğunu kabul edetmektir ki materyalizim olarak isimlendirilir.


Ezelden Ebede-2
Yazan: Korhan Koral    www.korhankoral.com

Materyalizmin bu görüşünün, özellikle son dönem bilimsel gelişmelerle kabul edilmesi mümkün olmadığından (çünkü bilim bugün, big bang teorisiyle, maddi evrenin bir yaşının olduğunu yani ezeli ve ebedi olmadığını ortaya koymuştur.), bu düşüncede şöyle bir iyileştirme yapabiliriz: Madde, gözlemleyip madde diyebileceğiz formda olmasa da, şu anda, geçmişte ya da gelecekte farklı bir forma bürünmüş olsa ya da bürünse bile aslen sadece gerçekte olan o dur. Maddi özün, gözlemlediğimiz hale gelerek madde kalıbına bürünüşü dolayısıyla maddi aleme bir yaş biçebiliriz ancak dayanağı olan öz, ezelden ebede vardır. Ancak bu durumda, materyalizm, ister istemez bir nevi panteizme(12) bürünmüş olacaktır. Dolayısıyla materyalizm ve panteizm, Allah’a ait vasıfları maddeye ya da özüne ve son tahlilde evrene vermektedir. Allah’ı inkar için bunu da yapmak zorundadır. Çünkü daha önce de üzerinde durulduğu gibi, bu vasıfların evrende bir şekilde olması zorunludur. Örneğin herşey değişiyorsa değişmeyen birşeyin, ezelden ebede olan varlığın bulunuyor olması zaruridir ki şu anki değişim üzre varlıklarını devam ettiren tüm varlık alemi ona dayansın. İşte materyalizmin dediği, bu değişmez ve ezelden ebede olan şeyin maddenin ve evrenin özü olduğunu ancak bu özde bir doğa üstü ya da evren üstü güç bulunmadığını belirtmekten başka bir şey değildir.

İşte tam bu noktada ezelilik ve ebedilik vasfını, madde ya da onun özü almış olur. Bu vasfı maddenin alması, çok basit olarak, sadece yıldızların maddi varlığını ele aldığımızda bile, kabul edilebilir bir görüş olamaz. Yıldızları oluşturan hidrojen gazı, nükleer tepkimeyle helyuma dönüşmektedir ve bu yıldızların muazzam enerjilerinin de kaynağıdır. Eğer maddi evrenin bir başlangıcı olmayıp madde sonsuzdan geliyor olsaydı, yıldızlardaki tüm hidrojenin tamamen tükenmiş ve helyuma dönüşmüş olması gerekirdi. Bu noktada belki sonsuz başlangıç noktasına şu anda yakın olduğumuz, o yüzden yıldızların yakıtlarının daha tükenmemiş olduğunu sölemek muhaldir; çünkü sonsuz başlangıca yakın olabilecek bir an da yoktur aslında. Sonsuz başlangıç fikrini kabul ettiğinizde, bir başlangıç noktasından bahsetmek abes olur ve sonsuz son fikri de kendiliğinden kabul edilir. Yani ezelden olan şey, ebede olmak durumundadır. Fakat yıldızlarda bulunan hidrojen gazının henüz tükenmemiş olması ve bu gazın sürekli helyuma dönüşerek enerji üretmeye devam etmesi, maddi evrenin sonsuz olmadığının ve bir başlangıcı olduğunun, dolayısıyla sonu da olacağının (örneğin bünyelerindeki tüm hidrojenlerin helyuma dönüşerek, tüm yıldızların, deyim yerindeyse, ölecekleri anın öngörülebilmesi gibi) kanıtlarından birini oluşturmaktadır.

Ezelden Ebede-3
Yazan: Korhan Koral    www.korhankoral.com

Öyleyse ezelilik ve ebedilik maddi evrene değil, belki ancak onun özüne verilebilir. Bu durumda da yukarda belirtildiği gibi bir nevi panteizm kabul edilmiş demektir. Maddesel öz, ezelden ebede olarak vardır ve içinde bulunduğumuz evrensel kesitte, maddi olarak yansımaktadır. Ama bu maddi evrenin sonunda, maddi evrenin başında olduğu gibi, tekrar sadece özsel haliyle mevcut olma durumuna dönecektir. Öyleyse bu öz, şu anda da gözlemlediğimiz maddi halinin haricinde halen mevcut olmalıdır ki madde ona dayanarak oluyor olsun. Yani bir nevi suyun buz haline geldikten sonra da buz içinde mevcut oluyor olması gibi. Öyleyse bu öz, şu anda da sadece madde kalıbı içinde olmak durumunda olmayabilir. Şu anda da maddeye bürünmüş ve bürünmemiş halde mevcut oluyor olabilir. İşte bu noktada, panteizm düşüncesi de yavaş yavaş 1. yola dönüşmeye başlar. Öz, gözlenen evrenin haricinde de oluyor olmalı hatta gözlenen evreni bilinçli bir şekilde oluşturuyor olmalıdır. Aksi hal, maddede ve sadece maddi yönden ele alındığında maddenin bir uzantısı olan insanda açığa çıkmış olan bilincin kaynağının meçhul olmasına götürür bizi. Evrende gözlenen oluşun bilinçsiz bir özden geliyor olması bizim gibi düşünen 1. yol mensupları için olamayacak birşeydir ancak aksini düşünenlere hiç şüphesiz olarak kabul ettirebileceğimiz bir gerçek de değildir. Sonuçta tüm bu felsefi ve bilimsel çıkarımlar inanç noktasında kitlenip kalır. Ama en azından bilimsel ve felsefi çıkarımlarla, ezelilik ve ebediliğin olması gerektiği ve bunun da maddenin bizatihi kendinde değil, ancak özünde olabileceği şüphesiz bir biçimde ortaya sürülebilir. Bundan ötesi ise, kişinin kendi sağduyusuna bırakılmak zorundadır.

Öyleyse Evren de yokluktan var olmuştur. Artık varolmuş olan evrende maddenin yoktan var vardan yok olacağı söylenemez belki ama, bilimsel ve felsefi çıkarımlar, bizi, maddenin başlangıçta yoktan var olduğunu kabul etmeye zorlamaktadır. Bu ise yaratılmışlık anlamına gelir. (“O Allah gökleri ve yeri yoktan var edendır.” (Enam Suresı, 101)) Ancak bu noktada, ilerde inceleyeceğimiz varlık vardan meydana gelmiştir görüşünün bir çelişki olduğu düşünülmesin. Bu, olaylara bakılan boyut ve bu boyuttaki fikrin doğduğu idrakle alakalıdır. Bizim yok dediğimiz, yok olarak bildiğimiz şey, ilerde sık sık üzerinde duracağımız gibi mutlak hiçlik değil, bize zaruri olarak yokluk şeklinde görülen Allah’ın varlığı yani O’nun Hu mertebesidir. Allah’ın varlığını yokluk bilen ya da O’na yok diyen felsefi görüşler yani 2. yol da dayanağını bu temelden almaktadır. Materyalist fizikçi A.S. Eddington, bilimsel çevrede big-bang teorisinin kabulünün doğurduğu durum için "felsefi olarak doğanın şu anki düzeninin birdenbire başlamış olduğu düşüncesi bana itici gelmektedir" derken, aslında ezeli ve ebedi bir dayanak noktasının zaruriyetini itiraf etmekte, ama bu dayanağın maddenin bizatihi kendisi olduğunu düşündüğünden, maddi alemin birden bire bir noktan oluşmaya başlamış olmasının saçmalığını dile getirmektedir. Öyle ya, yokluğa, gerçekten mutlak yokluk gözüyle bakarsak tüm bu evrenin birden bire yokluktan oluşması, gerçekten saçmadır.

Ünlü ateist felsefeci Anthony Flew de, bu konuda şunları söyler: "İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bır itirafta bulunacağIm: Bıg Bang modeli, bır ateist açısından oldukça sıkıntı vericidır. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafIndan savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Sadece evrenin bir sonunun ve başlangıcının olmadığını kabul ettiğimiz sürece, evrenin şu anki varlığının mutlak bir açıklama olduğunu savunabiliriz. Ben hala bu açıklamaya inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf etmeliyim.” Burdaki “Sadece evrenin bir sonunun ve başlangıcının olmadığını kabul ettiğimiz sürece, evrenin şu anki varlığının mutlak bir açıklama olduğunu savunabilimek” düşüncesinin nedeni, daha önce dediğimiz gibi, değişenin değişmeze dayanmak zorunda olmasının zaruri bir sonucudur. Ancak bu madde ötesi değişmezi kabul etmeyip, değişmezin maddenin mutlak kendisi olduğunu söylerseniz, üzerinde durduğumuz gibi, mutlak hiçlikten oluşan bir varlık alemi fikrinin saçmalığıyla karşı karşıya kalırsınız. Ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross ise, bu durumda varılması gereken çözümü şöyle açıklamış oluyor: "Eğer zaman ve madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin, evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı'nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, ama sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar."

Bilinç
Yazan: Korhan Koral    www.korhankoral.com

08.06.2008 18:05:29
Buradaki mevzu nedir ? Kendi kendisine değil, başka bir şeyde varolan ve ancak o başka şey yardımıyla kavranabilen şeyler, bilimin uzmanlık alanı olmasıyla birlikte, hiç bir şeyden yaratılmayan, parçalarının bütünü teşkil etmesiyle oluşan ve her şeyin bütünün doğasından zorunlu olarak çıkan ve onun doğasından üreyen, gelişen doğa yada tanrıya ulaşma sorunumudur.Buysa eğer,Tanrı yada doğa hiç bir şeyi yartamaz, her şey onun zorunlu doğasından gelişir ve ürer.Nasıl ki bütün parçaların olduğu her şey olmasına rağmen, tüm parçaların birleşimi bütünün kendisi olamıyorsa yukarıdaki metinde bir şeyi kanıtlayıp ispatlamıyor.

08.06.2008 23:42:29
Allah Mekanda mekandan uzak olandır. Değişimin esas olduğu alemler ister istemez sebep-sonuç ilişkisi sonsuza gidip muhal olacağından değişimden münezzeh değişet Tek Mutlak varlığın yansımalarından ibarettir. Evet biz ona yaratma diyoruz. Ancak sorun, Salt varlığın, bildiğimiz izafi varlıkların örtesinde bir Salt gerçeklik olma zorunluluğudur. Aksi hal, sürekli değişen madde yada ötesinin kendileri gibi sürekli değişen şeylere dayanması saçmalığını ortaya koyar. Akıl bunu kabul edemez. Bu Allah, bize göre Hiçlik tir. Çünkü gözlemlediğimiz herşeyin ötesinde an-ı daimde olandır. Yaratma konusuna katılıyorum. Biz bu kendiliğinden oluşumu yaratma olarak isimlendiririz. Oysa Mutlak ezelden ebede var olacak olandır ve izafiler de ezelden ebede mutlaktan yansıyacaktır. Ancak bu yansıma iradesiz kudretsiz bir yansıma değildir. Dolayısıyla yaratma anlamına gelir.

09.06.2008 00:20:32
Her varlık,nihai varoluş ilkesini zorunlu olarak kendisine benzeterek, hayal eder. Biz ise anlaşılmaz olandan söz ediyoruz .Şöyleki;"eğer akıl  ve irade tanırının eternal özüne aitse, bunlar, insanların genel olarak kullandıkları anlamlarda anlaşılmaz,Çünkü tanrının özünü oluşturan akıl ve irade, bizim akıl ve irademizden tamamen farklı olmak zorundadır.Ve adlandırmaları dışında hiç bir şekilde bizimkilere benzemeler." Yani bizim tanımladığımız her şey, bizim doğamızın zorunlu gelişiminden çıkandır.Buna halk arasında, kendin pişir, kendin ye diyorlar.

09.06.2008 12:46:47
elbette öyledir. Tanrı sanki tapılacak ve alemlerden tamamen ayrı gökte oturan bir varlığı çağrıştırdığı için Allah, Hu, hatta Om, v.b. demeyi tercih ederim. İslamda da Allah'ın zati ve subuti sıfatlarında bu dedikleriniz açıklanır. Mutlağın hiç bir şeyi izafilere benzemez. Zaten bu muhaldir. Zira Mutlak izafilere benziyorsa eğer, izafiler de mutlağa benzemek durumundadır. Ve en küçük bir ortaklık Alemlerin tanrılığını yani panteizmi ortaya koyar. Ancak biz anlatmak için böyle anlatmak ve hatta izafi, Mutlağı tam olarak kavrayamayacağı için, ister istemez böyle kavramak durumundayız. Düşünemeyeceğimiz bir şeyi kavrayamayız.

punkt 10.06.2008 12:25:40
Çok cahilce,gerçekten çok!Yukarıda birkaç(!) isim verilmiş,birkaç kalıp bilgiden bahsedilmiş,birkaç alicengiz oyunu yapılmış ve sonunda konu Allah'a bağlanmış!Biz entellektüel olmayan millet,nedense iş Allah'a gelince Eddington'u filan biliriz.Bazı gerçekler var ve bazı sansürler var,tabi okumayan insan ne bilsin bunları!

Ateizm ve Darwinizm evreni sonsuz kabul ediyormuşuz.Çok güldüm ben buna,merak etme o materyalist dediğin insanlar sizin gibilerin eline oyuncak olmadan önce bunu da çözdü.

Biz evreni sonsuz filan kabul etmiyoruz,bizim işimiz "kabul etmek" ilkesine aykırı,sakın ola "Tut ki Tanrı yok bu kadar şeyi kim yarattı?" düşüncesiyle(yani kendinle) karıştırma bizi.Biz neye inanıyoruz biliyormusun? Biz bir gün öleceğimize,ve sadece yaptıklarımızla ölümsüz kalacağımıza inanıyoruz.Fakat ne yazıkki sizin gibi kadir kıymet bilmeyen cahillikte ısrar eden ve hala daha insanları karartmaya çalışan kişiler,bizim asıl ölüm sebebimiz oluyor!

Bu konuda bilgili bir kimseyim.Ben senin sandığın gibi Tanrı'yı bir dakikada yıkmadım,uzun zaman harcadım bilgi edinmek için.Alexander Friedmann'ı bilirmisin sen?Onu sırf sizin gibiler değil,Amerikalılarda bilmez pek!(Ortak noktanız nedense?!?...)Bu adamın üzerine pek düşülmez,zamanında da düşülmemiş zaten.Çok iyi bir matematikçi aynı zamanda evren üstüne çalışması var.(Çok şaşırtıcı bir tezi vardır;evrenin heryerden aynı gözüktüğü üzerine,ve kanıtlanmıştır.O yüzden üstüne düşülmüştür.)

Bu adamın Big Crunch(Büyük Çöküş) denilen bir düşüncesi(ispatlanmamıştır henüz) vardır(wikipedia dan okuyunuz).Bu evrenin sonunu anlatır.Evrenin sonu başına götürür bizi.Evren karadelikler yüzünden büzülecek ve çok küçük bir parçacık halinde toplanıcaktır.Bu işin sonunda patlıyacak ve Big Bang olucaktır.Ne yazıkki ispatlanmadı,fakat unutlayalım ki bir zamanlar Dünya'nın düz olduğu biliniyordu.

Evrim konusunda bişey yazmıyacağım bile...Ayrıca pissen arkadaşımızda açıklamış konuyu.

Sen ve senin gibiler için:

Bize dünya üzerinde cenneti vadedenler,cehennem dışında hiçbirşeyi üretememiş olanlardır. - Karl Popper


Sayfa: [ 1 ]