SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Nicelizm

Konu: boşluk en sıkışık odada bile yer bulur

Sayfa: [ 1 ]

07.06.2008 20:51:47
Taoizm’de Hiçlik, Geçicilik ve Kendini Bilme Kavramları
www.korhankoral.com


Öncelikle Tao te ching’ten, Tümel Teklik’le ilgili bazı örnekler verelim:

“Benliğini yok edebilir misin?/ Benlik ve başkaları düşüncesinden vazgeçebilir misin?/ Tüm bu ikilikleri terk edip,/ Şüphe ve panik olmaksızın Tao’yu benimseyebilir misin?/ Öyleyse mükemmel birliğin merkezine ulaşabilirsin”

 “Sıradan insana göre, farkında olması gereken başkaları vardır/ Oysa, ne kendisi, ne de başkası diye bir kavram vardır”

“Birliğe katılmak isteyenler/ İyilik ve kötülük, güzel ve çirkin, yüksek ve alçak,/ Tüm çift kutuplu fikirleri ortadan kaldırmalıdır/ Gerçekte onların akılları,/ Evreni uyumlu bir birlik olarak algılamaya engel olacak/ Herhangi bir düşünceden uzak olmalıdır”

 “Bilge, birliği anlayarak, yeryüzünü anası, gökleri babası/ Ve tüm canlıları kardeşleri olarak kabul eder/ Onlara özen göstermekle kendisine özen gösterdiğini bilir/ Onlara vermekle kendisine verdiğini bilir/ Onlarla barış içinde olmakla, kendisi ile barış içinde olur” www.korhankoral.com

Tao te ching’te “Yol, eşya aleminde silik bir hayaldir (efal aleminde mana ,esma ve Zaat alemlerinin belirsizliği)/ Ancak onda suretler vardır/ Ancak onda eşya vardır/ Alacakaranlık bir seraptır/ Ancak onda özler vardır./ Kadim zamanlardan günümüze ismi hep yaşadı/ Eşyanın ilkesinin müşahadesinde” denerek Yol yada Tao tanımlanır. Taoizm yorumcularından Ch’u Ta-Kao, bu Tao kavramını şöyle yorumlar: “Tao kelimelere dökülemez, onun değişmeyen adını tanımlamak da olası değildir; çünkü sözler birer semboldür ve tanımlar şeylerin göreceliği üstüne kurulmuştur. Sözler her şeyi kucaklayan gerçek Tao’yu ve adsız adı nasıl temsil edebilir? Biz sadece kolaylık olsun diye ona Tao adını verdik. Yine de O değişmez, hep aynı ve çok derindir.” Mevlana da, sürekli akış halinde olan bir nehire benzettiği efal alemine ait sözün, denizin dinginliğiyle simgelediği mana alemini anlatabilmedeki yetersizliğini şöyle vurgular: “Susmak denizdir, söz söylemekse ırmağa benzer. Seni deniz, yani mana alemi arıyor. Sen ne diye dereyi aramadasın? Dünya işlerine ait dedikodular peşinde koşmadasın?” Mana alemini anlatmakta yetersiz kalan söz, o alemi anlamak için bu alemde kullandığımız ve bildiğimiz zihninsel fonksiyonların da yetersizliğini gösterir. Zat alemi için ise bu yetersizlik daha da hat safhadadır. Öyleyse, “Akıllı insan latif olanla beslenir/ İsimlinin isimsizden doğduğu, herşeyin yoktan varolduğu,/ Tanımlanabilir dünyanın/ Tanımlanamaz bir kaynaktan ortaya çıktığı anlayışı./ Bu latif hakikati kendi içinde bulur ve bundan hoşnut olur”denmelidir. Yine Tao te ching’de, “Telafuz edilen yol, ebedi Yol değildir./ O’na isim olan şey, O’nun ebedi ismi değildir./Adsızdır göğün ve yerin başlangıcı. /Biz ne kadar konuşsak da/ O’nu kavrayamayız”, “Varlık sahibi değilken Özü anlarız/ Varlık sahibi iken sureti anlarız/ Her ikisinin kaynağı da Bir’dir.” denerek bu durum açıklanır.

Adsızlık, bizim alemimizde açık olarak idrak edilemeyen Tümel Tekliği, ister istemez hiçlik olarak bilmemizi yada daha doğrusu tam anlamıyla bilemememizi gösteren bir isimlendirmedir. Taoizm yorumcularından Cleary’ye göre Taoizmin temel felsefesi, “Hiçliktir göğün ve yerin başlangıcı” sözünde bulunur. Cleary, yukarda geçen bu sözdeki adsız kavramını hiçlik olarak alır. Buradaki hiçlik, hiçbir şeyin olmaması gibi bir durumu yani mutlak hiçliği değil, herşeyin özünde bulunan ve gerçek varolan olanı tanımlar ve zamanın hükmündeki zihinlerimiz açısından, varoluştan önceki safha olarak da anlaşılabilir. Bu nedenle Tao te ching’de “Gökyüzünden ve yeryüzünden önce/ Şekilsiz, farklılaşmamış bir şey vardı/ Tanımlanmamış ancak tamamlanmış/ Sessiz ve dingin, tek başına, değişmeyen,/ Yorulmadan her yerde olan/ Sonsuz döngülerden tehlikesizce geçen,/ Dünyaya analık yapabilecek bir şey/ Adını bilmem/ Ona Yol derim”denilir.
www.korhankoral.com

Cleary’e göre hiçlik ya da adsızlık, biçimlenmemiş bilinci yansıtır ve bilincin zihinsel etkinlik ve mantıkla biçimlenmiş halini değil, sezgisel halini belirtir. Mantık, gözlemlediği maddi alemin verilerinden yola çıkarak aklı şekillendirilmiş kalıpsal mecralara yönlendirir. Zihin, gözlemlediği evrende, gözlemlediği şeylerin farklı ve benzer yönlerini kategorize ederek şeylerin birbirleriyle ilişkilerine bir tür kurallar ya da kanunlar adını verir. Bunlardan yola çıkarak gerçekleştirdiği ya da gerçekleşen oluşların sonuçlarını öngörür. Bir deyişle, herhengi bir mantık örgüsü içinde işleyen akla, zeka denilir. Ancak salt olarak akıl, çok daha derin bir kaynaktan beslenir. Sezgi, bir nevi bu aklın salt haline ulaşmayla alakalıdır. Varlık(daha doğrusu mutlak varlık değil, mümkünat alemi) ya da adlı ise, mantık ve zihinsel etkinlikle bilinebilir. Bu nedenle “Eşya biçimlendirir”; mutlak gerçek ise, biçimden ve eşyadan farklı bir biçimsizlik yani adsızlık ya da hiçlik halidir. “Hangisi sana daha yakın, adın mı, bedenin mi?” denerek de, adsızın (hiçliğin) herşeyin, dolayısıyla insanın da özünde olduğu dile getirilir. Burada beden kelimesiyle fiziksel beden kastedilmez zira fiziksel varlığımız, adımız ile simgelenmiştir. Beden ise, özsel yönümüzü simgeler. Taoizmde ad ya da isimler de, efal alemini simgelemektedir: “İsimler doğunca/ Durma zamanı gelmiştir/ Durmasını bilmek, şerri engeller”denerek buna dikkat çekilir. Çünkü isimler aleminde (efal alemi) artık ikilik vardır ve dolayısıyla bu alemde, hayır gibi şer de olacaktır. Taoist ifadeyle bu, yin ve yangın hüküm sürdüğü alemdir. Durmak ise, zihni durdurmak olup, bu ikilikler alemindeki bu alemi oluşturan etken olan faaliyeti  dondurmak, dolayısıyla fiilin donduğu yerde efal alemi de donacağından, özsel boyuta geçmek demektir. Yine Cleary’ye göre gizliyi görmek, sonsuz hiçlikle mümkündür. Sırrı tutkusuzca izlemek, dikkati boşluğa vermektir. Bu durum, “Tutkusu olmayan gizliyi görür/ Tutkusu olan görüneni görür” denerek anlatılır. Bahsedilen hiçlik hali, Tao te ching’de şu cümlelere de yansımıştır:

“Yol boş bir kap gibidir/ Ama içi, doludur/ Sen doldurmasan da,/ İçindeki tükenmez/ Dibi yoktur/ Bütün varlıkların atası odur” “Gökyüzüyle yeryüzü arasındaki boşluk/ Körük gibidir/ Boştur ama tükenmez/ İnip kalktıkça daha çoğunu verir” “Bakınca görmediğimiz şeye sadelik deriz/ Dinleyince duymadığımız şeye incelik deriz/ Anlamaya çalışıp da kavramadığımız şeye giz deriz/ Bu üçü bütünüyle keşfedilemez/ Böylece bütünleşip bir olurlar/ Ne yukarısı parlaktır ne de aşağısı karanlık/ Sürüp gidendir, isimsizdir, yeniden hiçliğe döner/ Bunun adı biçimsizliğin biçimi, hiçliğin simgesidir/ Bunun adı zihinsel soyutlamadır/ Ona bak, yüzünü görmezsin/ Takip et, sırtını görmezsin/ Kadim Yol’un dizginlerine sahip olursan,/ Mevcut alemin imkanlarına yön verebilirsin.” “Boşluğun zirvesine ulaş/ En derin huzuru bul” “Yüce erdem boş görünür/ Her şeyi kuşatan erdem, yokmuş gibi görünür./ En büyük dörtgenin köşeleri yoktur./ En büyük kap en yavaş dolar/ En büyük ses zor duyulur/ En büyük hayal şekilsizdir/ Büyük suretin sınırı yoktur/ Yol adsızlığın ardına gizlenmiştir/ Yüce kemal, noksan görünür/ Oysa onun kullanımı sonsuzdur” “Otuz ok bir merkezde buluşur/ Tekeri kullanışlı kılan/ Okların olmadığı yerdir/ Çömlekçinin çarkı çömlek yapar/ Çömleği kullanışlı kılan/ İçindeki boşluktur/ Kapı ve pencere olmadan oda olmaz/ Oturmayı mümkün kılan/ Odadaki boşluktur”

Ancak Taocu yorumlara göre, tekerdeki oklar, kil kalıp ya da odanın duvarları olmasa, içlerindeki ya da birleştikleri merkezdeki boşluktan bahsetmek ve yararlanmak da mümkün olmayacaktır. Bu nedenle “varlık ve yokluk birbirini doğurur” ve birbirine bağımlıdır. Varlık belirli zamanlarda ortaya çıkan biçimlerle, gözle görülenlerle, yokluk ise içkin olanla, gözle görülenin özündeki gizli potansiyelle, olasılıklar evreniyle ilgilidir. Bu nedenle varlık zihnin rasyonel durumuyla, yani mantıkla biçimlendirilmiş bilinçle, zekayla, yokluk yada öz, salt akılla, sezgisel halle anlaşılır. www.korhankoral.com

Varlığa bağlılık hırsı doğurabilir ve hırsta yaşamı boş bir yarışa çevirebilir. Oysa “Hırsı kamçılamaktan daha büyük bir suç yoktur.” ve “Halinden memnun olan, daima huzurlu olur.” Mevlana bu durumu, “Ah.. güneşli havada, yüksekte uçan bir kuşun gölgesi, yerde bir kuş gibi uçar görünür. Ahmağın biri de o gölgeyi avlamak ister, güçsüz düşünceye kadar o gölgenin arkasından koşar durur. Arkasına düşüp boşu boşuna koştuğu o gölgenin, havadaki kuşun gölgesi olduğundan, o gölgenin aslının nerede olduğundan, o ahmağın haberi yoktur. Bu yüzden o, gölgeye ok atar. Ok torbası boşalır. Gölge avlama yolunda hırsla ve hızla, hararetle koştuğundan, hayatı boş yere harcanmış olur.”diyerek anlatır. Kur’an’da da, “Ey insanlar!.. Sizin dünya hayatı için yaptığınız taşkınlığınız ancak aleyhinizedir.” (10/23) denilir. Yine tao te ching’de “kayıpla bütünleşen kazancından memnundur.” derken, bencillik ve hırsla elde etmeye yönelinen objelerin kaybedilmesinin, içsel özgürlüğe ulaştırıcı bir anahtar olabileceği belirtilir. “Bilge yönetici hırsı öldürür, hiçbir şey yapmamayı (wu-wei(2)) yapar” sözünde de bu felsefe vardır.

Zihin aslında bir nevi yozlaşarak, enerjiyi, duyular dünyasında yoğunlaştırır. Yani maddeyi oluşturur, enerjiye bir kalıp biçer. Zira biçimlenmiş bilinç, kalıplara girmiş zihin halidir. Meditasyon ve tefekkür de, ilksel ilkeye, denge ve uyuma yöneltilmeli ancak dünyasal hırsı doyurmaya alet edilmemelidir. Bu nedenle Tao te ching’de, “Zor elde edilen yararlar, kişiye zarar verir. Bilge göz için değil, dünya için çalışır. İlkinden uzaklaşır, ikincisine yaklaşır.” denir. Zor elde edilen yararlar denerek, hırsla ve çabayla elde edilmeye çalışılan şeyler kastedilir. Yine metinde geçen ilk ya da göz için olan, dış dünyayı, ikinci yada dünya ise, kişinin içindeki gücü, iç dünyayı tanımlar. Bilge her olayı, her nesneyi tek tek incelemez, dışarıya bakan gözden uzaklaşır, kulağını iç dünyasına çevirir. Arayışını başkalarında değil kendi iç dünyasında sürdürür ve asıl kaynağa ulaşıp dünyaya döner. Bu nedenle “Kalbiyle uğraşır, gözü ile değil; O, batın olanı zahir olana tercih eder.” Bilgenin bu yokluk kaynağına ulaştığı halde, dünyada yaşamasıyla ilgili olarak Mevlana da şunu söyler: “Hak kılıcıyla şehit olan ve ölmezden evvel ölen biz erenler, Hak’ta yok olma mertebesine eriştikten sonra, tekrar insan mertebesine dönüp, nefisle savaşmak için gazi olduk.”

Taoizm yorumcularından Lin Dong’a göre, “Zihnin özgün, doğal yapısını bırakıp Yol’u dışarıda ararsanız, dış dünyanın bir parçası olan öğrenmekle karşılaşırsınız. Dertlerden kurtulmanız ancak bu öğrenmekten kaçınmakla mümkündür. Bunu yapmak için de kendi tabiatınızı izlemeniz yeterlidir, zira bu tür şeyler, dış kaynaklı bir öğrenmeyle öğrenilemez.” Bu nedenle Tao te ching’de “öğrenmekten geç, derdin kalmaz”denir. Burada öğrenmekten geçmek, hiçbirşey öğrenmemek değil, amaçlar için zorlama bir öğrenme sürecinden geçmemek, zihnin doğal yeteneklerine dönmek demektir. Zira gerçek anlamda öğrenmek, “gün be gün gelişmektir. Gün be gün yolu takip etmek, azalmaktır. Azaldıkça azalmak, ta ki, hareketsiz olana kadar. Hareketsizlik için yapılmayacak şey yoktur. Yönetmekten vazgeçmek, alemleri fethetmektir.”

Benzer şekilde bilge kişi, hayat enerjisini, çeşitli dışsal tezahürlerin yan ürünü olan heyecanlardan değil, enerjinin kaynağından, içindeki enerjiden alır. Tao te ching de bu durum için, “Bir ben ötekilerden farklıyım, huzur içinde ve soğukkanlıyım; çünkü anadan beslenmeyi yeğlerim” denir. Zira ruh ya da bilinç, enerjiyi terk etmedikçe, enerji fiziksel bedeni terk etmez. Yin ve yang’dan oluşan müşahade aleminde (efal alemi) olmasına rağmen bilge kişi, her zaman karanlık, sessiz, bilinmeyen yönüne (gayb alemine) dönüp enerjisini yeniler. “Yolun bereketi, geriye dönüştür.”

Bilge bu gücü, sade ve basit yaşayarak elde eder. Zira “Yontulmamış odun önemsiz de olsa, dünya ona hakim olamaz” Bilge, düşüncelerinde ve fiillerinde sadelik ve basitliğe ulaşarak zihinini dondurmuş olur. “Sade olanı kavramak ve basit olana sarılmak, benliğini azaltmak ve isteklerine gem vurmak gerekir.”, “İsimsiz basitlik, dengede tutar; isteksizdir. İsteksiz, rahatlıktır. O zaman bütün dünya huzura kavuşur.”, “Kim vazgeçmesini öğrenirse, gücün efendisi olur.”
www.korhankoral.com

Yol’un her şeyi kucaklayan bilinci, sınırlı insan zihninden üstündür ve Taocu düşüncede, Hinduizm ve Budizm de olduğu gibi, zihin ölür, ancak ruh yaşar. Yani dünya hayatında mantıkla biçimlenmiş bilinç, ölüm ötesinde asıl haline yani biçimsizliğine döner ki bu da bedene bağlı halden kurtulan salt ruhun yaşamını sürdürmesi demektir. Bu nedenle bilge, ölecek olanı değil, daima yaşayanı kendi varlığında etkin hale getirir. Zira, “Yol sonsuzdur, bedenin ölmesi Yol’u engellemez” Bu nedenle “Geçici ve eğreti olmayanı gör” denir. Kendini bilmek, geçici ve eğreti bu zihin ve beden halini değil bu hallerin ve herşeyin özündeki Tao’yu sezmektir ve bu manada “Kendine dönmeyen çılgına döner”  Burada çılgına dönmek, efal alemindeki oluşlarda yitip gitmeyi simgeler. Tüm gerçekliği sadece gözlemlediğimiz bu alem olarak bilenler, bu alemdeki mümkünata sahip olabilmek için çılgınca bir koşuşturma içindedirler. Mevlana bu durumu, “Sen mütevazılığı bırakıp kendi nefsinin yoluna düşmüşsün; hırs atını yıldızlara sürmüşsün. Onlara dair bilgiler elde ediyor, mesafeler ölçüyor, yeni yıldızlar keşfediyorsun da, kendini keşfedemiyorsun. Meleklerin secde ettikleri ilk peygamber Adem’i tanımıyorsun.” diyerek özetler. Kendini bilmenin, efal alemiyle ilgili zihinsel bir fonksiyonla değil de sezgisel bir yönelimle olması, “Başkalarını bilen zekidir. Kendini bilen aydınlanmıştır.” sözünden de anlaşılır. Kendini bilme hali, birçok batini öğretide olduğu gibi, Taoizm’de de özdeki sonsuzluğa ulaşmak olarak tanımlanır: “Yok olmadan ölmesini bilen uzun yaşar”, “İnsanı kendi nefsinle tanı”, “Kendindeki beyazı tanı. Bu, basitliğe geri dönmektir.”
www.korhankoral.com


Sayfa: [ 1 ]