|
||
| Hiçlik İmam Rabbani(15), alemlerin vehim ve hayal üzre olup hiçlik temelinde kurulduğunu, Zaat boyutundan bakıldığında yok hükmünde olduğunu, şöyle ifade eder: “Allah, yarattığı varlıkların vücutlarını yokluktan başka bir şey yapmadı. Tüm bunları, his ve vehim (algı) derecesinde yarattı. Alemin varlığı his ve vehim derecesinde olup, maddi derecede değildir. Gerçek manada dışarıda (dış dünyada) Yüce Zat'tan başkası yoktur. O mevhum daire, hayalde resmedilir. O resmedildiği mertebede de görülür. Ama hayal gözü ile. Fakat dışarıda baş gözü ile görüldüğü sanılır. Ne var ki durum öyle değildir. Dışarıda onun ne ismi vardır ne de izi. Evet böyle bir durum yoktur ki orada görülsün. Aynaya yansıyan bir kişinin yüzü dahi, bu şekil üzeredir. Zira onun dışarıda bir sabitliği yoktur. Elbette onun sabitliği ve görüntüsü: Her ikisi birden hayaldedir. En iyi bilen Sübhan Allah'tır." (İmam Rabbani Hz. Mektupları, Cilt II, 470. Mektup, sf. 1432) Bu gerçeği Mevlana Cami, "Kainatta ne varsa hepsi vehim ve hayaldir. Ya aynalardaki akislerdir, ya da gölgeler gibidir" Fahrüddin-i Iraki “Görünüşte cihan var görünüyorsa da Vücud’un nuruyla imkanın karanlığı arasında bir çizgiden başka bir şey değildir.” diyerek dile getirmişlerdir. Ancak alemlerin gözünden de Zaat, belirttiğimiz gibi, ancak Hiçlik olarak idrak edilebilir çünkü alem içre olan göz, gerçekte yokluk olanı varlık olarak görmektedir. Ve aslen yok olan varlıklara kendisi de dahil olduğundan, aslen var olan mutlak varlığı, ancak yokluk diye bilebilir. Mevlana’nın satırlarıyla, bu gerçeği şöyle ifade edebiliriz: “Güzeller hep aynaya bakar. Varlığın aynası nedir? Varlığın aynası yokluktur. Ey Hak aşığı! Eğer ahmak değilsen, Hakkın huzuruna yokluk götür. Eğer anadan doğma kör değilsen, yokluğu gör. Gör de bil ki, yoklukta güneşler var. Bil ki Allah, ölüden diri çıkarır. İbadet edenlerin, kulluk edenlerin ümidi yokluktadır. Ekilen tohum yokluktan biter, başak verir. Bundaki manayı biliyor ve duyuyorsan, düşün, anla. Sen de her an yokluktan anlayış, zevk, esenlikler, huzur, iyilikler, nimetler beklemektesin. Yokluk, Hak’kın sanatının hazinesidir. Her an ondan ihsanlar, keremler gelip durmaktadır. Allah yok olanı, yüce ve ihtişamlı bir var olarak gösterdi. Var olanı da yok şeklinde belirtti. Denizi örttü de, köpükleri meydana çıkardı. Rüzgarı gizledi de, sana onun kaldırdığı tozu gösterdi. Toprak, nasıl olur da kendiliğinden yükseklere çıkar?” İbn-i Sina da, “Bütün yaratılmışların aslı yokluktur. Ve yokluktan var olmuşlardır. Özdeğin de tabiatı yokluk olduğundan, o ancak biçim nedeniyle vardır. Biçimin yok oluşu da, özdek sebebiyledir. Özdek, çorak bir yer olduğundan, biçimler, orada sürekli kalamazlar. Çünkü söz ettiğimiz gibi, yokluk, özdeğin doğasıdır.”diyerek alemin yokluğunu anlatır. Taoizmde bu hal, “Gökkubbenin altındaki her şey varlıktan doğar/ Varlıksa hiçlikten” “En dolu kap boş gibidir/ Kullanmakla bitiremezsin” cümlelerine yansımıştır. Halil Cibran(16) da şöyle demektedir: “Yılan tarla kuşuna dedi ki: “Sen uçabiliyorsun ama, hayatın özünün mutlak sessizlikte kıpırdandığı dünyanın boşluklarına gidemezsin.” Kur’an da "Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız" (50/16) denerek, Allah’ın kula yakınlığının maddi bir yakınlık olmadığı söylenir aslında. Çünkü bir insan kendi bedeninin maddeden oluştuğunu zannettiğinde, hiçbir şey kendisine şahdamarından daha yakın olamaz. Oysa maddenin özündeki hiçliği bildiğinde, Allah kendisini çepeçevre kuşatmıştır ve ona "sonsuz yakin"dir. “Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakinim...” (2/186) "Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır"(17/60). "Hele can boğaza gelip dayandığında, ki o sırada siz (sadece) bakıp durursunuz, Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz." (56/83-85). Allah ilmiyle, bir gölge varlık olan insanı ve diğer her şeyi kuşatmıştır. "Sizin ilahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır." (20/98) “Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır.” (41/54) “Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.” (4/126) Allah'ın Muhit sıfatı "Her şeyi kuşatan" anlamındadır. Ancak bu kuşatma, belirttiğimiz üzre, özsel boyuttan yani maddenin hiçlik boyutundandır. Taoizm’de dendiği gibi,“Hiçlik en sıkışık odada bile yer bulur/ Sadece hiçlik, boşluk olmayan yere sığar/ Hiçbir şey söylememeden çıkarılan derse,/ Hiçbir şey yapmamanın etkisine,/ Hiçbir şey denk olamaz.” Hiçliğin en sıkışık odada bile yer bulması anlaşılmadan, maddi alemi içten ve dıştan kuşatmaktan sözedilemez. Çünkü bir maddeyi dıştan kuşatan bir madde ya da maddenin herhangi bir türevi, örneğin enerji, ancak kendisi de dıştan kuşatılabildiğinde ve bu kuşatma sonsuz zincir halinde tekrarlandığında veya kuşatan madde veya enerji sonsuz boyutlarda bir uzama sahip olduğunda ilk maddeyi kuşatıyor demektir. Bu ise evrenin maddi veya enerjik yönü itibariyle sonsuz uzama sahip olan bir mekan olduğunu kabülle mümkün olabilir. Benzer şekilde maddenin içten kuşatılması demek, maddenin özünün yine sonsuza açılması durumunda olabilecek birşeydir. Maddi kıyaslamayla derininde derinine, küçüğün de küçüğüne veya dışın da dışına, büyüğün de büyüğüne sonsuza kadar gidilmek zorundadır. Ancak bu sonsuza gidiş, mekansal ve zamansal ölçekte muhaldir. Karşımıza çıkan sonsuzluk, matematikteki bazı limit durumların belirsizliği gibi, olmaması gereken bir şey demektir ve aklın, bu muhallikten kurtulma zorunluluğu vardır. Bu durumda maddesel ölçekte karşımıza çıkan sonsuzluk, fikrimizin mekanın ve zamanın ötesinde bir boyuta açılması zorunluluğunu getirir. Ki böyle bir boyut bizim için yani zaman ve mekan kaydından bakıldığında ya sonsuz kere sonsuza gidilen veya sonsuz mekana sahip olan bir muhal durum, yada madde ve türevlerinin, zamanın olmadığı bir hiçlik olarak algılanacaktır. Allah her şeyi kuşattığı için insanların yaşadığı her şeyi de en iyi bilendir. Fakat yine Allah insanların tattığı duyguları tatmaktan uzaktır. Çünkü Allah'ın diğer sıfatlarından ikisi de Kuddüs ve Müteali’dir ve Kuddüs "hatadan, gafletten, acizlikten ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz" , Müteali de "yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden her hal ve tavırdan pek yüce" anlamlarına gelir. Allah'ın her yeri ve her şeyi kuşatması, O’nun bilinçten uzak şuursuz bir yaratıcı olamayacağını kabul edenlerce, her şeyin gizlisini yani gaybını da bildiği anlamına gelir. Çünkü Allah, zati olarak zaten gaybidir. Ve bu biliş, maddi alem verilerinin kıyaslanmasından oluşmuş bir biliş değil, özsel boyut itibariyle olan bir biliştir. “Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.” (9/78) “Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.” (20/7) www.korhankoral.com dan detayları okuyabilirsiniz |
||
|
||
Alıntı "Kainatta ne varsa hepsi vehim ve hayaldir. Ya aynalardaki akislerdir, ya da gölgeler gibidir" Alıntı “ Güzeller hep aynaya bakar. Varlığın aynası nedir? Varlığın aynası yokluktur. Ey Hak aşığı! Eğer ahmak değilsen, Hakkın huzuruna yokluk götür. Alıntı “Bütün yaratılmışların aslı yokluktur. Ve yokluktan var olmuşlardır. Özdeğin de tabiatı yokluk olduğundan, o ancak biçim nedeniyle vardır. Biçimin yok oluşu da, özdek sebebiyledir. Özdek, çorak bir yer olduğundan, biçimler, orada sürekli kalamazlar. Çünkü söz ettiğimiz gibi, yokluk, özdeğin doğasıdır.” Bu varoluş masalının içerisinde hoşuma gidenler bunlar, Yalnız yasa koyucunun tüm bu hiçliği betimlemesi ve kendinde varlık olarak nitelendirmesi komik değilmi biraz. Alıntı Eğer anadan doğma kör değilsen, yokluğu gör. Gör de bil ki, yoklukta güneşler var. Bil ki Allah, ölüden diri çıkarır. İbadet edenlerin, kulluk edenlerin ümidi yokluktadır. Ekilen tohum yokluktan biter, başak verir. Bundaki manayı biliyor ve duyuyorsan, düşün, anla. Sen de her an yokluktan anlayış, zevk, esenlikler, huzur, iyilikler, nimetler beklemektesin. Yokluk, Hak’kın sanatının hazinesidir. Her an ondan ihsanlar, keremler gelip durmaktadır. Allah yok olanı, yüce ve ihtişamlı bir var olarak gösterdi. Var olanı da yok şeklinde belirtti. Denizi örttü de, köpükleri meydana çıkardı. Rüzgarı gizledi de, sana onun kaldırdığı tozu gösterdi. Toprak, nasıl olur da kendiliğinden yükseklere çıkar?” Burada yatan felsefe, Var'da yok olmak var iken Yok'ta var olunurmu olayı ! Yok olacaksam Var'lığa ihtiyacım yok. Varlığa ihtiyaç duyanlar hiçleşemezler;Hiçlik varlığın doğasında olanın değil olmayın peşinde şekillenir. |
||