SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Okuma Odası

Konu: Bir Vardı Bir Yoktu

Sayfa: [ 1 ]

eBRuLi 06.06.2008 23:27:54
Bir vardı,bir yoktu.Evvel zaman içinde değil,yüzlerce yıl önce değil,yalnızca onlarca yıl önceydi.Henüz televizyonun adı bile yoktu;ama evlerde o koca düğmeli radyolardan vardı.Sabah erkenden kalkılıp büyüklerin radyoyu açması beklenirdi.Her gün aynı saatte dinlenen ‘Arkası Yarınlar’lar, ‘Radyo Tiyatroları’ vardı.Onları dinlerken,evde çıt çıkmaz,kulaklar radyoda,herkes kendi sahnesinin dekorunu kurardı düşlerinde….                                       
        Fonda Barış Manço’nun ‘Dağlar Dağlar’ı, yıllardır yüzünü görmediği oğlunun bir bayram sabahı dönmesini beklerken kalbi duran yaşlı baba ve onun başında hıçkırarak ağlayan anneyi duyunca,dudaklar ısırılmaya başlandı.Gözlerle çevredekiler şöyle bir süzülür,ağlayan birini görünce,özgürce süzülmeye başlardı gözyaşları yanaklardan.
       Ne zaman ağlayacağımızı bildiğimiz gibi,ne zaman güleceğimize de kendimiz karar verirdik.Televizyon izlerken bizi aptal yerine koyarak,ne zaman gülmemiz gerektiğini bildiren konserve gülücükler yoktu.
       Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı.Tüm mahalle birbirini tanırdı.’Günaydın’lar, ‘İyi günler’ tükenmemişti henüz.Gün boyu karşılaşılan herkese bol keseden,cömertçe dağıtılırdı.Yapılan iyilikler hiçbir zaman unutulmaz,hastalar ziyaret edilir,yoksullara yardım toplanırdı.
     
     Gecenin bir vakti komşunun kapısı çalınıp bir fincan şeker istenirdi rahatlıkla.Kış akşamları tüm aile sıcacık sobanın etrafında toplanır,kestane kokulu söyleşiler yapılırdı.Dostluklar bir pula satılmazdı.
       Alışverişler süpermarketlerden değil,küçük mahalle bakkallarından veresiye yapılırdı.
       Çocuklar henüz televizyon,bilgisayar ve ‘gameboy’lar,tarafından tutsak alınmamıştı.Sokaklar-
Cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle dolup taşardı.Seksek oynamayı çember çevirmeyi bilmeyen,yaşa-ma bilgisayar penceresinden bakan,evcilik oyununda kredi kartları kullanan çocuklar da yoktu.
        Üstü başı toprağa bulanmış,ip atlayan,uçurtma uçuran,komşunun erik ağaçlarına tırmanmaktan dizleri çizikler içinde,saklambaç oynarken elindeki bir dilim yağ sürülmüş ekmeği mutlulukla ısıran çocuklar vardı.Çocuklar babalarından cep telefonu değil,horozlu şeker isterdi.
        Oyuncak bebekler,oyuncak bebeğe benzerlerdi.Adları Zeynep olurdu,Elif olurdu.yüzlerinde sıcacık bir gülümseyiş,basit,pamuklu giysileri,çoğu zaman bezden yapılmış kundaklarıyla kız çocuklarının en ayrılmaz dostu olurlardı.
Oyuncak bebekten çok sosyetik bir kadın görünümlü,b,r ailenin birkaç günlük mutfak gideri denli paralar ödenerek alınan ‘Barbie’ler, ‘Sindy’ler yoktu.
        Çocukluğumuzun kahramanlarını da küstürdük sonunda.Polyanna,Keloğlan,Şeker Kız Candy daha fazla direnemediler son derece modern silahlarla donatılmış ‘yeni kahramanlara’…
        Dağlar kızı Heidi’nin büyükbabasıyla,keçileriyle yaşadığı yemyeşil dağlar,kurtların yaşadığı barut kokulu vadilere yenik düştü.
       Omuzlarındaki sopanın iki ucundaki bakraçlarla yoğurt satanlar,mahalle mahalle dolaşıp
‘Hallaaaaaaçççııı’ diye bağıranlar,kalaycılar,macuncular,pamuk helvacılar,elma şekerciler yerlerini müzikli arabalarla dolaşan ‘Aygaaaaz’cılar, ‘temizliiik’çilere bırakıp geçmişin sayfaları arasında yitip gittiler.
        Kırılan,dökülen eşyalar,hatta sevgiler,dostluklar ‘yenisini aldığımız için eskisi hükümsüzdür’ denilerek kolayca çöpe atılmazdı.Kırılan şemsiyeleri tamir eden tamirciler,kırılan kalpleri onarmak için çabalayan duygu zengini insanlar vardı.Kalaylı kapların yerini çoktan çelik tencereler aldı.Pamuk yataklar yerlerini ‘full’ortopedik yataklara bıraktılar.
       Annelerimizin sandığının bir köşesinde,özenle katlanıp saklanan,gözyaşlarıyla ıslanmış,kolanyayla kokulandırılmış,ucu yakılmış mektuplar da yok artık.
       Bilgisayarda yazılan mektupların hüznü de üç gün sürüyor,sevincide…Bir tuşa basınca siliniyor her şey,yeni bir sayfa açılıyor.
       Bir vardı,bir yoktu.Evvel zaman içinde,kalbur saman içinde,insanlar ‘insanca’ yaşardı.

                                                                                                                                                  Bütün Dünya Dergisi'nden

Xantippi 07.06.2008 01:05:20
evet insanlar insanca yasardi...cocuklar bir yumurta bile yiyemezdi,tavuk yemek icin evdeki tavugun hastalanmasi beklenirdi,tavuk hastalaninca kesilip cocuklara yedirilirdi,et mi?o da ne, kim et yerdi doyasiya o yillarda,böyle tavuklar var miydi marketlerde,ne güzel yillardi,seker icin,yag icin kuyruga girilirdi,tüp gaz bulmak ise imkansizdi,coook harika yillardi,evin bir odasina soba kurulur,sabah cocuklar kalkinca buz tutmus bacaklarinda romatizmayi hissederlerdi,kalorifer kac evde vardi,cocuklar bilgi ne bilmeden,büyüklerin kendilerine göre uydurduklari ,hani su tahta canak hikayeleri,cin li perili,masallarla büyürlerdi,sorgulamadan,soramadan,,,,o kadar güzel yillardi ki özel hastaneler yoktu daha,ameliyat olacaksaniz devlet hastanelerinde,uyutulmadan diri diri bademcikleriniz kesilirdi,,,o kadar güzel yillard ki sokaga bile cikamazdik cogu zaman,,,öyle güzel yillardiki yurt disina isci yolluyorduk,cocuklar öksüz büyüyordu,bir mahallenin yarisi almanci cocuklariyla doluydu,,,,bakkaldan veresiye alirmisiz,o bakkal parasi olana verirdi yine,,,,ben o günleride yasadim bu günleride,,,o yillar yokluk yillariydi,yoklukta insanlar birbirine daha cok tutunur,ekonomi ilerledikce uzaklasmalar baslar,bu dünyanin her yerinde böyledir,,,,

evde seker varsa komsunu kapisini niye calacaksin ki,gerek yok,demek ki yoktu,o yillar yokluk yillariydi,simdiki cocuklar da o yillardakinden cok daha sansli....

ayrica daglar daglar sarkisi da baris manconun en berbat sarkisi...

artik bu masallar bitmeli bence...belki her sey yolunda degil ama bu yillar cok daha güzel,kiymetini bilelim..


ben biraz agresif miyim ne,bu gün Smiley


son tango 07.06.2008 01:25:58
he he .. bazen olur böle ki eğer agresifliğin böle ise,sen sinir nedir hiç bişi bilmiyorsun Smiley

bak şimdi,şeye takıldım,hakketten dağlar dağlar en kötü şarkısımıdır barış ına ..

Xantippi 07.06.2008 01:29:17
simdi en kötü derken,bana göre en kötü sarkisi,ben hic sevmem o parcasini,,,nasil ahmet kaya,nin "cuma oldu niye gelmedin "diye bir parcasi var ya onun gibi,sevmiyorum yani,bos benim icin..bir röportajinda okudum,ahmet kaya da o parcayi almak istememis aslinda,son dakikada karar vermisler ve parca cok tutmus :)ben tutmadim o ayri  Smiley

son tango 07.06.2008 01:32:44
o şarkı zaten oğlancı şarkısıdır yanlış hatırlamıyorsam ..adam erkek sevgilisine yazmıştır..ölemiydii ya? karıştırdım mı yoksa?

saza niye gelmedin di dimi o şarkı? eğer cevap ''evet'' ise doğru sölemişimdir.. Smiley

Xantippi 07.06.2008 01:34:45
bilmiyordum,evet" saza niye gelmedin "

yani senden ögrenecek cok sey var tango,ilk defa duydum bunu...

son tango 07.06.2008 01:36:23
bak şimdi,üstüme sorumluluk aldım.umarım doğru hatırlıyorumdur.yanlış ise sıçtık yani Smiley

Xantippi 07.06.2008 01:38:17
 2funny

sen düsün Smiley

son tango 07.06.2008 01:43:45
itiraz gelmezse doğru kabul ediyorum Tongue

asya 07.06.2008 01:45:43
ben de "saza niye gelmedin" şarkısının öyle olduğunu duymuştum tango.

paçayı kurtardın Tongue

son tango 07.06.2008 02:15:43
eyvallahhhh ...kardeşim benim be Smiley

eBRuLi 07.06.2008 21:55:23
evet insanlar insanca yasardi...cocuklar bir yumurta bile yiyemezdi,tavuk yemek icin evdeki tavugun hastalanmasi beklenirdi,tavuk hastalaninca kesilip cocuklara yedirilirdi,et mi?o da ne, kim et yerdi doyasiya o yillarda,böyle tavuklar var miydi marketlerde,ne güzel yillardi,seker icin,yag icin kuyruga girilirdi,tüp gaz bulmak ise imkansizdi,coook harika yillardi,evin bir odasina soba kurulur,sabah cocuklar kalkinca buz tutmus bacaklarinda romatizmayi hissederlerdi,kalorifer kac evde vardi,cocuklar bilgi ne bilmeden,büyüklerin kendilerine göre uydurduklari ,hani su tahta canak hikayeleri,cin li perili,masallarla büyürlerdi,sorgulamadan,soramadan,,,,o kadar güzel yillardi ki özel hastaneler yoktu daha,ameliyat olacaksaniz devlet hastanelerinde,uyutulmadan diri diri bademcikleriniz kesilirdi,,,o kadar güzel yillard ki sokaga bile cikamazdik cogu zaman,,,öyle güzel yillardiki yurt disina isci yolluyorduk,cocuklar öksüz büyüyordu,bir mahallenin yarisi almanci cocuklariyla doluydu,,,,bakkaldan veresiye alirmisiz,o bakkal parasi olana verirdi yine,,,,ben o günleride yasadim bu günleride,,,o yillar yokluk yillariydi,yoklukta insanlar birbirine daha cok tutunur,ekonomi ilerledikce uzaklasmalar baslar,bu dünyanin her yerinde böyledir,,,,

evde seker varsa komsunu kapisini niye calacaksin ki,gerek yok,demek ki yoktu,o yillar yokluk yillariydi,simdiki cocuklar da o yillardakinden cok daha sansli....

ayrica daglar daglar sarkisi da baris manconun en berbat sarkisi...

artik bu masallar bitmeli bence...belki her sey yolunda degil ama bu yillar cok daha güzel,kiymetini bilelim..


ben biraz agresif miyim ne,bu gün Smiley



Agresiflik değil tabii ki Xantippi ama nerde anlaşamadık anlayamadım .. Çünkü bu yazıyı ilk okuduğumda şaştım kaldım . Kendi çocukluğumdan çok şey buldum içinde , inanılmaz örtüşüyordu anılarımla ..Bu yazıdan çok önceleri Ayfer Tunç 'un  '' Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek '' adlı romanını da okumuş ve aynı hislere kapılmıştım..

Gerçekten de öyleydi , evin en küçük çocuğu komşuya yollanır ve şöyle söyletilirdi ''Teyze bir maniniz yoksa öğleden sonra annemler size gelecek.'' Günler öncesi randevu almaya gerek olmazdı .. Misafire çayın yanında tatlı tuzlu bisküvit ikram edilir , meyve çıkarılırdı herkesin evinin bahçesindeki ağaçlardan topladığı ..Mevsim kışsa hevenk üzümü , kışlık kavun ,elma ,portakal ..Eğer gece ziyareti ise ailecek , hele mevsim kışsa arap aşları pişerdi yanında tabak tabak hamuruyla ..üzüm hoşafı ,mısır bulguru kış mevsiminin vazgeçilmez ikramlarıydı konu komşuya hiç gocunmadan ikram edilen ..şimdi ki gibi yarış etmezdi hanımlar masaya daha fazla çeşit doldurmak için .. ikramlarda  kültürümüz kokardı buram buram .. rus salataları ,amerikan salataları,italyan salatalarını kimse bilmezdi.. Hoş şimdi onların da modası geçti , kilo yaptıkları için ..kunta kinte kimseye tatlı diye ikram edilmezdi ..ya da çikolatalı browni ..

Okullar yaz tatiline girdiğinde yine de erkenden uyanırdık , herkesin evi bahçeliydi , çocuklar şimdi ki gibi dört duvara mahkum edilmemişti.. O bahçeler erkenden süpürülür , sulanırdı .. çünkü radyo tiyatrosu zamanı yaklaşırdı .. bahçedeki sedirin üzerinde kızlar hayallerini işlerdi çeyizlerine radyo tiyatrosunu dinlerken , ip bile yarıştırlırdı kim daha çok işleyecek diye kaneviçe ve etaminleri ..

evet bizim evimizde de odun ve kömür sobası yanardı fakat hiç üşümezdik o sıcaklığın ortasında dişarda lapa lapa yağan kara rağmen
bahçemizde babamın yaptığı bir kümes vardı , kışın içine soba bile kurduğu .. memur bir babanın altı kişilik ailesine yeterdi o yumurtalar ve fazlası muhakkak mahalleliye dağıtılırdı , tavuk eti yemek için hiç bir zaman hastalanmasını beklemedik tavukların.. kuş gribi , kene korkusu yaşamadan büyürdü çocuklar toprakla ve doğadaki tüm canlılarla haşır neşir

sonbahar geldi mi mahalleliyi alırdı bir telaş .. sırayla yardımlaşarak salçalar kaynatılırdı her eve , pekmezler , köfterler ( iç anadoluda üzüm suyunun pekmez toprağı katılıp durultulmasıyla elde edilen şıra nişasta ile kaynatılır , sıcakken büyük tepsilere dökülür ve donunca baklava dilimi kesilip temiz bir yerde kurulutur , kışın cevizle hem misafire ikram edilir , hem ev ahalisinin enerji kaynağı olur Smiley ) yapılırdı ..ve bütün mahalle köfter yalamaya çağrılırdı .. yani köfterler tepsilere döküldükten sonra büyük leğende ( kalaylı bakır leğen ) kalana parça ceviz atılır , kaşığını eline alan aynı leğenden yerdi .. hepatit , aids korkusu yoktu insanlarda , o hastalıkların adı bile bilinmezdi ..

kerpiç evlerin damı yazdan yuvakla yuvanırdı ( yuvak ortası delik taş silindirdi ) kışın yağmurdan ya da kardan akmasın diye .. çünkü kar ve yağmur mevsiminde barajları gölleri dolduracak taşıracak kadar çok yağardı .. küreğini eline alan kapısının önündeki karı kürürdü evet kar kürümek denirdi bu işe

ve çocuklar gerçekten oyun oynardı mahallede , saklambaç , körebe , yakartopu , çelik çomak , istop oynardı ..değil bilgisayar televizyon dahi yoktu evlerde . bize yabancı tek ses radyonun sesiydi belli saatlerde açılıp kapanan ..

belki yer sofrasında yerdi aile yemeklerini ama umutlarını tüketmezdi yokluk bile olsa

sezen aksu barış manço ve ilhan irem dinlerdik ve bütün şarkılarına hayran olurduk , oyuncaklarımız hiç olmadı belki  kızların sadece bez bir bebekleri  vardı ama bin çeşit oyuncağı olup hala mutsuz olan şimdi ki çocuklardan kesinlikle daha mutluyduk.. altı nüfüsa bakan bir memur bile evine şekeri unu çuvalla alırdı alabilirdi .. akşam babası işten dönerken istediği bir kese kağıdı leblebi unutulduğunda söylenen o beyaz yalana inanacak kadar masumdu o zaman ki çocuklar ..

''Leblebici ölmüş .''  Smiley Smiley

sevgilerimle Xantippi

 








Xantippi 07.06.2008 23:41:12
aslinda insanin olaya bakis acisina göre degisiyor olay,ben o devirde cocuklarin cok iyi bir egitim aldiklarini düsünmüyorum mesela,simdi cok mu iyi tartisilir ama en azindan güzel örnekler var...verdigim örnekler geneldi,yoksa benim ailem de yurt disindaydi,eksigimiz olmazdi fazla ama komsularimizin eksigini görürdük,televizyon ciktiginda mahallenin yarisi bize gelirdi,herkeste televizyon yoktu...aslinda örnekler cok ...o günlerden aklimda kalan hep bir kuyruk olayi,artik aliskanlik olmustu,babaannem nerde bir kuyruk görse,sormadan gecemezdi ne kuyrugu diye...

sonra cöpler alinmazdi,mahalle kokardi,bu dedigim yerde üsküdar yani,fistikagacindaki okulumdan eve gelmek bir iskence olurdu...sular akmazdi genelde,mahvolurduk....ne bileyim ebrulicim,dün de dedim belki biraz kötü bir günümdü ama yinede fikrim degismedi....

belki senin o günleri cok güzel bulman,ailenin yanindaydin,sicak aile ortaminda,belki cocuklugun dur güzel buldugun,bilmiyorum bu göreceli bir konu,senin icin güzel günlerdir,benim icin bilgisizlik,yokluk,eksik günlerdir

yazimda seni hedef almadigimi da anlamissindir saniyorum Smiley

eBRuLi 07.06.2008 23:54:43
 Smiley
Sevgili Xantippi , tabii ki herkes kendi yaşadığını bilir , benim çocukluğumun çok güzel hatıraları vardır , o yazdıklarım aklıma geliverenlerdi sadece .. çocukluk günlerimi üzerine ne dökülürse dökülsün asla lekelenmeyen bembeyaz kar yığınlarına benzetirim hep ..

sevgilerimle Smiley

eldiven 08.06.2008 00:39:28
Alıntı
Gerçekten de öyleydi , evin en küçük çocuğu komşuya yollanır ve şöyle söyletilirdi ''Teyze bir maniniz yoksa öğleden sonra annemler size gelecek.'' Günler öncesi randevu almaya gerek olmazdı .. Misafire çayın yanında tatlı tuzlu bisküvit ikram edilir , meyve çıkarılırdı herkesin evinin bahçesindeki ağaçlardan topladığı ..Mevsim kışsa hevenk üzümü , kışlık kavun ,elma ,portakal ..Eğer gece ziyareti ise ailecek , hele mevsim kışsa arap aşları pişerdi yanında tabak tabak hamuruyla ..üzüm hoşafı ,mısır bulguru kış mevsiminin vazgeçilmez ikramlarıydı konu komşuya hiç gocunmadan ikram edilen ..şimdi ki gibi yarış etmezdi hanımlar masaya daha fazla çeşit doldurmak için .. ikramlarda  kültürümüz kokardı buram buram .. rus salataları ,amerikan salataları,italyan salatalarını kimse bilmezdi.. Hoş şimdi onların da modası geçti , kilo yaptıkları için ..kunta kinte kimseye tatlı diye ikram edilmezdi ..ya da çikolatalı browni ..

Okullar yaz tatiline girdiğinde yine de erkenden uyanırdık , herkesin evi bahçeliydi , çocuklar şimdi ki gibi dört duvara mahkum edilmemişti.. O bahçeler erkenden süpürülür , sulanırdı .. çünkü radyo tiyatrosu zamanı yaklaşırdı .. bahçedeki sedirin üzerinde kızlar hayallerini işlerdi çeyizlerine radyo tiyatrosunu dinlerken , ip bile yarıştırlırdı kim daha çok işleyecek diye kaneviçe ve etaminleri ..

evet bizim evimizde de odun ve kömür sobası yanardı fakat hiç üşümezdik o sıcaklığın ortasında dişarda lapa lapa yağan kara rağmen
bahçemizde babamın yaptığı bir kümes vardı , kışın içine soba bile kurduğu .. memur bir babanın altı kişilik ailesine yeterdi o yumurtalar ve fazlası muhakkak mahalleliye dağıtılırdı , tavuk eti yemek için hiç bir zaman hastalanmasını beklemedik tavukların.. kuş gribi , kene korkusu yaşamadan büyürdü çocuklar toprakla ve doğadaki tüm canlılarla haşır neşir

sonbahar geldi mi mahalleliyi alırdı bir telaş .. sırayla yardımlaşarak salçalar kaynatılırdı her eve , pekmezler , köfterler ( iç anadoluda üzüm suyunun pekmez toprağı katılıp durultulmasıyla elde edilen şıra nişasta ile kaynatılır , sıcakken büyük tepsilere dökülür ve donunca baklava dilimi kesilip temiz bir yerde kurulutur , kışın cevizle hem misafire ikram edilir , hem ev ahalisinin enerji kaynağı olur  ) yapılırdı ..ve bütün mahalle köfter yalamaya çağrılırdı .. yani köfterler tepsilere döküldükten sonra büyük leğende ( kalaylı bakır leğen ) kalana parça ceviz atılır , kaşığını eline alan aynı leğenden yerdi .. hepatit , aids korkusu yoktu insanlarda , o hastalıkların adı bile bilinmezdi ..

kerpiç evlerin damı yazdan yuvakla yuvanırdı ( yuvak ortası delik taş silindirdi ) kışın yağmurdan ya da kardan akmasın diye .. çünkü kar ve yağmur mevsiminde barajları gölleri dolduracak taşıracak kadar çok yağardı .. küreğini eline alan kapısının önündeki karı kürürdü evet kar kürümek denirdi bu işe

ve çocuklar gerçekten oyun oynardı mahallede , saklambaç , körebe , yakartopu , çelik çomak , istop oynardı ..değil bilgisayar televizyon dahi yoktu evlerde . bize yabancı tek ses radyonun sesiydi belli saatlerde açılıp kapanan ..

belki yer sofrasında yerdi aile yemeklerini ama umutlarını tüketmezdi yokluk bile olsa

sezen aksu barış manço ve ilhan irem dinlerdik ve bütün şarkılarına hayran olurduk , oyuncaklarımız hiç olmadı belki  kızların sadece bez bir bebekleri  vardı ama bin çeşit oyuncağı olup hala mutsuz olan şimdi ki çocuklardan kesinlikle daha mutluyduk.. altı nüfüsa bakan bir memur bile evine şekeri unu çuvalla alırdı alabilirdi .. akşam babası işten dönerken istediği bir kese kağıdı leblebi unutulduğunda söylenen o beyaz yalana inanacak kadar masumdu o zaman ki çocuklar ..

''Leblebici ölmüş .''   

Ebruli'nin bu yazısının bana anımsattığı şey altta:

Çoğu zaman duruşma salonundaki sanıklardan biridir. Hep kendi cesaretiyle; bir hakime, bir yargıca, bir izleyiciye bakarken, arada bir de gözü avukatla onun solundaki jandarma arasından bakan diğer bir izleyiciye kayar. Yakalanacağından korkup bir çocuk suçluluğuyla tekrar avukatına bakarken ne de çok yabancıdır ona. Niçin buradadır, duruşmayı niçin izlemektedir, izleyici iyi ki ilgilenmez orayla; hakim de ilgilenilmeyeceğini bildiği için onu koymuştur oraya: Art alanda belli belirsiz bir gölge ya da duruşma salonunun penceresinden görülen ağacın yapraklarından biri.

Ki bu yazı ile "Ebruli uyandırılmış bir anlatıcı değil, uyanmış bir anlatıcıdır. " sözünü sıkılaştırabiliriz.


Sayfa: [ 1 ]