SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: onaylı serzeniş:sancılı son

Sayfa: [ 1 ]

26.03.2005 14:49:49
Karşıya sunulan fikirlerin ardında yıkma amacı güden ego tatmininin olması şaşırtıcı değil çoğumuz için . Gerçekte serzenişin kime ve nasıl olacağı sorusu da buradan çıkmakta . Yani düşünsel eylemlerde serzeniş neye yönelir ?

Bu sorunun cevabını verebilmek için öncelikle düşünsel eylemin tahlili gerekmekte . Düşünsel eylem çoğu kez uzun sürece yayılır . Hangi eylemler düşüncesizdir ? Temelde en küçük bir eylemin bile saniyenin bilmem kaçta biri süren bir zaman içerisinde beynin talimatıyla gerçekleştiği düşünürlse her eylemin düşünce olmadan tekrar dilemeyeceği açıktır . Buradaki düşünce bilişsel süreci mi ifade ediyor önemli olan ise budur .

Bilişsel süreci sağlayan Şey ise farkındalıktır . Yani eylemi gerçekleştirilecek sürenin iki katına çıkması - ki bu arada eylem simulasyonu gerçekleştirilir - demektir . Russell ' ın yaptığı gibi bir sınıflandırmaya gitmek değil burada amacımız sadece bilişsel süreçleri düşünsel eylemlerin kaynağına indirgemek .

Bir kez bilişsel sürece giren benlik eylemin tahlilini yapar . Daha doğrusu olası ve olmuş olan tüm eylemleri bir araya toplar . Bu yüz kişinin arasından aradığın kişiyi bulmak için belli bir takım işaretler aramaya benzer . İşte benlik bilişsel süreçte düşüncenin bu işaretini bulduğu vakit işine koyulur . İşi sürecin devaıma dair ipuçları yakalamaktır . " Onaylı serzeniş " sözü bu noktada devreye girer . Önceden onaylı bir serzenişe başvurur kişi . Bilişsel sürecin sancılı bir sonu vardır ve buna yönelen serzeniş çok öncelerden - tahlinin de öncesinden - belirlenmiştir . Birey serzenişini yapar - zorunlu olarak ve sonucunu bilerek - sonra arada kaldığını hisseder . Çıkmaz sokağa girdiğini bilmektedir ama bu sokağa nerden geldiğini unutmuştur . Zira sokağa açılan kapı girilince arkadan kitlenir . Düşünsel eylemlere bağlı bilişsel süreçler onaylı bir serzenişe yol açar .

Onaylı serzeniş : sancılı son

26.03.2005 22:43:09
Zihinsel hareketler zihnin kendini kollayabilen yapısı gereği aktif oldukları benlik yarı uykudayken bile ezbere kendilerini gerçekleştirebildikleri için 'düşünce ' dediğimiz belirli halin gerçekleşip gerçekleşmediği anlamak detaylı bri bakışı gerektiriyor.

Çok iyi işlenmiş gibi görülen bir fikir bile o na kadar sağlanmış donanım aracılığıyla güdüsel bir rota takibi sonucu açığa çıkabiliyor.

Zihin uyuma hallerinde benliği koruyabilmek için aldığı önlemleri gene aynı benliği öldüren tuzaklara -çünkü tek başına bilinç değil- çevirebiliyor.

Düşüncenin düşüncesizliğine karşı uyanık olabilme düşüncelerini acılı bir süreçte katmanlara ayırabilmek ve derinlikte kaybolmadan da bütünü görebilmek gibi akrobatik zihinsel işlemlere gereksinim duyuyor.

Düşünmek üstelik dediğin gibi de daha başında itiraz noktalrını yaratıyor.Çünkü her bir düşünce eğer esas anlamını koruyorsa değişimi de talep ediyor ki bu insan için küçük ya da büyük ölümlere razı olmak demek.

27.03.2005 02:32:07
Şöyle bir ekleme yapabiliriz sanıyorum . Düşünce sürecinde -basamak basamak el alırsak  - çıkılan her aşamadan sonra merdiven altından çekiliyor ; bir süre havada asılı kalıyorsun daha sonra geri dönmek için tek yol ise yere çakılmak oluyor . İşte tekrarlanan ve artık düşünme süreci uyşuklaşmış eylemler başta bu tehlikeden uzak görünüyorlar oysa öyle bir tetikleyici var ki bu zehir bünyeye yayıldığı vakit en basit eylemi bile mahvediypr ve işlenemez hale getiriyor . Düşünce sürecini "farketme" anlamlı kullanıyorum burada tekrar . Aslında bu yapının sonu belli dediğim gibi : sancı .

Aslında bir eylemi gerçekleştirirken onun defalarca bir diğeri tarafından gerçekleştirilmiş olduğu gerçeğini görmezden geliriz . Bunun nedeni eylemin ve düşüncenin kendine haslığına inanma isteğimizdir . Bir yolun defalarca geçilmiş olması onun değerini azaltır tarafımızca ve biz yeni bir yol! yaratmak üzere " yol " a çıkarız . Aslen düşünsel eylemin analizindeki yetersizlik eylemin kendisinin tanımındak boşluktan kaynaklıdır . Şeylerin tanımı eylemin kendisinden sonra gelir ve her şey eylemin dilinden konuşur . Siz eylemi eylemsiz tanımlayamadığınızdan düşünsel eylemi de tam ve eksiksiz olarak tanımlayamazsınız . Her tamlık bir sonraki eksiği çağırır bu durumda . Ama ben burada alışkanlık ve tekrar üzerine değineceğim . Alışkanlık ve tekrar arasında bir fark var . Bazı durumlarda tekrar bilinçli olarak yapılır nedeni ise düşünce uyuşukluğunu  ( yukarıdada bahsettiğim üzere ) sağlamaktır . Düşünsel olarak uyuşturulan eylem uyumsuz olmaktan çıkar . uyumsuz olan her eylem yavaşlar oysa sermaye yavaşlamayı göze alamaz . Yeni üertimler mümkün olan en kısa zamanda yerine yetiştirilmelidir .Dolayısıyla yarı-köle ( ya da kör diyin ) düşüncesini uyuşturmak üzere çalışır . Bilmem kaç kez tekrar edilegelen eylem üzerinde düşünmezsiniz . Ya da düşünceniz mi hızlanır orasını bilemem . Alışkanlık ise başka bir yönde yer alır . Eylemlerin çoğu biz farketmeden - ve sinsice - kendilerini tekrara yönlendirirler . Bir kez yaptığınızın dışına çıkmaya cesaret edemezsiniz çoğu kez  , çünkü eylem yerinde kalmak ister. eylemler imparatorluğunda keşif sakıncalıdır ! . Yapay zekalar insanın düşünsel uyuşukluğunun temsilidir . Ani sıçramalar yapabilen bünyemiz bu özelliğini hep bastırmaya meğillidir kanımca . Atonal müziğe geçişteki yadırganma gibi atonal bir eylem dizgisini takip gerçekten yorucu ve dışlayıcıdır . Buradaki dışlanma hayatın merkezinden dışa doğrudur . Eylemin kendisi üzerine düşündüğünüz vakit eşzamanlılığını yitirsiniz . Tıpkı zamanın durması gibi eylemin ortasında  eylem durur ve dışa dönersiniz . Ama gerçekte zaman durdurma mümkün olmadığından topallarsınız  , dengeniz bozulur ve muhtemel düşersiniz . Zamanın sonunun nasıl gerçekleşeceği açıktır . Eylemin kendisinin tahliliyle ! . Eylemin tam anlamıyla çözümlemesi yapıldığında zaman durdurabilecek ve geri- ileri alınabilecektir . Geçmişten geleceğe düz bir zaman çizgisini takip eden düşünce dolayısıyla gelecek üzerine planlar yapar . Geleceğin üzerine çalışılması içinde bulunulan zamanın yadsınması demek değildir tam tersine onun yararlılığının kabuludür !  . İşte temel yanılgı budur . Hiç bir zaman çizgisi bir diğerine faydalı olamaz . Temel olarak her zaman dilimi kendi imparatorluğu için çalışır . Mikroda bu denli boğulmak tüm akışı yavaşlatabilir ki bu genelde kaçınılmazdır . Ve biz avluda volta atmaya deva ederiz . Gökyüzünü seyredip onurlu bir gelecek oluşturmak !

27.03.2005 10:33:22
Aslında farkında olmadan diğerlerinin düşünerek geçtiği yolu algılıyor ve kabulleniyor kısmen de olsa insan.Çünkü bu düşünüşün hazırladığı hayatta buluyor kendini.Önceki kuşak sorgulanmasıyla boğuşulmuş bir fikir sonraki kuşak için hayat içinde varlığı artık hissedilmeyecek kadar sıradan bir olguya dönüşüyor.Ve yeni gelen insan çoğu zaman sorguyu kaldığı yerden sürdürüyor.Sanatsal eğilimler gibi çok daha göreceli unsurlarda dahi kişi dönemin zaaflarını ya da değerlerini ediniyor.Arabesk ya da klasik müzik arasındaki seçimi yapmasını sağlayan sadece bu müziklere olan eğilimi değil hangisini ortamının normal saydığıyla da ilgili oluyor.

Gene de ilk düşünülmüş soruyu bile yeniden soruyoruz.Çünkü başaksının gittiği bizim için hala yeni yol olarak duruyor.Ancak her geçişimizde o yolu da genişletip daraltıyor,biçimiyle yolun oynuyoruz.O yüzden ilk insan ilk soruyu soran ve özgün olmaya yazgılı insandan daha az şanslı değiliz.HAtta o cevap için daha az olanağa sahipti belki de.

Zamanla uyum sorunun insanın tökezlediği ve kendi aleyhine zamanın klasik algısının lehine karar verdiği konusunda haklısın.Oysa zamanın klasik bir akışı yoktur.Hatta belki de zamanlar vardır.Ve gelecek diye baktığımız yer dün denebilecek bir yapıyla hatta düşmanca bizi karşılayabilir.

 


Sayfa: [ 1 ]