|
||
| Sanat, yavaş yavaş kuvvetten düşünce, kaplıcalara götürülen bir hasta gibi tabiata çıkarılır. Ne yazık ki tabiat artık ona bir şey yapamaz. Bir anlaşmazlık var. Sanatın köye çekilip dinlenmesi ve eğer bitkinlikten sararıp soluyorsa, kırlarda, hayatta, gidip yeni bir canlılık aramasını bazen iyi bulurum. Güzellik hiçbir zaman tabii bir ürün değildir; o ancak sun'i bir baskı ile elde edilir. Sanatla tabiat yeryüzünde rekabet halindedir. Evet sanat tabiatı kucaklar, bütün tabiatı kucaklar ve onu kolları arasında sıkar; ama meşhur mısraı kullanarak diyelim ki: Sanat daima baskının sonucudur. Onu, ne kadar serbestse o kadar yukarılara yükselir sanmak, uçurtmayı havalanmaktan alıkoyan şeyin ip olduğunu sanmaktır. Kanadını rahatsız eden bu hava olmasa daha iyi uçacağını düşünen Kant'ın güvercini, uçmak için kanadını dayayabileceği bu hava mukavemetine muhtaç olduğunu takdir etmemektedir. Sanat da böyledir, yükselmek için dirence dayanmak zorundadır. Şimdi söylediğim resim için, heykel için, musiki ve şiir için de doğrudur. Sanat ancak hasta devirlerde hürriyeti arar. Kolayca var olmak ister. Kendisi her kuvvetli buluşta, düşüş ve engel arar, kalıplarını paramparça etmekten hoşlanır, işte bunun için hayatın en taşkın olduğu devirlerde değil midir ki en heyecanlı dehalar, en sıkı kalıpların ihtiyacı ile kıvranmışlardır. Bereketli Rönesans zamanında, Shakespeare'in, Ronsard'ın, Petrarca'nın, Michalengelo'nun soneyi, Dante'nin üçlü kafiyeyi kullanmaları; Bach'ın fugue'ü aşırı duyduğu dayanılmaz ihtiyaç hep bundandır. Verilecek daha ne örnekler var! Lirik ilhamdaki genişleme kuvvetinin onun baskısı ile orantılı olduğuna, yahut da yenilmesi gereken yer çekiminin mimarlığına imkan verdiğine şaşmamak mı lazım? Büyük sanatçı, güçlüğün coşturduğu, engeli kendisine sıçrama tahtası yapan adamdır. Derler ki Michalengelo'yu Musa'nın ellerine toplu bir hareket vermeye zorlayan, mermersizlik olmuştur. Sahnede, hep birden kullanılacak ses perdelerinin sayılı oluşudur ki, Eschyle'i, Kafkas dağlarında zincire vurulan Prometheus'un susuşunu icat etmek zorunda bırakmıştır. Eski Yunanlılarda saza bir tel ekleyen adam şiddetle cezalandırılırdı. Sanat baskıdan doğar, döğüşle yaşar, hürlükten ölür. Andre Gide |
||
|
||
| "Sanat daima baskının sonucudur. Onu, ne kadar serbestse o kadar yukarılara yükselir sanmak, uçurtmayı havalandırmaktan alıkoyan şeyin ip olduğunu sanmaktır. Kanadını rahatsız eden bu hava olmasa daha iyi uçacağını düşünen Kant'ın güvercini, uçmak için kanadını dayayabileceği bu hava mukavemetine muhtaç olduğunu takdir etmemektedir. Sanat, ancak hasta devirlerde hürriyeti arar; kolayca var olmak ister. Kendini her kuvvetli buluşta, dövüş ve engel arar, kalıplarını paramparça etmekten hoşlanır, işte bunun için hayatın en taşkın olduğu devirlerde değil midir ki en heyecanlı dehalar en sıkı kalıpların ihtiyacı ile kıvranmışlardır. Sanat baskıdan doğar, dövüşle yaşar, hürlükten ölür." Kerrigan, |
||
|
||
| bu ülkede baskı yok demek ki..hehe | ||
|
||
bu ülkede baskı yok demek ki..hehe sanat baskıdan doğar ama bu ifadeden, baskıdan yalnızca sanat doğar anlamı doğmaz. baskı, sanat ve direniş doğurmuyorsa ne doğurur; toplumun içinde bulunduğu içler acısı duruma bakarak anlayabiliriz: cinnet. |
||
|
||
| Yazı güzel eyvallah. Cümleler ve örneklere de diyecek yok uçurtma ip örneği de verilince nesnel kanıt gibi olmuş direkt, zor bununla başa çıkmak çünkü adamımız edebiyatçı. Ancak; Sanatı doğuran baskının varlığı mıdır, yoksa onu icra edenin yolundan şaşmamaktaki direnci mi? İp örneğne dönecek olursak insanlar sürekli bir gerilim ile yaşarlar buna yaşam gerilimi diyelim. Ancak ip i serbest bırakmadan da uçurtmanın uçması ve havalanması sağlanamaz. Burada ip uçurtmayla insan arasındaki gerilimdir eğer ip yoksa uçurtmadan da bahsedilemez havada savrulan bir kağıt ve tahta parçasına dönüşür. İnsan için amaçlar bu şekilde oluşturulur doğaya bir çerçeve çizilerek. Doğayı kucaklasanız da onun bir kısmını alıntılayıp dikkati o yöne çekmektir sanatsal biçimlendirme. Bu noktada zorluklar kişinin hedefe ulaşmasındaki inadını ve kararlığını ve de bu uğurdaki emeksel çabasını belirlese de bu baskının kritik noktaları da mevcuttur. Yani yüzeysel açıdan sonuç genellemesi doğrudur fakat kesin bir kriter de değildir. Çünkü baskı sanatsal bakış açısını da baskılıyor ise, sanatçının özerkliğini elinden alıyor ise antik çağda neden yunan heykel sanatının bu derece yetkinleşip mısır antik sanatının daha çok zanaat a yakın durduğu sorusunun cevabını bulamayız. Rönesansdaki sanatsal çıkışın da skolastik dönemden, roman, gotik ve barok dönemden sonraki yetkinleşmesini ve çıkışını anlamlandıramayız,kaldı ki batıda rönesans öncesi çok daha baskı altında bir dönemdir sanatı da şekilcidir rönesans ile kıyaslandığında. Sanatçılar daha yürekli ve güçlü olsalar da baskı onların yaratıcılığında sadece bir özne bir duyarlılık ve itiraz konusu eylem inatçılığı olarak yer alır. Eğer baskı onları da etkiliyor ise doğrudan, yaratıcılıkları da kısıtlanır bence. |
||