SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Diğer Dinler

Konu: Allah'ın Oluşla Birliği Ve Oluşta Gizliliği

Sayfa: [ 1 ]

04.06.2008 02:02:03
Allah’ın Oluşla Birliği ve Oluşta Gizliliği-1
Yazan: Korhan Koral    www.korhankoral.com

Tanrının kendini gizlememesi muhaldir demiş olduk. Bunu biraz açalım. İslama göre Tanrı görülmezdir yani bu algıladığımız alemlerde gizlidir; çünkü görülebilen bir varlığın bir mekanda olması, cisminin bulunması ve ona bakılabilmesi gerekir ki, bunların hiçbiri Tanrı ile bağdaşmaz. Kur’an’da bunun için, “Gözler O’nu idrak edemez; Fakat O ,görüşleri idraktadır...” (16/103), “Sen , Ben’i göremezsin..(Ya Musa)” (7/143)   gibi ayetler vardır. Mutasasavvuf Fahreddün-i Iraki şöyle der: “Gündüzleri seni övdüm, geceleri senle beraber uyudum. Tanıyamadım. Ben öyle sandım ki her şey benim. Halbuki hep senmişim, bilemedim. Bu makamda aşığın duası, Yarabbi beni nur et, varlığın karanlığından kurtar, daima şuhut makamında tut, ben ben oldukça seni göremem dir. Zira bir hadiste, peygamberimize Rabbini gördün mü diye sorduklarında, bir yoruma göre Allah nurdur O’nu nasıl görebilirim, bir yoruma göre de, O’nu nurani olarak görüyorum şeklinde cevap vermiştir.” Burada hadisin iki yorumu da aynı kapıya çıkar. Allah’ın, bildiğimiz bu alemde, gördüğümüz mümkünatları (evrende olan ve olabilecek her oluş ve varlık) görmeye alışıtığımız gibi görünemeyeceğini vurgular. Allah’ın bilnemezliğini Mevlana’da şöyle dile getirir: “Zülkarneyn kaf dağına dedi ki: - Ey sözler söyleyen, ey her şeyden haberi olan dağ; ne olur bana Allah’ın sıfatlarını söyle. Kaf dağı cevap verdi: - Hadi yürü işine git. Allah’ın sıfatları söze sığmaz, anlatmaya gelmez.”, “Aziz dostum, her şey görünmez ki. Rüzgar da gizlidir. Onu tozların yükselişinde, yaprakların savruluşunda seyret!”

Aynı felsefe kadim Uzakdoğu dinlerinde de vardır. Hua hu ching’de, “Büyük ve aydınlık gökleri/ Tao’nun bedeni olarak görmek tehlikelidir/ Eğer Tao’yu herhangi bir şekle büründürmeğe kalkarsan/ Onu göremezsin”, “Evrenin latif gerçeği dile getirilemez ve düşünülemezdir/ Bu yüzdendir ki öğretilerin en yüceleri sözsüz olanlarıdır/ Benim sözlerim ilaç değil reçetedir/ Maksat değil, ona ulaşmakta kullanılacak bir haritadır/ Oraya ulaştığında aklını sakinleştir/ Tao’yu tahlil etmekten sakın”, “En yüksek hakikat kelimelere sığmaz/ Bu nedenle/ En yüksek üstadın söyleyecek hiçbir şeyi yoktur”, “Tao her şeye şekil verir/ Ancak onun hiçbir şekli yoktur/ Şayet zihninde resmetmeye kalkarsan kaybedersin onu/ Bu, kelebeği toplu iğne ile bir yere tutturmaya benzer:/ Değersiz kısım elde kalmıştır ancak,/ Uçmak yok olmuştur” gibi ifadelerle, Tanrı’nın gizliliği ve kavranılmazlığı vurgulanır.

8
Allah’ın Oluşla Birliği ve Oluşta Gizliliği-2
Yazan: Korhan Koral    www.korhankoral.com

Konuyu basit olarak ele alacak olursak, bir şeyi fiziksel olarak görmek için, o şeyin dışında olarak, dışından o şeye bakmak gerekir diyebiliriz (Burada görmek ve bakmak kavramlarını idrak etmek olarak da genelleyebiliriz). Aksi taktirde bir bütün olarak o şeyi değil, o şeyin bir bölümünü görmüş oluruz. Burada akla hava gelebilir. Havayı görebilecek hassaslıkta bir yetimiz olsa, içinde olduğumuz halde havayı görürüz denebir. Ya da derya içre olup deryayı bilmeyen balık misali, balığın, içinde olduğu halde suyu gördüğü veya mantıken öyle bir algılama gücüne sahip olsa görebileceği söylenebilir. Bu sorulara iki yönden cevap verebiliriz: Birincisi, balık bir bütün olarak deryayı değil, içinden algı kapasitesi ölçüsünde bir bölümünü görür. Biz de bir bütün olarak atmosferi değil, içinden bir kesiti görebiliriz. Bir bütün olarak ve tam haliyle görebilmemiz için atmosfer ya da derya haricinde olmak 1. şart, atmosfer ya da deryayı algılayabilecek incelikte bir görüşe sahip olmak 2. şart ve dahi, görüş yelpazemiz ölçüsünde, ondan yeter uzaklıkta olmak 3. şarttır. Bu şartları Allah’ı görme konusuna uyarlarsak hiçibirini yerine getiremediğimizi ve getirmemizin de muhal olacağını anlarız.

İkincisi, biz atmosferin içinde olmamıza rağmen kendi varlığımız olarak atmosferin haricindeyizdir de. Veya balık deryanın içinde olmasına rağmen, deryadan ayrı bir şeydir. Bu nedenle haricimizdeki şeyi görebiliriz. Bunu da Allah’ı görme konusuna uyarlarsak bu durumunda varlıkların Allah’ın indinde olması açısından muhal olduğunu anlarız. Allah, sadece atmosferin bizi, deryanın balığı kuşatması gibi her şeyi dıştan kuşatmış olmanın haricinde her şeyin içinde de var olandır.

Burada da şu sorular akla gelebilir: Ben kendimi görüyorum öyleyse kendi içimde olmama rağmen kendimi görmem, her şeyin özünde olan Allah’ı da şeyin görebilmesi gerekliliğini göstermez mi? Ve hadi bunu gerektirmese bile, Allah’ı içte olan yönüyle değil dışta olan yönüyle görebilmemiz gerekmez mi? 1. soruya şu cevap verilebilir: biz kendimizi, görme fiiline araç olan gözümüzün haricindeki yerlerimiz olarak görebiliriz. Gözümüzü göremeyiz. Gözün kendisini görmesi muhaldir. Çünkü kendisine dışardan bakması gerekir ki bu imkansızdır. Demek ki görme özelliğine sahip olan bir şey ancak haricindekileri görür (Bu elbette içinde yaşadığımız fiziksel dünya şartlarına kayıtlı birimler için olan bir sınırlamadır, yoksa Allah ehli için görmek için göze, duymak için kulağa ihtiyaç yoktur, onlar sadece vasıtalardır ve gerçek, görüp duyan bu bedenin özünde latif olan bir varlıktır. Kaldıki onlar için hariçlerinde denebilecek bir mekan değil, herşeyin birliği vardır).  Ancak iç gözü gelişmiş olanlar, basarlarıyla değil basiretleriyle görenler, içteki Allah’ı idraktedir; ( “Ve fil erdı ayatul lil mukınin .Ve fiy enfusikum, efela tubsirun”(51/20,21) “Kesin bilgiyle inanananlar  için yeryüzünde ayetler(işaretler) vardır. Ve nefislerinizde de (kendi özünüzde de) , hala görmüyor musunuz?” ) ve onlar o basiretleriyle dışlarındaki Allah’ı da idrak eder. Dikkat edelim, burada iç ve dış kavramları varlığın kendini ayrı bir birim olarak var bilmesinden dolayı söylenen şeylerdir. Gerçekte mutlak ve tek birlik sözkonusudur.

2. soruya cevap ise şudur: bizim gördüğümüz her şey aslında  Allah’ın varlığından olduğu için, biz gördüklerimizle aslında Allah’ın varlığının bazı yanlarını görürüz; bu bakımdan Allah’ı görmüyor değiliz, görürüz, ancak bunun idrakinde değilizdir. ( “Fe eynema tuvellu fesemme Vechullah”(2/115) “Her ne yana dönerseniz Allah’ın vechi oradadır”). Yine Hua hu ching’de, buna benzer olarak, “Dünyalar ve parçalar, bedenler ve varlıklar, zaman ve mekanlar:/ Tüm bunlar Tao’nun geçici ifadeleridir/ Görünmez, kavranmaz olan Tao,/ Herhangi bir çözümleme ve sınıflandırmanın ötesindedir/ Aynı zamanda, nereye bakarsan bak onun hakikati oradadır/ Aklınla ondan vazgeçer ve kalbinle ona sarılırsan;/ O içinde sonsuza dek yaşayacaktır” denir. Yani, yine Fahreddün-i Iraki’nin deyişiyle: “Hiçbirşey göremezsin ki, her neye bakacak olsa, ondan evvel veya ondan sonra veya onun içinde veya onunla beraber Allah’ı da görmemiş olsun.” diyebiliriz. Ancak gördüğümüz şeyler, bizim algı kapasitemize göre olduğundan, şeyleri ancak kesitsel özellikleriyle görürüz (çünkü evreni, beş duyu ya da kesitsel algı araçlarımızla algılarız); öz yönünden, latif olan yönünden (ki yine Kur’an’ın ifadesiyle, kadim Uzakdoğu dinleriyle paralel bir gerçek olarak, “Alah latif olandır.”) göremeyiz. Bu tamamen algı kapasitemizle alakalı olup, göremediğimiz için görmeme değildir. Gördüğümüzün aslını görememedir. Ayrıca Allah’a tamamen dışından bakamadığımız için de bu idrake erişmiş olsak bile yine bazı yönlerini görürüz ama bir bütün olarak göremeyiz. Bu da hiçbir kulun yani yaratılmış olanın Allah’ı yani yaratanı hakkıyla bilemeyeceği gerçeğinin sonucudur. “Ennennase kanu biayatina la yukinun”(27/82)  “İnsanlar ayetlerimize ikan sahibi olamadılar.”, “Allah’ı hakkıyla idrak edemediler.” (22/74) . Zira Tao te cihing’de de Yol için “Örümcek ağı gibi varlığı belli belirsiz ortada dolaşır; O’nun kavranılması yıkılması demektir.” denir. Yaradanın yaratılanlar tarafından hakkıyla bilinememe durumu, Taoizmde adsızlık olarak tanımlanmakta ve bu tanımı taoist yorumculardan Lin Yutang(10) “Anlatılabilen Tao, mutlak Tao değildir”, Chung Liang Huang(11) “Sözü edilen Yol, sonsuz Yol değildir”, Fung Yu Lan “Tao’lanan Tao, değişmeyen Tao değildir” diyerek açıklamaktadırlar. Tao te ching de Tao’nun bu tanımsızlığı, “Bütün dünya, yol çok büyük ama bütün tanımların dışında, diyor./ Yol, büyük olduğu için bütün tanımların dışında.” denerek vurgulanır.






Sayfa: [ 1 ]