SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Atatürkçülük

Konu: Atatürk'ün Milliyetçilik Anlayışı

Sayfa: [ 1 ] 2 3

04.06.2008 01:55:10
ATATÜRK’ÜN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI
Yazan: Korhan Koral- www.korhankoral.com

“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk Milliyetçisiyiz.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Cilt III s. 118)

"Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz; Cumhuriyetimiz'in mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsıyla dolu olursa o camiaya istinat eden Cumhuriyet de kuvvetli olur" (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. III, 2. Baskı, s .20)

“Daima ve daima, Türk olduğunuzu, her vakit ve herkese hatırlatınız.” (Cumhuriyet Gazetesi, 31.10.1933, s. 1)

“Benim hayat yolum şu düstur olacaktır. Türklük ve Türkler en yüksekte!..” (Sabiha Gökçen, Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, s. 365)

“Bu memleket tarihte Türk’tü, halde de Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.” (Taha Toros,Atatürk’ün Adana Seyahatleri,1923,s.23)

“Osmanlı siyaseti yerine yeni bir siyaset çıktı. O siyaset, milli siyaset, Türkçülük siyasetidir.” (Mehmet Önder, Atatürk’ün Yurt Gezileri, s. 233, Prof. Dr. Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım,s. 43)

“Biz her araçtan, yalnız ve ancak bir ülkü için yararlanırız. O ülkü şudur: Türk Ulusunu, uygar toplumlar içinde yaraştığı kata yükseltmek ve Türk Cumhuriyeti’ni sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün daha çok güçlendirmek; bunun için de zorbalık düşüncesini öldürmek.” (Söylev, G.M.K. Atatürk, 1927)

“Benim adım Mustafa Kemal’dir. Eğer beni onurlandırmak istiyorsan, Türkiyeli Türk oğlu Türk Mustafa Kemal diye çağır. Ben ne diktatörüm, ne macera peşinde koşarım, ne de mağlubiyeti kabul eden bir kimseyim. Ben, yalnız milletimi düşünür, onun için yaşarım. Benim ve milletimin hakkı olan her şeyi alırım. Alamayacağım bir şey yoktur.” (Selami Başaran, Atatürk Haftası Armağanı, s. 56)

“Türk Milleti büyük bir aslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sığınmış gözle görülmez küçük varlıklarız. O aslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılap hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek… İşte bizim için iftihar edilebilecek rol budur.” (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 168)

 “Atatürk’ün Mondros Mütakeresi ile ilgili söylevi: “… Bayanlar, baylar. Mondros mütakeresi ile Türk Milletinin bileklerine kelepçe ayaklarına bukaı vuruluyor, gözleri açık, bir kurban gibi, sürüklene sürüklene arsıulusal mezbahaya götürülüyor. Fakat şimdi göreceksiniz: O ölmeyecek ve bileklerindeki kelepçeyi, ayaklarındaki Bukaıyı bütün bir düşmanın, bütün bir düşman dünyasının başına vura vura kırıp dağıtacak, o başı kanlı saçlarından tuta tuta atacaktır.” (20 Mayıs 1936, Kurun Gazetesi,s. 1)

"Türkiye Türkler içindir; ve Türkiye bağımsız olmalıdır. Mütareke imza edildiği zamanki sınırları esas sayılmaktadır. Ve anlaşma şartlarının bu bakış açısıyla uygunsuz olan kısımlarına karşı mücadele edilecektir. Bu bir hak harekatıdır. Ve İslam aleminin yardımına da dayanıyoruz. Türkler son müstakil Müslüman milleti olduğu gibi müstakil kalacaktır." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri I-III, III. Cilt, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1989, s.20-21)

“Memleketimin bağımsızlığını dünyada her sevgiden üstün tutarım. Memleketimi kurtarmak gerekirse canımı da yoluna vermek, dini ve ırki gayemdir.” (Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, s. 336,337)

“Ben sırf vatan ve ulusuma böyle her an, her dakika bütünüyle bedenimi feda etmek amacıyla kutsal mesleğimden ayrılıp, ulusun bağrına döndüm.” (Sivas Kongresi öncesi bir gazeteciyle röportajından- Bütün Dünya Dergisi 2002/10, s. 42)

“19 Mart 1933: Mustafa Kemal Paşa’nın, Orduya hitaben Fahrettin (Altay) Paşa’ya, onun ağzından, bir söylevi dikte etmesi: “Silahlarımızı büyük Tük Ulusunu ezmek isteyenlerin gözlerine gezleyelim. Bunda amaç, düşman olsun. Bu amaca giden kurşun, Türk’ün Ülkü kurşunudur.” (Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi, s. 545)

“Atilla’ya atfedilen bir söz vardır: Atilla, Şark İmparatoruna elçiler göndermişti. Şark İmparatoru elçilere atalarının adlarını saymış. “Ben onların soyundanım” demiş. Bunun üzerine elçiler de Atilla’nın kim olduğunu söylemişler. Fakat atalarının adlarını saymamışlar, yalnızca: “Atilla, büyük bir ırkın, Türk ırkının evladıdır” demişler. Bu söz Atatürk’ün çok hoşuna giderdi. Birçok kereler tekrarladığını duydum.” (Hikmet Bayur, T.D.K: Türk Dili- Belleten, No: 33 s. 16, Ulus Gazetesi, 16 Kasım 1938, s. 7)

Bu örnekler Atatürk’ün milliyetçiğini gösteren yüzlerce örnekten sadece bir kaçıdır. Atatürk’te milliyetçilik o kadar belirgin ve önemlidir ki, ‘onun en önde gelen özelliği, milliyetçi olmasıdır’ denilebilir: “Milliyetçi ve antiemperyalist kişiliği vurgulanmadan, Atatürk ne anlatılabilir ve ne de anlaşılabilir. Bunu başarabilen yazarlarımız ve bilim adamlarımız ise çok azdır.” (Vural Savaş- Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı) Bununla birlikte, onun milliyetçiliğini, akıl ve mantıktan uzak, körü körüne bir ırk hayranlığı olarak düşünmek, büyük bir yanılgıdır. Gerçi buraya almadığımız ve alamayacağımız kadar çok örneklerin gösterdiği çoğu söz ve tutumlarına bakarak, onun için, başka yönlerini bilmesek, tam anlamıyla bir ‘Türk ırkı hayranı’ hatta ‘ırkçı’ bile denilebilir. Ancak Atatürk Türk ırkını gerçekten, belki de layık olduğundan da çok büyük bir hayranlıkla sevmekle birlikte, asla ırkçı olmamıştır. Onun için Türklük tanımı, kan birliğinden çok bir kültür birliğini simgeler. Öyle ki kendini Türk hisseden herkes Türk’tür. “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünün anlamı da budur; çünkü ‘ne mutlu Türk olana’ değil, ‘Türküm diyene’ demiştir. Yani kendini Türk hissedene… Konuyu bu açıdan düşündüğümüzde, Atatürk’te milliyetçilik kadar önemli olan halkçılık düşüncesinin, onun milliyetçilik anlayışının temeli olduğunu görürüz.

Aslında o, Türkiye’deki tüm halkların aslen derin geçmişimizdeki Orta Asya köklerine dayanan, Türk denen büyük bir ulusun kolları olduğuna ve bu nedenle Türkiye’deki halkların, tam bir kan birliğine dayandığına inanıyordu ki, bu düşüncesi halen doğru olduğu güçlü tarihsel ve genetik verilerle ileri sürülebilecek bir tez niteliğindedir ve aksi de tatmin edici bir şekilde ispatlanamamıştır. Öyle ki o, bildiğimiz anlamda Türkler’in Anadolu’ya gelişinden çok önce buralara yerleşmiş Hitit, Urartu gibi ulusların hatta daha da öncesinde Sümerlerin Orta Asya’dan gelmiş Türk kökenli boylar olduğuna inanıyor, kuruluş amaçlarından biri de bu olan, kurdurduğu Türk Dil ve Tarih Kurumunun çalışmalarıyla bunları ispatlama yoluna gidiyordu. Onun ölümünden sora da, tarih alanındaki arkeolojik ve antropolojik çalışmalarla, Dünya’daki çoğu Türkolog’un ya da bazı tarihçilerin bu tezi daha da güçlendirdiğini görüyoruz. Öyle ki bazı tarihçiler, artık Sümerlerin bile Türk kökenli olabileceğini daha kesin bir şekilde ileri sürebilmektedir. Bu bağlamda, Atatürk hayatının son yılarında, efsanevi kayıp kıta Mu ile ilgili de bir çok araştırma yaptırmış, bu konudaki eserleri okumuş ve Türklerin, Astek ve Mayalarla bile ortak bir kökenden gelen derin bir geçmişleri olduğunu düşünerek, okuduğu kitapların kenarlarına kişisel notlar düşmüştür.

Elbette Türklerin kökeniyle ilgili Atatürk’ün yaptığı ve yaptırdığı çalışmalar, düşünce ve görüşleri, değil bu el kitabına, birkaç ciltlik eserlere zor sığacak kadar çoktur. O nedenle bu konu üzerinde daha fazla durmuyor ve aslında durmanın da anlatmak istediklerimiz açısından çok gerekli olmadığını düşünüyoruz. Çünkü Ulusumuzu oluşturan halkların soy birliğine dayanıyor ya da dayanmıyor oluşu, Atatürk’ün halkçılık ve milliyetçilik düşüncelerini özetleyen Ulus kavramı açısından, sadece romantik bir teferruat olarak kalmaktadır. Bilge Kağan’ın kitabelerinde geçen bir Türkçe kökten türetilen ulus adı, bir arada yaşayan, aynı dil, kültür ve his birliği içinde olan toplulukları simgeler. Yani Türkiye halkı, Türk Ulusunun bir parçasıdır. Türk, genel anlamıyla, bir ırkın değil bir kültürün adıdır. İşte Atatürk, “Milli Kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” (Lütfi Şehsuvaroğlu’ndan nakledilmiştir) ve “Türk milleti demek, Türk dili demektir.” (Bütün Dünya Dergisi 2001/9, s.38) derken, bu kültür birliğine dayalı Ulus kavramına vurgu yapar: "Atatürk millet kavramını izah ederken fiziki anlamda bir ırk anlayışından asla söz etmemişti. Onun gözünde millet, bir kan, bir ırk, bir biyolojik olgu değil, tarihi sosyolojik ve özellikle de kültürel bir realitedir."  (Prof. Dr. Süleyman Arslan Özel Sayısı, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt 12, Sayı 36, Kasım 1996, s.884)

“Mustafa Kemal, Sivas Kongresinin yapıldığı zamanlarda, işbirlikçiler karşısında Ulusal bütünlüğün savunucusu olan Kürtler’i kucaklayarak onlara bir telgraf çekti: “… Sizler gibi din ve namus sahibi büyükler oldukça, Türk’ün ve Kürt’ün birbirinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşamalarını sürdüreceği, iç ve dış düşmanlarımıza karşı demirden bir kale halinde kalacağı kuşkusuzdur.” (Yaşar Öztürk- Bütün Dünya Dergisi, 2004/9, s. 22) Atatürk’e göre Kürt ne kadar Türk’se, Türk de o kadar Kürt’tür. Çünkü bunlar, sadece aynı ağacın farklı dallarıdır. Bu, Ulusumuzdaki diğer etnik kökenler için de geçerlidir. Elbette Atatürk, bu görüşünü, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, v.b. boyların gerçek anlamda bir soy birliğine dayandıklarını düşünerek söylüyordu ki, dediğimiz gibi bu tez, hâlihazırda, daha da güçlenmiş bir tezdir. Ama bunun yanında, bu soy birliğinin pek de önemi yoktur. Çünkü aslolan kendini Türk hissetmek (Bir ırk adı değil de daha çok kültür adı olarak, ki bazı tarihçilere göre, Türk adı gerçekten de saf bir ırkı değil akraba ırkların oluşturduğu bir kültür birliğini simgeler) ve bir kültür birliği içinde asırlardan beri yaşayıp gelmiş olmaktır: “Diyarbakır Gezisi, 1932 yılı: “Ben, Türk Elinin kahraman bir bucağındanım. Yazık ki oraya Bekir diyarı diyorlar, fakat özünde Türk Diyarı idi. Bekir, sonradan ona alem olmus. Fakat biz öz diyarımızın ne olduğunu biliriz, bizim diyarımız Oğuz Türk’ünün has konağıdır, biz de bu yüce konağın çocuklarıyız. Buraya konduğumuzdan beri ne olduğumuzu anlatmaya çalıştık ve anlatıp duruyoruz ki: Türk eli büyüktür ve yer yüzünde yalnız o büyüktür. Her yeri dolduran Türk’tür. Ve her yanı aydınlatan Türk’ün yüzüdür. Diyarbekir’li, Van’lı, Erzurum’lu, Trabzon’lu, İstanbul’lu, Trakya’lı ve Makedonya’lı, hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bizim yeni işimiz budur: Bu damarlar birbirini duysun ve birbirini tanısın… Bu dediğim şey hakikat olacak; çünkü hakikattir. Bu dediğim şey olduğu zaman, başka bir alem görülecek ve bu alem, dünyaya hayret verecek, nur ve feyzi insanlığa saçacaktır. Hakikat güneşi durmaz daima yükselecek, Türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufun ne demek, o zaman görülecek..” (Milliyet Gazetesi, 04.10.1932, s. 1) Bu son cümlelerde özellikle görüyoruz ki, Atatürk tam anlamıyla birleştirici ve barışçı bir felsefeye sahipti. O kadar ki, Ulus kavramıyla birliğe eriştirmek istediği Türkiye halklarını, daha büyük bir birlik idealinin neferleri yapmak istiyordu. Bu idealde, insanlığın birliği ve barışı idealidir ki, kitabımızın bir sonraki bölümünde üzerinde durulacaktır.

Şimdi Atatürk’ün milliyetçiliğini bu görüşlerimiz açısından düşünmeyi şiar edinerek, onun milliyetçiliği ve millet sevgisiyle ilgili söylenip yazılanlara kısa bir bakış atalım: “İstanbul’da İngiliz genel karargahından (General Harlington’dan) İngiltere savunma bakanlığına şifre tel no. I. 9821 gizli: Mustafa Kemal Paşa’nın kişiliği hakkında derlenen bilgiler: “… Harbiye’de hararetli milliyetçi oldu. Arkadaşları arasında asi yaratılışıyla sivrildi. … Çanakkale Savaşında Liman Von Sanders’e itaatsizlik, Enver Paşa’yla kavga etti. Veliaht Vahdettin’le Avrupa’ya gitti. Mayıs 1919’da Anadolu’ya gönderilirken kendisine 40.000 lira verildi. İttihatçılar arasında yolsuzlukla suçlanmamış hemen hemen tek liderdi. İyi bir hatip ve zeki bir politikacıdır; ama belki çok egoisttir…” (Bilal N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Cilt: III, No: 35)

“The New York Times, 20 Temmuz 1920: Türkiye’deki milliyetçi hareket bir yandan Türklerin tarihe damgasını vuran katı milliyetçiliğini, diğer yandan ise Türkiye’deki en modern fikir akımlarını temsil etmektedir. Ortaçağ kökenli bir eğilimin etkisinide taşıyan bu hareket, bir zamanlar kudretiyle, Dünya’ya söz geçirmiş mağrur bir ırkın son kalıntılarındaki Milli şuurun yeniden canlanışı olarak da yorumlanabilir.” (Osman Ulugay, Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı, s. 112)

04.06.2008 08:19:48
Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, evvelâ bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim.Bilelim ki, millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır.
1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 143)



.......................

denge 04.06.2008 09:31:57
Alıntı
“Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünün anlamı da budur; çünkü ‘ne mutlu Türk olana’ değil, ‘Türküm diyene’ demiştir. Yani kendini Türk hissedene…


Evet Atatürk çok iyi bir Türk milliyetçisiydi; bu sebeple Osm'ye düşmandı (hiç kimse bana Osm Türk değil mi diye sormasın lütfen), bu sebeple önce bütün etnik grupları yanına aldı sonra işi bitince İstiklal Mahkemeerinde astırdı. Hedefe kilitlendi ve sonuca ulaştı. Varlığım belki de gerçekten ona borçlu ama yine de ulus devlet anlayışını benimseyemiyorum sadece dönemin şartları içerisinde anlayabiliyorum.

fikir 04.06.2008 11:02:03
ulus devlet anlayışını benimseyemiyorum sadece dönemin şartları içerisinde anlayabiliyorum.

Ulus-devlet süreci sadece o dönem için mi geçerliydi, şu an için bir ihtiyaç var mıdır?

denge 04.06.2008 11:26:09
Devletlerin şahs-ı manevileri vardır, ben onları canlı bir organizma gibi düşünüyorum. Devletlerin zihinsel yapıları gelişmişse ulus-devlet bir ihtiyaç olmaktan çıkar. Birarada huzurlu bir yaşam için etnik kökenden ziyade daha üst bir kimlikler oluştururlar. (Mesela ben ortak geçmişi daha çok önemsiyorum.) Gelişmemiş zihinler içinse hala ulus-devlet anlayışı harç görevi görüyor.

07.06.2008 14:45:48
sayın denge Atatürk'ün tek hatası sizin deyiminizle işi bittiği zaman hepsinin kökünü kazımamasıydı. Şimdi tekrar türediniz.

gostragon 07.06.2008 15:25:33
Atatürkde milliyetci yaptınızya helal olsun size Atatürk kimsenin kökünü kazımadı. onları tam aksine içimizde besledik.
Plastik yamyama gelince sen nerde yaşıyorsun.

07.06.2008 15:33:40
gostragon Atatürkü tanımadan milliyetçiliğine hükmetme. Cahil olmayalım. Hiçbir şey bilmiyorsan www.korhankoral.com a üye ol. Yada internette araştır. Burada yığınla kitap ismi vermeye uğraştırma beni.
Atatürk'ün kök kazıdığını söyleyen ben değilim. Ama keşke kazısaydı. yediği kaba pisleyenleri sevmem

gostragon 07.06.2008 15:45:56
Atatürkün ne mal olduğunu senden daha iyi biliyorum. Bana Ata üzerinden ahkam kesme.

07.06.2008 18:06:18
Ulan doğru konuş mal sensin şerefsizlik yapma. o kurt resminde çıkar profilinden. Nankör olan kurt değil köpektir.
gostragon Ata'ya mal diye hitap etmek terbiyesizliğinle ilgili buraya ağır bi mesaj yazdım yayınlamıyolar. Hafifletilmiş şekli: Nankörlük yapma. Profilindeki kurdu kaldır. Yakışmıyor. Nankör olan kurt değil köpektir.
allah'ın metropol tilkisi. Kurt değilmiş zaten. Tam kendine uygun hayvanı bulmuşsun. Köpek bile sadıktır.

07.06.2008 18:08:16
Atatürkün ne mal olduğunu senden daha iyi biliyorum. Bana Ata üzerinden ahkam kesme.

Ya sen ne cahil ne terbıyesız herıfsın .. Şu siteye uye oldun olalı tek aklı basında msjını gormedım . Sen necısın ben onu bıle anlamadım ? Sen o Mal dıye bahsettıgın adam sayesınde burada bu kadar rahat konusabılıyorsun . Terbıyesız .

Sevmıyorsan saymayı ogren vefasız herıf ...

07.06.2008 18:11:57
ViXen boşver dostum bunlarla muhatap olmayalım. Kızdım bir an ama değmez. herkez kendini yaşar.

gostragon 08.06.2008 13:30:32
   Avatarımdaki kurt resmi bozkurttur. Türklerin bozkurt destanıdır. Atatürkle ne alakası var anlamadım. Atatatürkmü kurtarmış beni ozaman niye 600 senedir Düşman işgali altındayız. Yada bazı gerçekleri duymakmı istemiyorsunuz. Ve gidin cumhuriyeti kim kurmuş ve cumhuriyetten sonra başlarımızdakı adamların kim olduğunu öğrenin.
  Kendisi gibi ileri dereceden bir Mason olan Atatürk’ün doktoru Mim Kemal Öke:. Öke bir seferinde Atatürk’e Masonların başına geçmesini teklif etmiş. Ancak Atatürk mealen, Masonluğa girmeyeceğini çünkü prensiplerini başkalarının koyduğu hiçbir işe girmediğini söylemiştir.
   Lakin bu konuşmada ilginç bir nokta var. Öke’nin, Masonluğun ideallerini soran Atatürk’e verdiği cevap, onların Cumhuriyetinkilerle birebir örtüştüğü şeklindedir. Bunun üzerine yanlarında bulunan bir zat, ‘Madem aynı ideallere sahibiz, öyleyse neden Masonluk diye ayrı bir cemiyet var?’ sorusunu sorar haklı olarak.
 Ayrıca  Atatürk ittihatçıydı ve ittihatçılarında çoğu masondu. Bazı yabancı kaynaklarda ünlü masonlar listesinde yer alıyor Atatürk. Atatürk'ün Cumhuriyetçi kadrosunda görev alanların büyük bölümü Masondur. Bir bakıma yönetim ve devrimlerin gerçekleştirilmesi Masonlara emanet edilmiştir.

sosyalbella 08.06.2008 13:50:12
Milliyetçilik ile ırkçılığı ayırırsak sanırım Atatürk'ü daha iyi anlarız..

08.06.2008 13:58:15
Atatürk ün Bozkurt olduğunu Başbuğ olduğunu Döneminde kitaplara heykellere simgelere bozkurt basıldığını, genelkurmay başkanından başbakana kadar ona başbuğ diye hitap edildiğini bilmeyen ve türkçü geçinip Ata-TÜRK ü reddeden boskurt değil ancak sansardır.
Katılıyorum Atatürk ırkçı değildi. Türküm diyen Türk tür diyordu. Ama Türk geçmişine tarihi ve dil alanında yaptırdığı çalışmalara Türk ırkına hayranlığına kimse lafedemez. ederse cahilliğinden ahkam keser.


Sayfa: [ 1 ] 2 3