SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Atatürkçülük

Konu: Atatürk öldürüldü mü?

Sayfa: [ 1 ]

04.06.2008 01:52:00
ATATÜRK ÖLÜME Mİ SÜRÜKLENDİ?-1
Yazan: Korhan Koral- www.korhankoral.com

Atatürk’ün, dehası ve ülkesi için yaptıkları, yapacaklarının teminatıydı. Milli menfaatlerimiz açısından, daha uzun yıllar devletimizin başında olması gerekliliğini, bu ülkeyi seven herkes kabul etmeliydi. Gözbebeğimiz olarak, gerekirse her gün sağlık kontrollerinden geçirilip üstüne titrenmeliydi. Ama tüm bunlara rağmen, daha 57 yaşında, en masum ifadesiyle saçma sapan doktor hataları yüzünden diyebileceğimiz bir şekilde ellerimizden ve başımızdan, yüreklerimizi sökerek kayıp gitmiştir. Böyle bir şeyi, hangi aklı başında, vicdanı yerinde bir Ulus kabul edebilir? Ne yazık ki bu kabulleniş, milletimizin o büyük dâhiye Ata demesinin pek de içten olmadığını ya da gerçekten bön ve vurdumduymaz olduğumuzu göstermez mi?

Atatürk’ün akıl almaz derecede ihmalkârlık ve beceriksizliklerle dolu ‘doktor hataları’ yüzünden ölümünü daha iyi anlamaya davetimize, çocukluğundan itibaren yaşamış olduğu sağlık sorunlarına bir göz atarak başlayalım. Atatürk, klasik çocukluk hastalıklarının dışında 20 yaşına kadar ciddi bir hastalığa yakalanmamıştır. 20 yaşında geçici bir süre yakalandığı sıtma hastalığının atlatılmasını yine aynı yılda bel soğukluğu hastalığı takip etmiştir. O yıllarda yaygın olan bu hastalık ona ilerideki yıllarda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde üroloji kliniğini kurdurtmada etken olmuştur. Sıtmaya neden olan sivrisineklerin yaşadığı bataklıkları da kurutarak buraları imar ettirmiştir. Buna en güzel örnek Atatürk Orman Çiftliği’dir. Böbrek iltihabı hastalığı, vefatına kadar sürmüştür. Anafartalar Savaşı sonlarında, 1916 yılında akciğer iltihabı dolayısıyla ateşi yükselerek yatağa düşmüştür. İki yıl sonra Yıldırım Orduları Komutanı iken böbrek ağrıları yeniden başlamış, hekimlerin tavsiyesi ile Viyana ve Karlsbad kaplıcalarına tedaviye gitmiştir. 1919 yılında Şişli’deki evinde bir süre kulağından rahatsızlık geçiren Atatürk, aynı yıl 19 Mayıs’ta çıktığı Samsun’da tekrar nükseden Böbrek ağrılarından dolayı 19 gün Havza Kaplıcalarında kalmıştır. Samsun’da iken tekrar sıtmaya da yakalanmıştır. Aynı yılın son günlerinde, 27 Aralık’ta böbrek ağrıları tekrar başlamış, bu arada diğer hastalığı olan sıtmanın da zaman zaman nüksettiği görülmüştür. 1921 yılı Nisan’ında sol yanağından çıban çıkmış, daha sonra attan düşerek 3 kaburgası kırılmış, bu hali ile cepheye gitmiştir. 1923 yılında ise ufak tefek kalp rahatsızlıkları geçirmiş, 1927 yılı Mayıs ayında göğüs ağrıları çekmiştir. Berlin ve Münih üniversiteleri tıp fakültelerinin dahiliye klinik direktörleri Prof. Dr.Friedrivh Kraus ile Prof. Dr. Ernest Von Remberg hükümet tarafından Türkiye’ye getirtilerek Atatürk’e konsultasyon uygulattırılmıştır. 1936 yılı Kasım ayında üşütme sonucu ateşi yükselmiş, ama kısa sürede iyileşmiştir. Atatürk’ün dişleriyle de sorunu vardır. Dişçisi ise, 2. Abdülhamit’in de dişlerini tedavi eden Musevi asıllı pratisyen dişçi Sami Günzberg’di.


ATATÜRK ÖLÜME Mİ SÜRÜKLENDİ?-2
Yazan: Korhan Koral- www.korhankoral.com

Görüldüğü gibi hayatı savaşlar ve yokluklar içinde geçen Atatürk’ün pek de sağlıklı olmadığı, özellikle sürekli nükseden hastalıklarına çok dikkat edilmesi gerektiği ortadadır. Doğrusu, 1936 yılına kadar da, gerekli özen gösterilmiştir. Atatürk’ü tedavi eden doktorlar ise şunlardır: Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof.Dr. Mim Kemal Öke Atatürk’ü tedavi eden müdavi (sürekli) doktorlardı. Prof.Dr. Nihad Reşad Belger, Prof.Dr. Akil Muhtar Özden, Prof.Dr. Süreyya Hidayet Sertel, Prof.Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı, Dr. Mehmet Kamil Berk, Prof. Dr. Mustafa Hayrullah Diker ise gerektiğinde sürekli doktorların danıştıkları danışman hekim olarak görev yapmışlardır. Sağlık Bakanı Dr. İ.Refik Saydam idi. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Asım Arar idi. Bunların dışında, Paris’ten Prof.Dr. N. Fissinger (3 defa), Berlin’den Prof.Dr.Von Bergman, Viyana’dan Prof.Dr. H. Epinger isimli üç yabancı doktor da Atatürk’ün tedavisinde görev almışlardır.

Ancak 1936 yılı itibariyle, Can Dündar'ın Sarı Zeybek'inde de birçok kereler belirtildiği gibi, Atatük'ün onu ölüme götürecek hastalığına bir türlü teşhis koyulamaması, hep şüphe uyandırmıştır. Bir deniz tabip albayı olan Opr. Dr. Aytekin Ertuğrul'un Atatürk’ün ölümü hakkında yapmış olduğu bir doktora tezi vardır. Orada Atatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Doktorlarından Mim Kemal Öke tarafından Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı “kinin” yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştür. İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona’da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, ancak son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüştür. Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Surat’e göre ise, böbrek iltihabı bilinen Atatürk’e uygulanan tedavi tamamen yanlıştır. Hatta daha doğrusu, Atatürk’e, böbreklerindeki zafiyetin çok iyi biliniyor olmasına rağmen, böbrek hastalarına kesinlikle verilmemesi gereken cıvalı bileşiklerin ve kininden (bitkisel zehir) elde edilen atebrin adlı ilacın verilmiş olmasını (ki karaciğer ve dalağın aşırı derecede yıpranmasına da yol açar), sadece ‘yanılgı’ya bağlamak hiç de kolay değildir. Cıvalı bileşiklerin sağlam böbreklerde bile iltihaba, harabiyete yol açtığı, o zaman da bilinmekteydi. Kinin ise, bir zehir olarak, artık sıtma hastalığında dahi kullanılmıyor. Ama o günlerde bu ilaçlar, deyim yerindeyse, adeta leblebi gibi verilmiştir Atatürk’e. Sadece 1937 yılında, İstanbul Eczanesi’nden Atatürk için 43 kutu kinin alınmıştır. Bu ilaçlar, yan etki olarak, ani bir ölüme değil, duruma göre, 2-3 yıllık bir hastalık seyri sonucu oluşacak bir ölüme neden olabilmektedir. Hele böbrek rahatsızlığı geçirmiş bir hastada uygulanmaları ise, adeta sonucu kesinleştirecektir. Ölümüne çok kısa bir süre kala, belki de, ‘elden gelen her şeyin yapıldığını’ göstermek üzere getirtilmiş olan, dünyanın en büyük dahiliye ustaları arasındaki Fransız Noel Fiessinger de uygulanan tedavinin ‘yanlışlığını’ fark etmiştir.



ATATÜRK ÖLÜME Mİ SÜRÜKLENDİ?-3
Yazan: Korhan Koral- www.korhankoral.com

Prof. Dr. Anıl Çeçen’e göre ise (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi) yanlış yapılan tedavi, kurtuluş savaşının ilk kıvılcımlarının atıldığı günlerden beri Atlantik güçlerinin (İngiltere, ABD ve bugün de İsrail) birçok suikast girişimiyle ortadan kaldıramadıkları Atatürk’ü ortadan kaldırmış olmalarının en somut göstergesidir. 1938 de Atatürk’ün ölümünden sonra 2. Dünya Savaşı çıkmıştır. Bu savaş sırasında böyle bir dehanın bilgi ve birikimleri istenmemiş olabilirdi. On iki ada, Selanik, Batı Trakya, Musul; Kerkük, gibi pek çok yeri Misaki Milli Sınırlarımızın içinde gören böyle bir lideri Emperyalist ve Siyonist güçlerin yok etmek istemeleri pek de doğal görünmektedir. Çünkü bu güçler, tarihin her döneminde hedeflerini gerçekleştirmek için her yolu denerler. Zira Romanya Kralı Karol,19 Haziran1938 tarihinde saat 14,00 te Atatürk’ü Savarona yatında ziyaret ettikten sonra yatın merdivenlerinde, “Sizin için bilmem ama, Bizim için daha iki yıl yaşaması gerek…” demiştir.

"Filistin’e el sürülemez: Kemal Paşa Avrupa’ya ihtar ediyor! Türkler mukaddes topraklarda yabancı hâkimiyetine tahammül etmeyeceklerdir" başlıkları altında 27 Temmuz 1937 tarihli Bombay Chronick Gazetesi’nde de,  Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’ne dayanarak, Atatürk’ün TBMM deki bir nutkundan bahsedilir. Bu haber, Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü 20 Ağustos 1937 tarih ve5476/7/1/K Sayı numarası ve dahiliye Vekili Şükrü Kaya imzası ile Başvekalet yüksek makamına tercüme metin olarak gönderilmiş ve haberin “Hakimiyet-i Milli’den ikbas ettiği anlaşılıyor” denmiştir. Bu nutuk şöyledir:

"Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip, bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayan-ı teessüftür. Filistin’in, Arabistan’a vuku bulacak harekâtın merkezini teşkil etmesi halinde, bura Araplarına yapılacak herhangi bir fenalığa Türkler de tahammül edemeyecektir. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplar’dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslamiyet'in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Hazret-i Peygamber'in son arzusuna uymak, yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin etmek için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin Selahattin'in idaresi altında uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların yabancı hakimiyet ve nüfusunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa’nın bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda, bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur." İşte bu nutuk ve Atatürk’ün hemen hemen tamamı İngiliz işgali altında bulunan İslam dünyasının istiklâliyle ilgisidir ki, İngiltere kralı 8.Edwartın Gazi''nin ayağına gelmesini sağlamıştır.




ATATÜRK ÖLÜME Mİ SÜRÜKLENDİ?-4
Yazan: Korhan Koral- www.korhankoral.com

Tekrar Atatürk’ün hastalığının seyrine döncek olursak, 1936 sonlarında Atatürk’ün genel durumunda bir düşkünlük, halsizlik başlamışsa da, sağlığında ciddi bir sorun ya da en azından şikayet olmadığını söyleyebiliriz. 1937 yılında ise Atatürk, artık, vücudunun muhtelif yerlerindeki, özellikle de ayaklarındaki kaşıntıdan şikayetçiydi. Çankaya’da bir akşam doktorun biri kaşıntıların karınca ısırması sonucu olduğunu söyledi. Atatürk, “Ben geceleri kaşınıyorum, karınca yatak odama kadar girer mi?” diye sorunca, aynı doktor “evet” cevabını verdi. Köşkte et yiyen cinsten küçük kırmızı karıncaların varlığı söylentisi yayıldı. Hatta böyle karıncalardan bulunduğu tesbit edildi. Dr. Asım Arar ise, Dünya Gazetesi’ndeki mülakatında Atatürk’ün hastalığı ile ilgili olarak “karaciğer kifayetsizliği”nden şüphelendiğini bu şüphesini “söylenmesi icap eden” kişilere söylediğini, bu kişilerinse, böyle bir ihtimalin mevcut olmadığını söylediklerini bunu üzerine ise kendisinin daha ileri gidemediğini belirtiyordu. Atatürk’ü tedavi eden Ankara Numune Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı, İtalyan asıllı ünlü Alman doktor Prof. Marcchionini, sonuç alamayınca Bursa Yalova termal kaplıcalarında bir kür önermişti. Bu öneri üzerine Atatürk, 1938 Ocak ayında Yalova’ya geldi. Kaplıcaların doktoru ve Müdürü olan Dr. Nihat Reşat Belger tarafından muayene edilen Atatürk'ün hastalığına dair ilk teşhis de böylece kondu: Karaciğer büyümesi ve sertleşmesi, yani Siroz…

Bu teşhis, daha sonra buraya çağrılan daimi doktoru Neşet İrdelp tarafından da kabul edildi. İşte tersliklerden birisi burada ortaya çıkıyor; uzun yıllardır tedavisini yapan Dr. Neşet Bey, nasıl oluyor da bukadar ilerlemiş ve normal elle muayneyle bile anlaşılabilen bir karaciğer büyümesi ve sertleşmesini daha önceden fark edemiyor? Gazeteci yazar RTÜK eski Başkanı Sedat Nuri Kayış, Türkiye'deki doktor hataları konusunu inceleyen “Neşter Bazen Yanlış Keser” isimli kitabında, Atatürk'ün tıbbi hata kurbanı olduğunu, doktorlarının sirozun öncü belirtilerini aylarca fark edememeleri yüzünden tedavisine çok geç kalındığını ifade eder. Zira Kılıç Ali’nin, Atatürk’ün son günlerini anlattığı ‘Son Günleri’ adlı eserinde söyledikleri de dikkate değerdir: “Bilhassa bu son iki sene içinde... gün geçtikçe halsizlikleri daha ziyadeleşiyor, benzi geçen senelere nispetle daha ziyade soluyordu... Atatürk’ün renginde ve yüzündeki çizgilerde belirgin değişiklikler başlamıştı. Yürümeyi sevmez olmuştu. O iştahlı adamın artık iştahı hemen hiç yok gibi idi.”  Yani Kılıç Ali’nin gördüğünü ne yazık ki doktorlar görmemiş ya da görmek istememişlerdi…


ATATÜRK ÖLÜME Mİ SÜRÜKLENDİ?-5
Yazan: Korhan Koral- www.korhankoral.com

04.06.2008 08:31:32
Ataturk mason localarını  1935 te  kapatıyor .( Türk milletine zararı dokunan her türlü akımı durdurmustur zaten )...  1937 yılında da hastalıgının ılk belırtılerı bas gosterıyor . Kasım 1938 de oldukten sonra Ismet Inonu zamanında  Mason locaları tekrar acılıyor ...

denge 04.06.2008 09:42:14
Belki de masonlar tarafından öldürüldü... Bugün bile  hala gerçek masonlar hala Ataürk'ü affetmemiştir. Bakmayın kıytırık masonların Atatürkçü söylemlerle prim yapma çabalarına.

gostragon 09.06.2008 10:17:41
Atatürk mason localarını kapatmıştır. Atatürkün mason olup olmadığını masonlarda bilmez. Ama şu gerçektirki masonlarla içli dışlı olmuştur.

09.06.2008 12:37:30
Atatürk herkesle herşeyle içli dışlı olmuştur. ama hedefi bellidir. Güç kazanıp büyük TURAN'ı aptal Enver'in salakça ziyan ettiği ÜLKÜyü gerçekleştirmek. Masonlar Atatürk'ün Manastırdayken örgüte katıldığını ve orda milletle didişip ayrıldığını elbette bilir. Atatürk de bunu saklamamıştır. Kendi konuşmalarında söyler. İttihat Terakkinin Milliyetçiliğine kapılıp herkesin girdiği örgüte o da girmiş, iç yüzünü öğrenince çıkmıştır. "Kökü dışarda bir cemiyet, Türklü'ğe hizmet edemeyecek bir yabancı uşaklığı olduğunu içine görerek gördüm." der ve uygun fırsatı bulunca kapatır. Atatürk herşeyin zamanını bekleyen bir dahiydi. Duygularıyla hareket etmezdi. Az daha yaşasaydı Selanike kadar olan eski topraklarımızı, Musul ve Kerküğü topraklarımıza katacaktı. Kendi bunu korkmadan, amerikan Başkanı geldiğinde (1933) yanındakilere söylemiştir. Ama Musulu sizin tgaptıpğınız o örümcek kafalı dinci kürtler yüzünden kaybettik. Atatürk'ün tek hatası tüm dincilerin ve bölücülerin tam olarak kökünü kurutmamamasıdır.


Sayfa: [ 1 ]