|
||
| Yezidiler Günde üç kez güneşe döner, Dua ederler. Her isteyen; çoluk çocuk olsun, Genç yaşlı olsun, şeyh olsun, emir olsun; Herkes güneşin karşısına geçer, İçinden ne geçiyorsa güneşe söyler. Belki de insan soyunun şimdiye kadar söylediği, En güzel dualar bunlardır. Belki de en güzel türküler, en güzel şiirler, Bu dualardan çıkmıştır. Belki de Mezopotamya'nın bütün destanlarının temelinde Bu dualar vardır . kardeş türlüker |
||
|
||
| Hep aynı terane! Bende olan, Benim yaptığım, Ben ne diyorsam o... Kimi günde üç kez, Kimi beş kez, Kimileride bir kez... Kimi güneşe, Kimi yıldıza, Kimi taşa, Kimi de kutsalını astığı ağaca... Hemide hep aynı terane; Genci, yaşlısı, Erkeği, kadını, Efendi, kölesi Zengini, fakiri... Ama hani... hepsi lafta. İçinden ne geçiyorsa, Yine içinden söyle! Zaten adamın içi, Kime duyaracaksa! Geldik bu zamana, Gördük ki hasta hala hasta... Halbuki olay bu; pasta.. Birileriyse hala, Türküyle, Gazelle, Destanla yasta... Bırak artık şu; "Kalk gidelim şıh bağına gazele/inide, Koyulalım şu yola ahestee aheste..... |
||
|
||
| Yezidilerin Kimliği Karma bir dinin mensubu olan Yezidi'lerin Arap, Kürt ve Asur kökenli oldukları ileri sürülmektedir. Çeşitli kültürlerin birbirlerine karıştığı Ortadoğu'da ulusal kimlikleri olmayan İran'daki Bahailer, Lübnan'daki Dürziler ve Maruniler gibi Yezidiler de dini bir cemaattir. Yezidi inancının, Hariciliğin İbadiye kolundan ayrıldığı söylenen Yezid bin Ebi Uneyse'ye dayandığını ileri sürenler olduğu gibi Yezidi adının eski İran inançlarındaki İyilik Tanrısı İzd ya da Yeda'dan geldiğini de savunanlar vardır. Ancak Yezidliğin, Emevi soyundan ünlü mutavassif Şeyh Adiy bin Musafir'le olan ilişkisi ise tartışmasızdır. Son 30 yıl içinde kendilerine geçmişten gelen ulusal bir kimlik arayışına giren Yezidiler, Arap Kimliğinden ziyade Kürt ve Asur Kimliğinden birini seçme konusunda bir tercih yapmaya çalışmaktadırlar Yezidilerin kökenleri ve tarihleri ile ilgili somut, yeterli bilgi ve belgeler mevcut değildir. Yezidilik inancının öncülü Şeyh Adiy'in Adaviler (Adaviyye) tarikatıdır. Yezidilerce, Yezidi inanç sisteminin kurucusu ve peygamber olarak kabul edilen Şeyh Adiy Bin Musafır, aslında Kadiri tarikatının kurucusu Abdülkadir Geylani ile birlikte İslam alimi İmam Gazeli'den ders almış; Müslüman inançlı bir sufi olarak kabul edilmektedir. 1072 yılında Lübnan'da Baalbek'te dogan Şeyh Adiy, 1116 yılındaki Mekke'ye hac ziyaretinden sonra öldüğü 1162 yılına kadar Laleş Vadisi'ndeki (Kuzey Irak'taki Duhok İli 'nin yaklaşık 29 km. doğusunda, Musul'un da 57 km. kuzeyindedir) eski bir Hıristiyan manastırını dergaha çevirerek mürit yetiştirmiştir. Adiy bin Musafir 1162 yılında öldüğü zaman Laleş'teki dergahına gömülmüş ve türbesi çok geçmeden hac ziyareti için gelinen tapınağa dönüştürülmüştür. Şeyhin vefatından sonra makamına yeğeni Abu'l Bereket bin Sahr seçilmiş; onun önderliğindeki müritleri "Adaviler" adıyla anılmaya başlamıştır. Tarikat ise Adavilik ve bilahare Sehbetilik diye adlandırılmıştır. Adaviliğin antik inançlarla sentezlenmesi ve Hakkari yöresindeki aşiretler arasında yaygınlaşması, tarikatın başına geçen Şeyh Adiy'in torunu Hasan bin Adiy döneminde olmuştur. Moğolların bölgeyi istilasından sonra 13 ve 14. yy.da bölgedeki otorite boşluğundan yararlanan Yezidilik faaliyeti, Musul, Hakkari, Botan çayı yöresi, Cizre, Nusaybin, Mardin, Van ve Urmiye'deki aşiretler arasında kök salmıştır. 1415 yılına kadar unutulan ancak bu tarihten itibaren taraftar kazanmaya başlayan ve bilahare Yezidilik adını alan Şeyh Adiy'in öğretisinin öncülü olduğu bu yeni dinin sembolü, tavus kuşudur. Ama bu sembol, tavus kuşundan ziyade horoza benzemektedir. Dinlerinin çok eski olduğunu, kurulusu üzerine tarihi bilgilerin zaman içinde unutulduğunu, kaynaklarının kaybolduğunu söyleyen Yezidilerle ilişkiye geçerek, dinleri üzerinde bilgi edinmek isteyen gerek Müslümanlar gerek 18 ve 19. yy.larda bölgeye gelen Hıristiyan misyonerler de pek bir şey öğrenememişlerdir. Çünkü Yezidilik bir sır dini olduğu için Yezidiler, kendilerine sorulan soruları, soranların duymak istediklerine göre yanıtlamışlardır Yezidilik; - Eski putperestliğe, - Zerdüştlüğe (iyilik ve kötülüğün mücadelesi), - Maniliğe (İrfan), - Yahudiliğe (Beslenme ile ilgili hükümler, haram yiyecekler), - Hıristiyanlığa (Vaftiz, nikahta ekmek ve şarap ayini, evlenmelerde kiliseleri ziyaret, şarap içmek), - İslamiyet'te (Sünnet, oruç, kurban, hac, mezar taslarında İslam 'i kitabeler) - Sufi-Rafiziliğe (İnancın gizliliği, vecd, şeyhe saygı), - Sabiiliğe (tenasuh ve ruh göçü), - Samaniliğe (gömme adeti, rüya tabiri ve dans), - Paganizme (Ay ve güneşe tapma) ait Bazı unsurları ihtiva eden ve kökeni yeterince açık olmayan bir inanç sistemidir. Yezidilik inancında Tanrı, dünyanın koruyucusu değil sadece yaratıcısıdır. O, faal değildir ve dünya ile ilgilenmemektedir. Tanrı iradesinin faal ve yürütücü uzvu, Tanrı'nın ikinci şahsiyeti olan "Melek Tavus"tur. Melek Tavus, Tanrı ile bir, çözülmez bir şekilde Tanrı'ya bağlıdır. Bu anlamda Yezidiler, tek tanrılı olarak kabul edilebilirler. Ancak Yezidi inancında, Tanrı ile insan arasında vasıta olarak hizmet gören yari ilahlar bulunmaktadır. Yezidilere göre; Melek Tavus, bir iyilik tanrısıdır. Yezidiler şeytana, tövbe etmesi sebebiyle Tanrı tarafından bağışlanan gözden düşmüş bir melek olarak bakarlar. Şeytanın adının, Tanrı olarak söylenmesi yasaktır. Yezidiler,dışarıdan anlaşıldığı manada ne cehenneme, ne cehennem azabına ne de şeytana inanırlar. Yezidi inancına göre; ruh, ölümden sonra başka gövdelere geçerek varlığını sürdürmektedir. Güneş, ay ve yıldızlar ışık saçtıklarından dolayı kutsaldır. Çünkü Melek Tavus da bir ışık kaynağıdır. Yezidi topluluğu, Adem ile Havva soyundan değil Cebbar bin Sehid adlı başka bir yüce varlıktan türemiştir. Yezidiler her çağda yeni bir peygamber gönderileceğine, her yerde bulunan Melek Tavus'un bütün Yezidileri koruyacağına ve kurtaracağına inanmaktadırlar. Mashaf-i Res'te, "Tanrımız şeytanın adını ya da onu anımsatan sözcükleri zikretmek yanlıştır" diye buyrulduğundan Yezidiler, Tanrı-melek mertebesine koydukları "Şeytan"in adını anmadan, onun için "İsmi güzel melek" derler. Ayrıca "kaytan, ser, melun, lanet" gibi kelimeleri de kullanmazlar. Yezidiler için ateş, nur yani ışık saçan bir kaynak olduğu için kutsanır ve ona asla tükürülmez. Yezidiler, bazı besin maddelerini yemez, bazı renkleri tercih ederler. Beyaz, kahverengi, kırmızı, yeşil ve siyah kutsal sayılmakta mavi renge ise itibar edilmemektedir. Beyaz giysi, temizliği simgelemekte; kadınlar mutlaka beyaz iç çamaşırı giymekte; erkekler öldüklerinde yüce makama temiz çıksınlar diye beyaz giysiyle gömülmektedirler. Yezidilerde temel haram yiyecek, maruldur. Buna börülce, salatalık, lahana gibi sebzeler ile balık, geyik ve horoz eti de eklenebilir http://dunyadinleri.com/yezidilik.html |
||
|
||
![]() AMED GÖKÇEN İlkin çocukluk yıllarımda tanışmıştım Ezidiler'le. Gerçi etraflarına daire çizilen ve aşağılandıkları yıllara yetişemedik ama mahallemize getirdikleri yoğurt ve peynirleri kimselerin almadığını her gün görüyorduk. Köy ürünleri satan bakkalda Müslüman yoğurtları bir yanda dururdu, Ezidi yoğurtları bir yanda. Ezidilik, yaygın tanımla Yezidilik, farklı birçok inançla olan benzerliklerinden ve bazı 'albenili' geleneklerinden kaynaklı olarak son dönemde üzerinde sıkça durulan ve yayın camiasının biraz geç fark ettiği bir konu. Gazete ve dergilerde ard arda görmeye başladık; ellerini güneşe doğru açmış, eli yüzü dövmelerle dolu kadın fotoğraflarını. Fakat ne birkaç Ezidi'nin kalmış olmasının ne de kalanların dini bilgilerinin olmamasının sebepleri bizi ilgilendiriyordu. Yanlış bilgilendirmeler zamanla öyle bir hal aldı ki, Müslüman komşularının hakaretleri bir yana, toprağını terk etmeyen az sayıda Ezidinin de bu yanlış bilgilendirmelerin yayılmasında etkileri oldu. Öyle ki belki Ezidilik mitosunu tam olarak anlatan ve Ezidi dini inançlarının temeli sayabileceğimiz 'Ezidi' adı yerine 'Yezidi' denmesine bile ses çıkar(a)madılar. Aslı "Ezda" Kürtçe'de Tanrı 'Xuda' diye adlandırılır. 'Xu' Kürtçe'de 'kendi' anlamına gelir. 'Da' ise 'vermek, yapmak, oluşturmak' anlamıyla eştir. Yani Tanrı 'kendini yaradan, kendini oluşturan, kendini var eden'dir. 'Ezidi' isminin çıkış noktasına dair yaygın birçok iddia var: Emevi hükümdarı Muaviye'nin oğlu, Yezid Bin Muaviye'nin Ezidilerle olan ilişkisi veya Zerdüşt'ün İran'da kurduğu Yezd kenti ve Ezidiliğin ilk o kentte yayıldığı iddiaları gibi... Ancak Ezidilerin kendilerini tanımlayışları tüm anlatıların dışındadır. Ezidiler kendilerini 'Ezda' diye tanıtırlar. 'Ez' Kürtçe'de 'ben' anlamına gelir, 'da'nın anlamını az önce belirttim. Ezda, 'yaratılan, var edilen' anlamına gelir. Ezidi bu topluluğun kendine verdiği addır. Bu adlandırılışın temelinde Ezidi inancının yaradılış mitosu vardır. Ezidi adıyla bu topluluk, kökenini 'ilk yaratılmış olan'a, Adem'in ilk oğlu Şahid bin Cad'da dayandırır. Yezidi adı, Ezidi olmayanların Ezidiler için kullandıkları, Halife Yezid'in negatif çağrışımları ile dolu bir adlandırmadır. Ezidiler kendilerinin Yezidi olarak adlandırılmasını bir hakaret olarak algılarlar. Bugünlerde Ezidiler her coğrafyada, tek tanrılı dinlerde 'kötü melek' diye tanımlanan Tawusi Melek'in yeryüzündeki sesi Şeyh Adi'ye atfedilen, Şeyh Adi Bayramını kutladı. (Korkmayalım Türkiye'de bu bayramı kutlayacak Ezidi kalmadı.) Ezidiler için ilk kutsal bayram Nisan ayının ilk Çarşamba günü kutlanan 'serisal' (yeniyıl) bayramıdır. 13 gün süren şenliklerle Ezidiler Newroz bayramını kutluyorlar. En önemli bayramları 6-13 Ekim arasında kutlanan Cemaat bayramıdır. Bu bayram sırasında Ezidiler kutsal Laleş topraklarında hacı olurlar. Ezidi çocukları Kaniya Spi'nin (Ak Pınar) serin suyunda 'arınırlar'. İki tür oruç tutulur. Birincisi 80 gün süren ve sadece ruhban sınıfının, dindarların tuttuğu 'hususi oruç'tur. Yıl içerisinde tutulan 40 günün ardından, 8 Haziran'dan başlanarak 40 gün daha oruç tutulur. Ezidiler için tek toplu ibadet yeri olan Laleş'te, yüzlerce Ezidi önderinin türbeleri önünde, 18 - 21 Temmuz tarihleri arasında, Şeyh Adi bayramıyla 'hususi oruç' bitirilir. Hakkari dağlarından yola çıkan Ezidi dindarları bugün başta Irak olmak üzere Ermenistan, Rusya ve birçok Kafkas ülkesine, bir kısmı da Suriye, Lübnan, Mısır, Cezayir ve İran'a göçtüler. Ayrıca Türkiye'den ayrılan Ezidiler'in büyük bir bölümü başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın birçok ülkesine iltica etti. Dün Türkiye'deki nüfusları yüz binlerle ifade edilen Ezidiler'in bugün sadece beş yüzü doğdukları topraklarda yaşıyor. Belki çok geç kaldık ama yine de sesimizi duyanlar olacaktır: ¹da Şàx Adî pîroz be.*(*Şeyh Adi bayramınız kutlu olsun. ) http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=3686 |
||
|
||
Yezidiler kardreş türküler değil, bununyazarı YAŞAR KEMAL FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA KİTABNDAN SAYGILAR
Günde üç kez güneşe döner, Dua ederler. Her isteyen; çoluk çocuk olsun, Genç yaşlı olsun, şeyh olsun, emir olsun; Herkes güneşin karşısına geçer, İçinden ne geçiyorsa güneşe söyler. Belki de insan soyunun şimdiye kadar söylediği, En güzel dualar bunlardır. Belki de en güzel türküler, en güzel şiirler, Bu dualardan çıkmıştır. Belki de Mezopotamya'nın bütün destanlarının temelinde Bu dualar vardır . kardeş türlüker |
||
|
||
| http://www.midyat.net/default.asp?sf=icerik&makaleid=949&mad=Midyat |
||