|
||
| Ulgnil öncelikle bu öyküye has mıdır, bilinmez ama, tarzınız çok güzel. Öykü anlatımı itibarı ile elde akçe bırakmayabilir... Bir tek sorunu var biraz göz karmaşıklığı yarattı yazı bende... Paragraf ve konuşma satırlarında ki boşluk hatalarından ve virgül eksikliklerinden... O kadar. Genel değerlendirmelerimde bu öykünün üzerinde çok duracağımdan emin olabilirsiniz... |
||
|
||
| teşekkür ederim eldiven.evet dil bilgisi yönünden olukça kusurlu aceleyle çok iyi düzenlemeden tekrar tekrar gözden geçirmeden yazıverdim.Ama dediğin gibi okuyucu düzen istiyor belki de benim hayatta beceremediğim tek şey "düzen" "Ben düzensizliğin düzenine vurgunum" ![]() |
||
|
||
| Hayır, bu öykü beni çok rahatsız ediyor, misafir ben miyim, o mu? Lakin hoşlanıyorum onu yalnız bırakmaktan, sonra bir tür telaş sarıyor beni, ya yakasını kurtaramazsam ondan, iyi koşucu değilim ki ben! Tahammül edilebilir bir rahatsızlık, peki ya saatler sonra bu yaman misafir tevekkülü bırakıp sert bir bozkır gibi durusa önümde... |
||
|
||
| syn eldiven, benim öyküme yorumlarınız yok mu? bir de öyküler ve yorumlar çoğaldıkça, eski öykülere ulaşmak biraz zaman alıyor.öykülerin hepsini tek bir sayfada-ya da başka türlü ulaşıp-okuyabileceğimiz bir çözüm yolu varmı? |
||
|
||
| bayan_raskolnikov, öykünüz bu kadar can acıtabilir mi? Ateş sütünü var sanki! Bir gün insanın aşk yüzünden bir kurbağaya dönüşeceğini hisediyorum... bataklık kanı akacak damarlarından ve vakvaklamasını öğrenecek... Çünkü aşk, kişinin kendisine karşı hıncı, intikamı gibi... Bir balina gibi insanı yutan bir istem... Teşekkür ediyoruz öykünüz için... Ah, öykünüze yorum yapacaktım, lakin ağzı köpüren bir deli köprüm üstünden geçerken, işe yarar tüm dilenci erdemelerini bırakıp, geçmişi şüpheli tüm anılarımla beraber arkasından koşuvermek zorunda kaldım... Hak ettiği yıldız göğsüne takılsın diye köprüyü yıkacaktı; pis, köpüklü, yeşil adacık dolu yüzüyle bana bakar bakmaz deli sözünü kesti. Keskin gözler ve yapışık parmaklarla gerisin geriye şehrine türüdü. Tüm öyküleri bir sayfa altında toplayabiliriz sanırım, tabii bunun için de sevgili moderatörümüz Mylia'dan yardım almamız gerekiyor... Ya da ben html düzenini yapabilir, buradan linklerle öyküye ulaşabiliriz... Bir çaresi bulunacaktır.. |
||
|
||
ben de yorumunuz için teşekkür ederim.
|
||
|
||
İlginç bir iç dökme olmuş yamyam, teşekkür ediyoruz. Bu da reklam arası... Not: Teletabi'yi bende sevmezdim... |
||
|
||
Master !!! do something burning-turning in the middle... ![]() yam yam seninki bu hesap olmuş ama güzel...
|
||
|
||
Alıntı Oğlu bilemedi kimin kellesiydi sürüklenen yerlerde ve ne suç işlemişti ki kesmişlerdi adamın kellesini ve dedi ,haindir ki kesilmiştir kellesi ne iyi ettiler ettiler ettiler "ulgnil" başla sonu düğümle, çözüldüğün(M)de; dokundum ki tenime, ucu kemiğe dayanmış bir sürü diken..! Öykü için teşekkürler. |
||
|
||
| Şimdilik bu adresten okunabilir. Sıfır hostuna atılıncaya kadar... Gerekli güncellemeler öyküler geldikçe sağlanacaktır. Mylia, öyküleri ayrı bir yere taşıman gerçekten daha güzel oldu.... Değerlendirme kısmı ve asıl kısım olarak ikiye bölündü. Bu hoş, teşekkürler...
|
||
|
||
| KARAMUK Gözlerini aynadan sakınarak taşlıktan dışarı attı kendini. Durdu. Rengi; batan kış güneşi misali kumral , sarı , kızıl karışımı iri kıvrımlı saçlarını düşündü Zehra’nın . Sonra yüzü … Yazın , bağın ötelerinde böğürtlen toplarken bulduğu o keşfedilmemiş pınar kadar berrak yüzü . Doğadaki her yeşilin kıskanacağı renkte gözleri , karların üzerine doğan bir sabahın pembeliğindeki yanakları . ''Of Allah’ım … '' dedi. Sonra da ; ''Salaksın işte salak .'' O güzelliği silivermek için beyninden ayaklarını taş merdivenlere hınçla vura vura indi bahçeye . Koşup armut ağacına bir tekme savurdu . Sırtını dönüp yaslandı sonra ona.Karşıdaki ötmenin kirli camından yüzü yansıdı gözlerine . Baktı. Döndü . Armut ağacına bir tekme daha savurdu. -Hep senin yüzünden , dedi .. Kara armut hep senin yüzünden. Kirli cama yine baktı . Az önce kendini sakındığı aynada gördüğü ,Zehra’nın yüzü ve kendi yüzü yan yana düştü o camda . Dokunduğunda diken misali eline batan zifir karası saçları , çipil çipil gözleri , buğday rengindeki teni ve tüm bu çirkinliklerden af dilercesine kendisine lütfedilen yeşil gözleri Zehra’yı savurdu ötelere yanından . Döndü . Sırtını yasladığı armut ağacına yüzünü döndü . Armut ağacı .. Kara meyveli armut ağacı . Babasının eylül geldi miydi toplayıp her birini özenle gazetelere sardığı, sandıklarla ötmeye depoladığı , kış boyu durduğu yerde olgunlaşıp tatlanan ve annesinin ona hamileyken kilolarca yediği, kara armut doğuran armut ağacı .. ''Evet , evet kesin bu yüzden, bu kara armutlar yüzünden bu kadar kara ve çirkinim. '' diye düşündü . -Ah anne , ah ağaç , bana neden bu kötülüğü yaptınız , dedi sitemkar bir sesle. Sonra babası .. Kara armudu oraya diken babası .. Kulakları yıllar sonrasından bir ambulans sesine irkilip , dönüp sarıldı ağaca babası yerine. Zehra’nın beş yıl önce yan ağaçtaki sarı kirazları toplarken anlattıkları geldi aklına. Kirazları pembe yanaklarına doldururken, Gülizar’ı ona öykündüren kocaman yeşil gözlerini açarak şöyle demişti: -Bak işte tam şuraya düşecek . İki ağacın arasına. -Ne düşecek? -İran Şah’ının oğlunun uçağı. -!!?? -Veeeee beni görecek ,aşık olacak tabii ki , kaçınılmaz..Sonraaaaa ben Prenses Zehra olacağım . Çoooook zengin olacağım.. Gülizar içinden geçen bin keşke ile dua ediyordu bu saçma olduğunu bildiği hayale ve ona şöyle seslenmişti sessizce.. ''Sen şahın oğluyla bile evlensen ,benden zengin olamayacaksın, asla..Çünkü ben sevdiğimle evleneceğim, Emin’le..'' Bedeni, bu düşüncelerden yorulmuş beyni ve ruhunu alıp, gölgelikteki bahçe divanına uzatıverdi..Mahzundu , mahmurdu , kırgındı ..En çok da kızgındı şahın oğluna..Tam beş yıl geçmişti o konuşmanın üzerinden , düşmemişti uçağı .. Evin dış kapısındaki çıngırağın sesiyle sıyrıldı düşüncelerinden. Koştu , kapıyı açtı..Saniyelik anlarda beyninden tam on yılı geçirdi , sevdiği karşısında ,gecenin peçesinin ardından tebessümle bekleyen bir şafak gibi ona bakıyordu. İki parmağıyla burnunun ucundan bir makas alıp Gülizar’ın ; -Nasılsın bakalım karamuk.. dedi Karamuk , kara armut , kara kız …. -Ablan hazır mı? -Evet seni bekliyor. -Sen de gelsene. -Yok, kitap okuyacağım ben. Kapı dıştan çekilip, çıngırağın sesi susana kadar bekledi Gülizar..Onu bulacağını zannettiği zenginliğin, Zehra’nın güzelliğine kuruş kuruş satıldığını düşündü. Zaten bunu ilk hissettiğinde , yani iki yıl önce almıştı önlemini ve bununla Zehra’yı belki yirmi yıl sonrasında , yirmi yıl öncesi bir fakirliğe mahkum edecekti. Gülizar’ın zenginliğini , Zehra’nın güzelliğine çaresizce terk edeceği gecenin hazırlıkları sürerken bahçede , O, çıngırağın sesine koştu ..Postacının elinden zarfı aldı , çıkardı , okudu , okudu , okudu ….. Kazandığınız okul: Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi. |
||
|
||
| Bir nefes nefese kalış hali! Hızlıca ilerlerken kelimeler; bu son, kafası giyotinle kesilmiş, bir nesne gibi! *** Teşekküler "eBRuLi". |
||
|
||
ne yani şimdi mylia nın yazdığı öykümü oluyor
|
||
|
||
Hayır olmuyor samuray önayak olmak adına eklenmiş bir karalama oluyor. Tanışmışsınız kendileriyle lütfen hor görmeyiniz cümleleri ve bütünlüğünü sonra küsebilirler bilginize
|
||
|
||
| Ben teşekkür ederim ''güneşinkızı'' . Benim ki ; ustaların arasından kısa bir geçiş anı .. Duyumsuyarak okumuşsun izlenimi bıraktı bende yazdıkların , sağol. |
||