SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Yan Yaratı ve Eğri Bakış... (Öykü Maratonu)

Sayfa: 1 2 3 [ 4 ] 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

eldiven 09.06.2008 10:49:37
Katılımcı kişiler aynı zamanda değerlendirme yapan kişiler olacaktır. Bu demek değildir ki, katılımcı kişiler dışında değerlendirme yapılamaz. Ama katılımcı kişiler muhakkak değerlendirme yapmalıdır. Bu katılımcının kendi kurgu ve mizaç katmanlarını görmesi açısından önemlidir. Değerlendirmenin bir tarzı olmalı mıdır ve bu şu anki geçişte meşru mudur bilemiyorum...

Katılımcı kişiler istedikleri takdirde öykü sayısını arttırabilirler.

Yeni öyküler sunmak istiyorsanız "geçici" buna minnettar kalacağımızı bilmelisiniz...

MrsBrown 09.06.2008 11:02:10
Adımla çağrılmışım, davete icabet etmemek olmaz.
Benim de öykü yazmayı ilk deneyişim. Bu işin sonunda ya pişman olacaksın eldiven ya haklı. Ama her iki durumda da , iki elim yakanda olacak. Çünkü bu iş biraz tuhafmış. Öyküyü yazarken gözlerim doldu. Sonraki 2 okuyuşumda ise beğenmedim. Berbat buldum. 3. okuyuşta hoşuma gitti. Demin okuduğumda gene beğenmedim. O nedenle, ben uğraşamam artık buyrun siz uğraşın, bu öykü parçasıyla.
Vira Smiley

“Bunlar yunus değil”
“Saçmalamaya başladın. Yunus değilse ne o zaman?”
“Canavar. Bu kadar büyük balık yunus değilse canavardır”
“Bazen seni bir serada büyüttüklerini düşünüyorum”

Utangaç tebessüm. Bunu yaptığında çok şirin oluyor. Yanındaki erkek, sadece arkadaşı olsa bile, çok etkileniyor. Ama o , bu etkisinin farkında değil. Uzak diyarlardan gelmiş gibi görünmesinin sebebi de bu.  Şimdi Aykut' un onun o güzelim saçlarını okşamak istediğine adım gibi eminim. Çünkü Aykut, gözlerini benden kaçırdı, yaramazlık yaparken yakalanmış bir çocuk gibi.

Güzel bir kız. O inkar eder. Daha doğrusu kabul etmez.
“Güzel dediğine, gördüğünde dönüp bir daha bakarsın. Ben olsam bana dönüp de bir daha bakmam.”
“Ben güzel değilim! Sadece bulunduğum çevrede ortalama düşük. Bir de belki saçlarım...”

Bunlar mazeretleri. Saçlarıyla ilgili kurduğu cümleleri hiç tamamlamaz. Utanıyor. Sanırım, çıplak sırtında o saçların nasıl güzel görüneceğini hayal ettiğimi biliyor. Neyin ona yakıştığını farketmemesi, tebessümleri, Aykut' un laflarına kahkahalarla gülüşü. “Pis” deyip koluma vurması. Durup dururken “kek yapayım mı size” deyivermesi. Bizim erkek onun ise bir kadın olduğunu düşünmeden konuşması. Olmaz. Bir insanın bu kadar doğal olması, doğaya aykırı.

Sadece benim olsun istiyorum. Herkesten koruyup saklayayım istiyorum. Ama ona dokunmaya kıyamam. Zaten yakar. Tatillerde geldiğinde, “hoşgeldin” deyip elini sıktığımda bile eriyorum. Saçlarına dokunmak sonum olur, biliyorum. Keşke hep o serada kalsaymış.

Çarşının ortasındaki çay bahçesinde şimdi. Deniz kenarının keyfini çıkartıyor. Kayısı suyudur o kesin. Hep onu içer. Buz koydurmaz. Elindeki de mizah dergisi. Çünkü bugün Çarşamba. Bu sefer tek başına. Kardeşi ya da Aykut yok. N' oldu acaba?

Sonunda kalktı Yürüyüşü kendisine çok ters. Sporla uğraşmışlığın verdiği erkeksi bir yürüyüşü var. Gören yaklaşamaz. Gören “bu beni döver” der. Ama saçları. Ya yürüyüşü yanlış, ya saçları. İkisi bir arada olmaz. Bu kadar tezatın, bir tek canlıda bulunması, doğaya aykırı.

Hah! Bir bu eksikti. Yine aynı adam. Arabadan ona çiçek attı zengin piç kurusu. Müziği de sonuna kadar açmış. “Gül döktüm yollarına”. Ne kadar da yaratıcısın Allah' ın densizi. Slogan adam. Kendi cümleleri olmayanlar, işte böyle şarkılardan fal tutarlar. Aferin. Halbuki o, bu şarkıyı sevmez. “Still got the blues” u çalsan, onu duraksatabilirdin. Ama sen de o şarkıyı bilmezsin.
Şaşkın bakıyor. Bir arabaya bir çiçeğe. Çiçeği alıp yürüdü. Adım gibi eminim, çiçeğin başkaları tarafından ezilmesini istemediği için aldı.

“Bu, nedenlerden biri. Ama aslında duyguları ezilmesin diye aldım. Çiçek onun duygularıydı. Yanlış adam. Yanlış ifade tarzı. Ama olsun. Bunda çiçeğin de duygularında bir suçu yok. Aa, biliyor musun, galiba Aykut haklı. Onlar yunus olabilir. Çay bahçesindeyken burunlarını gördüm. Bir de gülümseyen yüzlerini. Canavarlar öyle güzel gülmezler.”

Ben sana kızacaktım Yağmur. Çok kızacaktım. Yunuslar da nerden çıktı şimdi?

“Neden yalnız çıktın bugün? Evdekiler itiraz etmedi mi?”
“Ettiler. Yalnız kalacağım dedim. Bakışımı görünce direnmediler. Benim bir domuz yanım var. Sen bilmiyorsun. Aykut bilir mesela. O domuzla uğraşmak çok can acıtır.”

Senin domuz yanın, benim sırrım olsa. Aykut bilmese, ben bilsem. Sonra seni, saçlarını okşaya okşaya iyileştirsem.

“25 dakkadır susuyorsun”
“Atma, o kadar olmamıştır”
“Çok anlamında kullanmıştım onu”
“Neden 25?”
“25 iyidir. Çünkü 5 iyidir”.

Salak Aykut buna çok gülmüştü. Sen ona kırgın bakmıştın. Sonra bana bakıp gülümsemiştin. Ben o anı, şakaklarıma bir mühür gibi kazıdım, Yağmur. Sen, artık o ansın.

Seni 625 kere daha çok seviyorum Aykut' tan. Ama sana 390625 kat daha uzağım. Sen adın kadar iyisin, ben adım kadar yabancı. Başka isimlerle gelmeliydik dünyaya. O zaman senin serana gelirdim. Gönüllü.
Şimdi yapamam. Esip gitmem lazım.

Saçlarında esen rüzgar olabilsem. Sana ilişmesem, beni hissetsen.

Yağmur! Karadenizde Yağmur adında kadınlar yoktur ki. Yağmurun kendisi vardır.

Sen adından da güzelsin ve Maçka diye bir yer yok. Hoşçakal!

eldiven 09.06.2008 11:11:57
Evet, değerlendirmeler kendiliğinden gelecektir, bu "öykü" için... Ben susuyorum şimdilik... Ama kısacık bir şey söyleceğim: "Bu öykü diğer yazarlara ilham olacak ve onları yazmaya itecektir."

Etkileyici!

ulgnil 09.06.2008 11:30:52
gerçekten etkileyici ve oldukça usta bir kalemden çıkmış gibi
ilk öykü denemen olduğundan emin misin MrsBrown?

MrsBrown 09.06.2008 11:41:07
Teşekkürler ikinize de. İlk denemem ulgnil. Ama kelimeler hep vardı Smiley

uykucu 09.06.2008 12:19:21
gerçekten etkileyici,ruhuna sağlık Mrs Brown...Smiley

09.06.2008 12:29:06
MrsBrown, "kelimelerin emziriyor" deyiveresim geldi Smiley

09.06.2008 12:37:34
Ahh Brown ayrıntıları ne güzel işleyiştir bu böyle ne güzel bir bütünlük. Tebrik ediyorum seni hemde en kocamanından Smiley

MrsBrown 09.06.2008 13:00:02
uykucu çok sağol. Smiley

güneşinkızı, anneye, emzirmek ne ifade eder biliyorsundur. Bu tabirin, günümü aydınlatacak.

mylia, ben tam da, "bütünlük" yok galiba bu öyküde diye düşünüyordum. Sen aksini söylemişsin. Bu konuda, kendimin değil başkasının aklına ve bakışına güvenmem lazım belki de. Hele de sen olunca. sağol.

09.06.2008 13:12:12
Bazı insanlar öyle bütündür ki kendileriyle, bir tam oluş hali...parçalamak gerekiyor bazen üstadım, parçalamak gerekli......................... Smiley


Tez elden, hep birlikte. Smiley

09.06.2008 13:22:54
Smiley
öykü yazarlarını tebrik ediyorum. hepsi güzel.

09.06.2008 14:30:31
Şimdi MrsBrown'dan cesaret alarak, bir öykü denemesi daha yazmaya karar verdim. Smiley

Belki bu ay olmayabilir. Kim bilir, belki de olur.

bayan_raskolnikov 09.06.2008 14:39:16
şizofreniye tutulmuş aşk
“Anısı biz olalım bu sokakların “demiştin; en sevdiği şairin tılsımlı bir şiirinden alıntı yapıp, sesindeki ilkgençlik heyecanıyla hevesli ve sırılsıklam aşık bir halde..
Ve nasıl da başlamıştık sokaklara adımızı kazımaya:eve geç kalma korkusu, ürkek öpüşmelerin buğusu…her şeyde bizden bir iz vardı.
Şimdiyse,yine aynı sokakta;fakat aynı duyguları barındıramayacak kadar yorgun ruhumla-kafenin, bir ayağı kısa olduğundan sallanan sinir bozucu masasına inat- seni bekliyorum.gerginim.ne söyleyeceğimi, nasıl söyleyeceğimi, şaşkınlık ifadeni, manalı tebessümümü her şeyi aklımda defalarca kurguluyorum..tedirginliğim gitgide artıp , bu buluşmanın hiç gerçekleşmemesi gerektiğini düşündüğüm bir anda  karşıma dikiliyorsun:
-Beklettim mi seni kelebeğim?
-Hayır ..ben de yeni geldim
Başka bir cevap bekliyordun sanırım.Bana sıkıca sarıldın diye her şey düzeldi mi,sıcak bir söz mü bekliyordun?hem tabii ki beklettin;iki yıldır neler çektim yokluğunda,madde bağımlısı gibi ellerini aradım,bulamayınca eridim günden güne; sensizlik ve sessizlik arasında sıkıştım.sabrettim,bu günü bekledim Beklemek..suskun yalnızlıklar biriktirirken, cevapsız sorularla beklemek….anladım ki bazen umut değil, intikam hayalidir insanı ayakta tutan.
-Sana söylemem gereken bir şey var Mehmet..başkası var hayatımda..
bir çırpıda söyledim; keskin bir bıçağın darbesi gibi ani ve derin olsun istedim söylediklerim.Acısı da bir o kadar iz bıraksın.ben yaraladığımdan emindim;ama onun bu kadar kanayacağını beklemiyordum.elleri kanadı önce;titreyen ellini cebindeki sigara paketine doğru götürdü, paketten sigarayı çıkardı ama içmedi. sonra kelimeleri kanadı:
-bekleyemedin demek..
-bu kadar kolay değil..istediğin zaman gidip, istediğin zaman hayatıma giremezsin.sevmek her yaptığını onaylamak mı sanıyorsun.haber bile vermemiştin giderken, sonraları  tanıdığın biriyle yolladığın haberleri aldım,ama böyle olmamalıydı.
-ne de olsa seviyorsun, beklersin diye düşünmüştüm.geleceğimiz için para biriktirmeliydim, çalışmak için gittim yurtdışına..bizim için gittim.evet; ani bir gidişti bu, ama zaman yoktu, olaylar nasıl gelişti bir bilsen.
-bilmek istemiyorum.geleceğimiz ha!bizim geleceğimiz..bana sormadan, beni de dahil ettiğin geleceğimiz..neyse gerek yok artık tartışmaya,bunu söylemek için geldim buraya.Bitti..başkası var artık.
Yüzüme bakmadan ayağa kalktı.böyle hesaplamamıştım, masayı ilk ben terk edecektim, .yutkundu ve sadece “hoşça kal” dedi. gitti..bitti..
Hiçbir zaman bilmeyecek, onu onunla aldattığımı.Terk etmeyen, beni ve düşüncelerimi önemseyen düşünceli bir Mehmet yarattım düşümde.ve aşık oldum."düşümdeki Mehmet" öyle mükemmeldi ki..O gittikten sonra ondan geriye kalan gölgeye fısıldadım:
-düşümde bir "sen" yarattım, ve seni "sen"le aldattım Mehmet …

09.06.2008 14:48:42
YARATILARımız, aslından daha katmerli bir çiçek gibi olabiliyor bazen ya da bir krater gölü ılık soğuk farketmiyor, gizli derin ve içli, hıçkırıklarıyla gökkuşağına uzanıp anlık da olsa bir renk cümbüşüyle sınırlarını koymadan kendinin, bütün ara renkleri görebilmenin eşsizliğini yaşatan........

ulgnil 09.06.2008 17:41:53
                               YERE DÜŞEN YELDİRME

 İhsan verip kendini çocukluğuna oynadı ha oynadı.Akşamlar mı onundu o mu akşamların anlayamadı.Yamalı pantolonunu sokakta oynasın diye giydirmişti annesi.Çamura bulanmıştı ellerinin ayası ve az sonra da bir garabete bulanacaktı gözlerinin karası.

Bir grup çocuk çığlık çığlığa geçti önünden
-geliyorllaaaaar
-geliyorlaaaaaaaaar
-kaçınnnnnnnnnn
-herkes saklansın

 Her yer birden ıssızlaştı.Az önce ortalıklarda dolanan ahali nasıl bir çırpıda saklanacak bir delik buluvermişti kendine,buluvermişti kendine de küçücük İhsan ı nasıl unutuvermişti ortalık yerde?

  Kimdi gelenler anlayamadı İhsan,geçip gideceklerini sandı önünden,ortalığı toza dumana boğan azgın kalabalık.

  İhsan ın kim olduklarını anlayamadığı ve öylece geçip gideceklerini sandığı,ortalığı toza dumana ve haykırışa boğan kalabalık geçip gitti gitmesine de bir atın terkisinden öylece salıverdikleri ipinin ucunda ,atın sekmeleriyle sağa sola taşa toprağa güm güm gümbürdeyerek çarpan kandan morartıdan artık yüzü görünmez olan bir kelleyle...



  20 li yılların sonuydu.Seydişehir hükümet koneğı nın taştan duvarları havanın bunaltıcı sıcağına rağmen içeriye bir gıdım vermiyorlardı ısıyı.Hakim ŞÜkrü Bey pencerenin önündeki masasına kollarını dayamış,sade kahvesini de Kinyas Efendi ye söylemiş,kucağına koyduğu hediye paketlerine bakıp duruyordu.

 Nasıl vermeliydi ki İstanbul dan getirttiği bu güzelim armağanları oğluyla eşine?
 Oğlunu çağırsa yanına,gözlerini kapamasını söylese,kollarını da açtırsa çocuğa ve paketini birdenbire koyuverse kucağına olur muydu ki? Çocuk da hemen heyecanla açsa,hemen babasının boynuna sarılıp onu öpücüklere boğsa olmaz mıydı?Olurdu ya hem de alası olurdu.

  Eşinin de ne zamandır istediği ipekliden yeldirmesini yatağın üzerine şöyle güzelce serse,yemekler hazırlanıp yenilmeden Fahriye sinin elinden tutup kadını odalarına çıkarsa,gözlerini kapamasını söylese ve odaya girip tam yatağın karşısında durunca da kadının gözlerini açtırsa olmaz mıydı? Olmaz olur muydu olurdu olurdu ,vallahi de billahi de alası olurdu.

 Pek bir keyiflendi Hakim Şükrü Bey ,elleriyle sıvazlarken kucağında duran ,eşi ve oğluna aldıklarını.Kinyas Efendi de tam bu keyif anında getirmişti kahvesini,

_buyrun hakim bey
-sağol K....

sözünü tamamlayamadan  Şükrü Bey ,telgraf memuru Behçet elinde yıldırım ibareli telgrafla canhıraş bir halde içeri girdi.

-Şükrü Bey Şükrü Bey Delibaş Mehmet isyana kalkmış Çumra yı ters yüz edip Seydişehir e geliyormuş.Akşama burda olur canavarlar diyorlar.

  Gözleri yuvalarından fırlayan Şükrü Bey bir hışımla kalkarken bir yudum bile alamadığı kahvesini boca ediverdi kucağından yere dökülen armağanlarının üzerine.

 Akşama doğru azgın kalabalık -Allah Allah- nidalarıyla,salyalarını akıta akıta,ellerinde satırlarıyla Seydişehir hükümet konağı kapılarını yerle bir edip sağa sola savurdular satırlarını,kıydıktan sonra da pek çok cana Hakim Şükrü yü de geçirdiler satırdan.

  Ve Seydişehir in okumuş zümresine ibret olsun diye kopan başın altından soktukları bir hançerle kafatasını parçalayarak Hakim Şükrü nün kellesini bir ipe geçirdiler ve atın birinin terkisinden sarkıtarak sürüklediler sürüklediler...

 Ne zamanki, herkesin bir köşeye saklandığı, ortadada kalıveren İhsan ın oyuna daldığı yerin önünden geçtiler geçtiler...

Oğlu bilemedi kimin kellesiydi sürüklenen yerlerde ve ne suç işlemişti ki kesmişlerdi adamın kellesini
ve dedi ,haindir ki kesilmiştir kellesi
ne iyi ettiler ettiler ettiler
   


Sayfa: 1 2 3 [ 4 ] 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15