|
||
Sevgili Brown kıskanılacak birşey olmadığını ikimiz de gayet iyi biliyoruz sizinkinin yanında benim ki hakkında sizden bu yorumu duymak onure etti (Ne resmi bi şey oldu bu da neyse neyse sen anladın beni ) Ayrıca, Gece gece ne güzel oldu bu ya gülüp duruyorum iyi mi. Onur beğenisiymiş ehh Khaos ne diyim ki sana
|
||
|
||
Mrs Brown ve khaos ..güzel yorumlarınız için teşekkür ederim ..aceleyle yazılmış bir deneme desem daha doğru yazım için ..bende yazıp okuduktan sonra kime ne olmuş anlayamadım dedim kopuklukların olduğunun farkındayım ..boşluklar fazlasıyla var yazımda ..yinede heves edip yazdığım için kendimi tebrik ediyorum
|
||
|
||
Öykü eleştirileri demişken İlgi gösterip eleştiride bulunduğunuz için teşekkür ederim.![]() [ geçici ; Öyküdeki kahramanları, anlatılan olayı anlamadım ben. Betimlemeler, bu ikisinin önüne geçmiş. "saçlarının içinden kaydı gitti çocukluk günleri" cümlesi çok güzel. İntiharın anlatımı da çok güzel; "Hayattan vazgeçenlerin koşar adım geri döndüğü uçuruma doğru koşmaya başladı. Bir çocuğun ellerinden salınan güvercin gibi". Uçuruma geri dönmek. Başlangıçta ordaydık, sonra bir çocuk aldı bizi ordan. Hayatımız , başlangıçta olduğumuz yere geri dönünce sona erecek. Özgür olacağız. Çok acayip bir bakış açısı. Çok da güzel ve düşündürücü. Ama intiharın nedenini anlamadım. Karakterleri tam verememişsin sanki. Aslolan okuyanın anladığıdır elbette ama ben bir acemi hevesiyle açıklamak isterim ki; olay sadece 24 saat gibi kısa bir zaman diliminde geçiyor ve silik kahramanımın İntihar sebebini ve sebebin yeterliliğini kendisine sormam yani bu yolu seçene sormak gerek
|
||
|
||
| Öykü yazarları kendi öykülerini oluştururken ayrıca kendi sorumluluklarında olan öykü değerlendirmelerini de gözönünde bulundurmalıdırlar. Lütfen yazarlar için kesif derece önemi olan değerlendirmeleri, kritikleri veya eleştirileri yapalım. Önemli bir not: Pissen kendi isteği ile öyküsünü çekti. Bazı yazarlarımız bu konu hakkında geri dönüşte bulundular... "neden yok" "oluşturulan formatta üstte adı görünmemesine rağmen altta öyküsü duruyor, neden?" gibi. Öykünün orda kalmasını istedim. Çünkü bu maratona katılım sağlayan bir öyküydü ve yok edilmesine göz yumamazdım. pissen için değerlendirmeler maratonun (maraton kelimesi hiç hoşuma gitmedi doğrusu, ama yerine koyabileceğim bir kelime bulursanız onu kullanacağım) dışında kalacaktır. Ama yine de değerlendirmelerin yapılması pissen için olumlu neticeler doğuracaktır. Bu sorulara cevap niteliğinde olsun... Teşekkürler... |
||
|
||
| Evet ben de bugün karaladım bir şeyler öykülerle ilgili ev ortamında sürekli dikkatim dağıldığı için de nasıl oldu tespit ve değerlendirmeler bilmiyorum umarım olması gerektiği gibidir.Neyse ilk öykümüz "Karga" Ben de sondan başladım değerlendirmelere . Bu öykü yapı olarak oturtmuş kendini.Bazı paragraflarda dağılma ve boşluk oluşmuş gibi ise de okuyucuya bırakarak düşünme payını kurtarmış kendini. Serim yani giriş bölümü birden çepeçevre sarıyor zaten okuyanı.Deniz in Durakta gördükleri ve hissettikleri çok iiyi yansıtılmış.Ayrıntılar da o anın okuyucunun gözünde canlanmasını kuvvetlendirmiş.Güneş gözlüklü züppenin son model bir araba içinde geçişi,tümsekten atlayıp küçülmesi,karganın da bu züppeyle dalga geçercesine vaklaması Deniz in yaşam algısını bize sızdırmış.Ayrıca iki yerde adını duyacağımız karga nın da öyküye ad olarak verilmesi bizim bu tespitimizi güçlendirmiş.Ayrıntının gücü -gücün ayrıntısı Düğüme geçiş yine çok iyi.otobün içi yazarın gözlem gücünü ortaya biribir çıkarmış.Koltuk süngerinin söküğü ve bunu yara kabuğunun kopuşuna benzetilmesi de tıpkı "insafsızca dökülen betonun arasından herşeye inat yeşermiş biçimsiz otlar"cümlesi gibi etkileyici.Bu cümleler de yazanın asıl anlattıkları yanında gizleyerek vermek istediği mesajlardan bir kaçı diye düşünüyorum ben. Fakat o yeşilliklerden annenin anlatımına geçişte sıkıntı yaşadım ben aslında annede değil de asıl sıkıntı babaya geçişte. baba birden pat diye karşımıza çıkmış.hatta çizmeleriyle gümbürdeterek ortalığı.Aslında belki bu da bilinçli olarak yapılmıştır.herşeye pat diye dalan bir baba.söze sevgiye kavgaya ...Ama satırbaşı açmak gerekli babaya geçiş bölümünde paragrafın bütünlüğü bozulmuş çünkü dağılmış. Öykünün katmanları arasında geçiş iyi kurgulandığını gösteriyor.Ailenin anlatımından hemen otobüs beklenen o ana geçiş yaşatılmış"..........güneş o gün de,otobüs beklerkenki gibi kirpiğine yansıyordu.Sarsmadan bir gidiş geliş. Babadan gelen mektupla ve onun babadan gelen ilk hediye olmasının verilmesiyle de Deniz ve babası arasındaki uçurum bir cümleyle yerli yerinde işte. İlerleyen bölümlerde bütünlük var anafikir destekli, fakat biraz dramatize yönünü ağır bstırmış yine de öykü, baba sanki hastalanmasa gelmeyecekmiş gibi uzak bir baba yasak kalksa da evine dönmeyen, çarşafın kana bulanması...bütünlük var grekli mi düşünülür bu izahlar Ama şu cümle çok sastı beni"çocukluğunun önemi kalmayan, yıllar sonra baba vitrininde çok uzun süre kalmaktan solmuş,ruhsuz kumaşlar gibi geri döndü.müthiş ya! Sonuç çok iyi özellikle.ve orda da yine bir vurucu cümle" gelmesinden anlaşılıyor ki artık kaçmasına gerek kalmamış.Deniz de kaçmadı." Bir oğul eksi baba eşittir boşluk olması gerekirken burda bir oğul artı baba eşittir boşluk.Çok iyi yakalanmış Ve son söyleyeceklerim aman yine düşmüş çenem Noktalama sıkıntısından dolayı biraz duraklasa da okuyan bazı sözcüklerde yazım sıkıntıları olsa da Karga sıradanlığı aşmış. Karga iki yerde cuk oturmuş yerine ilkin bir züppeye gülercesine vaklamış ardından Deniz e ya da benim çıkarımımla ölüme eline sağlık ruler diğer öyküler için de karalamalarımı daha sonra yazayım ![]() Yok yine dayanamadım hazır başlamışken gevezeliğe devam edeyim dedim. Diğer öykü Yansıtma Kısa yalın net cümleler, ifadeler açık,sadece öyküleyici anlatım tekniğinden yararlanmış.pek tasvir ve tahlil yok.olay öyküsü ama bitiriş durum öyküsü bitirişi gibi keşke biraz daha ruhi çözümlemelere girilseydi. Ama yine de vermek istediğinin verişte bir sıkıntı yok. Diyaloglar romansı bir ifadeye bürümüş öyküyü kısa yaın cümlelerle kurulduğu ve pek sanatsal anlatıma yer vermediği için öykü okuyucuya mesajını direk veriyor.kendini sorgulatmadan Öykünün ardına bakmak için uğraşmıyor okuyan. eylem cümleleri çok fazla ve ard arda kurallı halleriyle kullanıldığı için kulağı tatlı bir rahatsızlığa sürüklüyor. ......oturdu........sardı......düşünüyordu.......oluşturdu.......uyudu gibi... Ama devrik cümlelere geçişte bu tatlı rahatsızlık hemen ilacını vermiş kendinin. .....fark etti.....neşeyle yürüdüğü patikaları anımsadı bir an. gibi Sonu kestirilemeyen öykülerden bu öykü de.Acaba nerde noktalayacak kendini ve nasıl derken pat diye sersemletti işte bizi.Çünkü okuyucu baştan sona sırayla okusa da öyküyü ya da romanı mutlaka daha ortalarında sonucu kendince kurgular ve bitirince de tahminleri doğrultusunda noktalanırsa ayrı bir haz alır.Değil se de sersemler işte böyle ve vay be der. Başlık da çok şaşırtıcı ve öykünün özünü yansıtır nitelikte eline sağlık RDX Zeynep_R nin öyküsü var sırada. Adı yok.Bilerek mi konulmadı bilinmez bu durum yine de öykünün içeriğini etkilemiyor. Konuşma cümlesiyle öyküye giriş öykünün farklı bir boyutta tadılacağının ilk duyumlarını vermiş zaten çok da iyi vermiş. Diyaloglar bu öykünün kurgusunda en önemli yapısal motif.Ruh tahlilleri de diyaloglardan çıkarıma bırakmış kendini.Derine çok inmeden okuyucuyu çok zorlamadan.Ve soru cümlelerinin sıklıkla yer alması bu öyküde okuyucuyu düşünmeye zorlamış gibime geldi. Cevabı verilmiştir mutlaka her sorunun ama yine de soru, okuyanı da kapsar ister istemez. İlk başta diyalogdan iç sese geçişin duraklatmamış öyküyü "Yine o sabahlardan biri "yerli yerinde. Diyalog-iç ses-metin -diyalog-metin -diyalog şeklinde çok hızlı geçişler yaşatsa da öykü bu durum dikkatli bir okuru rahatsız etmiyor.Konu bütünlüğünde aksaklıklara yol açmıyor.Her halde bu da diyaloglardaki ifade gücüyle sağlanmış.Ama geçişlerde metin ya da iç ses daha uzun tutulursa anlam sanki daha sıkı tutunacakmış gibi geliyor bana. Karakterler net ifadelerle çizilmiş Naz aslında biraz daha derinlemesine iç seslerle vurgulanabilir miydi bilmiyorum.Belki böyle kalması daha iyi. Ama sonu hakikaten üzücü bitmiş, geçi yazan hazırlamış okuyucuyu bu sona ta en başından öykünün ama yine de her ölüm hele hele intihar böyle hazırlıksız yakalıyor işte yine de insanı. ![]() Ve burda da duyarsız bir baba motifi çiizlmiş, Naz ın elden kaymasını baba perçinlemiş.Kızıyoruz bu durumlarda böyle babalara. eline sağlık Zeynep_r "Ayrıca şu cümlede bu öykü de en etkili cümlelerden biri yazmadan edemeyeceğim "Ellerini koyverdi ağırlığıyla toprağın en dibine ruhundaki tüm intihar izlerine inat fer-leri koydu gözbebeklerine.oldukça şiirsel tam onikiden vurulmuş anlam. Bir de şu adam Naz ı alıp giden onunla daha sık konuşsaydı Naz Bak gördün mü bırakamıyorum öykünü Khaos öncelikle benim öyküm için yazdığın güzel değerlendirmelerin için sağol diyerek senin öyküne geçmek istiyorum. ![]() Zaten bir şeyler yazmıştım öykü ile ilgili şimdi biraz daha irdelemek istiyorum.(Ay ben bu işi çok sevdim saatlerdir başındayım pc nin bir yemek hazırladım şimdi de meyve falan verdim ev halkına yine geçtim başına. )Öykü zaten adıyla ve şiirsel girizgahıyla "beni es geçemezsiniz "deyip mıhlıyor okuyanı başına.Anafikrini öykünün, şiirin içine gizlemişsin zaten bu da hazıra geçiriyor okuyanı sesini daha bir anlaşılır kılıyor.Gerçi öykünün anlaşılmaz hiç bir yeri yok da. Kurgu mükemmel,akıp gitmiş kelimeler birbiri ardınca.Yapı da; sıkıntıya ,duraklara, karmaşaya mahal vermemiş.Bu kadar uzun yazmana rağmen düşüklüklerii yok öykünün.Bir kaç paragrafta kurallı cümleler üst üste kullanılmış hepsi de eylem cümlesi,ama diğer paragraflarda bu durum, kurallı ve devrik cümlelerin peşpeşe gelmesiyle rahatlamış. Balyoz niteliğinde cümleler var dank diye vuruyor insanın beynine her bir harf.Sarsıntısı ve gücü de burdan geliyor sanırım.Bu kadar dağıtıcı cümleyi indirdikten sonra okuyucunun beynine bütünlüğüyle öykünün topluyorsun dağıttıklarını.Okuyan bir dağınık bir toplu akıp gidiyor sözcüklerin arasında. Bu cümlelerden biri "senin tövbeni yaşamak vazgeçmeyi tören haline getirmekten ibaret. Çok fazla betimleme cümlesi kullanmamana rağmen olayı okuyucuyu birebir yaşıyor. Zamanın ve makanın da belirsizliği -sadece yönlerle ifadesi- de huzursuzluk yaratmıyor aksine büyülü,fantastik bir atmosfer çiziyor kadim zamanlardan. Soldo nun içindeki nefretin kaynağı biraz daha netlik kazansaydı keşke.Hayatını vermişsin ama ruh çözümlemesine pek inmemişsin.Gerçi şu cümle kaynağını veremiyor bu ruh halinin ama soldo yu belirginleştiriyor ve iş bize kalıyor bu noktada Soldo nun geçmiş yaşantısını ve nasıl bu hale geldiğini kurgulatıyorsun bize.Öyle hazırcılık yok diyoun yani,sokun siz de taşın altına biraz elinizi. ![]() Bak uzattım lafı Soldo yu ifade eden cümleyi yazmayı unuttum işte bu konuyu nasıl dağıtışın da güzel bir örneği ![]() "Bütün bunları anımsadıkça,merhamet dileyen genç kızlar, ölmek istemeyen fakat savaşma gücünden ve kılıçtan yoksun çaresizce savaşan, evini koruyan erkekler ondaki tiksinti duygusunu daha da kabartıyordu." hadi bakalım şimdi nasıl toplayacağım dediğim gibi aslında pek de fazla uzutmaya gerek yok Tüm insanlığı ilgilendiren duyarlı bir mesajı var öykünün.Bu da önemli. Neyse son söz olarak da şunu diyeyim konuyu hesaba alırsak, kurgunun zorluğuna karşı yazının akıcılığı ,çok rahat yazabildiğinin kanıtı.Yaratıcılık da cabası.Bence sen sözlerimi hafife alma ve bu öykü -hatta roman-yazma işini yabana atma.
|
||
|
||
sağol ulgnil. Öykünün daha düzenlenmiş uzatılmış bölümünü kendi alanıma açmıştım linkini koymuştum buraya. Orada Soldo nun bugüne gelişini anlatan bir kısım vardı ben de farkettim onu. Sağolasın destekleyen eleştirin için.
|
||
|
||
Şahidi Öldür! “Viyak, viyak!” Çemberini çizdim senin.. “Seni melun sızıcı, imtihan et beni hadi!” Boyum kadar bir kurbağa, her akşam geceyi sabaha bağladığım masada koltuğum üzerinde oturuyordu ve kapıyı hızlıca açtığım halde oralı olmadı. Büyücü başı gibi kellesi ve yeşil toynakları vardı. Büyük değilim ben, niçin olduğundan gayri gösteriyor beni.. Ama en iyi ben bileceğim, bunu biliyorum…Nutkumu yuttum, “ama nasıl olur?” Zira oturan dev cüsseli adamlar görmüştüm, canlarını şeytan alasıcalar, hepsinde nasıl sıvışırım onu düşünmüştüm. Kim çıkarıyor bunları benim karşıma? Ben bir kara oyuncu veya büyücü değilim, şu ana kadar hiç, hiç mi hiç, küçüğü veya büyüğü ile avurtları çökmüş bir hokkabaz edası sarınmadım. Nice kişiler gördüm kendini gerip savuran, ama o kadardı işte, neye yarar ki körükler? Burdaki göz oyunu değil, onun enfes eğlencesi değil; çünkü bu marifetlerden ailemin de haberi var… İnanın ki böyle bir yalan beni aşar - ormanı kayalık gibi gösterseydim, kayalık çatlar hemen, parçalanır, unufak olur, orman kılardı kendini. Neymiş bildiğim benim? Bildiğim, gözlerimin bilgisinden başka bir şey değil. Saf özgürlüğe sahip olabilseydim yalan söylerdim. Lakin, ihtiyatlı, gözdelerini eğlendirmek için cehennem kurmuş bir bedenim var. Gözdeleri, o çok sarsak nesneler benzetisi, sonunda benden daha tanrısız olduklarından haberdar… Aykırı, sıradışı, hayır…. Dur Onur! Dermansız kalmışsında, bacaklarından ötürü dertlenerek, yorgunluk gizillerini anlatır gibisin… Şimdi bir şeye karar ver, ürkek yüzünde karanlık ve muzdarip bir ifade takın! Düşüncelerin gerilmiş bir zıpkın gibi aniden fırlayıverecekmiş gibi. Gerçeğin neleri getirip, neleri getirmediğini bil, gördüklerinle görmediklerini ayır… Şimdi zevklerini unut - kulak ve göz zevkini! O koltukta oturan yeşil canavar gerçek mi? En tehlikesi sana dönüp gözlerine kilitlenecek mi? Kim ne konuda bilgili? Tahıl taneleri çiğner gibi korku çiğniyordum, kötü başladı herşey. Hayır, bu kötü değil, bu yabancı ve olanaksız olmalı… Tarifi nasıl yapılabilirdi: Bir çeşit çirkin, kalın, yeşil yılan gibi, kocamış ağaç kabuğu derili insan boyunda bir kurbağa… Bu neyin tarifi? Gerçeğin mi, kurbağanın mı? Şöyle anlatılacakdı, evet: Gözlerini açınca, koltukta oturmuş insan biçiminde, insana da pek benzemeyen bir şey gördü. Hayır, dişlerim öğütecek, dişlerim güçlü, şahidi soruşturacakdı… Kapı ile birlikte sağlam bir karaya yeni ayak basmış, mağara suskunluğu ile duruyorduk. Ben iyi bir liman arayıcısıydım, ama bu kapıdan öte olsun bu! Şimdi lakin bir çığlık atmak gerekliydi değil mi, hayır, ihtiyatlı olan işinin tam ehli bir bilgelik sarıyordu beni. Kapıyı yavaşça kapatmalıydım, süt gibi akmalıydım bu görüntünün dışına. Nitekim gözlerim, ellerim ve ağzım hiçbir şekilde dünyanın artık yanımda olamayacağımı söylüyorlardı. Sahnedeydim, genç bir misafirim, acele bir çağrı vardı, kutsanacak ve geri gönderilecektim… Hemen aşağı indim, annem lakırdayıp harıldaması aşağı kadar inen kurbağanın sesinin insan sesine nasıl dönüştüğünü anlatıyordu babama… “Uzun zaman bekledik ama, beklememiz gerekti. Ama bak Tanrı bizi yeniden uyandırdı.” “Kendini sen bilge sanırsın ama kendin bir bilmece içindesin. Seni çözmeye kalkan, seni oluşturan mı olacak?” “Sen tahammül edemezsin seni görene?” Sözleri yontmalıydım, ne deniliyor böyle? Kendimi ortaya çıkardım da, ne bu ölü ıssızlık peki? Herşey dimdik. birileri sürüncene bakışlar ile kulak kabartıyor bana… Kendine karşı acımasız bir gülüş ile duruyorlar. Şöyle dediğini duydum birinin yeniden: ” Tahammül!” Ne garip konuşan fısıltılar çıkıyor yoluma böyle, gözlerimin görmek istediği görüntüler, kulaklarımın işitmek istedikleri için neler vermezdim… Kendimle konuşuyordum. “Beni dinleyin! Anne… Baba!” demek istiyordum. “Bu sakinliğiniz uğursuz geliyor bana. Konuştuklarınıza anlağım yetmiyor. Ben oldukça sıradanım ve öyle olmak istiyorum. Daha açık konuşamam. Korkum burnuzuna kadar geliyor değil mi? Endişeliyim! Herşeyi bilmek istiyorum, sadece…” Korkumu yutmak isteyenlere karşı devrilip dehşete salacak bir gümbürtü çıkarmak istiyordum… Dişlerim öğütüyor, dişlerim öğütmeyi biliyor, daha iyi kendi başına, daha iyi bir sağ beğeni ile çömleklerinden ve yaratıklarından intikam almayı biliyordu… Birdenbire babam uğursuz yerinden ayrılmak zorunda kaldı. Onun kalkışını gözlerimle gördüm diye lıkırdayan bir gürültü kaynadı içimde, sonunda bir insan sözüne, bir insan sesine denk geldi: “Doğum günün kutlu olsun oğlum!” Hayır, Onur! Şahitten intikam al! Yeni bir yol dolan, has tahıl taneleri dişlerindeki, bu sözleri çiğnemek kolay… Ve gözleri ile güldü, aşırı dürüstlüğü ve peşe düşmeyi kolayca bilişi yüzünden bana doğru adımlarından, kendimi merhametime sardım… “Orda hiçkimsenin merhameti var, herkesi değil, kimseyi değil, fakat kendini ve benzerlerini de değil. İlk ben uyardım herşeyi merhametime karşı, ilk utanç duyan bendim.” İyi dediği iyi olan, küçük iyi yönlü, iyi niyetli boz bir insan gibiydi. Yeşil koca bir şey gibi, bana doğru gelen; ben kuşkulu, umutsuz, boğulan, donan oğul… “Herşeyi gören Tanrı, nasıl tahammül ediyorsa ise, biz de tahammül etmeliyiz.” Bedenimi tuzla buz edip geçti, ellerim, bana yönelişini durdurmak için gerindikleri yerde durakaldılar. Kollarımdaki elbisenin bir ucundan, mahluk lıkırdamaya başladı. Hayır, bunlar boz renkli dalgalar…. Öyle bakındım uzağa, bu kaynaşan boz renkli dalgalar içinden çıkan gürültü “gerçek benim” diye şahitlik edenin söylediği yerden mi geliyor? Şahidi öldür Onur! Geçip gitti yanımdan. Başını kafatasına gömmüş, sığ gölcükler gibi toprağa saklanan bir görü ile, bir balıkçıl kuşu gibi küçük bir irade ve dehşete kapılmış bir ruh üzerinden… Ben biliyorum beni devirecek baltayı, mecbur değilim herşeye gören gözlerle bakmaya… Bu derinlikleri, ulaşılmaz dipleri, bütün gizleri ve çirkinliği görmeye… Babam arkama geçti, hayır, üç kere hayır! Gerçek benim diye öğretilen yanlış, ibiklerini dik tutan horgörünün yanlışı değil mi? Şimdi de kalkıp bir gedik açacağım. Anneme bakındım, ağzı ve gözleri tiksintiyle dolu değil ki! Ben bile! Ben bile! Hayır! Kendisine söz yönelttiği kişinin eli alnında…. Dik değerlerimi çıktım. Lıkırdılar insan sesine dönüştüler tekrar: “Doğum günün kutlu olsun oğlum! Gel buraya hele!” Nihayet ısındım, ruhumu ürperten kan daha az yalnız şimdi ve babama dönebilirim. Herşey geniş yalan, geniş zaman aldatmacasından başka bir şey değil, düşündüm. Gökten umulmadık bir görüntü düştü ve ben gönüllü tavuskuşu oldum; tüm herşey bu! Bu olmalı değil mi? Sabırsız bir çayın yastak açtığı taşlık yerlerden geçerek tepe tepe aşıp tırmanarak ancak dönebildim. Babam tam bana dönüktü, bir şeye sarılmıştı. Gömleği yeşil bir sıvı ile boyanmış, irin gibi sıvı, gömleğin damarlarından vücuduna sıkıca kenetlenerek damlıyordu yere. Dehşetle yeşil bacakları gördüm. Bu engin cinnet geniş karınlı, dar şişe gerçek ayartısı tarafından vurulmuş bana üşüştü. “Herşeye müsaade var, ama sana değil!” Yeşil ağzında, tüm sınır taşlarımın üstünden geçen derim, yeşil bir yapışkan tarafından uçuruldu! Çırpınan bir deri, yengeç taklidi bir limana utanç rüzgarı ile savrulan… “Sana hediyelerimiz var, hepsini alacaksın, önce mumları söndürmelisin!” Babam yeşil tiksintiye bakıyor ve oğlum diyordu. Yeşil kabuklu canavar bir ruh yerine edindiği irinleri ile bana bakıyordu. Etimi soludum, yanardağ tütüyordu burnumda. Koca terlikli kayaya toslamış gemi, hareketsizce batıyordu. Hareket edemezdi. İşlevsel kurumlanışı kendini duvarlamıştı. Hiçbir imleç, hele hele benzetme onu irinli gerçeğinden çıkarmazdı… O somut bir ısrardı ve hareketten bıkkındı. Babam beni delip geçti, dehşet doğrultusu ipekten işlenmişti. Mahv kendini tazeliyordu. Onun ruhundan çıkmış bir alaca kukla gibiydim. Ondan, onun ruhundan, onun bedeninden bir şey var bende… Kuyruğunu açıp yayarak bedenime saplandı. İrinli şey gözlerimden bir saniye indirmediği gözleriyle içime girdi. Gözlerinde gözlerimi tattım, gözleriyle gözlerime girmişti. Kalbi kalbime saplanmıştı, ağzımda tuzlu sümük, derimde çatlamalar hissettim. Her istimlağı bana batmıştı. Bedenim bu mahva dayanmayacaktı, kendimi burdan çabucak çıkarmalıydım. Sıçramak istedim, yerin kalbi olmalı ve beni kızgın çamurla içine almalıydı. Ben bir ateş gırtlağıyım. Gargara ile tükürülmem gerekiyor. Bağırsak gurultusu olmayacağım…. “Annneeee…. beni kurtar, anne!” Tuzlu, yalancı ve sığ! Çık dışarı, sıçra, çık derinliğinden, gürültülü irin derinliği! Biri haykırıyordu. Nefessizlikten boğulacak sandım herşeyi… Kulaklarım süngerleşmiş kof bir derinlik verilmişti. Bir ses duyuyorum. renk renk bulutlar gibi bir ses uçuşuyor bir yerden. Nihayet sakinleşti. Soluyorum, nefesimi görüyorum. Kendi iblisini elbet daha iyi bilirsin sen! “Oğlum, iyi misin? Onur, yavrum?” Onu farkettim, gırtlağımdan korkunç sesler gelmiyordu, hemen üstüne atıldım ve bunun gerçek olduğuna inanmak için gerçeğin karnından konuştum. “Anne, ben bir hayalet miyim?” Gözlerinde mahpus, serbest kanatlarıyla henüz uçamayan bir endişe vardı. Ama duruydu. ” Hayır oğlum, korkma, sadece doğdun, hadi gerçeğin kokusunu teneffüs et! Öykü yazamadım, ya da yazmak istedim ama oluşturamadım (Dans ile ilgili bir öykü olacaktı, olmadı) 1 Haziran'da yazdığım öyküyü paylaşayım sizlerle. Şimdilik beni affedin... ![]() Edit: Küçük bir hata düzeltildi... |
||
|
||
| Bildiğiniz gibi 10 Temmuz öykülerin beğeni oranlarının belirleneceği gündü. Ama ayın 12'sine uzatalım. Değerlendirmeler tam değil, yeni yeni toparlanmaya başlıyor. Tüm değerlendirmelerin ve bir de anketin yapılması gerekiyor... Tek tük oylara göre beğenilme oranı nasıl yapılabilir ki? Tüm öyküler yeniden toparlandı... Öyküler Genel Öykü Ödülleri MrsBrown öykü diye sunduğum yine bir bilinç akışı kristal yapboz... Çok hevesle yazıverdiğim Seks Stili dans fantazmı yine hevesle siliverdiğim oldu. Zira uygun içerik mahiyetinde değildi.
|
||
|
||
| Öncelikle eline sağlık demek istiyorum eldiven.Kurgusu anlatımı ve derinliğiyle oldukça sıradışı ve sarsıcı bir öykü olmuş. Bu öyküyü MrsBrown un dediği gibi ben de bir kaç kez okudum.Cümlelerin üstünde dura dura üstelik.Bir şeyi var bu öykünün, ne olduğunu bilemedim aslında bildim de diyemedim, tıkadı kelimelerimi, içime yöneltti beni, içime yönelince de senin kadar rahat çıkaramadım içimi dışıma. Öykünün kullandığı kelimeler oldukça geniş bir dağarcık ile yazıldığını belli ediyor.Sözcüklere yeni anlamlar yüklemiş olman, alışılmamış bağdaştırmaların da cümleleri katmanlaştırmış, ardı , önü var bir çoğunun.Yüzeyde değil hiç bir anlam.Okuyan okuyup geçsin diye yazılmamamış belli ki.Hoş bir tını bırakmıyor okuyanda tatlı tatlı da sersemletmiyor, resmen kasırgada kalmış gibi tersyüz ediyor insanı.Eğer öykün daracık ağzıyla yuttuysa okuyanı karakterimiz Onur dan çıkıp kerkes kendi varlığıyla öyküye dshil oluyor.Kurguluyor, sorguluyor, var olma savaşının karmaşasını yaşıyor.Farklı ya da aynı... "Dişlerim öğütecek, dişlerim güçlü,şahidi sorgulayacaklardı." "Korkum burnunuza kadar geliyor değil mi?" Bir çok cümlen bilgece kurulmuş, epey düşünülmüş, sorgulanmış ve biriktirilmiş herşey üzerinde.Felsefe-edebiyat bütünleşmiş sorgularla,çıkarımlarla... "Büyük değilim ben, niçin olduğumdan büyük gösteriyor beni?" "Nice kişiler gördüm kendini gerip savuran ama o kadardı işte, neye yarardı ki körükler." "Gözdelerimi eğlendirmek için cehennem kurmuş bir bedenim var." "Ben iyi bir liman arayıcısıydım." "Kendini sen bilge sanırsın ama kendin bir bilmece içindesi, seni çözmeye kalkan seni oluşturan mı olacak?" "Sen tahammül edemezsin seni görene." ve bunlar gibi niceleri Bazen konuşma cümlelerinde sözün kim tarafından edildiği belirsiz kalmış(bu konuda ben sıkıntı yaşamış da olabilirim.) Ama bir kaç yerde benim durakladığım bu durum kelimelerin büyüsü içinde yitişe bırakmış kendini. Kapalı duyuş, algılar ve allegori var. Bu durum da her okuyana açmıyor kapılarını. Baba motifi bu öyküde de karşımıza çıkıyor.Ruler de Zeynep de ve benim öykümde de vardı.Burda da çok önamli bir figür.Her ne kadar anne daha farklı bir yerde desek de biz yazılanlar çocuğun karakter yapısında, geleceğini temellendirmesinde ve kendi benin peşine düşüşünde Baba nın gücünü ortaya koyuyor.Ve bu ortaya koyuş birden ısıtıveriyor insanın içini senin öykünde.O heryeri yıkan , parçalayan ,savuran kasırga diniveriyor bir anda ortalık dingin yorgun, sancılı bir doğum sonrası derin bir huzur.Annenin son sözü de zaten bu öyküyül limanına yerleştirmiş. Daha fazla uzatmayayım aslında daha yazılacak çok şey var bu öyküyle ilgili.Ama benim diyenildiğim bunlar.. eline sağlık tekrar diyeyim ve noktayı koyayım. |
||
|
||
| benim bu öykü yarismasinda anlamadigim sey, basta öyküsü beklenen yazarlarin tek tek adi verildi. bu sanatla ilgilenen bir kisinin hassasiyetinden kacmayacak önemli bir noktaydi bence.neden yazarlarin tek tek ismi verildi,arada anonsalar yapildi,nerdesin,öykün nerde,ne zaman gelecek diye. sanki ayri bir site,ayri üyeler arasinda yapilan bir yarisma.kendimi bu yarsimadan dislanmis hissettim,soruna bir tek RDX degindi saniyorum.yarismaya cagrilmak icin gerekli olan kriterler neydi?ben bunu merak ediyorum,neden bazi üyeler davet edildi,bazilarinin adi bile gecmedi,yoksa cagrilmayanlar yetersiz olarak görülen kisilermiydi? |
||
|
||
| Polemik ortamlarına yazı yazmaktan özellikle uzak durmaya çalışan biri olarak bu konuda maalesef kendime hakim olamayacağım; Bence birşeyler yazma işi gönül işi kimin gönlünden ne niyet geçer bilemem o ayrı ama bu başlık ilk açıldığından ben de yazıcam dedim.Eldiven bu konuda beni ne teşvik edecek merciidir ne de olmaz diyecek merciidir bu benim isteğimle ilgili-- ille bir çağrı yapılsın da geleyim yok benim adım geçmedi yetersiz miyim--özgüven mi sorun?
|
||
|
||
| benim sorum bu degildi?ayrica senin mesajindan senin özgüven sahibi oldugun benim de olmadigim cikiyor.nasil bu kadar cabuk karar verdin benim özgüvensiz olduguma?ayrica sorunun muaatabi sen degilsin.benim sorum gayet samimi bir sekilde,düsüncelerimdi,saldiriya gerek yok!!!insanlar düsüncelerini dile getirip sorabilir,makul cevap verme diye bir sey vardir,bana saldirilicaksa hemen silerim sorun degil.... | ||
|
||
benim bu öykü yarismasinda anlamadigim sey, basta öyküsü beklenen yazarlarin tek tek adi verildi. bu sanatla ilgilenen bir kisinin hassasiyetinden kacmayacak önemli bir noktaydi bence.neden yazarlarin tek tek ismi verildi,arada anonsalar yapildi,nerdesin,öykün nerde,ne zaman gelecek diye. sanki ayri bir site,ayri üyeler arasinda yapilan bir yarisma.kendimi bu yarsimadan dislanmis hissettim,soruna bir tek RDX degindi saniyorum.yarismaya cagrilmak icin gerekli olan kriterler neydi?ben bunu merak ediyorum,neden bazi üyeler davet edildi,bazilarinin adi bile gecmedi,yoksa cagrilmayanlar yetersiz olarak görülen kisilermiydi? Daha yeni oluşturulan bir öykü yarışması olduğundan üyeleri rahatsız etmek istedim. Başlangıçta seçtiğim üyelerde gözüme çarpan veya zamanla benimsediğim yazarlardı. Onların en azından teşviki ile katılım sayısının artmasını umdum. Zaten bir süre sonra bu yaptığımın -ilk bakışta önemli bir çıkarım sağlamasına rağmen- çevrimsizlik olduğunu düşündüm. Yani, küçük bi dönüşüm umudu ile koca bir alanı yoketmek.... Bu uygulamadan vazgeçildi. Anons yapılmadı aslında, bu öyküye katılımın sağlanması için üyelerin adı yazılarak baskı kuruldu. Ama işte bir kaç üyenin geri dönüşü veya daha doğrusu geri dönmemesi yüzünden bunun hesapsız yapılan bir çıkarım olduğu konusunda kendimle hemfikir oldum. Özel olarak belirli üyelerin üzerine gidilmesi, sadece onların ilk bakışta desteğini esirgemeyeceği izlenimini edinmemden kaynaklandı. Yani bu seçimin kesinlikle yetkinlik düzeyi ile ilgili olduğunu size anlamlandıracak bir cümle sarfetmedim ve böyle bir konumlandırma yapmadım. Başlangıçta, ilk mesajda dediğim gibi, herkes öykü yazabilir. Nasıl olduğu önemli değil, sadece yapılan işi ciddiye alması gerekir. "Nerdesin, öykün nerde, ne zaman gelecek" türünde sorular sorulmadı. "Sanatla ilgilenen bir kisinin hassasiyetinden kacmayacak önemli bir nokta" Bu konuda haklısınız, ama inanın yetkinlik düzeyi veya çeper oluşturulmadı. Katılım için teşvik ilk öykü olması nedeniyle yapıldı ama hesapsız oldu. Bu tür bir psikoloji yaratılmadı aslında, ama buna dolaylı yoldan sebep olduğum için üzgünüm... Maksadımız: Yok, ama farklı kişilerin kurgu sanatını ve öykü tekniğini bilmek amaçlı, ki bu öykü yazarının kendini sınamasını sağlayacak... Sıradan biri geniş kalıplı öyküler yazabilir.... Sonuçta ilk öykü yarışmasını yüksek bilinç ile oluşturulacak tekniğe adım adım ilerlemek için oluşturmuyoruz. Herşey ağ kurmada, iletişim halinde olmada, böylece sarmalın en zayıf noktası görülebilir. |
||
|
||
| Senli benli bir cümle kurmadım. Kimsenin özgüvenini sorgulamıyorum.Penceremden gördüklerimi ifade etmeye sizin kadar hakkım var.Karakterimde saldırmak olsaydı farklı cümleler kullanırdım hem saldırıda bulunacağım bir durumda yok. Yanlış anlaşıldıysam da benim ifade sorunum olmuş demek ki... |
||
|
||
| yooo çok önemli bir hata idi eldiven, isimlere endekslenmiş bir konu halini aldı, ayrıca çağırılan isimlerin de edebi kabiliyetleri neye göre değerlendirildi bu da tartışılması gereken bir konu,Forumda kendisini iyi ifade edememiş edebiyatı kuvvetli yazarlar var isimleri verilmediğinden kendisini yedekte hissedeceğinden yazmayanlar olmuştur muhakkak ilk baktığımda mevzu çok hoşuma gitsede isimlerin belirtilmiş olmasından rahatsızlık duydum ve hiç yazmak istemedim daha sonra benim ismimde zikredildi fakat ismimin zikredilmesi benim açımdan bu hatayı örtmedi(diğer üyeler adına)belirli kişiler için düzenlenmiş bir yarışma halini aldı,çok güzel şeyler olabilecekken bunun böyle hatalarla engellenmiş olması üzücü(eldiven bunu art niyetsiz yaptığına inanıyorum yada inanmak istiyorum)bu eleştiri ile burada ismi zikredilen şahısların alakası yok lütfen incinmesinler... | ||