SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat Dünyasından Haberler

Konu: Nazım Hikmet Şiirlerle Anılacak

Sayfa: [ 1 ] 2

02.06.2008 10:08:24


Moskova’da, 3 Haziran 1963’te geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda eden usta şair Nazım Hikmet, ölümünün 45. yılında, sokaklarda şiirleri el elden dağıtılarak anılacak.

Nazım Hikmet Kültür Merkezi, ustanın şiirlerini 3 Haziran’da, İstanbul Taksim ve tüm Türkiye sokaklarında dağıtarak, büyük şairin bir kez daha hatırlanmasını sağlayacak.
Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin (NHKM) düzenlediği anma etkinlikleri bir günle sınırlı kalmayacak. NHKM şairin ölümünün 45. yılında, “Nâzım Hikmet Memleket, Memleket Nâzım Hikmetö başlığı altında, 3 günü kapsayan özel bir program gerçekleştirecek


Nazım Hikmet’in hayata veda ettiği 3 Haziran’da ise sabahın erken saatlerinden itibaren, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin organizasyonunda, tüm Türkiye’de ustanın şiirlerinin de yer aldığı bildiri dağıtımının gerçekleştirilmesi planlanıyor. İstanbul’da ise, Kadıköy, Karaköy, Eminönü, Beşiktaş İskelelerinde, 4. Levent Metro ve Taksim Metro çıkışlarında bildiriler, öğlen saatlerinde de Tünel ile Taksim arasında Nâzım Hikmet’in şiirleri elden ele dağıtılacak. Saat 19:00’da ise Haydarpaşa Tren Garı’ndan sanatçıların katılımıyla ve yine şiir dağıtılarak bir yürüyüş gerçekleştirilecek. NHKM bahçesinde son bulacak yürüyüşün ardından, yönetmenliğini Çağrı Kınıkoğlu’nun yaptığı, NHKM ve ICAIC ortak yapımı “Nâzım’ın Küba Seyahatiö adlı belgesel film gösterilecek.

Nazım Hikmet Kültür Merkezi, 3 Haziran’da atölyelerde, okullarda, ofislerde, vapurda, trende, otobüste, her nerede olunursa olunsun, “İster iki satır, ister upuzun bir Nâzım şiiriyle, Nâzım’ın kim olduğunu anlatan ister üç cümleyle, ister seminerler, herkesi yanındakilere Nâzım Hikmet’le seslenmeye davet ediyor.


fikir 02.06.2008 10:22:22
senden öğrendim;
şiiri
tarihi
sanatı
senden öğrendim

insanı
kurtuluşunu
dünyayı
senden öğrendim

her kelimenden
bilgi aldım
her vurgunu
beynime çakıdım

bedreddini
karayılanı
arhaveli ismaili
şoför ahmet'i
kartallı kazım'ı
şayak kalpak'ı
nurettin eşfak'ı
taranta babu'yu
benerci'yi
ve daha nice
toprakta karıcayı
senden öğrendim

memleket sevgisini
memleket özlemini
"vatan hainliği"ni
yaşamı
ve
yaşama dair olan
herşeyi

senden öğrendik

borçluyuz
boynumuz
beynimiz
ve
öğrenipte
yapamadılklarımız
kadar

bıraktıklarına
en içten
saygılarımla




02.06.2008 10:36:24


GÜZ ÇİÇEKLERİNDEN NÂZIM'A ÇELENK

Niçin öldün Nâzım?
Ne yaparız şimdi biz
          şarkılarından yoksun?
Nerde buluruz başka bir pınar ki
onda bizi karşıladığın gülümseme olsun?
Seninki gibi ateşle su karışık
acıyla sevinç dolu,
      gerçeğe çağıran bakışı nerde bulalım?


Kardeşim,
öyle derin duygular, düşünceler yarattın ki bende,
denizden esen acı rüzgâr
       kapacak olsa bunları
bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir,
yaşarken seçtiğin
ve ölümden sonra sana barınak olan
oraya, uzak toprağa düşerler.


Al sana bir demet Şili kasımpatlarından,
al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,
halkların savaşını, kendi dövüşümü   
ve yurdumun kederli davullarının boğuk gürültüsünü
kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,
çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen yüzüne hasret,
benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma güç
                                       veren dostluğundan yoksun.

Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,
zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,
zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,
kinin oklarını aramıştım gözlerinde,
ama parlak bir yüreğin vardı,
yara ve ışık dolu bir yürek.


Ne yapayım ben şimdi?
      Tasarlanabilir mi dünya
      her yana ektiğin çiçekler olmadan?
Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,
      senin halk zekânı, ozanlık gücünü duymadan?
Böyle olduğun için teşekkürler,
      teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.



Pablo Neruda
Çeviren: Ataol Behramoğlu 


fikir 02.06.2008 12:24:19
Son Otobüs

Gece yarısı.
Son otobüs.
Biletçi kesti bileti.
beni ne bir kara haber bekliyor evde,
ne rakı ziyafeti.
Beni ayrılık bekliyor.
Yürüyorum ayrılığa korkusuz ve kedersiz.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık
Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği,
elimi sıkarken sapladığı bıçak.
Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman.
Geçtim putların ormanından baltalayarak
nede kolay yıkılıyorlardı.
Yeniden vurdum mihenge inandığım şeyleri,
çoğu katkısız çıktı çok şükür.
Ne böylesine pırıl pırıl olmuşluğum vardı,
ne böylesine hür.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık.
Bakınıyorum başımı kaldırıp işten,
karşıma çıkıveriyor geçmişten
bir söz
bir konu
bir el işareti.

Söz dostça
koku güzel,
el eden sevgilim.
Kederlendirmiyor artık beni hatıraların daveti
hatıralardan şikayetçi değilim.
Hiçbir şeyden şikayetim yok zaten,
yüreğimin durup dinlenmeden
kocaman bir diş gibi ağrımasından bile.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Artık ne kibri nazırın, ne katibin şakşağı.
Tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı,
güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.
Ve belki, ne yazık,
hatta en güzel yalan
beni kandıramıyor artık.
Artık söz sarhoş edemiyor beni,
ne başkasının ki, nede kendiminki.

İşte böyle gülüm,
iyice yaklaştı bana ölüm.
Dünya, her zamankinden güzel, dünya.
Dünya, iç çamaşırlarım, elbisemdi,
başladım soyunmağa.
Bir tren penceresiydim,
bir istasyonum şimdi.
Evin içerisiydim,
şimdi kapısıyım kilitsiz.
Bir kat daha seviyorum konukları.
Ve sıcak her zamankisinden sarı,
kar her zamankinden temiz.

BarISCI 02.06.2008 12:27:39
Nazım Üstad... Büyük bir değer Türkiye için..
zamanında anlaşılmasa da, horlansa da şiirleriyle hayata bakışıyla büyük bir edebiyatçı...

02.06.2008 13:30:10


NÂZIM'IN YÜREĞİ

Usanınca gerçeklerin yalanından,
kaygan, yüzsüz baskıdan,
tunç Nâzım'ı anımsarım
ve sesini
      biraz hançerimsi :
             "Merhaba kardaşım...
      Ne o, neden yüzün asık öyle
             Boş ver!
      Yoksa şiir mi takıldı bir yerde?
             Gel, birlikte bitirelim.
      Paran mı yok?
             Bakarız bir çaresine, dert değil.
      Kız mı?
             Aldırma bulunur..."
Oysa asıl kendisinde var bir şey,
                  içini kemiren
             yüz çizgilerinden dehşetle akan :
             "Hepsi iyi de,
                 şu yürek ağrısı...
             Adam sen de
                 ağrıyadursun, yaşıyoruz ya..."
Kimisi için şiir bir roldür,
Kimisine bir dükkân,
           kazançtır.
Onun içinse ağrıdır şiir,
           rol değil.
Nâzım'ın yüreği de ağrıdı durdu işte.
Üzerine titreyen doktoru bir gün,
hani pek de güvenemeyerek,
uyarmıştı beni :
            "Bakın" demişti,
            "keskin konulardan kaçının ki
            ağrımasın Nâzım'ın yüreği..."
Hey gidi doktor...
       Hastanız gitti.
Yaramadı çabalarınız.
Yüreğiyse onun
       gizli gizli çarparak
       sürdürdü ağrısını
             ölümünden sonra da.
İçindeki acı için ağrıyor,
Türkler için, Ruslar için ağrıyor,
kendisi gibi mahpusta özgür olanlar için
özgürlükte mahpus gibiler için
            ağrıyor.
Hapishane acılarıyla yanan o yürek
      - ölümden sonra bile -
        dinlemiyor doktorları,
korkak olduğumuz zaman 
           ağrıyor.
Neme gerek dersek
           ağrıyor.
Onun gibi açık yürekle :
            "Merhaba kardaşım..."
             diyemezsek ağrıyor...

Varsın ağrısın
       hepsi için yüreklerimiz,
       tek ağrımasın Nâzım'ın yüreği.


Yevgeni Yevtuşenko
Çeviren: Ziya Yamaç

dares 02.06.2008 13:33:00
Bu  toprakların yetiştirdiği bu yegane değeri saygıyla anıyoruz

02.06.2008 13:55:41


BİR ŞEY

I

Bir şey ki hava gibi ekmek gibi su gibi
Lazım insana lazım onsuz yaşanılmıyor
Ana baba gibi dost gibi yavuklu gibi
Kalp titremeden göz yaşarmadan anılmıyor.

Bir şey ki gözümüzde memleket kadar aziz
Aşk ettiğimiz kendimize dert ettiğimiz
Adını çocuklarımıza bellettiğimiz
Bir şey ki artık hasretine dayanılmıyor.


II

Bir şey daha var yürekler acısı
Utandırır insanı düşündürür
Öylesine başka bir kalp ağrısı

Alır beni ta Bursa'ya götürür.

Yeşil Bursa'da konuk bir garip kuş
Otur denmiş oracıkta oturmuş
Ta yüreğinden bir türkü tutturmuş
Ne güzel şey dünyada hür olmak hür.

Benerci Jokond Varan Üç Bedrettin
Hey kahpe felek ne oyunlar ettin
En yavuz evladı bu memleketin
Nâzım ağbey hapislerde çürür.


Cahit Sıtkı Tarancı

fikir 02.06.2008 14:57:57
Şöyle biraz insanlık ve dünya sorunlarına sıkılsak başlarız hemen: "Ah bee, ben var ya ben aslında bu çağın adamı değilim..." Ya tarih öncesinde yaşamak isteriz ya da yüzlerce binlerce yıl sonra.

Nazım Hikmet, yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen, dünyayı ve olan biteni o kadar bilimsel ve ileri düzeyde kavramışki, bu konuya dizelerinde şöyle diyor:

"Asrım sefil,
asrım yüz kızartıcı,
asrım cesur,
büyük ve kahraman.
Dünyaya erken gelmişim diye kahretmedim hiç bir zaman
Ben yirminci asırlıyım
ve bununla övünüyorum."

02.06.2008 15:23:26
NÂZIM HİKMET'E

Kendi duvarların nasıl tutamadıysa kelimelerini,
bizim duvarlarımız da tutamadı, kardeşim,
kelimelerin buldu bizi.
O gün cezaevinde geldi yanıma
pek iyi bildiğin cezaevi fısıltısıyla
o ince yazar, Albert Maltz...
Hayatı anlatan şeyler söylemekti onun suçu da,
barışı, umudu, özlenen şeyleri...
Özgür olduğunu söyledi bana.
Özgür, dedi, Nâzım Hikmet özgür artık,
özgürlük içinde dolaşıyor kendi ülkesinde,
açık alınla söylüyor türkülerini bütün insanlar için.
Nasıl anlatırım dostum, yoldaşım, kardeşim,
hiç görmediğim ama çok yakından bildiğim,
başımın üstünde tuttuğum kardeşim benim...
nasıl anlatırım bunun anlamını sana?
O anda biz de kurtulmuştuk çünkü.
Çünkü seninki gibi bir türkü tutturmuştu benim kalbim de,
kimseyi senin kadar yakından tanımadım,
senin kadar, senin gibiler, bizim gibiler kadar,
ulusların üstünde bir kardeşlik kuran;
bir de bizi susturacaklarını sanıyorlar,
suspus edeceklerini duvarların ardında.
Senin uğruna ufak bir tokat atmıştık bir zamanlar,
ama sen oldun bizi kurtaran
ülkenden millerce ötedeki bir ülkenin iki yazarını,
kötülerin kötü işler çevirdikleri bir ülkenin,
özgürlüğün utançla başını eğdiği bir ülkenin,
ama uyanacak bir ülkenin yazarlarını.
Sen kurtulunca anladık biz
kısa süresini kendi duvarlarımızın,
soytarıların, yılışık katillerin kurduğu duvarların;
ışığa, zafere giden yolda kısa bir süredir bu...
ama bunları anlatmanın ne gereği var,
sen zaten biliyorsun yüreğimizin türkülerini!


Howard Fast
Çeviren: Ülkü Tamer 


02.06.2008 15:31:16
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
                                    diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                            yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
                                       yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
             hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...



Nazım Hikmet 1948


İlk ögrendıgım, ilk okudugum  şiiriydi ... Tamam demiştim ; '' hiç ölünmeyecekmiş gibi... ''

fikir 03.06.2008 00:25:25
3 Haziran 1963'den 3 Haziran 2008'e tam 45 yıl geçmiş...

Nasıl da dimdik duruyorsun
Nasıl da hâlâ içimizi ıstıyorsun
Nasıl da binlerce yeni gençle tanışıyorsun

Bir lise öğrencisi, elinde senin fotoğrafının olduğu bir kağıdı fotokopi çektirerek çoğaltmasına şahit oldum.
"Nedir o?" diye sordum. "Nazım Hikmeti anacağız okulda onun tanıtımı" dedi.
Okul idaresi mi organize ediyor" diye sordum. "Hayır, gizli yapıyoruz. İdare duysa izin vermeyecek" dedi.
"Anmayı nasıl yapacaksanız" diye sordum. "35 sınıf var, her sınıftaki bir arkadaşımız bu tanıtımdan bir kopya vereceğiz, beilirtilen saatte bir sınıfta toplanıp şiirler okuyacağız" dedi.

İşte Ustam daha bugün gözümün önünde onlarca gençle tanıştın ve kalplerine girdin.

Sanırım ölümü en huzurlu olan insanlardansın...

Çığ gibi büyüyorsun...

ulgnil 03.06.2008 00:39:06
koca yürek koca dev
aşkı da davayı da
sonuna kadar
sürükledi ardında

ne kadınlar dillendirdi
şiirlerini
ne hüzünler
gelip oturdu
şah damarına
ve
memleketin
nasıl bir türkü oldu
da aştı çağları
coğrafyaları

neye yanarım
bilir misin
aşka
sevdaya
davaya
ve yurda
bu kadar tutkunken
sen
ve bir şahlanışla esip geçerken
ne eziyetler ettik sana
ömrünün baharında
ezdik geçtik umutları
hep sakladın
arzuları bir görüş gününe

tüm dünya
bilirken kadrini
anlamışken
değerini
biz
dilinden düşmeyen
memleket
toprağında bile
ne
barındırabildik
ne
de
yatırabildik seni




fikir 03.06.2008 08:57:22

OZAN

I.

Kar yağdı bütün kış. Bir ağır düş.
Kar yağdı bütün kış kederli ülkemize
ormanın soluğu ıslak toprakla birleşti
karayel budayıp geçti bütün yamaçları
ak kefenler sarardı ve çürüdü durup dinlenmeden
buruştu çocuklar silinip gitti çoğu
kızamık gülleri açmıştı omuzlarında

Kar yağdı bütün kış
ve ben düşledim seni
Ülkemiz yurdumuz sevdamız kardeşliğimiz
ülkemiz yurdumuz aydınlığımız gençliğimiz
yedi yaşında otuz yaşında yetmiş yaşında
çağların tuzlu kemiklerinde birleşen
ülkemiz yurdumuz yani yenilmez umudumuz
ülkemiz yurdumuz kocamayan gelinimiz
yazan kalemimiz öfkeli sevincimiz
alın yazımız bitmez çilemiz

Ülken ve yurdun
ıslak hücreler dar odalar ağır anahtarlar
yetesin diye bu taşlar ormanında
kulak zarın yırtılsın diye sessizlikten
sararsın diye sesin demir parmaklıklarda
kireç tutsun paslansın diye eklem yerlerin
ülkeler ve yurtlar kurdular sana
kara anahtarlar ve soğuk odalardan

Kar yağdı bütün kış
kederli ovaya

Bir madenciydin ayağa kalkışınla
bir sabır yarattın köylü duyarlığınla
dostlar her zaman dost olmasa bile
metrelerle ölçülse de genişlik
bir işçi bir köylü gibi yaşadın günü-geceyi
umudun işçisi sabrın köylüsü
bayram yeri gibi onurlu yüreğin
dostlara pay ettin yıllar boyunca.

II.

Sen memleketten uzak
hasretin bir türlüsüyle delik deşik yürek
dalgın yorgun ve yalnız
bir otel odasında
malın-mülkün olmadı
hasretten başka

Sen memleketten uzak
hasretin bin türlüsüyle delik deşik yürek
dalgın yorgun ve yalnız bir otel odasında
tepeden tırnağa âşık
sevilen her kadına
tepeden tırnağa âşık
mavi tana köpüren suya yeşeren ota
kırmızı balıkların

Kara gözlü karıncaların dostu
trenlerin uçakların vapurların eksilmez yolcusu
on dokuzunda delikanlı
altmışında delikanlı
usanmaz ve uslanmaz sevdalı
belki Paris'tesin St. Michael Rıhtımı'nda
hava güneşli ve sancımıyor yüreğin
sen memleketten uzak
hasretin bin türlüsüyle delik deşik yürek
bir güvercin gibi geçer İstanbul
mavi gözlerinin içinden
Sarayburnu Kadıköy Gülhane Parkı
bir acı sözünle geçer
mavi kederli gözlerinin içinden
belki uçarsın karlı Ukrayna ovalarını
aklında Tuz Gölü Konya Ovası
aklında ülken sekiz bin metre yukarlarda
Lejyonerler Köprüsü'ndesin belki Prag'da
Vıltava suyunun köpüklerinde gözün
ama aklın İstanbul'da Beyazıt Meydanı'nda
Bursa'da Çankırı'da Diyarbakır'da
yaşarsın en belalısını sanatların
yaşlı yorgun ülkenden uzak
ekmeğini kendi öz kanına banarak
kederli bir ırmak gibi çoğalarak
kendi sıcak dost masmavi denizlerinden uzak
yaşarsın en kanlısını sanatların

Sen memleketten uzak gurbet işçisi
hasretin bin türlüsüyle yaralı ozan
senden öğrendim umudun söz dizimini
senden öğrendim inancın tatlı dilini
sen on dokuzunda sevdalı ve delikanlı
sen altmışında sevdalı ve delikanlı
sen memleketten uzak gurbet işçisi
hasretin bin türlüsüyle yaralı ozan
ustam benim! hasretlerin, ayrılıkların ozanı!

Özdemir İnce

03.06.2008 10:14:53
3 HAZİRAN 1973


korkmadan yazdı şiirlerini sokağa çıkar gibi rahat
ancak yalan söylemeyenler korkmaz rahat yazmaktan
sokağa çıkarken bildi karıştığını kimlerin arasına
kimlerin yanında yer alacağını kimlere karşı
bildi bir kavgaya raslayınca kaçmayacağını
güçlüyse bir yanı kavganın bir yanı haklı
bildi yerini alacağını haklının yanında
savaşacağını yılmadan boyun eğmeden güçlüye

apaçık yazdı şiirlerini bir avuç su içer gibi yalın
ancak haklı olanlar korkmaz yalın konuşmaktan
ırmağa bakarken dedi su nasıl her şeyi gösterirse
hangi kaynaktan çıktığını döküleceğini hangi denize
ağaç nasıl sererse gözler önüne tohumu ve çiçeği
duru olmalı öyle konuşulan söz de eylem de
insana aykırıdır çünkü doğaya aykırı olan
çünkü engelleyen yok bulanıklıktan başka gerçeği

umutla yazdı şiirlerini sabahı bekler gibi doluyürek
ancak emek verenler korkmaz yarını beklemekten
içeri girerken düşündü bir gün açılacağını kapıların
toprakta tohum neyse insan odur dört duvar arasında
ne çaresizlik yaraşır ona ne eli kolu bağlı oturmak
yeter ki bilsin terden varılacağını mutluluk harmanına
bilsin girdi mi savaşa dayanmak gerekeceğini
güneşin er geç buluttan çıkacağını ihanet etseler de

verimli bir şafak dölüdür nâzım'ın şiiri
inmiş yeryüzü tarlasına insan dilinden
eğitir bilinç ocağında kiminin yüreğini
kiminin ateş yağmurudur ter dökmeyen alnına

Kemal Özer


Sayfa: [ 1 ] 2