|
||
| Yazım şekilleriyle ilgili bir tartışma açmak istiyorum. Daha doğrusu kendimi eksik gördüğüm bir konuda birikimlerinizden yararlanmak istiyorum. Kısa veya uzun; edebiyat, felsefe gibi yazılarda, kullanılan yöntemler vardır ve sürekli kendini yenilemektedir; Bazen, insanlar yazılarının aralara birkaç eski Türkçe kelimeler giydirerek, Bazen, imgeleme dediğimiz daha çok olayları doğadaki bazı hareketler veya duygu yoğunluğu yaşatan kelimelerle zenginleştirirler, Bazen, sade bir Türkçe’yi cümle içinde yapılan atraksiyonlarla çekici hale getirilerek, Bazen, bu yazım tarzlarını bir kaçını kullanıp bir renklilik verilerek, Yazıları daha çekici, farklı okunur bir nitelik kazandırılmaya çalışılır. Bu yazım tarzları daha da genişletilebilir, fakat benim dikkatimi çeken bunların dışında yeni yeni kendini gösteren bir yazım tarzı; Şöyle ki; bu bir şiirde veya düz yazıda olabiliyor. Yazar cümlesinde kullandığı yazıların çoğunu veya tamamına yakının kelimenin kökünden yola çıkarak, fakat farklı ekler veya noktalama işaretlerinden yararlanıyor, bazen de arka arkaya ilişkisi olmayan türettiği kelimeleri kullanıyor. Bu tür yazı ve şiirleri ilk okuduğumda gözüme hoşta geliyor. Bir emek, yoğunlaşma olduğu belli. Fakat bu tür yazılar ben de iz bırakmıyor; normalde güzel söylenmiş sözleri aklıma hatta bezen defterime yazmaya çalışırım ve bunu kullanırım da. Ama okurken, bende olumlu izlenim bırakan bu tür yazılardan, şu anda geriye doğru baktığımda esame yok. Böyle olunca aklıma ister istemez arabeskin müziğimizdeki yeri geldi. O da öyle değil mi? Bilinen bir türkü veya şarkı üzerinde biraz oynanıp, kendi ‘müziği’yle birleştirildi. Zamanın da tutuldu da, dinlendi, hala da dinleniyor. Peki müzikle biraz ilgilenen bir insana Cugili’nin veya Bayhan gibi kişilerin parçasının müziği nasıldı, sözleri neydi diye sorarsanız, size bir cevap veremeyecektir. Çünkü bu tarz müzikte kalıcı olamamıştır. Bundan da yola çıkarak, yukarıda açmaya çalıştığım, bu yazım tarzı, acaba edebiyatımızın arabesk eğilimi mi, diye kendi kendime sormaya başladım. Bu bir eleştiri değil, belki de benim eksikliğimden kaynaklanan bir şey de olabilir. Ama sonuçta okuyorum ve bir konuda algılama sorunu yaşıyorum. Yazar bunu bilmeli ve bu sorumlulukla eksikliklerimi giderecek bilgiler vermeli. Yazar arkadaşlardan da bu tarz yazılar yazan veya bu tarzı bilenlerden yardım istiyorum… şahsen ben yazıyorum ve o an hangi duygularım ağır basıyorsa ona göre yazıyorum.. bu bastırılmış (arabesk) duygum olabiliyor çocukluk duygum olabiliyor veya aşk.... değişkendir yanii.. ama sana katabileceklerim noktasında (ki varsa) hazırım.. sevgili istanblue, önce bir test edelim; söylediğim tarzda yazdığında, sonra dönüp okuduğunda 'nasıl biraraya getirmişim' dediğin yazıların veya cümlelerin aklında kalıyor mu? Veya başkalarının bu tür yazıları sende nasıl bir etki yaratıyor? İlham mı alıyorsun, yoksa unutuyor musun?.. kendi yazdıklarıma baktığımda çoğu zaman sorguluyorum... evet sonrasında , nasıl bir araya getirmişi, diye soruyorum kendime.. ve hatta bazen öyle oluyor ki, düzenleme gereği bile duyuyorum... aklımda kalan cümlelerim çok... başka yazaralara dair okuduklarım da etkisinden sıyrılamadığım dizeleri oluyor... zaten bunların etkileri doğrultusunda kendimce bir şeyler yaratıyorum bende... tek kelimeyle ilham alıyorum... ilham almazsam zaten unuturum.. Başlık için yazdığım yazının yayınlanmasından henüz 24 saat bile geçmeden, tartışma edebiyat dünyasını sarsmaya başladı!.. Yazıyı okuyan Radikal Kitap’ın yöneticileri, bugün piyasaya çıkacak ek’in baskılarını durdurup, 18. sayfadaki mevcut yazının yerine Yücel Kayıran’ın Orhan Kahyaoğlu’nun son kitabıyla ilgili yapmış olduğu değerlendirmeyi koydular. Hoş, bu değerlendirme benim eleştirilerime tam yanıt vermemekle birlikte, adına post-İkinci Yeni dedikleri yeni akımın işaretini vermektedir. Edebiyatın sadece şiir dalını kapsayan bu cevabi yazı da, bundan sonraki tartışmalara ışık tutacağını umuyorum. Radikal Kitap’ta çıkan yazıların, internette yayınlanması ancak iki gün sonra olduğu için, ilgilenen yazarları ve okurları fazla bekletmemek adına özetleyerek yazıyorum: ‘‘Yeni bir şiir dili Türk şiir ortamında, yenilikten, yeni bir şiirden söz etmek için, Batı’yı referans edinme dönemi bitti. ….. Orhan Kahyaoğlu, üçüncü şiir kitabı, ‘Rahimdeki Ot’ 2007’de yayımlandı. Belirtmek gerekir ki, sözünü ettiğim bu yenilik, rastlantısal değil; bu yeniliğin temelinde altı doldurulmış bir şair kimliği söz konusudur. Orhan Kahyaoğlu, sadece kendi şiirini yazan ve sadece kendi şiiriyle ilgilenen ‘tüketici’ bir şair değildir. Gerek Türk şiir ortamının gelişimine, gerekse Türk şiir kültürünün üretimine katkıları olan bir şair. ….. Bu şiirin neliğine, yani yeniliğine gelince… Kahyaoğlu şiirin genel diyebileceğim temel diyebileceğim, üç temel ayırıcı özelliği var. Birincisi; bu şiir, şiirin bilindik forumunu devredışı bırakmasında ortaya çıkıyor. Alıntıda yer alan parça, dize formuyla da yazılabilir; yazıldığında da değişen bir şey yok. Nitekim Kahyaoğlu, kitabın birinci ve son şiirini, alt alta dize formatında yazmış, ama o kısımları da yukarıdaki formata yazıp okuyabilirsiniz; söz konusu şiirin iç yapısı veya tini bozulmuyor… İkincisi; bu şiir, kelimeden oluşan bir şiir, kelime üzerine kurulu bir şiir bu. Şiir kelimelerle yazılır. Evet Mallarme’den beri biliyoruz. Şiirler fikirle değil, kelimelerle yazılır. Kahyaoğlu’nun şiiri bağlamında benim işaret ettiğim, ‘fikir’ ile ‘kelime’ arasındaki ayrım değil. Kahyaoğlu, şiir cümlesi içindeki, her ana kelimeyi (yüklem işlevi gören kelimeyi) özne durumuna getiriyor. Bunu iki yoldan yapıyor. Birincisi, soyut olanı somut olanla adlandırıyor; ikincisi daima adlandırıyor, yani göstereni, gösterilenle değil, yine başka bir gösterenle tanımlıyor. Örneğin, ‘‘tutku, o vahim ot’’ derken, tutku , vahim ‘ot’la, ‘‘zaman kayıp harf ayakta’’ derken, harf ‘ayak’la, zaman ‘kayıp’la adlandırılıyor. Böylece, bu şiirde, her kelime tekil bir ada haline geliyor. Bu kuşkusuz her şairde bulunabilecek özelliktir, evet, her şairde bu tür özellikler bulunabilir. Ancak Kahyaoğlu’nun şiirinde, bu özellikler bulunmuyor, Kahyaoğlu, şiirini bu özellikler üzerine kuruyor. Burada Mallarme söz konusu değil, burada söz konusu olan olsa olsa Derrida: ‘‘gösterge-gösteren-gösterilen piramidinde, gösterilen de bir gösteren durumundadır.’’ Bu şiirin neliğini oluştura üçüncü özellik ise, estetik olanda ortaya çıkmakta. Kahyaoğlu’nun şiiri uyum ilkesinin buyruğunda, diyalektik gerilime ve iniş çıkışlara olanak vermeyen aynı türden bir ritim üzerinde gelişmektedir. Kabul etmek gerekir ki, ‘gelişme’ (veya ilerleme) kavramı, Kahyaoğlu’nun şiirinin neliği için uygun bir kavram değil. Çünkü şiir metnini okumaya başladığınızda, metin gelişmiyor veya ilerlemiyor, uyum ilkesince sanki bir şey açılıp ve kapanıyor. Çünkü şiiri okurken, bir an durup, şimdi nerdeyim gibi bir sorunun yanıtına metin olanak vermiyor. Bulunduğumuz bir zemin yok. Anlatıcı/tanımlayıcı olandan başka özne yok. İnsanın varlığı yok. Varlık dil içinde yok oluyor. Kahyaoğlu’nun şiirindeki bu yeniliğin Türk şiir zinciri içinde gerçekleştirilmiş bir yenilik olduğunu ileri sürdüm. Elbette temellendirmek gerekiyor. Kahyaoğlu’nun şiirini anlamak için, Türk şiirinin geriye doğru zaman dilimini hesaba katmamız ve Türk şiir zincirine eklemlendiği noktayı belirlememiz gerekir. Kahyaoğlu tutarsızlık alanlarına savrulan bir şair değil. Kahyaoğlu’nun, bir Melih Cevdet sever, bir Ece Ayhan, bir Can Yücel, bir İsmet Özel sever olduğunu biliyoruz. Ama Kahyaoğlu’nun şiirleri bu şairlerden hiç birinin şiirine benzemiyor. Cemal Süreya ile Edip Cansever’in dile getirdiği iki argümanın, Kahyaoğlu’nun şiiri için kilit açıcı nitelikte olduğunu savunacağım: 1- Dize işlevini yitirdi 2- Şiir geldi kelimeye dayandı. Bu iki argüman, Kahyaoğlu’nun kurduğu şiirin şifresi durumundadır. Kahyaoğlu’nda dizenin işlevi yoktur, şiir gelip kelimeye dayanmıştır. ….. İkinci Yeni şiirine baktığımızda, aslında, hiçbir İkinci Yeni şairinin, yukarıda sözünü ettiğim iki ilke bakımından başarılı olmadığını söyleyebiliriz. İkinci Yeni şairleri, ne dizeyi devre dışı bırakabilmişler ne de şiiri tek kelime üzerine kurabilmişlerdir. İki kelimenin işbirliğiyle oluşan anlam, orada tek kelimeye indirgenebilmiş değil. Yani İkinci Yeni’de gösterge olarak kelime, hem göstereni hem gösterileni içermektedir. ….. Kahyaoğlu’nun şirindeki bu yeniliğe post-İkici Yeni diyorum: Post-İkinci Yeni derken kasteddiğim, İkinci Yeni şiirinin tekrarı veya devamı olan bir şiir değil, o anlayışı kendi şiiri için çıkış olarak gören bir şiir de değil, onun kuramında olan ama orada ‘hasret’ olarak kalanla yeni bir şiirin kurulmuş olmasıdır. Ama bunun, etik olana karşı estetik olanın geri döndüğü günümüz postmodern ortamından bağımsız olmadığını da belirtmem gerekecek. Çünkü, su gibi, ele avuca gelmeyen, kendini, yakaladığınız sandığınız anda başka bir yerde boy gösteren bir şiir durmaktadır karşımızda.’’ Orhan Kahyaoğlu’nun son kitabı Rahimdeki Ot’dan alıntılar yapan olsa da, görsek tartışmamıza bir şey katacak mı?.. Bu arada kitap, Metis’ten çıkmış ve 5 ytl. |
||
|
||
Kitap şu dizelerle açılıyormuş ; (http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2010) kuşun gagası, aşk için sivrilen. ağlayan azize kurutuyor yüzündeki beni. kalan uzun izin ucu yüreğe bağlı. doğal ikon, arzuyla var olan kemer. bu putun gözleri emel, sırtı tarikat. ibadeti duasıyla terk eden eser. sıra aşktan sırrı çözmekte! asırlar önce oluşan beden, gece. nuh'un gemisi ulaşmadı rakıma. su oldu çünkü rakım. nuh katamadı gemisini ruhuna, bir boşlukta kalakaldı, ah etti aşka. Ama aslında ben yazılanlardan bir şey anlamadım. Formül var orda. Onu da anlamadım. Merak da ettim. Siz tartışırken ben belki anlarım. Diye. Kitap şu dizelerle açılıyormuş ; (http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=2010) kuşun gagası, aşk için sivrilen. ağlayan azize kurutuyor yüzündeki beni. kalan uzun izin ucu yüreğe bağlı. doğal ikon, arzuyla var olan kemer. bu putun gözleri emel, sırtı tarikat. ibadeti duasıyla terk eden eser. sıra aşktan sırrı çözmekte! asırlar önce oluşan beden, gece. nuh'un gemisi ulaşmadı rakıma. su oldu çünkü rakım. nuh katamadı gemisini ruhuna, bir boşlukta kalakaldı, ah etti aşka. Ama aslında ben yazılanlardan bir şey anlamadım. Formül var orda. Onu da anlamadım. Merak da ettim. Siz tartışırken ben belki anlarım. Diye. zaten ben de anlamak için bu başlığı açtım... erbapları yazarsa hep beraber anlayacağız... inşallah... |
||
|
||
| fikir bunlar yazmakla anlaşılacak bir nokta değil, belirttiğin gibi kelimelere verilen acıyı hissedebiliyormusun fikir bunlar yazmakla anlaşılacak bir nokta değil, belirttiğin gibi kelimelere verilen acıyı hissedebiliyormusun kelime çığlık atıyor; alın bu eki peşimden, o harf orada acı veriyor bana, anlamımı yitirdim bunu hissediyorum. nereden hissediyorum? o kelimelerden kurulmuş cümleler veya şiirler bende kalıcı bir iz bırakmıyor, o an hoş gelmiş, sonra çekip gitmiş. oysa "akvaryumlu meyhanelerde" diye başlayan şiirler gibi bir sefer okuyunca, amentü gibi olmalı... kelime beynime kazınmalı, kafama çarpıp gitmemeli... tüm sıkıntım -bilerek sıkıntım diyorum, çünkü belki de bu sorunu sadece ben yaşıyorum- bunda n ibaret.. sen kendini kelimelere kazıyabiliyormusun peki yine sorguya başladın, elç arkadaş... (in sen'de kalacaktı...) kelimeler demiyelim de ben harflerin bir sonucuyum, onlardan doğdum... karşılıklı etkileşim olmadıkça kazınma olamaz diye düşündüğümdendir bu sorum kelimeler ancak sen onlara doğru adım atarsan sana doğru yönelirler Bu konuyu biraz açar mısın?.. Çünkü hayatım harfler, kelimeler, cümleler, satır araları, bunlara verilebilecek estetik güzelliklerle geçiyor... ama bu konuda bir sıkıntı yaşıyorum... |
||
|
||
| kelimelerle kendinden geçip sarhoş oldunmu hiç onlarla bütünleşip koptuğunda acı çektinmi gece yatağından kalkıp kan ter içinde onları içinden çıkartıp liflerini kopartıp köklerini gördünmü hiç çok güzel tasvir etmişsin... hani ben anlatsam bu kadar iyi anlatamazdım kelimelerle olan ilişki mi? diğerleri düşünsel, fakat emin ol uykumu kaçıran veya bana esin kaynağı olabilecek kelimeler için gece kalkar not alır geri yatarım. çünkü o yoğunlukta kendime çok güvendiğim geceler de olmuştur, sabah bunu yazarım diye, ama hatırlayamıyorum bazen. bende riske girmemek için kalkıp yazıyorum... o tek kelimeden bazen çok büyük ve değerli şeyler çıkıyor... büyük ve değer kelimenin kendisidir zaten çıkan sadece yansımalardır ve aldatıcıdır kelime ve ve yalnızlık hayatın tadı tuzu.. kendinize ait değilse lütfen kaynak belirtin...kucaklamak isterdi ölümüve sonsuzu.. buruşuk yüzler arasında,bezler arasında bircanlı başparmagını emdi (yıkanmamış ve kanlı) cahidi ne bilsin libodonun adını duymuşyu belki belki aşkın kokusunu, tadını sonradan uzun olan yumuk parmaklarında. yıkandı çinko tasın sıcak ırmaklarında..... |
||
|
||
| yuregınmı kanıyor fıkrı neden sorguluyorsun bırak dılını ac agzını sustur bedenını neyı vurguluyorsun bır acı varsa cıcekte bıle patlar nehırlerde yanar denızlerde susuz kalır bır acı varsa derınlerınde kıtaplarda sozsuz kalır vucudunda cansız ve ruhun bedensız aradıgın sey tarz... yasama tarzı nasıl anlatsın mavı sehır nasıl anlatsın ıstarın kulu soyle nasıl anlatılır kı her kelıme az sımdı al elıne dıl kalemını ve yaz kalbının derınlerıne dımagından cıkanlar hangı renk? pembe! acın yoksa dımagında sekerdır ama bır damla varsa dıl kırık kara tekerdır... Ama bunlar, "fikir"in bahsettiği şiirlere örnek değil. ![]() Alıntı kuşun gagası, aşk için sivrilen. ağlayan azize Şair burda ne demek istemiş?kurutuyor yüzündeki beni. kalan uzun izin ucu yüreğe bağlı. doğal ikon, arzuyla var olan kemer. bu putun gözleri emel, sırtı tarikat. ibadeti duasıyla terk eden eser. sıra aşktan sırrı çözmekte! asırlar önce oluşan beden, gece. nuh'un gemisi ulaşmadı rakıma. su oldu çünkü rakım. nuh katamadı gemisini ruhuna, bir boşlukta kalakaldı, ah etti aşka. Mesela Sunay Akın da kelimelerle oynar, kelimelere oynar. Şiiri yanlış hatırlıyor olabilirim , mesela "denizden uzaklaştıkça artar / hem bir kentin giriş tabelasındaki / hem de bardağımdaki rakım" gibi. Ya da çukur şiiri. Bunlarda, acıyı anlayabiliyorum ama yukardakinde ı ıh. yuregınmı kanıyor fıkrı neden sorguluyorsun bırak dılını ac agzını sustur bedenını neyı vurguluyorsun bır acı varsa cıcekte bıle patlar nehırlerde yanar denızlerde susuz kalır bır acı varsa derınlerınde kıtaplarda sozsuz kalır vucudunda cansız ve ruhun bedensız aradıgın sey tarz... yasama tarzı nasıl anlatsın mavı sehır nasıl anlatsın ıstarın kulu soyle nasıl anlatılır kı her kelıme az sımdı al elıne dıl kalemını ve yaz kalbının derınlerıne dımagından cıkanlar hangı renk? pembe! acın yoksa dımagında sekerdır ama bır damla varsa dıl kırık kara tekerdır... yüreğimi kanatsa sorun kalmayacak sorun yüreğime ulaşamadan buhar olup gitmesi harfler/kelimeler ruhuma inip acı çektirdiyse başım gözüm üstüne ama sadece kendi kendine acı veriyorsa kırmalı kalemi... Tarz dediğin nedir ki; mimik, ses tonu, vurgu eline kalem alan da fazlasıyla yok mu ama kelimeler gülerken cümle ağlıyorsa kır kalemi kes cezanı... İyi yazmak da iyi okuma yapmak gibidir, öğretilemez. Bunun hırsızlık etmek için gerekli olan arka kapısı, tenha bir tarafa bakan bir penceresi yoktur ![]() |
||
|
||
| Yazının hepsini okumadım ama ne önemi var ki? Bir şiir yada edebiyat eseri bir düşünceyi, orjinal bir tavrı barındırmıyorsa yada duyguyu yalın olarak veremiyorsa anlamsızdır bence. Sunay Akın ne yapar ki mesela, kelimelerle oynamak dışında, kahretsin ki şiir yazınca onun gibi yazıyorum bazen.. | ||
|
||
| antik acılar geçim parası için nice yaşlının eski istanbul evlerinden getirdiği eşyalar üstüne kar koyulup satılıyor antik acılar çarşısında AT KOKUSU son evi gösterin bana istanbul da vapur sesinin duyulduğu ki kapısını çalıp söyleyeyim içindekilere daha çok kedi yavrusu ezilsin diye eski iskeleleri sahil yoluyla ayırdıklarını denizden karşılığında ben de size kanaryası ölüp kuaför salonuna dönüşmeyen kaç mahalle bebberinin kaldığını söylerim ya da kaç fötr şapkanın tutsak olduğunu askısında kaç faytoncunun artık taksicilik yaptığını da bilirim ama söylemem onu da siz bulun dikiz aynasına takılı boncuklardaki at kokusundan ......... annesinin dizlerinin dibinden hiç ayrılmayan uslu bir çocuk gibidir limandaki deniz ama sokağa çıkıp dalga olmak geçer içinden GİDERKEN BİLEREK Mİ YANINA ALMADIN GİDERKEN BAŞININ YASTIKTA BIRAKTIĞI ÇUKURU GÜVENİYORDUM OYSA BEN SEVGİMİZE VAPUR İSKELESİ YA DA TREN İSTESYONUNDAKİ SAATİN DOĞRULUĞU KADAR BENİ SENİN GİBİ BİR DE ANNEM TERKETMİŞTİ Kİ GÖBEĞİMDE DURUR ONUN YOKLUĞUNDAN BANA KALAN ÇUKUR Sunay akın şiirlerinden. sadece kelimelerle oynanmadığı dikkatle ve duyarlı bir yürekle okunursa hemen anlaşılır. olağanüstü bir incelik,mükemmel betimlemeler,ve kelimelerin eşsiz dansı daha bir büyülü kılar akın ın şiirlerini bence haksızlık ediyorsun sunay akın a ve eğer gerçekten onun gibi yazabiliyor isen de kendine. |
||
|
||
| Nazım Hikmet'in "söz"le ilgili şu dörtlüğü aslında ne kadar güzel açıklıyor, kelimelere veren acıyı... "Boşlukta çürür kelâm topraktan gelmemişse toparağa dalmamışsa kökünü salmamışsa" ve yine Paplo Neruda bir şiirinide Aragon'a şu soruyu yöneltir: "Neden ağaçlar Köklerinin güzelliğini saklarlar?" |
||
|
||
| Şiir'i nasıl değerlendiririz bilmiyorum, hepimizin bunun için farklı bir yolu, kelimelerin hepimize ifade ettiği farklı anlamları vardır elbet. Ama ben şairden olağanüstü bir düş gücü yada biraz olsun filozofluk bekliyorum. Gerçekten beğendiğim şair sayısı da bu mükemmelliyetçiliğim yüzünden az biraz. Benimkisi Sunay Akın'ı beğenmemekten öte aklımda yada duygularımda herhangi bir iz bırakamaması. Sıkılmadan okurum ve biter ve raflardan birine kaldırır, unuturum şiirlerini.. Nazım, Cemal Süreyya, Pablo Neruda, Özdemir Asaf yada Oruç Aruoba gibi üstün bir düş gücüne yada filozofluğa sahip olduğunu düşünmüyorum kendisinin. Kendi yazdıklarım da ne yazık ki aynı şekilde, şiirimi doğuran duygu ölünce şiirim de ölüyor, bilinçaltımdan fışkıranlarla doldurduğum geniş sayılabilecek bir şiir arşivi oluşturdum ama ikinci defa açıpta yüzlerine bile bakmadım. | ||
|
||
| sayın asyanın başlattığı tartışma konusuna bakıldığında Sunay AKIN 'ın konuyla bağdaşmayan bir yazım kullandığını düşünüyorum.Sanırım asya kelimelerin kullanımında yapılan form değişikliklerine ilgi çekmek istiyor.Bu tip herhangi bir yazıyı okumak bana işkence gibi geliyor.Yazanın yazıyı yazdığı andaki halvet-i ruhuyyesinin göstergesi. Cümleler bana harflerinin yeri karışmış, aralarına - ( )..işaretleri konmuş zavallı kelimeler topluluğu gibi geliyor.Kelimelerden çıkabilecek anlamları bulmaya çalışırken özü kaçırdığım oluyor.Eski kafalıyım belki ama ne yapalım | ||