|
||
| Evrimci Psikoloji Nedir? Evrimci psikoloji insan davranışını doğa ile ilişkisi içinde inceleyen yeni bir bilim dalı. Biyolojiden kültüre giden yolda bir köprü oluşturarak insan doğasına yeni bir kavrayış getiriyor. Evrimci psikoloji iki ayrı bilimsel devrimin sentezi: Evrimci biyoloji ve bilişsel psikoloji. İlk devrim, genler üzerindeki bilgilerden sonra, evrimci biyoloji de 1960 ve 1970'lerde meydana geldi. Bu dönemin altın kitabı ise Richard Dawkins'in Gen Bencildir (1976) adlı yapıtı. Evrimci biyolojinin kaynağını C. Darwin'in Türlerin Kökeni (1859) adlı çalışması oluşturur. Darwin evrimi `doğal seçilim' ile açıklar. Doğal seçilim genler üzerinde ve onların yararına işlemiştir. Evrimin iki yasası, yani hayatta kalma ve kendini çoğaltma, canlıların davranışlarını belirler ve işte bu, evrimci psikolojiyi oluşturur. İkincisi ise 1950-60'lardaki `bilişsel devrim'dir. Bilişsel psikoloji, düşünce ve duygu mekanizmasını veri ve bilgiişlem kavramlarıyla açıklar: İnsan davranışları zihinsel süreçlerin sonucudur ve zihin bir bilgisayar gibi çalışır. Söz konusu sentez 1990 başlarında antropolog John Tooby ile psikolog Leda Cosmides tarafından `evrimci psikoloji' adı altında gerçekleştirilir: Zihni beyin yapar. Zihni oluşturan psikolojik mekanizmalar, evrim sürecinde doğal seçilim yoluyla, atalarımızın avcı toplayıcı hayat tarzına uyum sağlamak üzere biçimlenmiş işlevsel programlardır. Bu anlamda insan doğası evrenseldir. Mevcut kültürel çeşitlilik bu önerme ile çelişmez. Kültür, topluluklar halinde yaşayan bireylerin zihinlerindeki psikolojik mekanizmalar, tarafından üretilmiştir. Son derece karmaşık ve esnek olan bu mekanizmalar, üretimlerini dış âlemden gelen bilgileri kullanıp işleyerek gerçekleştirirler. Dolayısıyla kültürel çeşitlilik zihnin sosyal bir ürün olmasından değil, doğal yapısı ve işleyişinden kaynaklanmaktadır. Yazı Not : Çıkar Çıkmaz çürütülmüş bi hipotezdir. |
||
|
||
| NLP NEDİR ? Geleceği kazanmak için, önce kendimize bakma, hatayı kendimizde arama zamanı çoktan geldi. Toplum olarak bunun farkına vardık. Kısaca NLP olarak tanınan ve beynimizi anlama ve onu en etkin biçimde kullanma yollarını öğreten Beyin Dili Programlama büyük ilgi görmektedir. Bu ilgi, sadece bizde değil tüm dünyada var. Peki tüm dünyada bu kadar ilgi gören NLP nedir'.' NLP'nin mucizesi nereden geliyor? Niçin herkes sihirli bir değnek gibi ona sarılıyor? NLP, herşeyden önce bir düşünce sistemidir. Bütün sistemlerde olduğu gibi NLP'de de kendi içinde bir mantıksal sıralama vardır. Bu sıralamayı çok iyi anlarsanız, sistemi çok iyi kullanabilirsiniz. Bazılarının anladığı ve söylediği gibi, boş sloganlar, kum motivasyon lafları, insanları gaza getirme yöntemi değildir NLP. NLP, önce kişinin kendini anlaması, kendi iç çelişkilerinden kurtulması, endişe ve korkulanndan sıyrılması ile başlayıp, çevresini, toplumu ve genel olarak dünyayı daha iyi anlamasını, yaptığı hareketlere bu gözle bakmasını ve davranışlarını buna göre düzenlemesini sağlayan bir sistemdir. NLP, birçok kişinin katkısı ile oluşturulmuş, bilimsel temeli olan bir sistemdir. Kısaca söylemek gerekirse NLP, insan davranışlarının modellenmesi üzerine kurulmuştur. Amacı, etkili iletişim kurmak ve sürekli geliştirmektir. Anahtar kelimeler iletişim ve gelişimdir. NLP'yi etkili iletişim kurmak için size gerekli araçlan sağlayan bir alet çantası olarak düşünebilirsiniz. Bu aletleri doğru kullanırsanız işinizde, özel yaşantınızda, insanlarla ilişkilerinizde çok olumlu gelişmeler kaydedeceksiniz. Değiştirmek istediğiniz davranışlarınızı rahatlıkla değiştirebilecek, yeni becerileri kolaylıkla kazanabilecek ve zaten iyi yaptığınız şeyleri daha da iyi yapmayı öğreneceksiniz. Sigarayı bırakmak, uçak korkusu gibi fobilerle başa çıkmak, zayıflamak ve bunun gibi daha birçok konuda bulunduğunuz durumu olumlu yönde değiştirmek ve insanları ikna etmek, onların saygısını ve sevgisini kazanmak gibi başka alanlarda yaşantınızı daha da zenginleştireceksiniz. Mesleğiniz her ne olursa olsun, bu metodları etkili bir şekilde kullanırsanız çok daha başarılı olacaksınız. NLP'nin ne olduğu, adında ortaya çıkmaktadır. - Nöro : Nörolojik sistem, vücudumuzun fiziksel fonksiyonlarini nasıl yerine getirdigi ve beş duyu organımızdan gelen bilgileri işleme tarzı ile ilgilidir.Neuro, insanın beynini ve bütün bedenini saran mükemmel bir ağdır ve hayal tecrübelerimizin sinir sistemimiz sayesinde beş duyumuzla algılanmasıdır. 'Sinir' olarak Türkçe'ye çevrilen "Neuro" kelimesi ile anlatılmak istenen, vücudun sadece %2'sini (genellikle 1369 gram civarında) oluşturan beynin ta kendisidir. Bir çoğumuz beynimizi etkin ve bilinçli bir biçimde kullanamıyoruz. Beyin, kapama düğmesi olmayan bir makineye benzer. Ýnsanların çoğu beyinlerinin esiridir. Sanki otobüsün sürücü koltuğuna zincirle bağlanmışlardır ve direksiyon başkasındadır. Beynimize yön vermezsek, ya kontrolden çıkmış bir halde bir yere çarpıp duracak, ya da bizim adımıza kontrolü başkaları ele geçirecektir. - Lengüistik : Linguistic yani dil (aslında iletişim), bu mükemmel yapının kendi içinde ve çevresiyle olan iletişimini, sinirsel temsillerin kodlandığı, sıralandığı ve anlama kavuştuğu dil ve sözsüz iletişim sistemleridir - Programlama : Programming, bir plan dahilinde işlevleri sıralama ve girdileri belirli süreçlerden geçirerek çıktılar üretmek, belirlenmi? hedeflere ulaşmak için iletişimimizi ve sinir sistemimizi organize etmektir. Her davranışın bir yapısı olduğı görüşüyle yola çıkar.Bu yapı, öğrenilebilir, değiştirilebilir ve modellenebilir. Hangi davranışların faydalı ve etkili olduğunu anlamak, algılama yeteneklerimize bağlıdır. NLP, 1970'li yılların başında (dilbilimci) John Grinder ve (matematikci ve Gestalt terapist) Richard Bandler tarafından Amerikada oluşturuldu. NLP, 'Konusunda yetkin biri ile mükemmel biri arasıdaki fark nedir?' sorusuna yanıt arama çalışmalarının ürünüdür. Bu soruya yanıt aranırken dallarında üstün performans sergileyen bazı kişiler seçilerek (Fritz Perls - Gestalt terapinin kurucusu, Virginia Satir - aile terapisti ve Milton Erickson - psikiyatrist, 'American Society of Clinical Hypnosis'in kurucusu) bu kişilerin sözel ve davranışsal yaklaşımları incelendi. Amaç, mükemmelliğe nasıl erişildiğinin belirlenerek bunun herkes tarafından öğrenilebilir-uygulanabilir hale getirilmesi idi (modelleme). Grinder ve Bandler kullandiklarıi modelleme teknikleri ve kişisel katkılarını, beyin-dil-vücut arasındaki ilişkiyi sembolize etmek icin 'Nöro-Lengüistik Programlama' olarak isimlendirdiler. Günümüze kadar NLP kapsamında, psikoterapi, eğitim, sağlık, iş hayatı, yaratıcılık, yöneticilik, satış, liderlik... gibi çok geniş bir yelpazeye yönelik ceşitli iletişim - değişim becerileri ve etkin yöntemler geliştirildi. NLP, çıkış noktasının da etkisiyle, bir çok kaynakta 'mükemmelliğin bilimi...değişimin sanatı', 'mükemmellik yapısı üzerine çalışma', 'performans teknolojisi', 'istediğiniz sonuçları elde etme yöntemi'...gibi tanımlarla anılmaktadır. Davranış düzeyine ağırlık vererek kestirme sonuçlarıi öne çıkarmak NLP'yi eksik tanımak olacaktır. Davranışların ve görünen sonuçların arkasında, aslında cok katmanlı bir yapı vardır. Daha üst düzeyde NLP, kişisel inanç, misyon ve vizyona odaklaşmaya, sadece birey olarak degil, daha büyük sistemlerin (aile, toplum, evren) bir elemanı olarak insanı anlamaya yönelik bir çerceve sunar. NLP'nin tüm model ve teknikleri özünde iki temel varsayıma dayanmaktadır : 1. Harita yaklaşımı : Çevremizden, sürekli olarak, işleyebileceğimizden cok daha fazla miktarda uyarı alırız ve bu bilgileri kişisel filtrelerimizden geçirerek algılarız. 'Kişisel filtre', insanın yapısına, düşünce tarzına, inançlarına, o anda içinde olduğu fiziksel-ruhsal duruma... baglıi olarak değişir. Yani bir başka deyişle, biz çevreden gelen uyarıları, hep kendi yorumumuzu katarak algılarız. Dolayısı ile mutlak gerceği değil, algıladığımız gerçeği bilir, ona göre davranırız. Herkesin kendine göre oluşturduğu bu 'gerçek'lere 'harita' (veya nöro-lengüistik harita) diyoruz. Davranışlarımızı kısıtlayan ya da çeşitlendiren de bu haritalarımızdır, mutlak gerçekler değil. 2. Sistem yaklaşımı : Gerek insanın kendi içindeki süreçler, gerekse diğer insanlarla ve çevresiyle etkileşimi sistemseldir. Kişiler, toplumlar ve evren, birbiriyle sürekli etkileşim halinde bulunan karmaşık bir sistemler ve alt-sistemler bütünü oluşturur. Bu sistemin herhangi bir parçasını sistemden ayırmak (izole etmek) olanaksızdır. NLP varsayımlarına göre insanların tam ve doğru olarak gerçeği bilmesi mümkün değildir. Bu durumda amaç, 'doğru harita'yı oluşturmak değil, sistem yaklaşımına uygun en 'zengin harita'yı oluşturmaktır. Bir sorun karşısinda ne kadar çok davranış alternatifi varsa başarı şansı da bu çeşitlilik oranında artar. Mükemmel kişiler, çok çeşitli bakış açıları ve çok sayıda davranış seçenekleri içeren haritalara sahip olan kişilerdir. NLP, bakış açılarını ve davranış seçeneklerini artırma, zenginleştirme yöntemleri sunar. Çok secenek sahibi olmak kişiyi mükemmelliğe yaklaştırırken, çok çeşitli bakış açılarına sahip olmak da olgunlaştırır. Empati: Olayları, insanları, davranışları, dünyayı algılama şeklinizi değiştirdiğinizde, farklı gözle bakmayı öğrendiğinizde empati aşamasına gelirsiniz. Bu aşamaya geldiğinizde iletişiminiz mükemmelleşir. İletişimin önemini günlük yaşantınızdaki olayları derinlemesine düşündüğünüzde daha iyi anlarsınız. "Bir gün hastaneye ağır hasta bir kız çocuğu getirirler. Çocuğun tek yaşama şansy 5 yaşındaki kardeşinden acil kan nakli yapılmasıdır. Küçük kardeş, aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığı yok eden bağışıklık oluşmuştur. Doktor, durumu 5 yaşındaki çocuğa anlatır ve ablasına kan verip veremeyeceğini sorar. Küçük Çocuk bir an duraksar. Sonra derin hir nefes alır ve; 'Eğer kurtulacaksa kanımı veririm' der. Küçük kardeş kan nakli yapılırken ablasına bakar ve gülümsemeye çalışır, Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlar. Ama küçük çocuğun rengi de giderek solmaya başlar. Gülümsemesi de gittikçe yok olur. Titreyen bir sesle doktora sorar: 'Hemen mi öleceğim?' Küçük çocuk doktoru yanlış, anlamış, ablasına vücudundaki tüm kanı verip öleceğini sanmıştır. Aslında küçük çocuk yanlış, anlamamıştır, doktor konuyu iyi anlatamamıştır. Burada önemli olan, doktorun .söylemek. islediği değil, çocuğun ne anladığıdır." Yazı |
||
|
||
| Depresyonla Savaşta en Etkili Olan Dört Gıda Maddesi [/size] Harvard Üniversitesi uzmanları, depresyonla savaşta en etkili olan dört gıda maddesini belirledi: Pekmez, somon balığı, pancar ve ceviz. Mutsuz olduğunuz dönemlerde yediklerinize dikkat edin. Balık, ceviz gibi besinler depresyonu engelliyor. Amerika'daki Harvard Tıp Fakültesi'ne bağlı McLean Hastanesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre bazı gıdalar insanların depresyona girmesini engelliyor ve depresyondan kurtulmasına yardımcı oluyor. Besin Ve Serotonin Yapılan araştırmada somon balığı, pekmez, pancar, ceviz, keten tohumu gibi besinlerin depresyona iyi geldiği belirlendi. Araştırmanın başında bulunan profesör Bill Carlezon Balıktaki omega 3 yağ asidi ile pekmez ve pancardaki uridin maddesi depresyonu engelliyor. Balık yiyenlerin depresyona girme riski azalıyor dedi. İnsanların özellikle mutsuz olduğu dönemlerde yediklerine dikkat etmesi gerektiğini tavsiye eden Carlezon, bazı besinlerin mutluluk hormonu serotoninin salgılanmasına yardımcı olduğu görüşünde. Yapılan araştırmada çok az balık tüketen ülkelerde depresyon vakalarının çok fazla olduğu da ortaya çıktı. Örneğin balığın çok az tüketildiği Amerika'da 19 milyon kişiye depresyon teşhisi konmuş. Uzmanlar balığın çok fazla tüketildiği ülkelerde ise daha az depresyon vakası görüldüğünün altını çiziyor. Pekmez: Pekmezin içerisinde vitamin B ve kalsiyum enerjiye dönüşüyor. Depresyona karşı savaşıyor. Ayrıca içerisinde bulunan demir kansızlık durumuna karşı bire bir etkili. Somon balığı: B-6 vitamini bakımından zengin. B-6 vitaminleri vücudun protein ve yağı öğütmesini sağlar, ayrıca bağışıklık ve sinir sistemlerinin düzenli çalışmalarına yardım eder. Beyinde depresyonla savaşan kimyasal madde olarak bilinen, mutluluk hormonu serotoninin oluşmasına yardım eder. Tavuğun göğüs eti, böbrek, karaciğer, yumurta, pirinç, soya fasulyesi, yulaf, fındık, fıstık, muz, patates, avokado da en fazla B-6 vitamini içeren besinlerdir. Pancar: Vücuttaki dopamin eksikliği insanlarda aşırı yorgunluğa ve depresyona yol açar. Pancarındaki urudin isimli kimyasal madde dopamin üretilmesine neden olarak depresyonu engeller. Ceviz: Cevizin kolestrolü dengeleyici etkisi bulunuyor. Cevizde, en az balıkta olduğu kadar omega 3 bulunuyor. Depresyon riskini azaltan Omega 3 yağ asitleri kalp ve damar hastalıklarının tümüne karşı çok etkili. KAYNAK: Sabah |
||
|
||
| pozitivizm bu noktada çöktü. ruhu inceleyip ruhsal bozuklukları düzeltmeye kalkan bilim ancak bu kadar sıçabilirdi. bizi aya taşıyan, kuduz aşısını bulduran AİDS ve Kansere karşı bile her gün yeni yeni yöntemler keşveden bilim bu noktada tam anlamıyla 100% oranda sıçtı. Olay bu arkadaşım. Tanrıyı inkar edenin bence önce bunu düşünmesi gerek. ruh hastalıkları insanları ya maneviyata sürükler ya da senelerce, belki de ömür boyu ruh hekimlerinin elinde süründürür. ilaçlar, suratınıza bakıp sizi 50 dakka dinleyen doktorunuz hayatınızın parçası olur ve öyle yamalı gibi gidersiniz gidebildiğiniz kadar. gidemediğiniz yerde bi ilaç daha verirler, daha artarsa yatırırlar, çıkarsınız, sonra tekrar dönersiniz... Bilim bugün bütün ruhsal hastalıkları tedavi ediyo ama hiçbirini iyileştiremiyo. depresyon durumunda hoca mı psikologmu? deseler 100% hoca derim. bunun aksini savunabilcek bi ateist var mı? |
||
|
||
| işte böyle konuştuğun zaman sana bayılıyorum leo.... hep böyle konuşsan... çocuklaşmadan... ne güzel olur.... |
||
|
||
Alıntı Mutsuz olduğunuz dönemlerde yediklerinize dikkat edin. Bir arkadaşım psikiyatriste gitmişti depresyon tedavisi için, doktoru bol bol çekirdek yemesini tavsiye etmiş, çok komik gelmişti bana. Çekirdek yerken fiziksel olarak hareket halinde olacağı için enerjisini falan mı atıyo diye düşünmüştüm ilk önce, sonradan çekirdeğin içinde bulunan magnezyumun yatıştırıcı özelliği olduğunu öğrendim. Tıpkı yoğurt, ayran falan içtikten sonra gevşemeniz gibi... Tavsiye ederim diicem ama cilde de hiç iyi gelmez.
|
||
|
||
kız bence haklı,cildin güzelliği mi önemli,depresyon mu
|
||
|
||
depresyon durumunda hoca mı psikologmu? deseler 100% hoca derim. bunun aksini savunabilcek bi ateist var mı? [/quote] inanan insanlar için nevrozlarda hoca falan etkili olabilir.iyileşeceklerine inandıkları için iyileşirler.ama iyileşeceklerine inanmyan vede hocaya inanmayan ateistleri hoca nasıl iileştrecek açıklarmsnz. |
||
|
||
| evvetttt..hadi yeni kampanyamız hayırlı olsunnnn depresyon için inanalım
|
||
|
||
| ilk 2 cümle leonardonun alıntı gibi görünmemşte.zıt 2 şey yazmş gibi oldum. valla ben katılammm bu kampanyaya.inanmadanda çıkarım depresyonlarımdan.aşarım dağları taşları hiçbişy yıkamaz beni |
||
|
||
bende sana inat_nie inatsa _ bu kampanyaya katılıyorum..hatta başlatıyorum..evvettt,başka var mı ?
|
||
|
||
| leonardo sonuna kadar hakli.......ben ilk defa midem yandigi icin doktora gittigimde depresyondan demisti.....15 yasindaydim.....o zamandan beri kendimi depresyonda saniyom.... | ||
|
||
Depresyon hakkında söyleyeceğim tek şey şu; sağduyu hiç işe yaramıyor. "Kafanı takma geçer", "Herşey zamanla düzelir" , "Canım hayatında her şey yolunda, boşver gitsin" tarzı değerlendirmeler sorunu asla hafifletmiyor.Yapılması gereken depresif hissettiğimiz günlerde buna neden olan asıl düşüncemizi tanımlamaya çalışmak galiba. Çünkü ruh halimizden bu olumsuz duygular sorumlu... Bunları yeniden yapılandırdığımızda bu halet-i ruhiyeden kurtulabiliriz sanırım. |
||
|
||
Depresyon hakkında söyleyeceğim tek şey şu; sağduyu hiç işe yaramıyor. "Kafanı takma geçer", "Herşey zamanla düzelir" , "Canım hayatında her şey yolunda, boşver gitsin" tarzı değerlendirmeler sorunu asla hafifletmiyor.Denge'ye bu konuda katılıyorum. Hatta çoğu zaman bi sıkıntım olduğunda yanımdaki insanın bunu mu kafaya takıyorsun, herşey düzelecek emin ol sözleri ruhumu daraltıyor. Çünkü beni anlamadığını düşünüyorum o anda yada savsakladığını. O sakinleştirmeye çalışsada aslında daha çok sıkılmama neden oluyor. Benim sorunumu küçümsemek yerine, neden olan şeyi çözmeye çalışsa belki rahatlayacağım biraz daha yada düşünmediğim şeyleri düşünme fırsatı bulacağım.. Belkide beni bana bırakmalı,üstüme gelmemeli.. Her sıkıntının şerbeti farklı oluyor ve herkes bu şerbetin kıvamını tutturamıyor.. |
||
|
||
| insanın kendine yaptığını başka kimse yapmıyor...depresyonda da böyle hissediyorsun çoğu zaman "neden kendime bunu yapıorum?" bu zamanlarda yapılacak şey önce kafanı kurcalayıp,beynini kemiren,seni yakıp kavuran konuyu tüm ayrıntılarıyla belirlemek.asıl sorunun farkına vardıktan sonra yapman gereken iki şey kalıyor geriye.kabullenmek veya reddetmek.kabullenmek zor olanı reddetmek ise kolay olan yol.haliyle çoğu zaman kolay yol tercih ediliyor reddediyorsun.ama bu çözüm olmuyor.zor olsada kabullenmeyi seçmeli.yaşadıklarının doğal bir süreç olduğunu bilip bu süreç ne kadar zor olsada bunun bigün biteceğini anlamak düşüyor sonuçta insana...şu hayatta kalıcı olan ne ki?her şey geçiyor gidiyor... eğer yapılabiliyorsa (ki yapılmayacak bişey değil) Allah a sığınmalı, bol bol dua etmeli, kendin ve çevrendekiler için... |
||