|
||
Bilgi olmadan onun temsiliyetinden bahsedemeyiz. Temsiliyetini oluşturamadığımızı söyleyemeyiz. Söylevin bilgiyi sırtından attığı bir durum olsaydı eğer bu artık bir temsiliyet olmazdı. Taşınmayan-şey ya da hiçin söylev üzerindeki etkisi onu emsalsiz kılardı. Şu anda söylenebilecek en anlamsız şeyi söyleyelim, sonra işaret ettiği rastgele bir kavramı yok edelim ve tekrar söyleyelim, bunu defalarca tekrar edelim: söylevin evreni giderek daralacak ve can çekişmeye başlayacak, şekli bozulacak, sesi tanınmayacak hale gelecek. Bütün kavramları tükettiğinde söyleyebilecek kendisinden başka (geriye ne kalmışsa) bir şey kalmayacak ve yaşam döngüsüyle ulaşarak taşıdığı tek bilgi değeri olan kendisini de yutacak. Burada farklı olan, bilginin temsiliyetinin bilginin kendisiyle doğrudan örtüşür hale gelmesi. Başka bir deyişle kendini gören Narcissus'un gözünden yansısının son sözleri. Bilmeden söyleyebiliriz... onu yok edebilmemiz de hiç bilmeyişimize bağlı olabilir belki.. Söylenebilir olandan bahsediyorum tabi ki... diğerine ufak da olsa yaklaştığımı söyleyemem...her ne kadar söylenebilir olsa da ![]() Bildiğimiz mantığımıza kurban zannederdim, ama, gördüm ki suyun içindeki iki uygunsuz madde gibiyiz, peki, bilmek için gördüğümüz ne? Bu cümle ile bile cümlenin bilgisinin bende gördüğü bir şey yok, ben bilgiyi açığa çıkartıyorum, var olduğunu gösteriyorum… Evet, bilgi orada. Bilgi olarak, ad konmuş, sıfat edinmiş şekilde. Kendi bilgisinin eşiğinde bilgi edinen bir bilgi. Kendinden satlı! Bilgiden kurtulabileceği ve suya çözünüp karışılabilen modu mevcut değil! Tek başına benim gibi kaygan ama benim gibi kendine hariç herşeye yabancı… Bir şeyin bilgisine sahip olup onu söyleyebilme olanağı yaratılabilir mi? Evet yaratılır, bu yine bilginin bilgi olarak orada var olduğuna dair simülatif bir yüzme… Çünkü ancak su üstünde yüzebilirsin, onda çözünemezsin… Bu bilginin red edilişidir. Bilmeden inanabilir miyiz? Söylenilebilir şeyler var mı? Varsa bunun bilgisini gördünüz mü? |
||
|
||
| Toplumun tüm taassuplarını özgürlüğüne barikat yaptın ve sonra kalktın kalıplara girmeyi sevmem , şekilci değilim ben diye saçmaladıkça saçmaladın . Tabularında yoktur ha senin . Biri bunu söylemeli sana , tutarsızsın sen . Var dediğin prensiplerine ne oldu ? Ha tabii onlarda şekilciliğinin altında ezim ezim ezildiler .Zaten de yoktular ki ! Hiç uğraşma , nihil değilsin ki sen ! Kendinle yüzleş , yüzleş . İçindeki şeytanın özelsin sen söylemlerine dalıp sıradanlığını görmezden gelemezsin . Hiç olmazsa bunu kabul et . Yeter çık oradan .İçini dışına çevir ve bak uzun uzun . Gördüğünden hoşnut olsan da olmasan da bu sensin ! Kaçma , dik gözlerini ve bak kendine ! | ||
|
||
| var olmakta gizli olan gerçek değil midir? gerçeği söylemek gerçeği yok etmektir. gerçek söylediğimiz dışında herşeydi. yok edilemez: çünkü söylenemez. tariflerimize gömülü olan bu söylenebilir olmayan gerçeği şişme tuğlalarla örülmüş duvarlar arasında yaşatılabilir kılmaktır yaptığımız. sen yaşıyorsun, öyleyse sözlerin de. kanıtı bu duvarlar: sözlerimin, bedenimin...ve her duvar yıkıldığında gerçeği söylemeye yaklaştığını düşünürken yıkıntılarından yeni bir duvar inşa ediyorsun. bir şato belki..dışarıdan güzel göründüğüne inandığın, hatta göründüğüne inandığın..onları var ediyorsun, kendini var ediyorsun. öğütülen bilginin dışkısı olsa idi bu boktan şeye gerçek diyebilirdik. ve bunu yiyebilmek için inancın gözümüzü karartması kafi gelirdi. kısacası ne kadar çok şey söylersem konunun içine de o kadar edeceğimi düşünüyorum. (anlatımda geçen birinci,ikinci,tekil,çoğul şahısların gerçekle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur..)söylenebilir bir şey bulma düşüncesine dönersek... |
||
|
||
Toplumun tüm taassuplarını özgürlüğüne barikat yaptın ve sonra kalktın kalıplara girmeyi sevmem , şekilci değilim ben diye saçmaladıkça saçmaladın . Tabularında yoktur ha senin . Biri bunu söylemeli sana , tutarsızsın sen . Var dediğin prensiplerine ne oldu ? Ha tabii onlarda şekilciliğinin altında ezim ezim ezildiler .Zaten de yoktular ki ! Hiç uğraşma , nihil değilsin ki sen ! Kendinle yüzleş , yüzleş . İçindeki şeytanın özelsin sen söylemlerine dalıp sıradanlığını görmezden gelemezsin . Hiç olmazsa bunu kabul et . Yeter çık oradan .İçini dışına çevir ve bak uzun uzun . Gördüğünden hoşnut olsan da olmasan da bu sensin ! Kaçma , dik gözlerini ve bak kendine ! Kendini gören doğmamıştır… Gören, kendini dahi gören sanıdır. "Bana prensip sahibi olduğumu söylüyorlar." Mesele, kendi dairemde meşhur elem tekniiklerini çuvaldız dehasıyla gerçekleştirirken ilmime muhtıra ve tebliğler yayınlatmaları. Bir araştırıcı hüviyet bana devrinin normal programını öğretme azmi ininde revaçta kaldı. Kısır yorum ve hiçbir veçhile havanın bu ağırlığına dayanamadı. Rutubetin özel hallerine "usul-i hendese" ile elem öğretiyor. Siv’ir atre tuhaf güç, saplantıdan yapılmış büyük bir çanta. Saplantıdan doğmuş bir nahv ellif gözüyle iddia yağmuru yağdırıyor. Bu apartmanın zemin katında bir buzdağı var, ve en büyük iddiası bu rutubetli dairenin kirasını ödeyen benim! |
||
|
||
| SANI hiç değişmedi san sen öyle dıştan gir içeri - göz göz olmuş- ama yerinmez -çünkü kendi yerinde- ayrıca neden değişsin konum söyle yaşanırken hep ortak duyum eğri bir çizgi dudak -acı gülümseyiş- her zaman vardı yanıltan hiçdeğişmedisansenöyledıştan Eray Canberk |
||
|
||
babama sölüyorum bu şarkıyı bilincim öle diyo...![]() hatayı ben en başında yaptım aynı evi senle paylaşarak... kendimi çok takdir edicem ayrılığı kutlayarak... veda ederken üzülmüş gibi tutma ellerimi acıyarak... kendine dev aynasında değil boy aynasında bi bak... beni yakalayamaz,beni yakalayamaz..
|
||
|
||
| Geceye nersin? Geceye ne dersin, nöbetçi? Yükselen bir kuşak görüyorum, inen bir kuşak görüyorum. Kocaman bir kuşak yükseliyor, görüyorum, tepeden tırnağa silahlanmış, yaşama doğru sevinçle silahlanmış da yükseliyor. Ne görüyorsun kulenin tepesinden? Lyncéus, kardeşim, ne görüyorsun? Yazık! Yazık! Bırak, öteki peygamber ağlasın; gece geliyor, gün de. Gece geliyor, günümüz de. Uyumak isteyen uyusun. Lyncéus! İn şimdi kulenden. Gün doğuyor. Ovaya in. Daha yakından bak her şeye. Lyncéus gel! Yaklaş. İşte gün doğdu ve biz buna inanıyoruz. |
||
|
||
| Deniz kiyisina iyice yaklasmisti,kumlu dalgaciklar potinlerini saplatiyordu.Taptaze hava karsiladi onu,sahlanan sinirlerini oksayarak,nurluluk tohumlarindan fiskiran vahsi hava rüzgarlari.Dur,Kish,in fenerkulesine gitmiyorum,degil mi?Ansizin durdu,ayaklari agir agir deprenen kumsala batmaya baslamisti.Geri dön. Dönerken,ayaklari yavas yavas yeni acilan yuvalara batadursun,gözleriyle güney sahilini taradi.Kulenin kubbeli soguk odasi beni beklemekte.Gözleme kulesindeki deliklerinden giren gün isigindan mizraklar,ayaklarimin agir agir batmasi gibi,zeminin kadraninda aksamkaranligina dogru muttasil sürünmekteler.Alacakaranlik mavi,günbatisi,lacivert gece.Kubbenin kör karanliginda bekliyorlar,sandalyeleri geriye kaykiltilmis,anitkaya valizim,kaldirilmamis bir sofranin cevresinde.Kim kaldiracak?Anahtar onda.Bu gece gelende ben orda yatmayacagim,Sessiz bir kulenin kapali kapisi,panterlisahip ile zagarinin duygusuz bedenlerini kefen gibi örtecek.Seslen:Yanit yok.Ayaklarini,batan kumlardan cekerek kayalik mendirekten geriye döndü.Her seyi kavra,her seyi kavza.Ruhum benimle birlikte yürüyor,bicimler bicimi.Iste,ayin gözcülügünde,Elsinore,un ayartici tufanini dinleyerek,gümisi samur siyahi kayalarin üzerindeki keciyolunu arsinliyorum. Ulysses(3.bölüm-kiyi) |
||
|
||
Ulysses in yeri mi değişti Xantippi ? ( şaka şaka ama bu kitap seni hayli yoracağa benziyor , ilgiyle izliyorum , kolay gele sana )
|
||
|
||
Geceye nersin? Geceye ne dersin, nöbetçi? Yükselen bir kuşak görüyorum, inen bir kuşak görüyorum. Kocaman bir kuşak yükseliyor, görüyorum, tepeden tırnağa silahlanmış, yaşama doğru sevinçle silahlanmış da yükseliyor. Ne görüyorsun kulenin tepesinden? Lyncéus, kardeşim, ne görüyorsun? Yazık! Yazık! Bırak, öteki peygamber ağlasın; gece geliyor, gün de. Gece geliyor, günümüz de. Uyumak isteyen uyusun. Lyncéus! İn şimdi kulenden. Gün doğuyor. Ovaya in. Daha yakından bak her şeye. Lyncéus gel! Yaklaş. İşte gün doğdu ve biz buna inanıyoruz. Sıkı bir U-düşüş! Yükselen yük ocağı kurar, eninde sonunda düşeceğini bildiği için... Yanlış sat! Ocakta elbette doğacak yeni kuşağın sedası gür çıkmalı! Gece bir armonidir, gün armoniyi öldürür... Yaşama doğru utkuyla bakınmak armoninin tan kızıllığı! İşte tan kızıllığı ve ben buna inna'nıyorum... |
||
|
||
| işte ben! Bunu seviyorum,aklımdan geçiyordum da bir uğrayayım dedim getirdiklerimle...Ne mi getirdim?Bol bol anlaşılmazlık...Kime derseniz;kim alırsa ona... Kafanızda onca düğüm varken bir de benimkiyle uğraşamazsınız,boşver gitsin.Ama ne yapalım internet bilinçaltı çöplüğü haline geldi.Belki bize de açılır bazı kapılar. Güçlü olmayı bilmeli;kalemle yapacağın en büyük master kendi zihninde olacaktı.Ve sonuçta ben burdayım,oturduğum yerde...Gidecek yer yok zihnimden başka... Bilinç aktı yine şelale misali,ve sınırlıydı derem.Barajları çektim,sanki saklayacak kadar değerliydi çamurlu bilincim.Ama bu kadar...Arıtma tesisi çalışana kadar güle güle... |
||
|
||
| Seçimler hep kral ve danışmanları meramıyla yürür, kral karmançormandır, danışman güruh! Yaldızlayan yapmacık hürmeti başlangıç koşullarına getiren neşeli ve kendine denk bir pişmanlık ruhu var... Kral olmayı istemiştin, ama hep danışmanı oldun... Sen üzüldün, lakin Nuh'un gemisinden çıkma rengarenk bir yaygara hürmete yol alan saati durdurdu, lakin bozdu! Tam tekrar kurulacağın vakit sana :"Danışmanı kralın, daha değerlidir kraldan!" dedi. Leo Strauss... En iyisi pişmanlığı kendine konuş; iki kral görüyorum ve ancak bir tane eşek! Tuhaf! Nasıl bağdaşır bu? |
||
|
||
| seçimler seçilenler herkes kendi adının derdinde beninin değil adale t gelişmiş gelişmiş pom diye patlatmış kendini lime lime yerlerde sen koş dur çaban oldu mu sana bir çıban(Başı) yaftası bittttiiiiiii el öpülür etek öpülür ister itinayla ister yalayaraktan salya sümük yeter ki olsun adın bir yerlerde esamesi okunsun görkemli bedeninin görkem şaşa gösteriş gösteriş hepsi safsata ağız kalabalığı boşşşşşş bomboşşşşşş eyyyyyy ehl i diller nerdesiniz? |
||
|
||
| yoruldu artık çarpışmaktan kendisiyle tek dediği bu, bugünlerde yoruldu ve silkip attı omuzundaki havlusunu terk edip gitti ringini yumruklarıyla yüzü gözü mosmor kendisinin efendisi olmadan köleliğini alkışladı kendinin kendine. ıslak kaldırımda adımları sıklaşırken başı önünde yaşamı yine ıskalarken yine ıskalanırken |
||